iik 72 ve yargıtay kararları

İİK 72 ve Yargıtay Kararları

İçindekiler Tablosu

İİK 72 (Menfi Tespit ve İstirdat Davaları)

Madde 72 – (1)(Değişik: 18/2/1965-538/43 md.)
Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.

(2)İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.

(3)İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.

(4)(Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.

(5)(Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.

(6)Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.

(7)Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.

(8)Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.

İİK Madde 72 Yargıtay Kararları

Ödenen Bedelin Rücu Edilebileceği Dikkate Alınarak Menfi Tespit Davası Açmakta Hukuki Yararı Bulunduğu Dikkate Alınarak Davanın Esastan İncelenerek Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gerektiğine Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 3.HUKUK DAİRESİ E. 2017/7853 K. 2019/4067 T. 2.5.2019

• MENFİ TESPİT İSTEMİ ( İcra Takibin Devamında Diğer Davacıya Ait Taşınmazın Alacağa Mahsuben Satıldığı ve Borcun Ödendiği – Davacı Tarafından Davalı Alacaklıya Karşı Dava Tarihinden Önce Yapılan Ödeme Bulunmadığı Ödenen Bedelin Rücu Edilebileceği/Menfi Tespit Davası Açmakta Hukuki Yararı Bulunduğu Dikkate Alınarak Davanın Esastan İnceleneceği )

• HUKUKİ YARAR ( Menfi tespit – İcra Takibin Devamında Diğer Davacıya Ait Taşınmazın Alacağa Mahsuben Satıldığı ve Borcun Ödendiği – Davacı Tarafından Davalı Alacaklıya Karşı Dava Tarihinden Önce Yapılan Ödeme Bulunmadığı Ödenen Bedelin Rücu Edilebileceği Dikkate Alınarak Menfi Tespit Davası Açmakta Hukuki Yararın Bulunduğu )

• BORCUN ÖDENMESİ ( Menfi tespit – İcra Takibin Devamında Diğer Davacıya Ait Taşınmazın Alacağa Mahsuben Satıldığı ve Borcun Ödendiği/Davacı Tarafından Davalı Alacaklıya Karşı Dava Tarihinden Önce Yapılan Ödeme Bulunmadığı Ödenen Bedelin Rücu Edilebileceği – Menfi Tespit Davası Açmakta Hukuki Yararı Bulunduğu Dikkate Alınarak Davanın Esastan İncelenmesi Gerektiği )

2004/İİK m.72

ÖZET : Dava; menfi tespit istemine ilişkindir. Dava dosyası incelendiğinde; davalı tarafından davacının borçlu diğer davacıya kefil olarak imzaladığı iki adet senede dayalı icra takibi başlatıldığı, takibin devamında ise davacıya ait taşınmazın alacağa mahsuben satıldığı, bu şekilde borcun ödendiği, davacı tarafından ise borca karşılık yapılan ödemenin bulunmadığı görülmektedir. O halde, mahkemece; davacı tarafından davalı alacaklıya karşı dava tarihinden önce yapılan ödeme bulunmaması, ödenen bedelin rücu edilebileceği dikkate alınarak menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğu dikkate alınarak davanın esastan incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı H. C. tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili; davacılar tarafından davalının taşınmazının eğlenme mekanı olarak kullanılması için kira akdi yapıldığını, kira sözleşmesine istinaden senet düzenlendiğini ancak davalının taşınmazı bir başka 3.şahıs T. Ç. isimli şahsa kiraya verdiğini, taşınmazı bir başka kiracıya kiralamasına rağmen borçlu imiş gibi icra takibine girişildiğini, davacılar tarafından taşınmazın kullanılmadığını belirterek; müvekkillerinin davalı tarafa borcu bulunmadığının tespitine, karar verilmesi istemiştir.

Davalı; zamanaşımı süresinin geçtiğini, taşınmazın tahliye taahhüdü nedeniyle tahliye edildiğini, T. Ç. isminde kiracısı bulunmadığını, iddiaların doğru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davacılar her ne kadar menfi tespit istemine dayalı olarak işbu davayı açmış ise de, takip konusu borcun davacı M. Yüksel C.’e ait satışa çıkartılan taşınmazın A. E.’e ihale edildiği ve satışın 29/05/2012 tarihinde kesinleştiği böylece takip konusu borcun ödendiği, davanın ise borcun ödenmesinden sonra açıldığı, dolayısıyla açılan davada hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı H. C. tarafından temyiz edilmiştir.

Öncelikle, menfi tespit davası ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında ve ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır:

Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin ( borçlunun ) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır.

Menfi tespit davası 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu İİK 72. maddesinde düzenlenmiştir.

Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.

Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.

Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır.

Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonra da ileri sürülebilir.

Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır.

Buna rağmen borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması halinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir.

Bunun dışında icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür.

Borçlu belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi dayanaksız kalır ve borcu ödemekten kurtulur.

Ancak borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamaz. Bu halde borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davasıdır.

Dava dosyası incelendiğinde ise; davalı tarafından davacı Harun’un borçlu diğer davacı M.’un kefil olarak imzaladığı 01.11.2010 tanzim – 03.01.2011 vade tarihli 13.000 TL ve 01.11.2010 tanzim – 01/04/2011 vade tarihli 13.000 Bedelli iki adet senede dayalı icra takibi başlatıldığı, takibin devamında ise davacı M.’a ait taşınmazın alacağa mahsuben satıldığı, bu şekilde borcun ödendiği, davacı Harun tarafından ise borca karşılık yapılan ödemenin bulunmadığı görülmektedir.

O halde, mahkemece; davacı Harun tarafından davalı alacaklıya karşı dava tarihinden önce yapılan ödeme bulunmaması, ödenen bedelin rücu edilebileceği dikkate alınarak menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğu dikkate alınarak davanın esastan incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün davacı H. C. taraf yararına HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 Sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Davacı/Borçluların İcra Müdürlüğü’nün Dosyasında Devam Eden İcra Takibi Nedeniyle Gerçekleşen Ve İcra Takibi Dosyasına Yansıtılmayan Ödeme Nedeniyle de Borçsuz Olduğunun Tespitine Karar Verilmesi Gerektiğine Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 21.HUKUK DAİRESİ E. 2018/4567 K. 2019/3640 T. 13.5.2019

• İŞ KAZASI NEDENİYLE VEFATTAN KAYNAKLANAN MENFİ TESPİT İSTEMİ ( Davacı/Borçlu Tarafın İcra Takibine Konu Edilen Borç Nedeniyle Geçersiz Kalan Sözleşmeye Dayanarak Gayrimenkul Devir Ettiği ve Toplam Belirtilen Miktarda Ödemede Bulunulduğu/Bu Ödemenin Bir Kısmı İcra Takibi Dosyasına Ödeme Olarak Yansıtılmışken Kalan Kısmının Yansıtılmamış Olduğu – Davacı/Borçluların Devam Eden İcra Takibi Nedeniyle Gerçekleşen ve İcra Takibi Dosyasına Yansıtılmayan Ödeme Nedeniyle de Borçsuz Olduğunun Tespiti Gerektiği )

• GAYRİMENKUL DEVRİ NEDENİYLE ÖDEMEDE BULUNULMASI ( Davacı/Borçlu Tarafın İcra Takibine Konu Edilen Borç Nedeniyle Geçersiz Kalan Sözleşmeye Dayanarak Ödeme Yaptığı/Bu Ödemenin Bir Kısmı İcra Takibi Dosyasına Ödeme Olarak Yansıtılmışken Kalan Kısmının Yansıtılmamış Olduğu – Davacı/Borçluların Devam Eden İcra Takibi Nedeniyle Gerçekleşen ve İcra Takibi Dosyasına Yansıtılmayan Ödeme Nedeniyle de Borçsuz Olduğunun Tespiti Gerektiği )

• İCRA TAKİBİNE YANSITILMAYAN ÖDEME ( Alacaklıya Belirtilen Miktarda Ödemede Bulunulduğu/Bu Ödemenin Bir Kısmı İcra Takibi Dosyasına Ödeme Olarak Yansıtılmışken Kalan Kısmının Yansıtılmamış Olduğu – Davacı/Borçluların Devam Eden İcra Takibi Nedeniyle Gerçekleşen ve İcra Takibi Dosyasına Yansıtılmayan Ödeme Nedeniyle de Borçsuz Olduğunun Tespitine Karar Verilmesi Gerekirken Daha Az Miktar Yönünden Borçsuz Olduğunun Tespitine Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu/Kararın Bozulacağı )

2004/İİK m.72

ÖZET : Dava, iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının hak sahiplerinin ilamlı icra takibine karşı, davacı borçlular tarafından borcun ödendiği iddiasıyla borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.Mahkemece davacı/borçlu tarafın icra takibine konu edilen borç nedeniyle geçersiz kalan sözleşmeye dayanarak gayrimenkul devir ettiği ve davalı/alacaklı tarafa toplam belirtilen miktarda ödemede bulunulduğu; bu ödemenin bir kısmı icra takibi dosyasına ödeme olarak yansıtılmışken kalan kısmının yansıtılmamış olduğu gözetilerek; davacı/borçluların İcra Müdürlüğü’nün dosyasında devam eden icra takibi nedeniyle gerçekleşen ve icra takibi dosyasına yansıtılmayan ödeme nedeniyle de borçsuz olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken daha az miktar yönünden borçsuz olduğunun tespitine karar verilmesi hatalıdır. Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekir.

DAVA : Davacılar, davalılar tarafından yapılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine, % 40 tan az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi:

KARAR : 1- ) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyiz kapsamı ve temyiz nedenlerine göre, davalılar vekilinin tüm, davacılar vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

2- ) Dava, iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının hak sahiplerinin ilamlı icra takibine karşı, davacı borçlular tarafından borcun ödendiği iddiasıyla borçlu olmadığının tespitine dair İcra ve İflas Kanunun İİK  72.maddesine dayalı menfi tespit isteminden ibarettir.

Mahkemece, … 27. İcra müdürlüğünün 2009/1398 Sayılı takibe konu alacağın 93.210,09 TL asil alacağından borçlu olmadığının tespitine, geriye kalan 299.243,10 TL asıl borç ve 26/05/2011 tarihi itibariyle yürütülecek yasal faiz borcunun bulunmadığının tespitine dair, talebin reddine, taraflar arasında davaya konu keşidecisi …, Aval vereni … Yapı Denetim… Ltd Şti lehtarı … olan 14/01/2010 keşide, 15/10/2010 vade tarihli 100.000,00 TL lik ve 14/01/2010 keşide, 15/10/2010 vade tarihli 100.000,00 TL lik 2 adet senetten dolayı davacı tarafın borçlu olmadığının tespitine ve davacı tarafa iadesine, İcra inkar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, sigortalı …’un 24/05/2006 tarihinde iş kazasından vefatı nedeniyle hak sahipleri tarafından açılan dava neticesinde … 18. İş Mahkemesi’nin 22/10/2008 tarih ve 2006/474 E- 2008/667 K sayılı kararı ile sigortalının eşi … için 129.756,63 TL Maddi, 45.000.00 TL manevi, annesi … için 47.485,54 TL maddi, 45.000.00 TL manevi, babası … için 50.211,83 TL.maddi, 45.000.00 TL manevi, kardeşi … için ise 30.000.00 TL manevi olmak üzere toplam 227.454,00YTL maddi, 165.000.00YTL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte iş bu dosyanın davacı/ borçlularından müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı taraflara ödenmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretine karar verilmiştir. Kararın tarafların temyizden feragat etmeleri nedeniyle 25/01/2010 tarihinde kesinleştiği, davacı vekilinin 26/01/2009 tarihinde … 27. İcra Müdürlüğü’nün 2009/1398 Esas sayılı dosyasında iş bu dosya davacıları /borçlu şirket ile …’ya ilama dayalı olarak işlemiş faiziyle birlikte 543.839,42 TL tutarında icra takibinde bulunduğu ve asıl alacağa ödeme tarihine kadar faiz işletilmesinin de istendiği anlaşılmaktadır. Tarafların iş bu icra takibinden sonra bir araya gelerek 14/01/2010 tarihinde alacağın ödenmesine ilişkin sözleşme düzenledikleri, anılan sözleşmeye göre anılan icra dosyasındaki alacak faiz ve vekalet ücretinin tamamı 500.000,00 TL olarak kabul edilmek suretiyle, bu alacağa mahsuben, 14/01/2010 tarihinde 175.000,00 TL Karşılığı olarak …/…, … Ada, … parsel, 18 numaralı bağımsız bölümün alacaklılardan …’a devredildiği, 14/01/2010 tarihinde alacaklı vekili banka hesabına 125.000,00 TL havale edildiği, bakiye 200.000,00 TL için de, 14.01.2010 keşide tarihli alacaklısı …, Borçlusu …, vade tarihi 15.10.2010 tarihi olan 100.000,00 TL’lik senet ile yine keşide tarihi, alacaklısı ve borçlusu aynı olup vade tarihi 15.11.2010 tarihi olan 100.000,00 TL’lik senet verildiği, sözleşmenin 6.maddesine göre bu anlaşmaya uygun ödeme yapılmadığı takdirde kararlaştırılan borç miktarının geçersiz olacağı ve icra dosyasındaki alacak miktarı üzerinden takibin devam edeceğinin ve 7.maddesine göre de tahsilat, haciz fekki vb harçların borçlularca ödenceğinin kararlaştırıldığı. Davalı/Alacaklılar vekilinin icra takibi dosyasına 15.01.2010 tarihinde yaptığı beyanda Borçlu/Davacı … Şti’den 50.000 TL haricen tahsil ettiğini tahsil harcının da borçlu tarafından yatırılacağını beyan ettiği, tahsil harcının da borçlu tarafından yatırıldığı anlaşılmaktadır.

Para borcuna ilişkin ilamların icrası 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunun 32 vd. Maddelerinde düzenlenmiştir. 33.maddeye göre İcra emrinin tebliği üzerine borçlu yedi gün içinde dilekçeyle icra mahkemesine başvurarak borcun zamanaşımına uğradığı veya imhal veya itfa edildiği itirazında bulunabilir. İtfa veya imha iddiası yetkili mercilerce re’sen yapılmış veya usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde veya icra mahkemesinde veya mahkeme önünde ikrar olunmuş senetle tevsik edildiği takdirde icra geri bırakılır.

Somut olayda davacı şirket vekilinin 01/02/2011 tarihinde icra mahkemesine açtığı dava ile 14/01/2010 tarihli sözlşemeye rağmen hacizlerin kaldırılmaması nedeniyle ,icra takibinin 500.000 TL’lik ödeme nedeniyle durdurulmasını, … Beledisyesindeki alacaklarının haczine dair haczin fekkini, icra takibini iptalini istemiş ise de Mahkemenin 01/04/2011 tarihli kararıyla Taraflar arasındaki Sözleşmenin 6. maddesi gereğince, anlaşmaya uygun ödeme yapılmadığı takdirde borç miktarının geçersiz olacağı ve takibin devam edeceğinin belirtilmiş olması karşısında, ödeme şarta bağlı olduğundan, şartın yerine getirilip getirilmediği belli olmadığından Davanın Reddine karar verildiği ve temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12.Hukuk Dairesince kararın 22/11/2011 tarihinde onandığı bu yönüyle davacıların yapılan ödemeler nedeniyle borçsuz olduğunun tespiti için menfi tespit dava açmasında hukuki yarar bulunduğu anlaşılmaktadır.

İcra ve İflas Kanunun İİK 72.maddesine göre Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.

Bu açıklamalara göre taraflar arasında borcun yenilenmesine dair 14/01/2010 sözleşmenin bozucu şarta uğraması nedeniyle ortadan kalktığı, bu sözleşme kapsamında davalı taraf vekilinin kabul ve beyanlarına göre 14/01/2010 keşide, 15/10/2010 vade tarihli 100.000,00 TL lik ve 14/01/2010 keşide, 15/10/2010 vade tarihli 100.000,00 TL lik 2 adet senetten dolayı davacıların borçsuz olduğu ve iadesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı gibi mahkemenin bu hususa ilişkin kararının isabetli olduğu; öte yandan taraflar arasındaki uyuşmazlığın geçersiz olan sözleşmeye dayalı olarak davalı /alacaklı tarafa yapılan ödemeler nedeniyle davacı/ borçlu tarafın ne kadar borçlu olmadığının tespiti noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.

O halde mahkemece davacı / borçlu tarafın icra takibine konu edilen borç nedeniyle geçersiz kalan sözleşmeye dayanarak 14/01/2010 tarihinde 175.000,00 TL bedel karşılığı olarak gayrimenkul devir ettiği ve 125.000,00 TL alacaklı vekiline banka havalesi ile ödeme yaptığı bu surette davalı/alacaklı tarafa toplam 300.000,00 TL ödemede bulunulduğu; bu ödemenin 50.000,00 TL’lik kısmının icra takibi dosyasına ödeme olarak yansıtılmışken 250.000,00 TL’lik kısmının yansıtılmamış olduğu gözetilerek; davacı/borçluların … 27. İcra Müdürlüğü’nün 2009/1398 E sayılı dosyasında devam eden icra takibi nedeniyle 14/01/2010 tarihinde gerçekleşen ve icra takibi dosyasına yansıtılmayan 250.000 TL’lik ödeme nedeniyle de borçsuz olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde daha az miktar yönünden borçsuz olduğunun tespitine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerekmiştir.

Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 13.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Banka Tarafından Tüm Hukuki Yollar Tüketilmeden Mirasçıya Karşı Alacağın Takibinin Başlatılmasının Dürüstlük Kuralına Aykırı Olduğuna Dair İİK 72 Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2016/18995 K. 2019/7916 T. 27.6.2019

• KREDİ KARTI SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN MENFİ TESPİT İSTEMİ ( Olayda Bankanın Alacağını Öncelikle Sigorta Poliçesinden Tahsil Etmesi Gerektiği – Herkes Haklarını Kullanırken ve Borçlarını Yerine Getirirken Dürüstlük Kurallarına Uymak Zorunda Olup Bir Hakkın Açıkça Kötüye Kullanılmasını Hukuk Düzeninin Korumayacağı/Tüm Hukuki Yollar Davalı Banka Tarafından Tüketilmeden Mirasçıya Karşı Takip Başlatılmış Olmasının Dürüstlük Kuralına Uygun Düşmediği )

• DÜRÜSTLÜK KURALI VE HAKKANİYET ( Kredi Kartı Sözleşmesinden Kaynaklanan Menfi Tespit İstemi/Olayda Bankanın Alacağını Öncelikle Sigorta Poliçesinden Tahsil Etmesi Gerektiği – Herkes Haklarını Kullanırken ve Borçlarını Yerine Getirirken Dürüstlük Kurallarına Uymak Zorunda Olup Bir Hakkın Açıkça Kötüye Kullanılmasını Hukuk Düzeninin Korumayacağı/Tüm Hukuki Yollar Davalı Banka Tarafından Tüketilmeden Mirasçıya Karşı Takip Başlatılmış Olmasının Dürüstlük Kuralına Uygun Düşmediği )

• TÜM HUKUKİ YOLLAR TÜKETİLMEDEN TAKİP BAŞLATILMASI ( Davalı Banka Tarafından Mirasçıya Karşı Takip Başlatılmış Olmasının Dürüstlük Kuralına Uygun Düşmediği – Mahkemece Davacının Bireysel Kredi Yönünden Davasının Kabulü Gerektiği/İşin Esasına Girilerek Hüküm Tesisi Usul ve Yasaya Aykırı Olup Kararın Bozulması Gerektiği )

6102/m.1487/1, 1493/7

4721/m.2

2004/m.72

ÖZET : Dava, kredi kartı sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. Olayda, banka alacağını öncelikle sigorta poliçesinden tahsil etmelidir. Medeni Kanun’un 2. maddesinde, “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmü düzenlenmiştir. Buna göre, tüm hukuki yollar davalı banka tarafından tüketilmeden mirasçıya karşı takip başlatılmış olması, dürüstlük kuralına uygun düşmemektedir. Mahkemece, bu husus gözetilerek davacının bireysel kredi yönünden davasının kabulü gerekirken, işin esasına girilerek hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, aleyhine 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/2699 Esas sayılı dosyası ile 16/10/2012 tarihli bireysel kredi sözleşmesine istinaden ve 2014/2700 Esas sayılı dosyası ile 21/12/2010 tarihli 820188 numaralı kredi kartı sözleşmesine istinaden takip yapıldığını, muhtara verilen ödeme emirlerinden haberi olmadığı için takiplerin kesinleştiğini, bu takiplerin murisi …’un borcu için yapıldığını öğrendiğini, murisinin banka tarafından sigortalandığını belirterek … 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/2699 ve 2014/2700 Esas sayılı takiplerinin durdurulmasına, borçlu olmadığının tespiti ile %20’den az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı,1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/2699 Esas sayılı dosyasında takip dayanağı bireysel kredi sözleşmesi ile ilgili olarak murisin hayat sigortası poliçesini imzalamadan önce kanser tedavisi gördüğü halde poliçe imzalanırken bu durumu gizlediği için sigorta şirketi tarafından ödeme yapılmadığını, kredi kartı sözleşmesi ile ilgili olarak ise herhangi bir hayat sigortasının bulunmadığını, davacının ise mirasçı olması sebebiyle bu borçlardan sorumlu olduğunu belirterek davanın reddine, %20 tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- )Dava, mirasbırakan tarafından kullanılan bireysel kredi ve kredi kartı nedeniyle ödenmeyen borcun tahsiline yönelik mirasçı aleyhine başlatılan takibe ilişkin borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, mirasbırakanın kullandığı, 15.10.2012 tarihli 20.000,00 TL tutarlı bireysel kredi nedeniyle 15.10.2012 başlangıç tarihli hayat sigortası poliçesi tanzim edildiği, mirasbırakanın 11.03.2013 tarihinde öldüğü, geriye davalı olan mirasçının kaldığı, davacı bankanın, kredi borçlarının ödenmesi için sigorta şirketine yaptığı müracaatının “kanser hastalığına ilişkin bilginin verilmediği” gerekçesi ile reddi üzerine, mirasçı olan davalı hakkında … 1. İcra Müdürlüğünün 2014/2699 Sayılı dosyasından takip başlatıldığı, takibin kesinleşmesi üzerine eldeki bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, TMK. 599. maddesi gereğince davanın reddine karar verilmiştir.

Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ( TTK ) 1487/1. maddesi “Hayat sigortası ile sigortacı, belli bir prim karşılığında, sigorta ettirene veya onun belirlediği kişiye, sigortalının ölümü veya hayatta kalması hâlinde, sigorta bedelini ödemeyi üstlenir.” düzenlemesini, 1493/7. maddesi ise “Sigortacıdan edimi istem ve tahsil yetkisi, aksi kararlaştırılmadıkça, lehtara aittir.” düzenlemesini içermektedir.

Somut uyuşmazlıkta, sigorta poliçesinin davalı banka tarafından açılan kredilere teminat olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Tüketici kredisi sözleşmesinde ve tüm sigorta poliçelerinin üzerinde kredi veren bankanın adına dain-i mürtehin kaydı bulunacağı yazılı olup, sigorta şirketinin menfi yanıtına karşı, davalı banka lehtar olduğu sigorta poliçesindeki hakları talep ettiğinde, sigorta şirketinin ona karşı ileri sürebileceği bir defi ve itiraz hakkı bulunmamaktadır. Davacının murisi, bankadan kullandığı krediye teminat oluşturmak üzere bankanın talebiyle hayat sigortası yaptırmıştır. Esasen kredi veren bankanın talebi ile tüketici tarafından yaptırılan hayat sigortası, tüketicinin kendi isteğiyle yaptığı bir sigorta olmayıp, bankanın talebi üzerine kredi alacağına teminat oluşturmak üzere yapılan bir sigortadır. Sigorta poliçesinde tüketici sigortalı, banka lehtar, sigorta poliçesini düzenleyen ise sigorta şirketidir. Riskin gerçekleşmesi durumunda banka, poliçede yazılı teminatın dain-i mürtehinidir. Bu nedenle, rizikonun gerçekleşmesi halinde bankanın poliçe teminatı kapsamında kalan bakiye kredi alacağını, öncelikle sigorta şirketinden tahsil etmesi gerekir. Banka lehtar konumunda olduğundan, sigorta şirketi bankaya karşı, tüketicinin sağlık sorunları olduğunu, örneğin, kalp hastası veya kanser hastalığını gizlediğini ileri süremez. Çünkü, sigorta poliçesini düzenleyen, bankanın kendisi veya yetkili acentesidir. Bankanın elinde hayat sigortası poliçesi gibi kolayca alacağını tahsil etme imkanı varken, sigortacının ödeme talebini geri çevirdiği şeklindeki bir gerekçeyle, poliçe limiti kapsamında kalan alacağı için icra takibi başlatması veya dava açması TMK 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık oluşturur.

Bu nedenle tüketici işlemi niteliğindeki banka kredileri nedeniyle, hayat sigortası yapılmış olması durumunda, bankanın poliçe limitleri dahilinde kalan kredi alacağını öncelikle sigorta şirketinden tahsil etmesi zorunludur. Bu husus, banka tarafından tüketicinin mirasçıları ( halefleri ) hakkında takip yapabilmesinin veya dava açabilmesinin ön şartıdır. Banka sadece poliçe limitinin yeterli olmadığı bakiye alacak için tüketicinin mirasçılarından talepte bulunabilir. Kredi kullanan tüketici adına yapılan hayat sigortası poliçesi mevcutken, bankanın tüketicinin ölümü nedeniyle, tüketicinin mirasçılarından ödenmeyen bakiye kredi alacağının tahsili için dava açması veya icra takibi başlatması, sigorta hukukunun temel ilkelerine ve sigorta yapılmasının amacına aykırılık oluşturacağı gibi, sigorta yapılmasına duyulan güven ve itimadı da zedeler. Bu nedenle banka alacağını öncelikle sigorta poliçesinden tahsil etmelidir. Medeni Kanun’un 2. maddesinde, “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmü düzenlenmiştir. Buna göre, tüm hukuki yollar davalı banka tarafından tüketilmeden mirasçıya karşı takip başlatılmış olması, dürüstlük kuralına uygun düşmemektedir. Mahkemece, bu husus gözetilerek davacının bireysel kredi yönünden davasının kabulü gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulmasını gerektirir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerden dolayı davacının ikinci bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bent gereğince hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.06.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Mahkemece Taşınmazın Bononun Vade Tarihindeki Piyasa Rayiç Değeri Tespit Edilerek Söz Konusu Taşınmazın Rayiç Bedeli Karşılığı Bononun Teminat Fonksiyonunun Devam Ettiği Rayiç Bedel Dışında Kalan Kısım Yönünden ise Teminat Fonksiyonunun Bulunmadığı Gözetilerek Davacıların Takip Tarihi İtibari ile Ne Kadar Lira Borçtan Sorumlu Olduğunun Belirleneceğine Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2018/3899 K. 2019/2918 T. 6.5.2019

• BONODAN KAYNAKLANAN MENFİ TESPİT İSTEMİ ( Mahkemece Taşınmazın Bononun Vade Tarihindeki Piyasa Rayiç Değeri Tespit Edilerek Söz Konusu Taşınmazın Rayiç Bedeli Karşılığı Bononun Teminat Fonksiyonunun Devam Ettiği Rayiç Bedel Dışında Kalan Kısım Yönünden ise Teminat Fonksiyonunun Bulunmadığı Gözetilerek Davacıların Takip Tarihi İtibari ile Ne Kadar Lira Borçtan Sorumlu Olduğunun Belirleneceği -Toplanan Tüm Deliller Hep Birlikte Değerlendirilerek Karar Verilmesi Gerektiği )

• TEMİNAT FONKSİYONU ( Menfi Tespit İstemi – Mahkemece Taşınmazın Bononun Vade Tarihindeki Piyasa Rayiç Değeri Tespit Edilerek Söz Konusu Taşınmazın Rayiç Bedeli Karşılığı Bononun Teminat Fonksiyonunun Devam Ettiği Rayiç Bedel Dışında Kalan Kısım Yönünden ise Teminat Fonksiyonunun Bulunmadığı Gözetilerek Davacıların Takip Tarihi İtibari ile Ne Kadar Lira Borçtan Sorumlu Olduğunun Belirleneceği/Toplanan Tüm Deliller Hep Birlikte Değerlendirilerek Karar Verilmesi Gerektiği )

• BORÇTAN SORUMLULUK ( Taşınmazın Bononun Vade Tarihindeki Piyasa Rayiç Değeri Tespit Edilerek Söz Konusu Taşınmazın Rayiç Bedeli Karşılığı Bononun Teminat Fonksiyonunun Devam Ettiği Rayiç Bedel Dışında Kalan Kısım Yönünden ise Teminat Fonksiyonunun Bulunmadığı Gözetilerek Davacıların Takip Tarihi İtibari ile Ne Kadar Lira Borçtan Sorumlu Olduğunun Belirleneceği – Tüm Deliller Hep Birlikte Değerlendirilerek Karar Verilmesi Gerektiği/Menfi Tespit İstemi )

2004/İİK m.72 

ÖZET : Dava, icra takibine konu bonodan dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davalı taşınmazı yüklenici veya yüklenicinin talimatı doğrultusunda üçüncü kişilere devir ve temlik ettiğini ispat ettiği takdirde mahkemece söz konusu taşınmazın, bononun vade tarihindeki piyasa rayiç değeri tespit edilerek söz konusu taşınmazın rayiç bedeli karşılığı bononun teminat fonksiyonunun devam ettiği, rayiç bedel dışında kalan kısım yönünden ise teminat fonksiyonunun bulunmadığı gözetilerek davacıların takip tarihi itibari ile ne kadar lira borçtan sorumlu olduğu belirlenip toplanan tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, davacıların davalıya tanzim ve vade tarihi olmayan 200.000 TL bedelli bir adet bonoyu …’ın borcuna istinaden teminat amacıyla verdiğini, bononun itfası amacıyla 14/03/2013 tarihinde … ili … İlçesi … 1599 Ada 7 Parsel sayılı taşınmaz iş bu borcun 150.000 TL’sinin ödenmesi amacıyla alacaklının isteği üzerine alacaklının eşi …’a devir ve tescil edildiğini, bu durum bononun arkasına davalıyı temsil eden Av. … tarafından şerh edildiğini, senet arkasına “iş bu senedin bedelinin bir kısım karşılığı olarak … ili … İlçesi … 1599 Ada 7 Parselin tapusu … ve eşi …’a verildiğini” denmek suretiyle keyfiyetin yazılı hale getirildiğini, kalan gecikme faiziyle birlikte bakiye 70.000 TL içinde söz konusu taşınmazın mülkiyeti …’ye ait bağımsız bölüm 29/11/2013 tarihinde yine … adına kayıt ve tescil edilerek senet davalıdan işlemin yapıldığı tapu dairesinde bizzat elden alındığını, işleme …’ın şahit olduğunu, müvekkillerinin senedi ödediklerini düşünürler iken maaş haczi sebebiyle haklarında ödemiş ve geri aldıklarını düşündükleri senet nedeniyle ihtiyati haciz kararı alındığını öğrenmeleri üzerine davalı tarafından hile ve desise kullanılarak dolandırıldıklarını anladıklarını iddia ederek davanın kabulüyle söz konusu senet nedeniyle davalıya borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.

Davalı vekili, davalının … şirketi ile yapmış olduğu sözleşme kapsamında 3 adet taşınmazını devrettiğini ve 200.000 TL bedelli senedi teminat aldığını, sözleşme gereği kendisine teslim edilecek olan dairenin uzun süre teslim edilmediğini, bunun üzerine sözleşmeyi feshederek devrini yaptığı gayrimenkullerin kendisine iadesini istediğini, 14/03/2013 tarihinde taşınmazlardan birinin iade edildiğini, diğer iki taşınmazın da devrini istediğini, aksi halde yasal yollara başvuracağını ve teminat olarak alınan senedin icraya konulacağının ihtar edildiğini, ihtarname sonrasında başka bir taşınmazın kendisine devredildiğini, ancak bu taşınmazın piyasa değerinin düşük olduğunu, bu devir işlemi sonrasında müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını ve başkaca taşınmaz iade edilmediğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, yapılan yargılamaya göre, davacılar tarafından taşınmazların devrinden sonra davalının verdiği senedin asıl olmayıp, renkli fotokopi olduğunun anlaşıldığı, asıl senedin icra takibine konulduğuna göre geriye tek ihtimal kaldığı, onun da senedin renkli fotokopisinin hata ve hileyle kendisine verildiğini ileri sürmüşse de söz konusu açıklamaların hayatın olağan akışına uygun görülmediğinden bu yöndeki beyanlarına itibar edilmediği, dava ve takibe konu edilen senedin teminat senedi olarak davalı arsa sahibi ile inşaat sözleşmesi yapan dava dışı …’ın borcuna karşılık olmak üzere davacılar tarafından teminat olarak verildiğinin ihtilafsız olduğu, ancak senet teminat senedi olarak verilmişse de teminat şartı olarak davalı ile dava dışı müteahhit arasında sözleşmede kararlaştırılan taşınmazların tamamının özellikle 2838 ada 4 parsel numaralı 350 metre karelik arsanın devrinin müteahhite veya davalıya verilmediği, takip ve dava konusu senedin teminat senedi olarak davacılar tarafından davalıya verildiği, ancak teminat şartının yerine getirilmediğinden senedin kambiyo senedi vasıflarını haiz olma özelliğinin devam ettiği, dolayısıyla senedin bedelsizliği iddiasının sübuta ermediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, icra takibine konu bonodan dolayı borçlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemenin ve tarafların da kabulünde olduğu üzere takip ve davaya konu bononun davalı ile dava dışı … İnş. Ltd. Şti. arasında düzenlenen inşaat yapım sözleşmesi gereğince, davalıya ait taşınmazda yapılacak anahtar teslimi inşaat yapımı karşılığı yüklenici firmaya 1599 ada 7 parseldeki 600 m2 arsa, 2838 ada 4 parseldeki 350 m2 arsa ve 868 ada 5 parseldeki B blok 11. kattaki dairenin verileceği, davalı tarafından da satış ve tasarruf yetkileri verilen taşınmazlara karşılık, arsa sahibine 200.000 TL teminat senedi verileceği, sözleşme uyarınca inşaatın anahtar teslimi olarak tamamen teslim edilmesi halinde teminat senedinin yüklenici firmaya geri iade edileceği belirtilmiştir. Bu durumda davalı tarafından sözleşmede belirtilen taşınmazların yüklenici firma veya talimatı doğrultusunda üçüncü kişilere devir ve temlik edildiğinin ispatı gerekir. Taraflar arasında 2838 ada 4 parsel numaralı taşınmaz dışındaki diğer taşınmazların davalı tarafından yükleniciye devredildiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak davacılar davalının sözleşmede belirtilen 2838 ada 4 parsel numaralı taşınmazın devrini yapmadığını belirtmişlerdir. Öncelikle davalı 2838 ada 4 parsel numaralı taşınmazın yüklenici veya yüklenicinin talimatı doğrultusunda üçüncü kişilere devir ve temlik edildiğini ispatı gerekir.

Davalı söz konusu taşınmazın devir ve temlikini ispatlayamadığı takdirde davalının hazırlık soruşturmasında alınan 27/07/2015 tarihli beyanında belirttiği üzere 2838 ada 4 parsel numaralı arsa bedelini talep etmesi mümkün değildir. Bu durumda teminata konu bononun bedelsiz kalması nedeni ile davanın kabulü gerekir.

Ancak davalı 2838 ada 4 parsel numaralı taşınmazı yüklenici veya yüklenicinin talimatı doğrultusunda üçüncü kişilere devir ve temlik ettiğini ispat ettiği takdirde mahkemece söz konusu taşınmazın, bononun vade tarihi olan 01/09/2012 tarihindeki piyasa rayiç değeri tespit edilerek söz konusu taşınmazın rayiç bedeli karşılığı bononun teminat fonksiyonunun devam ettiği, rayiç bedel dışında kalan kısım yönünden ise teminat fonksiyonunun bulunmadığı gözetilerek davacıların takip tarihi itibari ile ne kadar lira borçtan sorumlu olduğu belirlenip toplanan tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 06.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Dava Tarihinden Sonra Düzenlenen İbraname Nedeniyle Dava Konusuz Kalacağından Davanın Esası Hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığına Hükmedilmesi Gerektiğine Dair İİK 72 Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 23.HUKUK DAİRESİ E. 2019/444 K. 2019/1519 T. 18.4.2019

• MENFİ TESPİT İSTEMİ ( İbraname Nedeniyle Konusuz Kalan Davanın Esası Hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığına Hükmedileceği – Dava Tarihinden Sonra İbra Edilen Davacı Kooperatifin Dava Tarihi İtibariyle Davalılara Borçlu Bulunduğunun Sabit Olduğu Gözetilerek 6100 S.K. Md. 331/1 Uyarınca Dava Tarihindeki Haklılık Durumuna Göre Asıl ve Birleşen Davalarda Davacı Kooperatifin Yargılama Gideri ve Vekalet Ücretinden Sorumlu Tutulması Gerektiği )

• YARGILAMA GİDERLERİ ( İbraname Nedeniyle Konusuz Kalan Davanın Esası Hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığına Hükmedilmesi Gerektiği – Dava Tarihinden Sonra İbra Edilen Davacı Kooperatifin Dava Tarihi İtibariyle Davalılara Borçlu Bulunduğunun Sabit Olduğu Gözetilerek 6100 S.K. Md. 331/1 Uyarınca Dava Tarihindeki Haklılık Durumuna Göre Asıl ve Birleşen Davalarda Davacı Kooperatifin Yargılama Gideri ve Vekalet Ücretinden Sorumlu Tutulması Gerekirken Temlik Alan Davalıların Sorumlu Tutulmasının İsabetsiz Olduğu )

• İBRANAME ( Dava Konusu İcra Takiplerindeki Borçların Davacı Kooperatif Tarafından Ödendiği Karşılığında Makbuz Alındığı Takip Dosyalarındaki Hacizlerin Kaldırılacağı Takip Dosyaları Kapsamında Hiçbir Alacak ve Borçları Kalmayan Tarafların Birbirlerini İbra Ettikleri Buna Mukabil Davacı Kooperatifin Eldeki Davalardan Vazgeçeceğinin Kararlaştırıldığı – Davadan Sonra Düzenlendiği Anlaşılan İbraname Nedeniyle Konusuz Kalan Davanın Esası Hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığına Hükmedilmesi ve Dava Tarihinden Sonra İbra Edilen Davacı Kooperatifin Dava Tarihi İtibariyle Davalılara Borçlu Bulunduğunun Sabit Olduğu Gözetilerek 6100 S.K. Md. 331/1 Uyarınca Dava Tarihindeki Haklılık Durumuna Göre Asıl ve Birleşen Davalarda Davacı Kooperatifin Yargılama Gideri ve Vekalet Ücretinden Sorumlu Tutulması Gerektiği )

2004/İİK m.72

6100/m.331/1

ÖZET : Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.

Yargılama sırasında asıl ve birleşen davada davalılar vekili tarafından dosyaya sunulan “İbraname” başlıklı belgede işbu dava konusu icra takiplerindeki borçların davacı Kooperatif tarafından ödendiği karşılığında makbuz alındığı takip dosyalarındaki hacizlerin kaldırılacağı, takip dosyaları kapsamında hiçbir alacak ve borçları kalmayan tarafların birbirlerini ibra ettikleri buna mukabil davacı kooperatifin eldeki davalardan vazgeçeceği kararlaştırılmıştır. İbranamenin altında davacı kooperatif başkanı ile kooperatif vekili avukatın ve temlik alan davalı alacaklılar vekilinin imzaları bulunmakta olup ibranamenin varlığı ve içeriği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Mahkeme gerekçesinde ibranamenin davadan önce mi sonra mı yapıldığının belli olmadığı ifade edilmiş ise de, metinde dava dosyalarının esas numaraları da yazılmış olmakla, ibranamenin davadan sonra düzenlendiği açıktır. Bu durumda ibraname nedeniyle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi ve dava tarihinden sonra ibra edilen davacı kooperatifin, dava tarihi itibariyle davalılara borçlu bulunduğunun sabit olduğu gözetilerek HMK’nın 331/1. maddesi hükmü uyarınca dava tarihindeki haklılık durumuna göre asıl ve birleşen davalarda davacı kooperatifin yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken işin esası hakkında hüküm tesisi ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinden temlik alan davalıların sorumlu tutulması doğru olmamıştır.

DAVA : Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davada menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve birleşen davanın kabulüne yönelik verilen hükmün asıl davada davalılar A. Yener ve R. Yener, birleşen davada davalı S. Şenel vekillerince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde ve saatte oturum açıldı. Tebligata rağmen taraflar adına kimse gelmediğinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Asıl ve birleşen davalarda davalı vekili, müvekkili kooperatif ile davalı … Gökkuşağı Konut Yapı Kooperatifi arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi bulunduğunu müvekkili tarafından davalı yüklenici kooperatife fiyat farkı çıkan imalatlar için çeşitli miktarlarda bonolar verildiğini, söz konusu imalatların hiçbirisini yapmayan davalı kooperatifin bu bonalara dayalı olarak müvekkili hakkında icra takiplerine giriştiğini ve daha sonra alacağını diğer davalılara temlik ettiğini, müvekkilinin bonolar nedeniyle borçlu bulunmadığını ileri sürerek asıl ve birleşen davalalarda davalılara borçlu bulunmadığının tespitiyle, %40’dan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Asıl ve birleşen davalarda davalı … Gökkuşağı Konut Yapı Kooperatifi takibe konu bonoların müvekkili yükleniciye ilave imalatlar için verildiğini kararlaştırılan imalatlar yapılmış olmasına rağmen bono bedellerinin ödenmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Asıl ve birleşen davalarda diğer davalılar, müvekillerinin yüklenici … Gökkuşağı Konut Yapı Kooperatifinden daire satın aldıklarını alınan daireler teslim edilemeyince dava konusu bonolara dayalı olarak girişilen icra takiplerindeki alacakların müvekillerine temlik edildiğini müvekillerine husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davaların reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, tarafların birbirlerini ibra ettikleri gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kabulüyle davacı kooperatifin davalılara borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmiştir.

Kararı, asıl davada temlik alan davalılar R. Yener ve A. Yener ile birleşen davada davalı temlik alan S. Şenel vekili temyiz etmiştir.

1- ) Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre asıl davada temlik alan davalılar Ramazan Yener ve A. Yener ile birleşen davada davalı temlik alan S. Şenel vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2- ) Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.

Yargılama sırasında asıl ve birleşen davada davalılar vekili tarafından dosyaya sunulan 03.02.2013 havale tarihli “İbraname” başlıklı belgede işbu dava konusu icra takiplerindeki borçların davacı … Özyurt Konut Yapı Kooperatifi tarafından ödendiği karşılığında makbuz alındığı takip dosyalarındaki hacizlerin kaldırılacağı, takip dosyaları kapsamında hiç bir alacak ve borçları kalmayan tarafların birbirlerini ibra ettikleri buna mukabil davacı kooperatifin eldeki davalardan vazgeçeceği kararlaştırılmıştır. İbranamenin altında davacı kooperatif başkanı ile kooperatif vekili avukatın ve temlik alan davalı alacaklılar vekilinin imzaları bulunmakta olup ibranamenin varlığı ve içeriği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Mahkeme gerekçesinde ibranamenin davadan önce mi sonra mı yapıldığının belli olmadığı ifade edilmiş ise de, yukarıda açıklandığı üzere metinde dava dosyalarının esas numaraları da yazılmış olmakla, ibranamenin davadan sonra düzenlendiği açıktır. Bu durumda ibraname nedeniyle konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi ve dava tarihinden sonra ibra edilen davacı kooperatifin, dava tarihi itibariyle davalılara borçlu bulunduğunun sabit olduğu gözetilerek HMK’nın 331/1. maddesi hükmü uyarınca dava tarihindeki haklılık durumuna göre asıl ve birleşen davalarda davacı kooperatifin yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken işin esası hakkında yazılı şekilde hüküm tesisi ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinden temlik alan davalıların sorumlu tutulması doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davalılar R. Yener ve A. Yener ile birleşen davada davalı S. Şenel vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün, asıl ve birleşen davalarda adı geçen davalılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.04.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

—————————————-

Mahkemece İcra Dosyasına Dayanak Yapılan Toplantıya İlişkin Açılan İptal Davasının Bekletici Mesele Yapılarak, Hükmün Kesinleşmesinin Ardından Açıklığa Kavuşturulması Gerektiğine Dair İİK 72 Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ E. 2018/4446 K. 2019/2624 T. 15.4.2019

• MENFİ TESPİT DAVASI ( İcra Dosyasına Dayanak Yapılan Toplantıya İlişkin Açılan İptal Davasının Bekletici Mesele Yapılarak Hükmün Kesinleşmesinin Ardından Taraf Delilleri de Toplanmak Sureti İle Davacının Ödemekle Yükümlü Olduğu Bir Bedel Olup Olmadığının Tereddüte Mahal Bırakmayacak Şekilde Açıklığa Kavuşturulması Gerektiği )

• ORTAK GİDER ALACAĞI ( Başlatılan İcra Takibine Karşı Açılan Menfi Tespit Davası – İcra Dosyasına Dayanak Yapılan Toplantıya İlişkin Açılan İptal Davasının Bekletici Mesele Yapılarak Hükmün Kesinleşmesinin Ardından Taraf Delilleri de Toplanmak Sureti İle Davacının Ödemekle Yükümlü Olduğu Bir Bedel Olup Olmadığının Tespiti Gerektiği )

• KAT MALİKLERİ KURULU KARARI ( İptaline İlişkin Dava Dosyasının Sonucunun Kesinleşmediği Dolayısı İle Davacının Ödemekle Yükümlü Olduğu Bir Bedelin Bulunup Bulunmadığının Henüz Tespitinin Mümkün Olmadığı – İcra Dosyasına Dayanak Yapılan Toplantıya İlişkin Açılan İptal Davasının Bekletici Mesele Yapılması Gerektiği )

• BEKLETİCİ MESELE ( Menfi Tespit Davası – İcra Dosyasına Dayanak Yapılan Toplantıya İlişkin Açılan İptal Davasının Bekletici Mesele Yapılarak Hükmün Kesinleşmesinin Ardından Taraf Delilleri de Toplanmak Sureti İle Davacının Ödemekle Yükümlü Olduğu Bir Bedel Olup Olmadığının Belirlenmesi Gerektiği )

2004/İİK m.72

ÖZET : Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde taraflar arasındaki uyuşmazlığın ana taşınmaza ait güçlendirme kararları ve bu kararlara bağlı ortak gider alacağından kaynaklı başlatılan icra takibine karşı açılan menfi tespit davası olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece her ne kadar icra takibine konu toplantının aynı mahkemede görülen dosya ile iptalinin istenildiği ve davanın reddine karar verildiği bu nedenle davacının bu toplantıda alınan kararlar gereği icra dosyasındaki meblağdan sorumlu olacağı belirtilerek davanın reddine karar verilmiş ise de belirtilen kat malikleri kurulu kararının iptaline ilişkin dava dosyasının sonucunun kesinleşmediği, dolayısı ile davacının ödemekle yükümlü olduğu bir bedelin bulunup bulunmadığının henüz tespitinin mümkün olmadığı görülmektedir. Mahkemece icra dosyasına dayanak yapılan toplantıya ilişkin açılan iptal davasının bekletici mesele yapılarak, hükmün kesinleşmesinin ardından taraf delilleri de toplanmak sureti ile davacının ödemekle yükümlü olduğu bir bedel olup olmadığı hususu hiç bir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması gerekirken, aksi düşünce ile yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmesi bu nedenlerle doğru görülmemiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Dava dilekçesinde, davacı aleyhine davalı tarafından Antalya 9. İcra Müdürlüğünün 2012/8587 E. sayılı dosyası üzerinden 16.000,00-TL alacağın tahsili için icra takibine geçtiğini, oysa apartman yöneticiliğinin tüzel kişiliği olmadığını, ilgili yönetim kat malikleri kurulunca verilen çeşitli kararların iptal edildiğini, mükerrer takip olduğunu belirterek ve diğer gerekçelerle belirtilen takip nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve icra tazminatına hükmedilmesi istenilmiştir.

Mahkemece 2013/1063 E. – 2015/193 K sayılı kararı ile davanın kabülü ile davalı tarafından davacı aleyhine Antalya 9. İcra Müdürlüğünün 2012/8587 E. sayılı dosyası üzerinden yürütülen icra takibine ilişkin takip dayanağı olarak gösterilen 28.03.2012 tarihli kat malikleri kurulu kararına dayalı olarak davacının davalıya bir borcunun olmadığının tesbitine karar verilmiş, davalı vekilinin hükmü temyiz etmesi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2017/1828 E. – 3780 K ve 02/05/2017 tarihli ilamı ile; ”Somut olayda her ne kadar takip dayanağı kat malikleri genel kurul kararının tarihi yanlış yazılmış ise de davacı vekilinin dilekçesinde mükerrer takip olduğu iddiası karşısında mahkemece davacı tarafından icra takibinde söz edilen 16.000,00 TL’lik borcun ödenip ödenmediğinin araştırılması, icra takibinden veya dava tarihten sonra ödeme söz konusu ise davanın konusuz kalıp kalmayacağının değerlendirilmesi, sonuç olarak davacının davayı açmakta hukukî yararının olup olmadığı noktasında inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.” denilerek bozulmuştur.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.

Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde taraflar arasındaki uyuşmazlığın anataşınmaza ait güçlendirme kararları ve bu kararlara bağlı ortak gider alacağından kaynaklı başlatılan icra takibine karşı açılan menfi tespit davası olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece her ne kadar icra takibine konu 26/03/2016 tarihli toplantının aynı mahkemede görülen 2016/949 Esas sayılı dosya ile iptalinin istenildiği ve davanın reddine karar verildiği bu nedenle davacının bu toplantıda alınan kararlar gereği icra dosyasındaki meblağdan sorumlu olacağı belirtilerek davanın reddine karar verilmiş ise de belirtilen kat malikleri kurulu kararının iptaline ilişkin dava dosyasının sonucunun kesinleşmediği, dolayısı ile davacının ödemekle yükümlü olduğu bir bedelin bulunup bulunmadığının henüz tespitinin mümkün olmadığı görülmektedir. Mahkemece icra dosyasına dayanak yapılan toplantıya ilişkin açılan iptal davasının bekletici mesele yapılarak, hükmün kesinleşmesinin ardından taraf delilleri de toplanmak sureti ile davacının ödemekle yükümlü olduğu bir bedel olup olmadığı hususu hiç bir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması gerekirken, aksi düşünce ile yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmesi bu nedenlerle doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine, 15.04.2019 günü oybirliği ile karar verildi.

—————————————-

 Mahkemece Çekten Dolayı Borçlu Bulunulmadığının Tespiti İle Davalı Elinde Bulunan Çekin Davacıya İadesine Ve Çek Nedeniyle Ödenen Bedelin İstirdardatına Şeklinde Karar Verilmesi Gerektiğine Dair İİK 72 Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 19.HUKUK DAİRESİ E. 2017/3407 K. 2019/2006 T. 26.3.2019

• İSTİRDAT İSTEMİ ( Mahkemece İcra Takibi İle İlgili Olarak Yapılan Ödemeler Dikkate Alınarak Ödemenin Yapıldığı Son Tarih İtibariyle İcra Takip Dosyasının Konusunda Uzman Bilirkişi Aracılığıyla Kapak Hesabı Yaptırılarak Asıl Alacak Ferileri ve İcra Takip Dosya Giderleri Dikkate Alınmak Suretiyle Fazla Ödeme Var İse Bu Miktarın İstirdatına Karar Verileceği )

• MENFİ TESPİT İSTEMİ ( Bononun Takibe Konu Edilmediği Davacı Tarafından Bonoya İlişkin Olarak Davalıya Herhangi Bir Ödeme Yapılmadığı ve Halen Bononun Davalının Elinde Olduğu – Mahkemece Bonodan Dolayı Borçlu Bulunulmadığının Tespiti İle Bononun Davacıya İadesine Karar Verilmesi Gerekirken Bono Bedelinin İstirdatına Karar Verilmesinin Doğru Görülmediği )

• ÇEK ( Menfi Tespit ve İstirdat İstemi – Mahkemece Çekten Dolayı Borçlu Bulunulmadığının Tespiti İle Davalı Elinde Bulunan Çekin Davacıya İadesine ve Çek Nedeniyle Ödenen Bedelin İstirdardatına Şeklinde Karar Verileceği )

2004/İİK 72

ÖZET : Dava; İİK 72. maddesi uyarınca açılan menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir. Menfi tespit davalarında tarafların haklılık durumu dava tarihi esas alınarak belirlenir. Mahkemece öncelikle icra takibi ile ilgili olarak yapılan ödemeler dikkate alınarak ödemenin yapıldığı son tarih itibariyle icra takip dosyasının konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla kapak hesabı yaptırılarak asıl alacak, ferileri ve icra takip dosya giderleri dikkate alınmak suretiyle davacının fazla ödeme yapıp yapmadığının tespiti ile şayet fazla ödeme var ise bu miktarın istirdatına karar verilmesi gerekir. Menfi tespit istemine konu edilen bono yönünden ise, bu bononun takibe konu edilmediği, davacı tarafından bonoya ilişkin olarak davalıya herhangi bir ödeme yapılmadığı ve halen bononun davalının elinde olduğu anlaşılmıştır. Bu hususlar gözetilerek mahkemece bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti ile bononun davacıya iadesine karar verilmesi gerekirken bono bedelinin istirdatına karar verilmesi de doğru görülmemiştir. Ayrıca davaya konu edilen çek yönünden ise mahkemece çekten dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti ile davalı elinde bulunan çekin davacıya iadesine ve çek nedeniyle ödenen bedelin istirdardatına şeklinde karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü :

KARAR : Davacı vekili, davalı tarafından müvekkili aleyhine çeke dayalı takip başlatıldığını, ancak dava dışı … İnş. A.Ş.’nin müvekkiline vekaleten takibe konu çekin seri numarası belirtilerek 12.01.2009 tarihinde davalıya 3.300-TL havale gönderildiğini belirtilerek, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile … 13. İcra Müdürlüğü’nün 2009/9197 Sayılı takip dosyasının iptaline ve %40 kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiş, 09.11.2009 ve 29.12.2009 tarihli dilekçeleri ile muhafazalı haciz baskısı altında davalı yana belgeler karşılığında 6.000-TL bedelli bono, 5.000-TL bedelli çek verildiği gibi 2.700-TL nakit ödeme yapıldığını ileri sürerek çek ve bononun iadesine, 2.700-TL’nin istirdadına karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, davacının davalıdan satın aldığı yapı malzemeleri bedelini ödemediğini, cari hesap bakiyesinden alacaklı olunduğunu bildirerek, davanın reddi ile tazminata karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, dosyada mevcut dekontla davacının icraya konu çeke karşılık 3.300,00 TL’yi 12.01.2009 tarihinde ödediği anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne, davacının icra dosyasındaki borcun 3.300,00 TL’sinden borçlu olmadığının tespitine, tazminat isteminin reddine karar verilmiş, hükmün taraf vekillerince temyizi üzerine Dairemizin 2013/14619 E, 2013/19916 K. sayılı ve 17.12.2013 tarihli ilamı ile ”davacı vekili iş bu davasında menfi tespit talebinde bulunmuş, yargılama sırasında vermiş olduğu dilekçeleri ile haciz baskısı altında 6.000-TL bedelli bono, 5.000-TL bedelli çek verdiğini ve ayrıca 2.700-TL’de nakit ödeme yaptığını bildirerek anılan bono ve çekin iadesine, ödenen tutarın da istirdadına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davacı vekilinin bu talepleri üzerinde hiçbir şekilde durulmamış, karar yerinde tartışılıp, gerekçelendirilmemiş eksik inceleme ile yazılı şekilde karar oluşturulması usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir” denilerek yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyulduğu belirterek, yapılan yargılama sonunda; dosya içinde mevcut dekonttan da anlaşılacağı üzere 02/07/2009 tarihinde … İnş. Malz. A.Ş. aracılığıyla davalı … Yapı ve Endüstri Malz. adına 3.300-TL yatırdığının anlaşılması nedeniyle, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, … 13 İcra Müdürlüğünün 2009/9197 Sayılı icra takip dosyasındaki borcun 3.300-TL’sinden davacının borçlu olmadığının tespitine, davacının 6.000-TL lik bono , 5.000-TL lik çek ve 2.700-TL’lik nakit ödemeye ilişkin bono ve çek iadesi ile miktarların istirdadına ilişkin taleplerinin reddine ve alacak yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmiş, hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Dairemizce bu sefer 2015/284 E, 2015/4499 K. sayılı ve 30.03.2015 tarihli ilamı ile “Mahkemece Dairemizin 2013/14619 E, 2013/19916 K. sayılı ve 17.12.2013 tarihli ilamına uyulduğu belirtilmiş ise de, bozma gereği tam olarak yerine getirilmemiştir. 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 30’uncu maddesine göre, “Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz.” Nisbi harca tabi davalarda harcın ödeme zamanını düzenleyen aynı Kanun’un m.28/a hükmüne göre de nisbi harçların ¼’ünün peşin ödenmesi gerekir. Davacı vekili dava dilekçesinde menfi tespit isteminde bulunmuş ise de, yargılama sırasında vermiş olduğu dilekçeleri ile haciz baskısı altında 6.000-TL bedelli bono, 5.000-TL bedelli çek verdiğini ve ayrıca 2.700-TL’de nakit ödeme yaptığını bildirerek anılan bono ve çekin iadesine, ödenen tutarın da istirdadına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, Harçlar Kanunu’nun yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca, eksik harçlar tamamlanmadan davaya devam edilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, icra takibine konu edilen 3.300 TL bedelli çekin davacı tarafından ödenmiş olduğu, davacıdan mükerrer olarak icra dosyasına binaen 6.000,00 TL.lik senet ve 1.000,00 TL nakit tahsilat sağlandığı, ayrıca 5.000,00 TL bedelli çek ve 1.700,00 TL nakdi tahsilat sağlandığı gerekçesiyle davanın kabulüyle davacının icra takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine, toplam 13.700,00 TL.nin davalıdan istirdatına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava İİK 72. maddesi uyarınca açılan menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir. Menfi tespit davalarında tarafların haklılık durumu dava tarihi esas alınarak belirlenir. Mahkemece öncelikle … 13.İcra Müdürlüğü’nün 2009/9197 Esas sayılı icra takibi ile ilgili olarak yapılan ödemeler dikkate alınarak ödemenin yapıldığı son tarih itibariyle icra takip dosyasının konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla kapak hesabı yaptırılarak asıl alacak, ferileri ve icra takip dosya giderleri dikkate alınmak suretiyle davacının fazla ödeme yapıp yapmadığının tespiti ile şayet fazla ödeme var ise bu miktarın istirdatına karar verilmesi gerekir.

Menfi tespit istemine konu edilen 03.09.2009 tanzim tarihli, 6.000 TL bedelli bono yönünden ise, bu bononun takibe konu edilmediği, davacı tarafından bonoya ilişkin olarak davalıya herhangi bir ödeme yapılmadığı ve halen bononun davalının elinde olduğu anlaşılmıştır. Bu hususlar gözetilerek mahkemece bonodan dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti ile bononun davacıya iadesine karar verilmesi gerekirken bono bedelinin istirdatına karar verilmesi de doğru görülmemiştir.

Ayrıca davaya konu edilen 30/10/2009 tarihli, 5.000,00 TL bedelli çek yönünden ise mahkemece çekten dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti ile davalı elinde bulunan çekin davacıya iadesine ve çek nedeniyle ödenen bedelin istirdardatına şeklinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 26.03.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Menfi Tespit Kararı Verilmesi Gerekirken Olumlu Tespit Kararı Verilmesinin Hukuka Aykırılığı Hakkında İİK 72 Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2018/1445 K. 2019/1114 T. 21.2.2019

• MENFİ TESPİT İSTEMİ (Mahkemece Verilen Kararda Menfi Tespit (Olumsuz Tespit ) Yerine Olumlu Tespit Kararı Verildiği – Bu Şekilde Hükmün Kurulması Bozmayı Gerektirdiği )

• OLUMLU / OLUMSUZ TESPİT KARARI (Menfi Tespit İstemi – Mahkemece Verilen Kararda Menfi Tespit (Olumsuz Tespit ) Yerine Olumlu Tespit Kararı Verilerek Hükmün Kurulması Bozmayı Gerektirdiği )

2004/İİK 72

ÖZET : Dava, menfi tespit istemidir. Mahkemece verilen kararda menfi tespit (olumsuz tespit ) yerine olumlu tespit kararı verilmiştir, bu şekilde hükmün kurulması bozmayı gerektirmiştir. Ayrıca asıl ve birleşen dosya davacılarından alacak talep eden asıl ve birleşen dosya davalısı … Sınai ve Tıbbi Gazlar A.Ş olup, davalı … A.Ş’nin bu davacılardan alacak talebi olmadığından davanın açılış biçimine göre davalı … A.Ş’nin taraf ehliyeti(pasif husmet ehliyeti ) bulunmadığı halde … A.Ş yönünden işin esası hakkında hüküm kurulması da bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki asıl ve birleşen menfi tespit davasının bozmaya uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde asıl ve birleşen davadaki davacı vekilince duruşmalı ve asıl ve birleşen davada davalı … A.Ş vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde asıl ve birleşen davacı vekili Av…. ve asıl ve birleşen davalı … A.Ş vekili Av. … gelmiş olduğundan duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Asıl ve birleşen davada davacılar vekili, davacı şirketlerin … ikmalinin davalı … Boru Hatları ve Petrol Taşıma A.Ş’ den tedarik edildiğini, davalı … A.Ş.nin 08.02.2007 tarihli yazılarıyla … ikmali verilen 2 adet rampanın … Tıbbi ve Sınai Gazlar A.Ş. tarafından kurulduğunu ve rampa katılım bedelinden davacı … Doğalgaz Toptan Satış A.Ş’nin payına düşen kısmının 106.641 YTL,birleşen dosyada davacı …Ş için ise 61.615, YTL olduğunu ve bu bedelin … Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstri A.Ş. ‘ne ödenmesini talep ettiğini, bu rampalar için ne kadar harcama yapıldığına dair ayrıntılı açıklama ile “ as built projeleri”, malzeme alım fiyat dökümü ve kesin kabul evrakları istenilmesine rağmen ayrıntılı bir döküm verilmediğini, afaki bir şekilde hesaplanan bedelin ödenmesinin talep edildiğini, ayrıca 1 no’lu rampanın davacı şirketler … faaliyetine geçmeden 2 yıl önce … A. Ş. tarafından sadece kendi ihtiyaçları için kullanıldığı, bu nedenle oluşturulacak katkı bedelinde bu hususun dikkate alınması gerektiğini, davalı … A.Ş. tarafından davacı şirketlere gönderilen 23.05.2007 tarih ve 10987 ve 10990 Sayılı yazılar ile davalı … Tıbbi ve Sınai Gazlar A.Ş’ne bedelin 10 gün içinde ödenmesi aksi halde gaz arzının durdurulacağının bildirildiği, bunun üzerine … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2007/15 D.iş sayılı dosyası ile yaptırılan tespit ile davacı … Doğalgaz Toptan Satış A.Ş’nin payına düşen rampa bedelinin 29.930,18 YTL, birleşen dosya davacısı İpragaz A.Ş payına düşen kısmının ise 17.292,99 YTL olduğunu belirterek asıl dava davacı şirketin ödemesi gereken rampa katkı payının 106.641 YTL. olmayıp 29.930,18 YTL olduğunu ve birleşen dava davacı şirketin ödemesi gereken rampa katkı payının 61.615, YTL olmayıp 17.292,99 YTL olduğunun tespiti ile davalı … Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstri A.Ş. ‘ne başkaca bir borcunun olmadığının tespitine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.

Asıl ve birleşen davada davalı … Boru Hatları ve Petrol Taşıma A.Ş vekili, asıl ve birleşen davada davacı şirketleriyle akdedilen … alım satım sözleşmesini 2. Maddesinde “alıcı teslim noktasına ilişkin yatırım yapan firmaya /firmalara …’ın bildireceği katkı payını ödeyecektir.” hükmünün getirildiğini, bu kapsamda rampa yapımına ilişkin davalı … A.Ş tarafından bildirilen bedellerin incelenerek bedellerin uygun görülerek kabul edildiği, kabul edilen bedeller üzerinden yatırım bedellerinin güncellenmesinin TC. Merkez Bankası gecelik borçlanma faiz oranları üzerinden yapıldığını ve davacı şirketlerin satın aldığı … miktarına göre bulunan katkı oranı yüzdesi ile rampa katkı bedelinin hesaplandığını, davacı şirketlerin ödemeleri yapacağı davalı … A.Ş olduğundan husumet yöneltilemeyeceğini, yaptırılan tespitteki bedellerin kabul edilemeyeceğini savunarak asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir.

Asıl ve birleşen davada davalı … Tıbbi ve Sınai Gazlar A.Ş.vekili, davacıların davalı … A.Ş ile imzalamış olduğu … alım sözleşmelerinde rampa yatırımını yapan firmaya … tarafından bildirilecek katkı payını ödemeyi açıkça kabul ve taahhüt ettiğini, bu taahhütün EPDK’nun kara tankerlerine dolum rampası kapasite tahsisi konulu 21.04.2005 tarih ve 477 Sayılı kurul kararına uygun bir taahhüt olduğunu, davacıların davalı … A.Ş tarafından onaylanan katkı payının kabul edilmeyip, dava konusu edilmesinin EPDK Kurul kararına ve doğal gaz piyasası teamüllerine aykırı olduğunu savunarak asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacılarla davalılardan … arasında yapılan … alım sözleşmesinin 2. maddesinde yatırım yapan firmaya …’ın belirleyeceği katkı payının ödeneceği hüküm altına alındığı, davalılara, dava konusu rampaların yapımı ile ilgili gerekli olan plan ve projeler ile ilgili evrakların dosyaya sunulması istenilmesi ve bu konuda kesin süre verilmesine rağmen davalıların rampaların yapımı ile ilgili hiçbir evrakı dosyaya sunmadığı, … sözleşmesinin 2. maddesinin davalı … A.Ş’nin afaki olarak belirlediği bir rakamın rampadan istifade eden firmalar tarafından ödeneceği şeklinde bir yorum çıkarılamayacağı, yapılan rampalar için maliyet ve müteahhitlik karı dahil edilerek Merkez Bankasının gecelik faiz oranı dikkate alınarak güncellenmiş hesaplama ile rampa bedellerinin toplam miktarının 620.869,94 TL olduğu asıl davada davacı şirketin payına düşen bedelin 83.817,45 TL, birleşen davada davacı şirket payına düşen bedelin ise 48.427,85 TL olduğu gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüyle davacı … Doğalgaz Toptan Satış A.Ş’nin davalı … A.Ş’nin talebi ile davalı … Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal End. AŞ’ye ödemesi gereken rampa katkı bedelinin 83.817,45 TL olarak tespitine, birleşen davanın ksmen kabulüyle davacı …Ş’ nin davalı … A.Ş’nin talebi ile davalı … Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal End. A.Ş’ye ödemesi gereken rampa katkı bedelinin 48.427,85 TL olarak tespitine karar verilmiş,hüküm asıl ve birleşen dava davacı vekili ile asıl ve birleşen dava davalısı … A.Ş vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Asıl ve birleşen dava menfi tespit davasıdır. Mahkemece verilen kararda menfi tespit (olumsuz tespit ) yerine olumlu tespit kararı verilmiştir, bu şekilde hükmün kurulması bozmayı gerektirmiştir. Ayrıca asıl ve birleşen dosya davacılarından alacak talep eden asıl ve birleşen dosya davalısı … Sınai ve Tıbbi Gazlar A.Ş olup, davalı … A.Ş’nin bu davacılardan alacak talebi olmadığından davanın açılış biçimine göre davalı … A.Ş’nin taraf ehliyeti(pasif husmet ehliyeti ) bulunmadığı halde … A.Ş yönünden işin esası hakkında hüküm kurulması da bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen dosya davacıları ve davalı … A.Ş lehine BOZULMASINA, bozma nedenine göre temyiz eden taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, bozma nedenine göre duruşmada hazır bulunan davalı … A.Ş vekili lehine 2.037,00 TL vekalet ücretinin asıl ve birleşen davacılardan alınarak davalı … A.Ş vekiline verilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz eden asıl ve birleşen dava davacıları ile asıl ve birleşen davada davalı … Boru Hatları ve Petrol Taşıma A.Ş.’ye iadesine, 21.02.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Mahkemece; İlgili Ödeme Emri Hakkında Olumlu-Olumsuz Karar Vermek, Ödeme Süreleri Dikkate Alınarak Sorumlu Olup olmadığına Dair Karar Vermek Gerektiğine Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2018/773 K. 2019/264 T. 21.1.2019

• ÖDEME EMİRLERİNİN İPTALİ VE MENFİ TESPİT İSTEMİ ( Davacının İlgili Ödeme Emrinin İptali Talebi de Mevcut Olup Anılan Ödeme Emri Hakkında Karar Verilmediği ve Davacının Sorumlu Olduğu Dönemler Belirlenirken Ödeme Süreleri Dikkate Alınmadan Sorumluluk Belirlendiği – Mahkemece İlgili Ödeme Emri Hakkında Olumlu-Olumsuz Karar Vermek ve İlgili Ödeme Süreleri Dikkate Alınarak 2004/2 ve 2004/3. Dönemler Yönünden de Sorumlu Olmadığına Karar Vermek Gerektiği )

• ÖDEME SÜRELERİNİN TAKDİRİ ( Menfi Tespit İstemi – Mahkemece İlgili Ödeme Emri Hakkında Olumlu-Olumsuz Karar Vermek ve İlgili Ödeme Süreleri Dikkate Alınarak 2004/2 ve 2004/3. Dönemler Yönünden de Sorumlu Olmadığına Karar Vermek Gerektiği/Hatalı Değerlendirme ile Karar Verilmesinin Usul ve Yasaya Aykırı Olduğu )

• HATALI DEPERLENDİRME İLE HÜKÜM KURULMASI ( Davacının İlgili Ödeme Emrinin İptali Talebi de Mevcut Olup Anılan Ödeme Emri Hakkında Karar Verilmediği ve Davacının Sorumlu Olduğu Dönemler Belirlenirken Ödeme Süreleri Dikkate Alınmadan Sorumluluk Belirlendiği – Mahkemece İlgili Ödeme Emri Hakkında Olumlu-Olumsuz Karar Vermek ve İlgili Ödeme Süreleri Dikkate Alınarak 2004/2 ve 2004/3. Dönemler Yönünden de Sorumlu Olmadığına Karar Vermek Gerektiği/Menfi Tespit İstemi )

2004/İİK 72

ÖZET : Dava ödeme emirlerinin iptali ve borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.Olayda; davacının ilgili ödeme emrinin iptali talebi de mevcut olup anılan ödeme emri hakkında karar verilmediği ve davacının sorumlu olduğu dönemler belirlenirken ödeme süreleri dikkate alınmadan sorumluluk belirlendiği anlaşılmaktadır.Mahkemece; ilgili ödeme emri hakkında olumlu-olumsuz karar vermek, ödeme süreleri dikkate alınarak 2004/2 ve 2004/3. dönemler yönünden de sorumlu olmadığına karar vermek gerekir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA : Dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : A- )Davacı İstemi:

Davacı vekili; davacıya gönderilen 2008/5028, 5029, 11947, 11948, 11949, 11950, 11951, 11952, 11953, 11954, 50030, 50031, 50032, 50033, 50034, 50035 Sayılı ödeme emirlerinden davacının muhtarlık yaptığı döneme ait borçlardan, köy halkıyla birlikte sorumlu olduğuna, geriye kalan bütün işlemlerin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

B- )Davalı Cevabı:

Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı yanın Hanlı köyü muhtarlığı yapmış olduğunu, muhtarlıkça kuruma ödenmesi gereken prim borçları ödenmediği için yasal mevzuat uyarınca gecikme zammı uygulanmış ve söz konusu borcun ödenmesi için muhtarlığa tebligat çıkarıldığını, tebligatlara rağmen davacı yan tarafından her hangi bir ödeme yapılmadığını tahakkuk eden yeni dönem prim borçları da ödenmediğini, bu durum üzerine yasal mevzuat uyarınca borçlu hakkında idari para cezası uygulandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C )İlk Derece Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı :

İlk derece mahkemesince; “Mevcut ödeme emirlerinin 28.11.2013 tarihinde tebliğ edilmiş olduğu, davanın 14.03.2014 tarihinde açıldığı, 6183 Sayılı Kanun’un 58.maddesinde ön görülen 7 günlük hak düşürücü süre geçirilmiş olduğu” gerekçesiyle “davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine” karar verilmiştir.İstinaf Başvurusu ; Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkile “7 günlük süreden ve itiraz / dava mercilerinden ve benzeri bir durum” hakkında bilgilendirme yapıldığına dair belge olmadığı, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

D- )Bölge Adliye Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı :Bölge Adliye Mahkemesince; “Davacının muhtarlığa başlamadan önceki ve sonraki tarihlerde üçüncü kişi olduğu, belirtilen döneme ilişkin olarak tahakkuk ve tediye görevi olmadığına göre sorumlu tutulmaması gerektiği, muhtarlık yaptığı dönem tahakkuk eden prim borçlarından dolayı ise 506 Sayılı Kanun’un 80.maddesi gereğince sorumlu olduğu, 7 günlük süreyi kaçırmakla zamanaşımı sebebiyle iptalini de isteyemeyeceği” gerekçesiyle

1. İş Mahkemesi’nin 2014/210 E., 2017/195 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,

2- )Dava, 2008/5029 ve 2008/11948 takip sayılı ödeme emirleri yönünden konusuz kaldığından,bu ödeme emirleri yönünden esası hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

3- )Dava konusu diğer ödeme emirleri yönünden davanın Kısmen KABUL, Kısmen REDDİ İLE;

a- )2008/11947,11950,11952, 2008/50031, 50032, 50033, 50034, 50035 Sayılı ÖDEME EMİRLERİNİN İPTALİNE,

b- )2008/50030 Sayılı ödeme emrinin, 1997/10-1999/10 arası dönem, 2008/11953 Sayılı ödeme emrinin 2004/4-2004/12 arası dönem, 2008/11954 Sayılı ödeme emrinin 2004/4-6 arası dönem borçları yönünden İPTALİNE,

c- )Davacının, 2008/50030 Sayılı ödeme emrinin 1999/11-2002/6 arası dönem, 2008/11953 Sayılı ödeme emrinin 2003/11-2004/3 arası dönem, 2008/11954 Sayılı ödeme emrinin 2003/10-2004/3 arası dönem yönünden ve 2008/11949, 11951 Sayılı ödeme emirlerinin iptali talebinin ve bu konudaki borçlu olmadığının tespiti talebinin REDDİNE,” karar verilmiştir.

E- )Temyiz:

Davalı temyiz dilekçesinde :Yerel mahkemenin davanın hak düşürücü süreden reddi kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, kurum işlemlerinde hata bulunmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

Davacı temyiz dilekçesinde: “Borca sebep olan hizmet tespiti davasında muhatap davalı olarak … Köyü Tüzel Kişiliği yer aldığını, dolayısıyla davalı tarafça, köy tüzel kişiliği aleyhine ‘prim, işsizlik primi borcu ve idari para cezası’ işlemi tesis edilmesi gerektiğini,

-Köy tüzel kişiliğinin geliri ve malvarlığı yetersiz kaldığı ya da tespit edilemediği takdirde, yalnızca muhtar olarak görev yapanlar değil, azalar ve bütün köy halkının sorumluluğuna gidilmesi gerektiğini, -Kurumun hem mahkeme kararını çok geç işleme koyduğunu, hem de bu gecikmeden dolayı idari para cezaları tesis edip, fahiş faiz işlettiğini,

-Kurumun işlemlerine konu alacakların, zamanaşımına uğradığını,

-Davalı kurumun, yaptığı işlemlerin hiçbirinde 7 günlük süreden ve itiraz mercilerinden bahsetmediğini,” ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

F- ) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:

1- )Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine

2- ) Dava ödeme emirlerinin iptali ve borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; Sivas İş Mahkemesi’nin 19.07.2006 tarih ve 2005/955 E 2006/665 K sayılı hizmet tespiti kararı ile Hanlı Köyü Tüzel Kişiliği aleyhine 10.04.1991-29.04.2005 arası köy bekçisi lehine hizmet tespiti kararı verildiği ve 21. Hukuk Dairesinin 12.06.2007 tarihli onama kararı ile kesinleştiği, davacının 18/11/1999-28/03/2004 tarihleri arasında Hanlı Köyü muhtarlığı yaptığı, dava konusu ödeme emirlerinin 1991/4-2005/4 arası dönemlere ilişkin olduğu ve 12/11/2013 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davanın 14/03/2014 tarihinde açıldığı, anlaşılmaktadır. 506 Sayılı Kanun’un 80/1. maddesinde ” İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur.” hükmü yer almakta olup, önce prime esas kazançlara ilişkin Kurum Tebliği, ardından bu tebliği yürürlükten kaldıran İşveren Uygulama Tebliği, bu süreyi ‘takip eden ayın sonuna kadar’ olarak belirlemiştir. Tebliğ’de “Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının ( a ) bendi kapsamında sigortalıları çalıştıran işverenler, bir ay içinde çalıştırdıkları sigortalıların prime esas kazançları üzerinden hesaplanacak sigortalı hissesi prim tutarlarını sigortalıların ücretlerinden keserek, kendi hissesine isabet eden prim tutarlarını da bu tutarlara ekleyerek en geç takip eden ay/dönemin sonuna kadar Kuruma ödeyeceklerdir.Ödeme süresinin son gününün resmi tatile rastlaması halinde, prim tutarları, en geç son günü izleyen ilk iş günü içinde Kuruma ödenecektir.” hükmü düzenlenmiştir. Bu durumda örneğin, ocak ayında doğan prim borcunun, takip eden şubat ayı sonuna kadar ödenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.Somut olayda; davacının 2008/5028 Sayılı ödeme emrinin iptali talebi de mevcut olup anılan ödeme emri hakkında karar verilmediği ve davacının sorumlu olduğu dönemler belirlenirken yukarıda anlatılan ödeme süreleri dikkate alınmadan sorumluluk belirlendiği anlaşılmaktadır.Yapılacak iş; 2008/5028 Sayılı ödeme emri hakkında olumlu-olumsuz karar vermek, yukarıda anlatılanlar ışığında ödeme süreleri dikkate alınarak 2004/2 ve 2004/3. dönemler yönünden de sorumlu olmadığına karar vermekten ibarettir.

O halde, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASI gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.01.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

 Davacıdan Haricen Tahsil Edilen Bedelden, Alınması Gereken Bedel Üzerinden Başlatılacak Bir İcra Takibinde Giderlerin Hesaplanarak Belirlenen Tutarın Düşülmesi Suretiyle Kalan Bakiyenin Davacıya İadesi Gerektiğine Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2018/4869 K. 2019/237 T. 17.1.2019

• MENFİ TESPİT VE İSTİRDAT DAVASI ( Davacıdan Haricen Tahsil Edilen Bedelden Alınması Gereken Bedel Üzerinden Başlatılacak Bir İcra Takibinde Alınması Gereken Tahsil Harcı İcra Gideri Vekalet Ücreti Faiz ve Kdv Kalemlerinin Hesaplanarak Belirlenen Tutarın Düşülmesi Suretiyle Kalan Bakiyenin Davacıya İadesine Gerektiği )

• İCRA TAKİBİ BAŞLATILMASININ HAKLI OLMASI ( Davacıdan Alınması Gereken Bedel Yönünden Davalının Takip Başlatması Haklı Olduğu – Davacıdan İcra Takibi Yoluyla Tahsil Edilen Tahsil Harcı İcra Gideri Vekalet Ücreti Faiz ve Kdvnin Tamamının İadesine Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu/Menfi Tespit ve İstirdat Davası )

• TAKİP MASRAFLARINDAN SORUMLULUK ( Menfi Tespit ve İstirdat – Davacıdan Alınması Gereken Bedel Yönünden Davalının Takip Başlatması Haklı Olduğu/Bu Tutar Üzerinden Yapılacak İcra Takibinde Alınması Gereken Tahsil Edilen Tahsil Harcı İcra Gideri Vekalet Ücreti Faiz ve Kdv Miktarının Hesaplanarak Fazla Tutarın İadesi Gerektiği )

2004/İİK 72

ÖZET : Dava, menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir. Davacıdan icra takibi yoluyla tahsil edilen tahsil harcı, icra gideri, vekalet ücreti, faiz ve kdv’nin tamamının iadesine karar verilmesi hatalıdır. Davacıdan alınması gereken bedel yönünden davalının takip başlatması haklı olduğu görülmekle, bu tutar üzerinden yapılacak icra takibinde alınması gereken tahsil edilen tahsil harcı, icra gideri, vekalet ücreti, faiz ve kdv miktarının hesaplanarak fazla alınan tutarın iadesi gerekmektedir. O halde; mahkemece, davacıdan haricen tahsil edilen bedelden, alınması gereken bedel üzerinden başlatılacak bir icra takibinde alınması gereken tahsil harcı, icra gideri, vekalet ücreti, faiz ve kdv kalemlerinin hesaplanarak belirlenen tutarın düşülmesi suretiyle kalan bakiyenin davacıya iadesine gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Davacı … Mob. Dek. A.Ş. ile davalı … aralarındaki menfi tespit davasına dair … 12. Asliye Ticaret Mahkemesinden verilen 04/02/2016 tarihli ve 2015/553 E – 2016/30 K sayılı hükmün bozulması hakkında dairece verilen 26/02/2018 tarihli ve 2016/9214 E – 2018/1698 K sayılı ilama karşı davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.

Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı … A.ş ile davalı … arasındaki istirdat davasına dair … 12. Asliye Ticaret Mahkemesinden verilen 04/02/2016 tarihli ve 2015/553 E. – 2016/30 K. sayılı hükmün bozulması hakkında Dairemizce verilen 26/02/2018 tarihli ve 2016/9214 E. – 2018/1698 K. sayılı ilamda, sehven açıklama ve sonuç bölümlerine ilişkin maddi hata yapıldığı anlaşılmakla; davacı yararına usuli kazanılmış hak oluşmayacağı dikkate alınarak bozma ilamına ilişkin maddi hata aşağıdaki şekilde düzeltilmiştir.

Davacı vekili; davalı elektrik şirketi tarafından müvekkiline ait sayacın eksik tüketim yaptığı gerekçesiyle kaçak elektrik faturası düzenlendiğini, faturaya itirazlarının değerlendirilmeden icra takibi başlatıldığını, takipteki borç kalemlerinin ferileri ile birlikte ihtirazi kayıt ile ödenmek zorunda kalındığını, ancak kaçak elektrik kullanmadığını belirterek; borcu olmadığının tespitine, faturaya istinaden ödenen 17.847,23 TL ve icra takibinin ferileri niteliğindeki 2.549,98 TL’nin ödeme tarihinden faiziyle davalıdan tahsiline, ayrıca kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; davacıya ait sayacın muayenesi sonucunda eksik kayıt yaptığının belirlendiğini, bu şekilde kaçak elektrik kullandığının tespit edildiğini, davacının iddialarının doğru olmadığını savunarak davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece; bilirkişi raporu doğrultusunda davacının eksik tüketim bedelinden sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüyle davanın kısmen kabulüyle davacının icra takibi ve dayanağı nedeniyle 2.887,50 TL borçlu olmadığının tespitine, ( davacının 12.474,84 TL borçlu olduğuna, ), davalıya ödemiş olduğu 15.362,34 TL’den borçlu olduğu belirlenen kısmın düşülmesi ile fazla yatırılan 2.887,50 TL’nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, itiraz nedeni ile durdurulan takibe dayalı haricen tahsil edilen 2.484,89 TL nin ( tahsil harcı, icra gideri, vekalet ücreti, icra sonrası faiz ve KDV toplamı ) dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazla talebin reddine ve karşılıklı tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- ) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı tarafın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- ) Davalının, davacı borçlu aleyhine başlatılan icra takibi nedeniyle ödediği asıl alacağın fer’i niteliğinde bulunan tahsil harcı, icra gideri, icra vekalet ücreti, faiz ve kdv bedeline yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Dosyanın incelenmesinde; kaçak elektrik tüketimi iddiası ile davacı adına tahakkuk ettirilen 17/10/2012 tarih ve 14.548,90 TL ve 613,30 TL’lik faturalara davacının itirazına rağmen davalı tarafça toplam 15.362,34 TL üzerinden icra takibi başlatıldığı, itiraz üzerine icra takibinin durduğu, davacının ihtirazi kayıtla davalının banka hesabına asıl alacak ve ferileri ile birlikte 17.847,23 TL yatırdığı, mahkemece davacının 12.474,84 TL borçlu olduğuna, 2.887,50 TL ise borçlu olmadığının tespitine karar verildiği görülmektedir.

Her ne kadar davacının 12.474,84 TL borçlu olduğuna, 2.887,50 TL ise borçlu olmadığının tespitine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamakta ise de, davacıdan icra takibi yoluyla tahsil edilen tahsil harcı, icra gideri, vekalet ücreti, faiz ve kdv’nin tamamının iadesine karar verilmesi hatalıdır.

Davacıdan alınması gereken 12.474,84 TL yönünden davalının takip başlatması haklı olduğu görülmekle, bu tutar üzerinden yapılacak icra takibinde alınması gereken tahsil edilen tahsil harcı, icra gideri, vekalet ücreti, faiz ve kdv miktarının hesaplanarak fazla alınan tutarın iadesi gerekmektedir.

O halde; mahkemece, davacıdan haricen tahsil edilen 2.484,89 TL’den, 12.474,84 TL üzerinden başlatılacak bir icra takibinde alınması gereken tahsil harcı, icra gideri, vekalet ücreti, faiz ve kdv kalemlerinin hesaplanarak belirlenen tutarın düşülmesi suretiyle kalan bakiyenin davacıya iadesine gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Davacı vekilinin kararın ( maddi hatanın ) düzeltilmesi talebinin kabulü ile, … . Asliye Ticaret Mahkemesinden verilen 04/02/2016 tarihli ve 2015/553 E. – 2016/30 K. sayılı hükmün bozulması hakkında 26/02/2018 tarihli ve 2016/9214 E. – 2018/1698 K. sayılı ilamda sehven maddi hata yapıldığı anlaşıldığından, Dairemizin bozma ilamının kaldırılmasına, yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde temyiz isteyene iadesine, 17.01.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İİK Madde 72 ile İlgili Makalemiz

İİK 72 konusundaki hukuki makalemiz henüz yayınlanmamıştır. En kısa sürede buraya eklenecektir.

Bu makale faydalı mıydı?