coronavirüsün mücbir sebep kapsamında sözleşmelere etkisi

Coronavirüste Mücbir Sebep ve Sözleşmelere Etkisi

(5 Dakika Ortalama Okuma Süresi)

COVİD-19 (coronavirüs) salgını hayatın her alanını etkilediği gibi sözleşmesel ilişkileri de olumsuz anlamda etkilemeye devam ediyor. Bu noktada en çok merak edilen konular arasında salgından ötürü ifa edilemeyen borç ilişkilerinin yani sözleşmelerin akıbeti ne olacak sorusu yer alıyor.

Yazımızda corona sürecinde sözleşmelerle ilgili ne gibi sonuçlar doğabileceğine ilişkin önemli ayrıntılara yer verdik. Belirtmemiz gerekir ki normal şartlarda bile sözleşme ilişkileri için avukat yardımı almak gerekirken bu tür olağanüstü durumlarda avukat yardımı almak iyice önem kazanır.

Ayrıca konu hakkında genel bir bilgi sahibi olmak da yararlı olacaktır. Yazımızı bu amaç doğrultusunda dikkatli okumanızı tavsiye ederiz. Öncelikle mücbir sebebin ne olduğuna ve coronavirüsün bu kapsamda olup olmadığına değineceğiz. Ardından sözleşmelere ne şekilde etki ettiğine değineceğiz.

Mücbir Sebep Nedir?

Bir hukuki ilişkinin, daha özelde bir borcun ihlal edilmesine yahut aksamasına neden olan, ilgili kişilerin kusuruna bağlı olmayan yani harici nedenlerden kaynaklanan, kaçınılmaz ve öngörülemez bir takım hallere mücbir sebep denir.

Coronavirüs salgınının sözleşme türlerine etkisine geçmeden önce mücbir sebebi tanımladık. Çünkü COVİD-19 virüsünün hukuki ilişkilere etkisi bu çerçevede gelişmektedir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere mücbir sebebin 3 temel unsuru var. Bunlar; harici olma, öngörülmez olma ve kaçınılmaz olmadır.

Esasen genel olarak mücbir sebebin ne olduğu ve sonuçları meselesinin ayrıntısına burada girmiyoruz. Kısaca tanımlamamız bu yazı için yeterli olacaktır. Bu konunun ayrıntıları için “mücbir sebep nedir” başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Aşağıda konunun COVİD-19 özelinde ne gibi sonuçları olduğunu izah edeceğiz.

Coronavirüs Salgını Mücbir Sebep Sayılır mı?

Coronavirüs bir salgın oluşturması bakımından mücbir sebepler arasında yer alabiliyor. Çünkü söz konusu salgın; sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi konusunda engel oluşabilmekte ve bunun sonucunda dava ve icra takipleri doğabilmektedir.

Bu ifa edememe durumu, taraflardan kaynaklanmamakta, kaçınılmaz ve öngörülmez özellik taşımaktadır.

Esasen belirtmek isteriz ki burada öncelikle sözleşmeye bakılmalıdır. Yani COVİD-19 salgınının ilgili sözleşme için mücbir sebep kapsamında yer alıp almayacağı, ne tür sonuçlar doğuracağı vs. buna göre belirlenir.

Corona salgınının ilgili sözleşme için mücbir sebep olarak kabul edecek olursak illiyet bağı kesilir ve taraflar sorumluluktan kurtulur.

Somut olayın özelliklerine göre bir takım sonuçlar doğar. Bunlara aşağıda değineceğiz.

Sözleşmede Mücbir Sebebe İlişkin Hüküm Olup Olmama Durumu

Sözleşme kurulurken taraflarca Corona salgını gibi öngörülemeyen haller için mücbir sebep ve uyarlama hükmü konulabilir. Uygulamada çoğunlukla sözleşmelerde buna ilişkin anlaşma sağlanır.

Burada kimi zaman Türk Borçlar Kanunu madde 136, 137 ve 138’de yer alan hükümlere atıfta bulunulur, kimi zamansa farklı düzenlemeler belirlenir.

Peki sözleşmede mücbir sebep hükmünün olması veya olmaması ne sonuç doğurur? Şöyle ki;

Sözleşmede Mücbir Sebebe İlişkin Hüküm VARSA

Eğer böyle bir anlaşma sözleşme içinde varsa bu hükümlere itibar edilir ve sonuçlar buna göre doğar. Ancak somut olayın özellikleri kapsamında bu hükümlerin uygulanması ciddi bir dengesizlik ve haksızlık oluşturuyorsa muhakkak surette bunlar uygulanacak diye bir şey yoktur.

Böyle bir durumda kanuni düzenlemelere değil, hakimin sözleşmeyi uyarlaması yoluna gidilir. Hakim bu uyarlamayı yaparken tarafların tahammül seviyelerini ve değişen yeni koşulları gözetir.

Sözleşmede Mücbir Sebebe İlişkin Hüküm YOKSA

Eğer böyle bir anlaşma sözleşme içinde yer almamışsa bu sefer kanundaki tamamlayıcı hükümlere bakılır. Bu şekilde bir çok tamamlayıcı kanun maddesi vardır.

Örnek olarak; TBK m. 98, 182, 296, 331, 333, 369, 435, 480, 575, 639 vb. gösterilebilir. Bu tamamlayıcı hükümler sözleşmenin uyarlanmasına yetiyorsa buna göre işlem yapılır.

Ancak somut olayın özellikleri kapsamında kanundaki düzenlemeler yetersiz kalabilir. Bu noktada TBK 136, 137 ve 138 düzenlemeleri uyarınca sözleşme sona erebilir veya uyarlanması sağlanabilir. Bu saydığımız hükümler neredeyse tüm sözleşmeler için geçerlidir.

En temel kural şudur ki; mücbir sebep halinde borcun ifası imkansız hale geldiği için borç sona erer ve sözleşme sonlanır.

Ancak sözleşmede uyarlama hükmü bulunabilir. Bu uyarlama dediğimiz mesele 3 şekilde olabilir. Bunları bir tablo ile izah edebiliriz:

Sözleşmede Uyarlama Klozunun Yer Alması

İradi Uyarlama

Tarafların ileride meydana gelebilecek olağanüstü durumları öngörerek sözleşmeye bu durumlara ilişkin bazı hükümler konmasıdır. Bu hükümlerin geçerliliği, taraflar arasındaki edimler arasında denge olmasına bağlıdır.

Kanuni Uyarlama

Taraflar sözleşmede uyarlamaya ilişkin net belirlemeler yapmamış veya kanuna atıfta bulunmuş olabilir. Böyle durumlarda kanuni hükümler uygulanır.

Hakimin Uyarlaması

Somut olayın özelliklerine göre kanuni uyarlama hükümleri yeterli olmayabilir yahut tarafların belirlediği uyarlama hükümleri dengesiz ve dürüstlük kuralına aykırı olabilir. Böyle bir durumda hakimden sözleşmeyi uyarlaması istenebilir. Bu durumda dava açmak gerekecektir.

COVİD-19’un Sözleşmelere Etkisi ve Sonuçları

COVİD-19 salgınından ötürü ortaya çıkan sonuçlar genel olarak belirli sonuçlar doğurmuş olsa da her sözleşme için farklı sonuçlar doğurabilir. O sözleşmede ne gibi beklenmeyen bir durum oluşturduğuna bağlı olarak farklı sonuçlar doğar. Bunları şu şekilde gösterebiliriz:

Borcun İfası Tamamen İmkansız Hale Gelebilir

TBK 136 hükmü uyarınca mücbir sebepten ötürü sözleşmeden doğan borcun yerine getirilmesi tamamen imkansız hale gelirse bu borç sona erer ve herhangi bir tazminat ödenmez.

Karşı taraftan alınan ödemeler veya başka edimler iade edilir. Tabi bunun için tarafların birbirine bir takım gerekli bildirimleri yapması gerekir.

Borcun İfası Kısmen İmkansız Hale Gelebilir

TBK 137 hükmü uyarınca bir sözleşmeden doğan borcun mücbir sebepten ötürü kısmen imkansız hale gelmesi halinde sadece imkansız olan kısımdan ötürü sorumluluk sona erer.

Ancak bu imkansız olan kısım olmasaydı sözleşme yapılmayacak idiyse yani sözleşmenin önemli bir parçası ise bu sefer sözleşmeden doğan borçların tamamı sona erer.

Borcun İfası Çok Güç Hale Gelebilir

TBK 138 hükmü uyarınca beklenmeyen bir nedenden ötürü borcun yerine getirilmesi aşırı güç hale gelirse sözleşme şartları ve hükümleri yeniden uyarlanır. Uyarlama ile ilgili kurallara yukarıda değindik.

Eğer somut olayın özelliklerine göre uyarlama mümkün değilse sözleşmeden dönmek mümkündür. Eğer sürekli bir edim söz konusuysa sözleşme feshedilebilir.

Borcun ifası kısmen imkansız hale geldiğinde eğer taraflardan biri kısmi ifaya razı olursa o karşılık oranında kısmi ödeme yapacaktır. Eğer kısmi ifa kabul edilmezse yukarıda bahsettiğimiz tam ifa imkansızlığı durumu söz konusu olur.

Pandemiden ötürü sözleşmeden doğan borç zamanında ifa edilememişse mücbir sebep taraflara yükletilemeyeceği için karşı tarafın geç ödemeden doğan zararını tazmin etmeye gerek olmaz. Yani alacaklı zararını talep edemez, müspet zararını (zamanında ifa edilseydi elde edeceği karı) da talep edemez. Sözleşmeden dönme hakkına sahiptir ancak sözleşme yapılamadı diye doğan menfi zararınını da talep edemez.

Coronavirüs’ten ötürü borç gereği gibi ifa edilememişse, gene taraflara kusur isnad edilemeyeceği için gereği gibi ifa etmemeden doğan zararın tazmin edilmesine gerek olmaz. Borçlu temerrüdüne ilişkin sonuçlar doğar ancak bu sonuçlar arasında tarafların kusuruna dayalı olarak ortaya çıkanlar doğmaz. Örnek vermek gerekirse tazminat talep edilemez.

Bazı ihtimallere değinmiş olduk. Burada her sözleşme için ayrı ayrı sonuçlara değinmemiz mümkün değil ancak bahsettiğimiz kurallar tüm sözleşmeler için geçerlidir. Ancak bununla birlikte bu kurallar her sözleşmede farklı görünüm kazanır.

Dolayısıyla ortaya çıkan hukuki problemin en doğru şekilde sonuçlandırılabilmesi için avukat yardımı almak gerekir.

Coronavirüs Salgınının İşyeri Kiralarına Etkisi

Coronavirüs şüphesiz ticari hayatı çok etkiledi. Bu noktada en önemli meselelerden birisi işyerini zorunlu olarak kapatan, tedbiren kapatan veya kapatmasa bile bozulan piyasadan ötürü kirasını ödeyemeyen kişilerin işyeri kira ödemelerinin ne olacağı meselesidir.

Burada gene yukarıda bahsettiğimiz hükümlere göre hareket edilse de daha özel değerlendirme yapılması gerekiyor. Burada ayrıntısına değinmeyeceğiz, bununla ilgili olarak “Coronavirüs Nedeniyle İşyeri Kiralarının Ödenmemesi” başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Coronavirüs Salgınının Kamu İhale Sözleşmelerine Etkisi

Kamu ihale sözleşmeleri de bu süreçte sekteye uğramıştır. Cumhurbaşkanlığı genelgesi ile kısmen veya tamamen imkansız hale gelen edimler belgelendirilerek idareye başvuru yapılmalı ve ilgili durumun mücbir sebep sayılıp sayılmayacağının değerlendirilmesi sağlanmalıdır.

Bu değerlendirmeyi Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak ilgili idareler yapar. Bu halde yükleniciden kaynaklanan bir aksama olmadığı tespit edilirse süre uzatımı, sözleşmenin feshi veya somut olayın özelliğine göre yükleniciye başka kolaylıklar sağlanacaktır.

02.04.2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 2020/5 sayılı Cumhurbaşkanlığı genelgesine ‘buradan’ ulaşabilirsiniz. Ayrıca sürece ilişkin yeni genelge ve duyuru yapıldıkça yazımızı güncelleyeceğiz.

Belirtmemiz gerekir ki oldukça önemli bir konu olduğu için bu başvuruya önem vermek gerekir. Kabul edilebilir bir başvuru muhakkak avukat yardımı alınarak halledilmelidir. Ayrıca sadece kamu ihale sözleşmeleri değil, diğer idari sözleşmeler ve işlemler için de benzer durum söz konusu olduğundan sürece önem vermek gerekir.

Coronavirüs Salgınının Uluslararası Sözleşmelere Etkisi

Bu konu ile ilgili olarak uluslararası bazı sözleşmeler mevcuttur. Bunların başında ‘Milletlerarası Mal Satım Sözleşmeleri Hakkında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ gelir. Uygulamada kısa adıyla CISG (Viyana Satım Sözleşmesi) olarak bilinir. 2011 yılı itibariyle Türkiye için de geçerli hale gelmiştir.

CISG madde 79 mücbir hal benzeri bir durumdan bahsetmekte ve aynı unsurların gerçekleşmesi halinde ifa edememeden doğan sorumluluğu kaldırmaktadır.

Ayrıca uygulamada bir takım ülkeler Birleşmiş Milletlere başvuru yaparak Corona salgınının mücbir sebep olmasına ve sözleşmelere etki etmesine ilişkin sertifika başvurusunda bulunmuştur.

Geçmişte bir takım salgınlar bu sözleşme kapsamında mücbir sebep kabul edilmemişti. Ancak Birleşmiş Milletlerin ilgili birimleri Corona ile ilgili mücbir sebep kabulü olacağı yönünde açıklamalarda bulundu.

Belirtmemiz gerekir ki uluslararası sözleşmelerden ötürü doğan zarar ve ifa edememe durumları için hukuki zemin iyi oluşturulacak şekilde bir yol izlenmelidir. Bunun için de ihtimallere göre bir strateji belirlemek ve bu anlamda avukat yardımı almak gerekir.

Pandemi Sürecinde Hukuki İşlerde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yukarıda coronavirüs salgını sürecinde sözleşmelerin akıbetinin ne olacağına değindik. Ancak belirtmemiz gerekir ki mesele bundan ibaret değildir.

Burada bahsettiklerimiz temel kurallardır ve her somut olay kendi içerisinde farklı özellikler barındırır. Her meseleye mevzuat içerisinde farklı farklı hükümler ayrıca temas ediyor olabilir.

Bir hukuki prosedür başlatmadan önce tamamlanması gereken eksikler ve hazırlanması gereken uygun zemin olabilir. Bunların iyice hesap edilmesi ve dikkatli olunması gerekir. Aksi halde hatalı yahut ihmali işlemler ile telafisi güç zararlar doğar.

Bu tür durumlara mahal vermemek için avukat yardımı alınmalıdır. Hem zamansal olarak kazançlı çıkmak hem de hakların korunması adına hukuki yardım almak en sağlıklısıdır.

Bu makale faydalı mıydı?