hmk 353 ve yargıtay kararları

HMK 353 ve Yargıtay Kararları

HMK 353 (Duruşma Yapılmadan Verilecek Kararlar)

MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;

a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:

  1. Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.
  2. İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması.
  3. Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması.
  4. Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.
  5. Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına karar verilmiş olması.
  6. Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması.

b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;

  1. İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,
  2. Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,
  3. Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir.

HMK Madde 353 Yargıtay Kararları

Yeniden Yargılama Yapılmasına Gerek Olmadığında İstinaf Mahkemesinin Yeniden Hüküm Kurması Gerektiği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2019/8362 K. 2019/11300 T. 27.6.2019

• TAŞINMAZ İHALESİNİN FESHİ ( İşin Esasına Girilmeden İhalenin Feshi Talebinin Reddi Halinde Şikayetçi Aleyhine Para Cezasına Hükmedilemeyeceği – Buna Rağmen İlk Derece Mahkemesince Şikayetçi Aleyhine Taşınmazın İhale Bedelinin %10’u Oranında Para Cezasına Hükmolunmasının İsabetsiz Olduğu )

• PARA CEZASINA HÜKMEDİLMESİ ( Taşınmaz İhalesinin Feshi – İşin Esasına Girilmeden İhalenin Feshi Talebinin Reddi Halinde Şikayetçi Aleyhine Para Cezasına Hükmedilemeyeceği/Buna Rağmen İlk Derece Mahkemesince Şikayetçi Aleyhine Taşınmazın İhale Bedelinin %10’u Oranında Para Cezasına Hükmolunmasının İsabetsiz Olduğu )

• KARARIN DÜZELTİLMESİ ( Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi Kararının Para Cezası Kaldırılmak Suretiyle Düzeltilip Yeniden Esas Hakkında Karar Verilmesi Gerektiği – Bu Yanlışlığın Giderilmesinin Yeniden Yargılama Yapılmasını Zorunlu Kılmadığı/İlk Derece Mahkemesi Kararının Düzeltilerek Onanması Gerektiği )

2004/m.134

6100/HMK 353, 356

ÖZET : Dava, taşınmaz ihalesinin feshi istemine ilişkindir. İşin esasına girilmeden ihalenin feshi talebinin reddi halinde, şikayetçi aleyhine para cezasına hükmedilemeyecektir. Buna rağmen ilk derece mahkemesince, şikayetçi aleyhine taşınmazın ihale bedelinin %10’u oranında para cezasına hükmolunması isabetsizdir. Bölge adliye mahkemesince; ilk derece mahkemesi kararının, para cezası kaldırılmak suretiyle düzeltilip yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekir. Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını zorunlu kılmadığından, ilk derece mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Şikayetçinin, 01/06/2018 tarihli taşınmaz ihalesinin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince istemin reddine ve şikayetçi aleyhine ihale bedelinin %10’u oranında para cezasına hükmedildiği, şikayetçinin istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nun 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verildiği, anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.

İİK’nun 134/2. maddesinde; “İhalenin feshini, Borçlar Kanunu’nun 226. maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler, yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikayet yolu ile ihale tarihinden itibaren 7 gün içinde isteyebilirler” hükmüyle ihalenin feshini talep edebilecek kişiler düzenlenmiştir.

Öte yandan, İİK’nun 149. maddesine göre icra müdürü borçluya ve taşınmaz üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş veya taşınmazın mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir. Bu maddeye göre, kredi sözleşmesi kefillerine icra emri gönderilemez. Alacaklı, kefillere karşı haciz ( veya iflas ) yolu ile ayrı bir takip yapabilir.

Somut olayda, şikayetçi …, ihaleye konu taşınmazın eski maliki olup, takipten evvel, 16/02/2017 tarihinde taşınmazını ipotekle birlikte …’e satmıştır. Bu durumda şikayetçi, tapu sicilindeki ilgili sıfatını haiz olmadığı gibi, ihaleye pey süren kişi de değildir. Ayrıca şikayetçinin, ipoteğe esas kredi sözleşmesinde asıl borçlu sıfatı da yoktur. Her ne kadar takip talepnamesi ve icra emrinde şikayetçinin borçlu olarak ismi yer alsa da, yukarıda açıklandığı üzere ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte kendisine icra emri gönderilemez. Bu nedenle şikayetçinin takipte borçlu sıfatı da bulunmamaktadır. Ayrıca, şikayetçi, tapu sicilindeki ilgili veya ihaleye pey süren kişi de değildir. Yukarıda yazılı maddede, ihalenin feshini isteyebilecek ilgililer sınırlı olarak sayılmıştır. Şikayetçinin, takibe konu ipoteğe esas kredi sözleşmesinde kefil olması ya da satış ilanının fuzuli şekilde kendisine tebliğ edilmiş olması, ihalenin feshini talep hakkı vermez.

Buna göre, Bölge Adliye Mahkemesince, ihalenin feshi istemini esastan reddeden ilk derece mahkemesi kararının düzeltilerek, istemin aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir ise de, sonuçta istinaf istemi reddedildiğinden bu husus sonuca etkili görülmemiştir.

Ancak, İİK’nın 134. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde; işin esasına girilmeden ihalenin feshi talebinin reddi halinde, şikayetçi aleyhine para cezasına hükmedilemeyeceği öngörülmektedir. Buna rağmen ilk derece mahkemesince, şikayetçi aleyhine taşınmazın ihale bedelinin %10’u oranında para cezasına hükmolunması isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesince; HMK’nun 353/1-b-2 ve 356 maddeleri gereğince, ilk derece mahkemesi kararının, para cezası kaldırılmak suretiyle düzeltilip yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekirken, bu hususta karar verilmediği anlaşılmış olmakla, anılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını zorunlu kılmadığından, ilk derece mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekmiştir.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kısmen kabulüyle … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesinin 07/03/2019 tarihli ve 2018/2913 E.- 2019/547 K. sayılı kararının, 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK’nun 373/1. maddeleri uyarınca ( KALDIRILMASINA ), … İcra Hukuk Mahkemesi’nin 28/06/2018 tarihli ve 2018/2016 E.- 321 K. sayılı kararının hüküm bölümünün %10 para cezasına ilişkin “2” numaralı bendinin karar metninden tamamen çıkarılmasına, kararın düzeltilmiş bu şekliyle 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK’nun 370/2. maddesi uyarınca ( ONANMASINA ), dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.06.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

—————————————-

İstinaf Mahkemesinin Hatayı Gidermek İçin Esasa Girmesi Gerekirken Davayı İlk Derece Mahkemesine Göndermesinin Kanuna Aykırı Olması Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ E. 2018/7443 K. 2019/10654 T. 27.5.2019

• KAMULAŞTIRMASIZ EL ATILAN TAŞINMAZ BEDELİNİN TAHSİLİ ( İlk Derece Mahkemesince Delil Toplanıp Taşınmazın Değerinin Tespit Edildiği Mirasçılık Belgesi İle Tapu Kayıt Malikleri Arasındaki Çelişkinin İlk Derece Mahkemesi Kararı Kaldırılarak Esastan Yapılacak İnceleme İle Giderilebileceği – İşin Esasına Girilerek Karar Verilmesi Gerekirken Dosyanın İlk Derece Mahkemesine İadesinin Doğru Görülmediği )

• KANUNUN AÇIK HÜKMÜNE AYKIRILIK ( Kamulaştırmasız El Atılan Taşınmaz Bedelinin Tahsili – İlk Derece Mahkemesinin Delil Topladığı Taşınmazın Değerini Belirlediği/Mirasçılık Belgeleri İle Tapu Kayıtları Arasındaki Çelişki Bölge Adliye Mahkemesince Giderilebilmesinin Mümkün Olduğu Gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesine Gönderme Kararının İsabetsiz Olduğu )

• MİRASÇILIK BELGELERİ İLE TAPU KAYITLARI ARASINDAKİ ÇELİŞKİ ( Bölge Adliye Mahkemesince Giderilebilmesinin Mümkün Olduğu Gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesine Gönderme Kararının Bozulacağı – Kamulaştırmasız El Atılan Taşınmaz Bedelinin Tahsili )

6100/HMK 353,369

ÖZET : Dava; kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi delil toplamış taşınmazın değerini belirlemiştir. Mirasçılık belgeleri ile tapu kayıtları arasındaki çelişki dosyada mevcut olup bu durumun Bölge Adliye Mahkemesince giderilebilmesinin mümkün olduğu gözetildiğinde Bölge Adliye Mahkemesinin HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca verdiği gönderme kararı HMK 369 maddesinde de belirtildiği gibi “Kanunun açık hükmüne” aykırılık teşkil etmektedir. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesi 8.Hukuk Dairesinin mahkemesine iade kararının temyizi mümkün olduğundan temyiz isteminin reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekir. İlk derece Mahkemesince delil toplanıp taşınmazın değerinin tespit edildiği, dosyada mevcut mirasçılık belgesi ile tapu kayıt malikleri arasındaki çelişkinin ilk derece Mahkemesi kararı kaldırılarak esastan yapılacak inceleme ile giderilebileceği anlaşıldığından işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, Kanuna aykırı şekilde dosyanın ilk derece Mahkemesine iadesine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesinin kararına karşı taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak üzere mahkemesine gönderilmesine ilişkin karara karşı temyiz isteminin reddine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı ek karar ile kararın Yargıtay’ca incelenmesi, davacılar vekilince verilen dilekçeyle istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Asıl ve birleştirilen davalar, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 8.Hukuk Dairesince … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/28-2017/434 E-K sayılı ilamının KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine İADESİNE dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kesin olarak karar verilmiş, davacılar vekilince bu karar temyiz edilmiş, … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 31/05/2018 tarihli ek kararıyla; verilen kararın HMK 353/1-a-6 maddeleri uyarınca kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş olup, bu karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

Öncelikle, … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi tarafından … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 31/05/2018 tarihli ve 2017/28-2017/434 E-K sayılı kararının kaldırılması ve eksikliklerin yerine getirilmesi için ilk derece mahkemesine iadesine dair kesin olarak verilen karara karşı temyiz yoluna başvurulmasının mümkün olup olmadığı incelenmelidir. Bu bağlamda;

Bölge adliye mahkemesinin dosyayı geri gönderme kararının yasal dayanağı 6100 Sayılı HMK 353. maddesidir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353. maddesinde bölge adliye mahkemesince duruşma yapılmadan verilecek kararlar tahdidi olarak  belirtilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi’nin gönderme kararı HMK 353/l-a-6 maddesine dayanmaktadır. Maddenin incelenmesinde, mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmadan kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir.

HMK 369. maddesinde ”Yargıtay, tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir” hükmü bulunmaktadır. Bu itibarla;

Yapılan incelemede; kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemli davada yerel mahkemece; mahallinde yapılan keşif sonucu dava konusu Hüdavendigar Mahallesi, eski 1718 ada 2 parsel sayılı taşınmazın el atma tarihindeki nitelikleri de gözetilerek dava tarihindeki değeri belirlenmiştir. … Bölge Adliye Mahkemesi 8.Hukuk Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesinde; ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak; asıl ve birleşen dosya davacılarının sundukları mirasçılık belgelerindeki murisleri ile tapu malikleri arasında farklılık olduğu, eski hissedarlarla davacıların murislerinin aynı kişiler olup olmadığının denetime elverişli şekilde ortaya konulması gerektiği belirtilerek davacılara, tapuda isim tashihi veya davacıların murisi ile tapu kayıt maliklerinin aynı kişiler olduğunun tespiti için dava açmak üzere süre verilip, sonucuna göre gerekirse taraf teşkili de sağlandıktan sonra karar verilmesi gerektiğinden bahisle dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine dosya üzerinde yapılan inceleme ile karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesi delil toplamış taşınmazın değerini belirlemiştir. Mirasçılık belgeleri ile tapu kayıtları arasındaki çelişki dosyada mevcut olup bu durumun … Bölge Adliye Mahkemesi 8.Hukuk Dairesince giderilebilmesinin mümkün olduğu gözetildiğinde … Bölge Adliye Mahkemesi 8.Hukuk Dairesinin HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca verdiği gönderme kararı HMK 369 maddesinde de belirtildiği gibi “Kanunun açık hükmüne” aykırılık teşkil etmektedir. Bu itibarla … Bölge Adliye Mahkemesi 8.Hukuk Dairesinin mahkemesine iade kararının temyizi mümkün olduğundan 31/05/2018 tarihli temyiz isteminin reddine ilişkin kararın kaldırılmasından sonra işin esasının incelenmesinde;

Açıklanan nedenlerle; ilk derece Mahkemesince delil toplanıp taşınmazın değerinin tespit edildiği, dosyada mevcut mirasçılık belgesi ile tapu kayıt malikleri arasındaki çelişkinin ilk derece Mahkemesi kararı kaldırılarak esastan yapılacak inceleme ile giderilebileceği anlaşıldığından işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, Kanuna aykırı şekilde dosyanın ilk derece Mahkemesine iadesine karar verilmesi,

Doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenle HMK’nun 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 27.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

İstinaf Mahkemesinin Hata, Eksiklik veya Yanlış Gerekçe Durumlarında Kararı Kaldırarak Yeniden Hüküm Kurması Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2018/2921 K. 2019/4998 T. 1.7.2019

• GENEL KREDİ SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN ALACAĞIN TAHSİLİ ( İtirazın İptali İstemi Talebin Yerinde Görülmemesi Durumunda Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacağın Tahsili – Mahkemece Hak Düşürücü Süre İçerisinde Açılmadığı Tespit Edilen İtirazın İptali Davası Hakkında Ayrı Bir Hüküm Tesis Edilip Davanın Reddine Karar Verileceği Akabinde de Alacak Davasının İnceleneceği )

• İSTİNAF İNCELEMESİ ( İtirazın İptali Talebinin Yerinde Görülmemesi Durumunda Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacağın Tahsili İstemi – İlk Derece Mahkemesi Kararını Eksik ya da Hatalı Bulan veya Davanın Esası Hakkında Farklı Gerekçelerle Bir Karar Verilmesi Gerektiğine Hükmeden Bölge Adliye Mahkemesinin İlk Derece Mahkemesi Kararını Kaldırıp Esas Hakkında Yeniden Hüküm Kuracağı )

• TERDİTLİ DAVA ( İtirazın İptali Talebinin Yerinde Görülmemesi Durumunda Alacağın Tahsili İstemi – Hak Düşürücü Süre İçerisinde Açılmadığı Tespit Edilen İtirazın İptali Davası Hakkında Ayrı Bir Hüküm Tesis Edilip Davanın Reddine Karar Verileceği Akabinde de Alacak Davasının İnceleneceği/İtirazın İptali Davası Hakkında Hüküm Tesis Edilmeden Alacak Davasının Esası Hakkında Hüküm Tesisinin Doğru Görülmediği )

• İTİRAZIN İPTALİ TALEBİN YERİNDE GÖRÜLMEMESİ HALİNDE ALACAĞIN TAHSİLİ İSTEMİ ( Hak Düşürücü Süre İçerisinde Açılmadığı Tespit Edilen İtirazın İptali Davası Hakkında Ayrı Bir Hüküm Tesis Edilip Davanın Reddine Karar Verileceği Akabinde de Alacak Davasının İnceleneceği – İtirazın İptali Davası Hakkında Hüküm Tesis Edilmeden Alacak Davasının Esası Hakkında Hüküm Tesisinin Bozma Nedeni Olduğu )

6100/HMK 11/2,353/1-b-1

ÖZET : Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla yapılan takibe vaki itirazın iptali, itirazın iptali talebinin yerinde görülmemesi durumunda kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın davalılardan tahsili istemlerine ilişkindir. Mahkemece, hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı tespit edilen itirazın iptali davası hakkında ayrı bir hüküm tesis edilip, davanın reddine karar verilmesi, akabinde de alacak davasının incelenmesi gerekirken itirazın iptali davası hakkında hüküm tesis edilmeden fer’i nitelikteki alacak davasının esası hakkında hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davalılar yararına bozulması gerekmiştir. İlk derece mahkemesi kararını eksik ya da hatalı bulan veyahut davanın esası hakkında farklı gerekçelerle bir karar verilmesi gerektiğine hükmeden bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp, esas hakkında yeniden hüküm kurması gerekmektedir. Aksi hal 6100 Sayılı HMK ile benimsenen istinaf sistemine aykırılık oluşturacağı gibi, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi gerekçeleri arasında çelişki oluşmasına da sebebiyet verebilecektir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16/05/2017 tarih ve 2014/120 E- 2017/460 K. sayılı kararın davalılar …, …, …, … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 08/03/2018 tarih ve 2017/704 E- 2018/199 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar …, …, …, … vekili tarafından istenmiş ise de 31/05/2019 tarihinde davalılar …, …, …, … vekili tarafından verilen duruşmadan vazgeçme dilekçesi de dikkate alınarak, dosyanın incelemesinin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, gerçek kişi davalılar ile bu dosyadan tefrik kararı verilen A… … AŞ, A… Akaryakıt .. AŞ, F… Petrol Ürünleri ….AŞ ve Arista Yatırım … AŞ hakkında açtığı davada, müvekkili banka ile A… Akaryakıt Tic ve San AŞ arasında imzalanan 22/03/2012 tarihli 17.500.000.- TL bedelli, 06/7/2012 tarihli 17.500.000.- TL bedelli 2 adet genel kredi sözleşmesini davalıların müteselsil kefil olarak imzaladıklarını, bu sözleşmelere istinaden adı geçen şirkete nakdi ve gayri nakdi krediler kullandırıldığını, gayri nakdi kredi kapsamında asıl borçlu şirket lehine muhtelif tarihlerde 7 adet olmak üzere toplam 16.500.000.- TL tutarında meri ve kesin teminat mektubu verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine müvekkili tarafından 04/02/2013 tarihli kat ihtarnamesi ile hesabın kat edildiğini, kat ihtarında hem nakdi kredilerin ödenmesinin hem de gayri nakdi kredilerin deposunun talep edildiğini, davalıların borçlarını ödemeyerek temerrüte düştüğünü, borçlular hakkında İstanbul 9. İcra Dairesinin 2013/5327 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, borçluların icra takibine itiraz ettiğini, itiraz dilekçesinin kendilerine tebliğ edilmediğini, taraflarınca İstanbul 21. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2013/258 esas sayılı dosyasında açılan itirazın kaldırılması davasında mahkemenin 8/4/2014 tarihli kararı ile davanın reddine karar verildiğini ileri sürerek, borçluların icra takibine yapmış oldukları itirazın iptaline ve asıl alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, bu talebin kabul edilmemesi halinde 17.530.791,94 TL’nin kat ihtarnamesinin tarihi olan 04/02/2013 tarihinden itibaren temerrüt faizi yıllık % 40 ) ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar …, …, …, … vekili, davanın terditli açılamayacağını, itirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını, kefaletin kanunun aradığı şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu, Genel Kredi Sözleşmesi hükümlerinin müvekkilleri aleyhine şartlar içeren hükümlerinin genel işlem şartı niteliğinde hükümler olması sebebiyle geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı … ve vekili, yargılama sırasında davayı kabul ettiklerini bildirmiştir.

İlk derece mahkemesince, iddia, savunma alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre dava dilekçesinde terditli olarak talepte bulunulduğu, itirazın iptali olmadığı takdirde davanın alacak davası olarak yürütülmesinin talep edildiği, davacı tarafça terditli olarak açılan itirazın iptali davasının tarihi 11/4/2014 tarihi olup bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, davacı taraf davasını terditli olarak açtığından davaya alacak davası olarak devam edildiği, 22/03/2012 tarihli sözleşmenin 818 Sayılı BK. döneminde, diğer sözleşmesin ise 6098 Sayılı TBK döneminde imzalandığı, 06/07/2012 tarihli sözleşme bakımından gerçek kişi kefillerin eş rızalarının alındığı, gerçek kişi kefillerin 17.500.000,00 TL bedele kefil olarak imza attıkları, kefalet akdinin TBK’nın 583. maddesine göre uygun şekilde düzenlendiği, 818 Sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan genel kredi sözleşmesinde kefalet limiti bir an için gösterilmemiş olsa bile sözleşmenin ilk-baş tarafında birinci maddede kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği Yargıtay uygulamalarında kabul ediliğinden bu sözleşmelerdeki kefaletler açısından da kefalet limitinin belli olduğu, kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça borcun ödenmemesi üzerine hesap kat edilerek, nakdi kredinin tahsili teminat mektupları nedeniyle gayri nakdi kredinin ise kefillerden deposu istenilmiş ise de, sözleşmelerde kefiller yönünden depo talep edilebileceğine ilişkin hüküm olmadığı ancak teminat mektuplarının takip tarihi ile dava tarihi arasında nakde dönüştüğü, nakde dönüşen teminat mektupları yönünden davacının kefillerden de tahsil talebinde bulunabileceği gerekçesiyle davacının davasının … yönünden kabulü, diğer davalılar yönünden kısmen kabulü ile, tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile, 17.435.219,94 TL’nin …’dan, diğer davalılar açısından 17.412.505,89 TL’lik limitle sorumlu olmak üzere ( … ‘dan 04/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek %15 temerrüt faizi, diğer davalılardan ise 912.505,89 TL’sine 11/02/2013 kalan 16.500.000,00 TL’sine ise dava tarihi olan 11/04/2014 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %40 temerrüt faizi ile birlikte, ) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya verilmesine, dava tarihinden önce ödenen 21.536,00 TL yönünden davacının dava açmakta hukuki yararı kalmadığından bu kısma yönelik davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, dava tarihinden sonra ödenen 95.572,00 TL yönünden ise, dava konusuz kaldığından bu miktar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacının fazla talebinin reddine karar verilmiştir.

Karara karşı, davalılar …, …, …, … vekili, istinaf başvurusunda bulunmuştur.İstinaf Mahkemesince, İİK’nın 67. maddesinin 1. ve 4. fıkraları nazara alındığında davacı itirazın iptali veya alacak davası açabileceğinden terditli olarak dava açabileceği, davalılar vekili davanın itirazın iptali davası olarak açıldığını terditli olarak alacak davası olarak devam edilemeyeceğini ayrıca tefrik kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmekte ise de davalı şirketlerin iflas etmesi nedeniyle bu şirketler yönünden tefrik kararı verilmesinin HMK’da düzenlenen usul ekonomisi ilkesinin bir sonucu olduğu, itirazın iptali davasında hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddi ihtimali nedeniyle itirazın iptali davası olarak hüküm verilemez ise alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılması talep edilmiş olup davanın alacak davası olarak görülmesinde taleple bağlılık ilkesi nedeniyle hukuka aykırılık bulunmadığı, 22.3.2012 tarihli sözleşme bakımından 6098 Sayılı Kanun’un genel işlem şartlarına ilişkin hükümlerinin işbu sözleşme bakımından uygulama kabiliyeti bulunmadığı; 6098 Sayılı kanun döneminde akdedilen sözleşmeye kefalet, genel işlem şartları ve eş rızası yönünden TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği, eski yasa döneminde akdedilen genel kredi sözleşmesinde kefalet limitinin gösterildiği, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, “genel kredi sözleşmesinde sözleşmede kefalet limiti gösterilmemiş olsa bile, kredi limitinin açık şekilde gösterilmiş olduğu, bu kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği” göz önüne alındığında davalıların itirazlarının yerinde olmadığı, 06.07.2012 tarihinde imzalanan sözleşmede kefalet miktarının açıkça gösterildiği, sözleşmelerde eş rızası alınmadığı ileri sürülmüş ise de sözleşmelerin imza tarihinden sonra 6455 Sayılı Kanun ile 28.3.2013 tarihinde değişen TBK 584/3 madde uyarınca davalıların eş rızası koşulunun aranmasına gerek olmadığı, davalı …, … ve …’nın bizzat davalı şirket YK başkan ve üyeleri olduğu, diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, bu kişilerin kefaletlerinde eş rızasının gerekmediği, 6.7.2012 tarihli sözleşmede genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği gerekçesiyle davalılar …, …, …, … vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353 ( 1 )b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalılar …, …, …, … vekili temyiz etmiştir.

1- )Davalılar …, …, …, … vekilinin istinaf aşamasında adli yardım talebi kabul edilmiş olup anılan davalılar vekilince temyiz aşamasında da adli yardım talebinde bulunulmuş olmakla, dosya kapsamı, talep dilekçesi içeriği, ekli belgeler kararı temyiz için yatırılacak harcın tutarı gözetilerek, mümeyyiz davalılar vekilinin adli yardım talebinin HMK 336/2 ve 337/1. maddeleri çerçevesinde incelemenin evrak üzerinde yapılması gerekli görülmekle anılan davalıların karara yönelik kanun yolu harç ve giderleri bakımından adli yardımdan yararlandırılmalarına ve karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.

2- )Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla yapılan takibe vaki itirazın iptali, itirazın iptali talebinin yerinde görülmemesi durumunda kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın davalılardan tahsili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, itirazın iptali davasının hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı davacının talebi de gözetilerek davaya alacak davası olarak devam edildiği belirtilerek, yazılı gerekçelerle temyiz eden davalılar hakkındaki alacak davasının kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı temyiz eden davalılarca yapılan istinaf başvurusu ise bölge adliye mahkemesince yazılı gerekçelerle esastan reddedilmiştir.

Ancak yukarıda yapılan özetten de anlaşıldığı üzere dava terditli olarak açılmış, öncelikle itirazın iptali, bu talebin kabul görmemesi halinde kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tahsili talep edilmiştir. 6100 Sayılı HMK’nın 111/2 maddesi, “Mahkeme, davacının asli talebini esastan reddetmedikçe, fer’i talebi inceleyemez ve hükme bağlayamaz.” hükmünü haizdir. Bu durumda mahkemece, hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı tespit edilen itirazın iptali davası hakkında ayrı bir hüküm tesis edilip, davanın reddine karar verilmesi, akabinde de alacak davasının incelenmesi gerekirken itirazın iptali davası hakkında hüküm tesis edilmeden fer’i nitelikteki alacak davasının esası hakkında hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davalılar yararına bozulması gerekmiştir.

Öte yandan 6100 Sayılı HMK 353/1-b-1 maddesiyle bölge adliye mahkemesince incelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine karar verileceği hüküm altına alınmış, aynı Yasa’nın 353/1-b-2 maddesiyle ise bölge adliye mahkemesince, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği düzenlenmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesi kararını eksik ya da hatalı bulan veyahut davanın esası hakkında farklı gerekçelerle bir karar verilmesi gerektiğine hükmeden bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp, esas hakkında yeniden hüküm kurması gerekmektedir. Aksi hal 6100 Sayılı HMK ile benimsenen istinaf sistemine aykırılık oluşturacağı gibi, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi gerekçeleri arasında çelişki oluşmasına da sebebiyet verebilecektir.

Yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde, ilk derece mahkemesince, 6098 Sayılı TBK döneminde akdedilen 06.07.2012 tarihli genel kredi sözleşmesi bakımından kefil olan davalıların eş rızasının alındığı bu nedenle kefaletin Kanun’un aradığı şekil şartlarını ihtiva ettiği tespitine yer verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunu inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince, kefalet hususunda eş rızaların alınmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de sözleşmelerin imza tarihinden sonra 6455 Sayılı Kanun ile 28.3.2013 tarihinde değişen TBK’nın 584/3 maddesi uyarınca davalıların eş rızası koşulunun aranmasına gerek olmadığı, davalı …, … ve …’nın bizzat davalı şirket YK başkan ve üyeleri olduğu, diğer davalıların ise şirketin ortakları olduğu, bu kişilerin kefaletlerinde eş rızasının gerekmediği gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, ilk derece mahkemesince karar yerinde, davalı yanın genel kredi sözleşmesinin kefalete ilişkin hükümlerinin genel işlem koşulu olduğu yönündeki savunmalarına ilişkin değerlendirme yapılmamışken, Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde bu hususun da tartışıldığı ve 06.07.2012 tarihli sözleşmede genel işlem şartlarına aykırı bir hükme yer verilmediği sonucuna varıldığı gözlemlenmektedir. Ancak yukarıda da açıklandığı üzere, bölge adliye mahkemesinin kabul şekline göre, bu durumda ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekmektedir. Belirtilen nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinden farklı gerekçeye yer verilmesine karşın kararın gerekçesi ile hüküm arasında farklılık oluşturacak şekilde başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen bozulması gerekmiştir.

3- )Bölge Adliye Mahkemesi’nin kabul şekline göre de bölge adliye mahkemesince, 6098 Sayılı TBK’nın yürürlükte olduğu 06.07.2012 tarihinde imzalanan genel kredi sözleşmesini kefil olarak imzalayan davalılarca verilen kefaletler bakımından eş rızasının alınmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de davalıların asıl borçlu şirketin ortak ve yöneticileri olduğu, 6098 Sayılı TBK’nın 28.03.2013 tarihinde değiştirilen 584/3. maddesi gereğince şirket ortak ve yöneticilerin şirket lehine verdikleri kefaletlerde eş rızası alınması şartının kaldırıldığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince hükme dayanak yapılan değişiklik 6455 Sayılı Kanun’un 77..maddesiyle 28.03.2013 tarihinde yapılmış ve anılan Kanun’un 90. maddesiyle bu kanunla yapılan değişikliklerin Resmi Gazete’de yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtmiştir. Anılan değişikliğin geçmişe şamil olacağı şeklinde bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu durumda 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren TBK’nın 584/3. maddesinin 06.07.2012 tarihinde akdedilen sözleşmeye uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, 28.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı TBK’nın 584/3. maddesinin somut olaya uygulanma imkanı bulunmadığı gözetilerek hüküm tesisi gerekirken yazılı gerekçelerle başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozularak kaldırılmasını gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar …, …, … ve M. A. vekilinin adli yardım talebinin kabulüyle temyiz itirazlarının incelenmesine, ( 2 ) ve ( 3 ) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar …, …, … ve M. A. vekilinin temyiz isteminin kabulüyle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.07.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Eksikliklerin Giderilmemesi Halinde Duruşma Yapılmadan Esas Hakkında Karar Verilmesi Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2018/3166 K. 2019/4784 T. 24.6.2019

• ULUSLARARASI KARA TAŞIMASI ( Emtiada Meydana Gelen Hasarın Tazmini İstemi – Bölge Adliye Mahkemesince Delillerin Toplanması ve Değerlendirilmesinde Eksiklik Bulunduğu Düşünülmesine Rağmen Duruşma Açılıp Gerekirse Yeniden Bilirkişi Raporu Alınarak Eksiklik Olarak Tespit Edilen Hususlar Giderildikten Sonra Yeni Bir Karar Verilmesi Gerekirken Dosyanın Mahalline Gönderilmesinin Doğru Görülmediği )

• İSTİNAF İNCELEMESİ ( HMK’nın 356. Md. Gereğince Duruşma Açılmasının Asıl Olduğu – Ön İncelemede Saptanan Eksikliklerin Duruşma Açılarak İkmalinden Yahut Ön İncelemede Nazara Alınmamakla Birlikte Duruşma Açıldıktan Sonra Saptanan Yargılama Eksikliklerinin İkmalinden Sonra Yeniden Esas Hakkında Bir Karar Verileceği/Uluslararası Kara Taşımasında Emtiada Meydana Gelen Hasarın Tazmini İstemi )

• EMTİADA MEYDANA GELEN HASARIN TAZMİNİ İSTEMİ ( Uluslararası Kara Taşıması – Bölge Adliye Mahkemesince Delillerin Toplanması ve Değerlendirilmesinde Eksiklik Bulunduğu Düşünülmesine Rağmen Duruşma Açılıp Gerekirse Yeniden Bilirkişi Raporu Alınarak Eksiklik Olarak Tespit Edilen Hususlar Giderildikten Sonra Yeni Bir Karar Verilmesi Gerekirken Dosyanın Mahalline Gönderilmesinin Bozma Nedeni Olduğu )

• BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ ( Uluslararası Kara Taşımasında Emtiada Meydana Gelen Hasarın Tazmini İstemi – HMK’nın 357/3. Md. Hükmünde İlk Derece Mahkemesinde Usulüne Uygun Olarak Gösterildiği Hâlde İncelenmeden Reddedilen Delillerin Dahi Bölge Adliye Mahkemesince İncelenebileceği Düzenlendiğinin Gözetileceği )

6100/HMK 353/1-a-6,357/3

ÖZET : Dava; uluslararası kara taşıması esnasında taşınan emtiada meydana gelen hasarın tazmini istemine ilişkindir. HMK 353/1-b-3 maddesinde, bölge adliye mahkemelerince, kendilerine intikal eden ilk derece mahkemesi kararları bakımından, duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte yargılama eksikliklerinin saptanması halinde, bu eksikliklerin tamamlanmasını müteakip yeniden esas hakkında karar vermeleri gerektiği öngörülmüş olup mezkur hükmün bölge adliye mahkemelerine “sadece duruşma açılmaksızın tamamlanacak nitelikte bir yargılama eksikliğinin bulunması haline münhasır olarak” eksikliğin ikmali ile yeniden esas hakkında hüküm kurma yetkisi tanındığı, duruşma açılmaksızın tamamlanamayacak eksiklikler bulunduğunu saptaması halinde, işin esasını incelemeksizin bunların ikmali bakımından dava dosyasını behemahal ilk derece mahkemesine geri göndermesi gerektiği biçiminde yorumlanması söz konusu değildir. Aynı kanunun 356. maddesi hükmü gereğince duruşma açılmasının asıl olduğunun öngörülmüş olması gözetildiğinde, ön incelemede saptanan eksikliklerin duruşma açılarak ikmalinden yahut ön incelemede nazara alınmamakla birlikte duruşma açıldıktan sonra saptanan yargılama eksikliklerinin ikmalinden sonra yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği izahtan vareste ve kanun sistematiğinin gereğidir. Kaldı ki, HMK’nın 357/3. maddesi hükmünde de, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen delillerin dahi bölge adliye mahkemesince incelenebileceği düzenlenmiştir.

Eldeki davada ilk derece mahkemesince tarafların gösterdikleri delillerin hiç toplanmadığından veya hiç değerlendirilmediğinden bahsedilemeyecek olup, dava dosyasının esası incelenmeksizin ilk derece mahkemesine geri gönderilmesinin kanunda öngörülen gerektirici sebepleri bulunmamaktadır. Bu nedenle, her ne kadar kararın mahiyeti bu şekilde takdim edilmişse de, bölge adliye mahkemesince verilen kararın usuli anlamda bir geri gönderme kararı niteliğinde bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, buna bağlı olarak bölge adliye mahkemesince verilen kararın kesin olduğundan da söz edilemez. Açıklanan nedenlerle, bölge adliye mahkemesinin davacı vekilinin temyiz talebinin reddine dair ek kararının bozularak kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada delillerin toplanması ve değerlendirilmesi hususunda eksiklik bulunduğu düşünülmesine rağmen, HMK’nın anılan hükümleri çerçevesinde duruşma açılıp gerekirse yeniden bilirkişi raporu alınarak eksiklik olarak tespit edilen hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken, esas hakkında hiçbir inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 10/02/2017 tarih ve 2014/1753 E. – 2017/196 K. sayılı kararın davalılar S… Uluslararası Taşımacılık Ltd. Şti. ve T… Mil. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 03/11/2017 tarih ve 2017/1286 E. – 2017/1171 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin İtalya menşeli bir şirket ile yapmış olduğu ticari satış sözleşmesi kapsamında satışa konu “kiraz” meyvelerinin davalılardan S… Uluslararası Taş. Ltd. Şti. asıl taşıyıcı, davalı T… Mil. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. alt taşıyıcı olduğu halde taşındığını, diğer davalı Ak Sigorta A.Ş.’nin ise emtia nakliyat sigortası ile sigortaladığını, ürünlerin belli bir derece sıcaklıkta taşınması gerektiğini, ancak nakliye aracında yer alan termoking cihazındaki arıza nedeni ile ürünlerin donarak zarar gördüğünü, zararın tazmini için davalılar aleyhine yapılan takibe haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek davalıların itirazının iptali ile % 20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı şirketler vekili, CMR 17/II ve 17/IV-c maddeleri uyarınca müvekkili şirketlerin sorumlu tutulamayacağını, zararın termoking cihazının arızasından kaynaklanmadığını, hatalı istiflemeden kaynaklandığını, taşınan meyvelerin yalnızca % 20’sinin hasara uğradığını, zararın CMR hükümleri gereğince hesaplanması gerekip Konvansiyonu 27. maddesi gereğince % 5 oranında faiz talep edilebileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı sigorta şirketi vekili, davacının talebinin poliçe özel şartlarından olan soğutma ve havalandırma aygıtlarında 24 saatlik arıza klozu uyarınca teminat kapsamı dışında olduğunu, soğutma ünitesinde bir hasarın bulunmadığının, emtiadaki hasarın olmasıgerekenden daha düşük sıcaklıkta taşımadan kaynaklandığının ekspertiz raporuyla tespit edildiğini, ayrıca talep edilen tazminatın fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporları dikkate alınarak davalı sigorta şirketi yönünden poliçe özel şartı uyarınca soğutma ve havalandırma cihazının aralıksız ve en az 24 saat veya daha fazla bir süre ile arızalanması nedeni ile oluşan hasarların teminat kapsamına alındığı, ancak somut olayda soğutma cihazlarında her hangi bir arızanın bulunmadığı, bu nedenle hasarın sigorta teminatı kapsamında olmadığı, asıl ve alt taşıyıcı diğer davalı şirketler yönünden ise hamule senedinde varış süresinin 4 gün, termoking değerinin + 1 derece olarak belirtildiği, yükün senette belirtilen sıcaklık değerinde taşınmaması ve daha düşük sıcaklıkta taşınması nedeniyle emtianın zarar gördüğü, emtiadaki hasar oranının % 20 olduğu, dosyadaki deliller ve alınan raporlar ile zararın taşımadan kaynaklandığının sabit olduğu, zararın oluşmasında ya da artmasında davacının kusurunun bulunmadığı, Alaşehir Borsası tarafından kirazın tüccar satış fiyatı belirtilmiş ise de, bu fiyatın içinde paketleme, iç nakliye, soğutma, vergi, borsa harcı, navlun ve sigorta amortisman payı bulunmadığından bilirkişi tarafından fatura birim fiyatının hesaplamada emsal fiyat olarak alınmasının yerinde olduğu ve bilirkişi tarafından CMR Konvansiyonunun 23. maddesi uyarınca yapılan hesaplamanın doğru olduğu gerekçesiyle davanın taşımayı yapan şirketler yönünden kısmen kabulüyle takibin 28.058,59 TL miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatı talebinin ve davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre hükme esas alınan bilirkişi heyetlerinde, istifleme hatası olduğuna ilişkin iddiada bulunulması bakımından, hem bu hususta hem de soğutma tekniklerinde uzman yeterli ihtisasa sahip bilirkişiler bulunmadığı ve raporların hasarın hesaplanmasında açıklanan ilkelere aykırı yönde değerlendirme içerdiği, hükme elverişli delil toplanmadığı, bu nedenle dosya kapsamındaki deliller, ekspertiz raporu ve uzman raporundaki görüşler dikkate alınarak istifleme hatası bulunup bulunmadığı ve zararın hesaplanması yönlerinden değerlendirme yapılmak üzere yeterli ihtisasa sahip bilirkişilerin de yer alacağı bilirkişi heyetinden yapılan açıklamalar doğrultusunda rapor alınması gerektiği, HMK 353/1.a.6 bendinde davanın esasıyla ilgili olarak gösterilen delillerin “hiçbirinin” toplanmaması ile uyuşmazlığın çözülmesi, hakimin belirli bir yargıya vararak karar vermesinde etkili nitelikteki delillerin kast edildiği, bu özellikte delillerden “birinin” toplanmamasının da anılan madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı şirketler vekilinin istinaf başvurusunun, esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin kabulüne, mahkemenin 13.12.2016 tarih ve 2015/230 E. -2016/382 K. sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiş; Bölge Adliye Mahkemesince temyiz edilen kararın HMK 353/1.a maddesi gereğince kesin olarak verildiği gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararları, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- )Dava, uluslar arası kara taşıması esnasında taşınan emtiada meydana gelen hasarın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama aşamasında, toplanan deliller uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve sigorta şirketi dışındaki davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf yoluna başvurulması üzerine, dosyanın gönderildiği Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince, “davalı taşıyan şirketlerin, hasarın davacının hatalı istiflemesi sonucu oluştuğu yolundaki savunma ve delilleri incelenmeksizin hüküm kurulduğu, saptanan eksikliğin HMK’da ‘dar istinaf sistemi’nin benimsenmiş olması nedeniyle istinaf aşamasında ikmal edilemeyeceği” şeklindeki gerekçe ve HMK 353/1-a-6 maddesi hükmü dayanak gösterilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, dava dosyasının, eksikliklerin ikmali ile yeniden bir karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine “kesin” olarak karar verilmiş, kararın davacı yan vekili tarafından temyizi üzerine de yine aynı mahkemece kararın kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş, bu karar da süresi içerisinde davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Bu durumda, HMK’nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı kanunun 346/2. maddesi çerçevesinde, öncelikle, Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karara yönelik temyiz isteminin incelenmesi gerekir. Bir başka söyleyişle, HMK’nın 346/2. maddesinin verdiği açık yetki ve görev çerçevesinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, öncelikle, kararda belirtildiği üzere kanunda öngörülen “kesinlik” koşullarını haiz olup olmadığı incelenmelidir. İncelemenin, yine anılan kanun maddesindeki tanımıyla “yerindelik” denetimi niteliğinde yapılması gerektiği, yerindeliğin ise bölge adliye mahkemesinin kararına atfettiği mahiyet ve bu mahiyete bağlı öngörülen kesinlikten bağımsız olarak, bunların varlığı için kanunda yer verilen objektif nitelikteki neden ve koşulların bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ile mümkün olabileceği kuşkusuzdur. Esasen, ilk derece mahkemelerinin “kesin” olduğundan bahisle vermiş olduğu kararlar bakımından bölge adliye mahkemelerine anılan 346. madde ile verilen yerindelik denetimi yapma yetkisinin, 366. madde hükmü göz ardı edilerek, bölge adliye mahkemelerinin kesin olduğuna hükmettiği kararlar bakımından temyiz inceleme mercii olarak öngörülen Yargıtay’a tanınmadığından bahsetmek mümkün değildir. Keza, anılan 366. maddenin öngördüğü üzere, işin niteliğine uygun biçimde ve kıyasen uygulanması gereken 346. maddenin, bu gibi durumlarda bölge adliye mahkemesinin esasa yönelik bir kararı bulunmadığından bahisle, Yargıtay incelemesi sırasında hiç nazara alınamayacağı gibi bir görüşün savunulması da mümkün görünmemektedir.

Bu bağlamda temyize konu karar ile ilişkili usul hükümleri gözden geçirilmelidir. 6100 Sayılı HMK 353. maddesinde bölge adliye mahkemelerince duruşma yapılmadan verilecek kararlar sayılmış olup, 353/l-a-6. maddesinde ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, esasa ilişkin inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan bu düzenleme ile bölge adliye mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderme sebepleri, buna bağlı olarak bu yönde ve kesin nitelikli bir karar verilebilmesinin koşulları sayılmış olup öngörülen sebepler arasında, mahkemece belirtildiğinin aksine, “delillerin eksik toplanmasına” yahut “inceleme yetersizliğine” yer verilmemiştir.

Öte yandan HMK 353/1-a-6 maddesinin, eksik delil toplanması veya delilin eksik incelenmesi halinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın esas hakkında inceleme yapılmaksızın mahalline iadesini mümkün kıldığı şeklinde yorumlanması halinde, HMK’nın 371/1-ç bendine göre karara etki eden yargılama eksikliğinin bulunduğu durumlarda adli yargı teşkilatı içinde sadece Yargıtay’a tanınan eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı bozma yetkisine eşdeğer bir yetkinin bölge adliye mahkemesine de tanındığı sonucuna varılacaktır ki, herhalde, bu sonuca katılmak mümkün değildir.

Diğer bir yandan, HMK 353/1-b-3 maddesinde, bölge adliye mahkemelerince, kendilerine intikal eden ilk derece mahkemesi kararları bakımından, duruşma yapılmaksızın giderilebilecek nitelikte yargılama eksikliklerinin saptanması halinde, bu eksikliklerin tamamlanmasını müteakip yeniden esas hakkında karar vermeleri gerektiği öngörülmüş olup mezkur hükmün bölge adliye mahkemelerine “sadece duruşma açılmaksızın tamamlanacak nitelikte bir yargılama eksikliğinin bulunması haline münhasır olarak” eksikliğin ikmali ile yeniden esas hakkında hüküm kurma yetkisi tanındığı, duruşma açılmaksızın tamamlanamayacak eksiklikler bulunduğunu saptaması halinde, işin esasını incelemeksizin bunların ikmali bakımından dava dosyasını behemahal ilk derece mahkemesine geri göndermesi gerektiği biçiminde yorumlanması söz konusu değildir. Aynı kanunun 356. maddesi hükmü gereğince duruşma açılmasının asıl olduğunun öngörülmüş olması gözetildiğinde, ön incelemede saptanan eksikliklerin duruşma açılarak ikmalinden yahut ön incelemede nazara alınmamakla birlikte duruşma açıldıktan sonra saptanan yargılama eksikliklerinin ikmalinden sonra yeniden esas hakkında bir karar verilmesi gerektiği izahtan vareste ve kanun sistematiğinin gereğidir. Kaldı ki, HMK’nın 357/3. maddesi hükmünde de, ilk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen delillerin dahi bölge adliye mahkemesince incelenebileceği düzenlenmiştir.

Şu halde yukarda yazılı kanun hükümleri ve yapılan açıklamalar doğrultusunda, eldeki davada ilk derece mahkemesince tarafların gösterdikleri delillerin hiç toplanmadığından veya hiç değerlendirilmediğinden bahsedilemeyecek olup, dava dosyasının esası incelenmeksizin ilk derece mahkemesine geri gönderilmesinin kanunda öngörülen gerektirici sebepleri bulunmamaktadır. Bu nedenle, her ne kadar kararın mahiyeti bu şekilde takdim edilmişse de, bölge adliye mahkemesince verilen kararın usuli anlamda bir geri gönderme kararı niteliğinde bulunmadığı açıktır. Hal böyle olunca, buna bağlı olarak bölge adliye mahkemesince verilen kararın kesin olduğundan da söz edilemez. Açıklanan nedenlerle, bölge adliye mahkemesinin davacı vekilinin temyiz talebinin reddine dair ek kararının bozularak kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.

2- ) ( 1 ) numaralı bentte yazılı nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada delillerin toplanması ve değerlendirilmesi hususunda eksiklik bulunduğu düşünülmesine rağmen, HMK’nın anılan hükümleri çerçevesinde duruşma açılıp gerekirse yeniden bilirkişi raporu alınarak eksiklik olarak tespit edilen hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken, esas hakkında hiçbir inceleme yapılmaksızın kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulüyle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’nin 12.03.2018 tarihli davacı vekilinin temyiz isteminin reddine dair ek kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA; ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin bölge adliye mahkemesince verilen asıl karara yönelik temyiz isteminin kabulüyle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’nin 03.11.2017 tarih, 2017/1286 E.-2017/1171 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 24.06.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Marka Davalarında İstinaf Mahkemesinin Kararı Kaldırarak Esas Hakkında Yeniden Hüküm Kurması Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2018/2792 K. 2019/4232 T. 10.6.2019

• MARKA İLE İLGİLİ KURUM KARARLARININ İPTALİ İSTEMİ ( Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi Gerekçesine Ek Olarak “Davalı Marka Başvurusunun Kötü Niyetli Olduğu” İlave Gerekçesiyle Karar Verildiği – İlk Derece Mahkemesi Kararı Kaldırılarak Yeniden Esas Hakkında Hüküm Kurulması Gerekirken Başvurunun Esastan Reddine Dair Karar Verilmesinin Yerinde Görülmediği )

• İSTİNAF MAHKEMESİNİN GEREKÇE İLAVESİ ( Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi Gerekçesine Ek Olarak “Davalı Marka Başvurusunun Kötü Niyetli Olduğu” İlave Gerekçesiyle Karar Verildiği – İlk Derece Mahkemesi Kararı Kaldırılarak Yeniden Esas Hakkında Hüküm Kurulması Gerekirken Başvurunun Esastan Reddine Dair Karar Verilmesinin İsabetsiz Olduğu/Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali İstemi )

• KARARIN GEREKÇESİNDE HATA EDİLMESİ ( Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali İstemi – Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi Gerekçesine Ek Olarak “Davalı Marka Başvurusunun Kötü Niyetli Olduğu” İlave Gerekçesiyle Karar Verildiği/İlk Derece Mahkemesi Kararı Kaldırılarak Yeniden Esas Hakkında Hüküm Kurulması Gerekirken Başvurunun Esastan Reddinin Bozma Nedeni Olduğu )

KHK-556/m.8/4

6100/m.353/1-b-1-2

ÖZET : Dava; marka ile ilgili kurum kararlarının iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, davalı şirketin marka başvurusunun 556 Sayılı KHK’nın 8/4. maddesi, Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesi ve TRİPS Sözleşmesinin 16/2. maddesi uyarınca hükümsüzlüğüne karar verildiği halde, Bölge Adliye Mahkemesince bu gerekçeye ek olarak ayrıca davalı marka başvurusunun kötü niyetli olduğu ilave gerekçesiyle karar verildiği anlaşılmakla, 6100 Sayılı HMK 353/1-b. 2. maddesi “Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilir.” hükmünü haiz olup, anılan hüküm doğrultusunda Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken HMK 353/1-b-1. maddesi uyarınca başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi yerinde görülmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28/12/2016 tarih ve 2016/110 E.-2016/493 K. sayılı kararın davalı şirket ve davalı TPMK vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 23/03/2018 tarih ve 2017/1435-2018/343 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin faaliyet alanında kullandığı ve ticaret unvanının da esas unsurunu oluşturan “A..S..” ibaresini 0112….. işlem numarası ile OHİM nezdinde tescil ettirdiğini, davalının bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “A..S..” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere davalı TPMK’ye başvuruda bulunduğunu, 2014/8…. kod numarasını alan başvuruya müvekkilinin itirazının, davalı TPMK YİDK.’nın 2016-M-647 Sayılı kararı ile yerinde görülmeyerek reddedildiğini, oysa müvekkilinin Türkiye’de de uzun yıllardır faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin “A..S..” ibaresinin gerçek hak sahibi olduğunu, dava konusu markanın tescili halinde, davalının müvekkiline ait “A..S..” ibaresinin kalitesinden ve güvenirliğinden faydalanarak, haksız bir yarar sağlayacağını, davalının yaptığı başvurunun kötü niyetli olduğunu, davalının sonsuz seçme özgürlüğü varken müvekkilinin özgün yapıdaki “A..S..” ibaresini içeren aynı markayı aynı sınıf bakımından tescil ettirmek istemesinin kötü niyet göstergesi bulunduğunu, Paris Sözleşmesi’nin 8. maddesine göre, ticaret unvanının bir ticari markanın bir kısmını oluştursun ya da oluşturmasın, tüm taraf ülkelerde tescil zorunluluğu olmaksızın korunması hükmüne haiz olduğunu ileri sürerek, davalı TPMK YİDK’nın anılan kararının iptalini, tescil edilmiş olması halinde diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekilleri, davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, 556 Sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi koşullarının somut olayda 29. sınıfta yer alan “kuru bakliyat” ve 30. sınıfta yer alan “hububat ( tahıl ) ve mamulleri” ve bu malların satışına ilişkin 35. sınıfta yer alan mağazacılık hizmetleri açısından gerçekleştiği, davacı Şirketin Türkiye’de eskiye dayalı ticari faaliyetinin bulunduğuna dair yeterli delile rastlanmadığından, 556 sayılı KHK’nın 8/3 maddesi hükmünün uygulanamayacağı, 556 Sayılı KHK’nın 8/4 maddesine göre davacı markasının sektöründe tanınmış marka olduğu, bu nedenle dava konusu başvurunun ilişkin olduğu 29. sınıfta yer alan “kuru bakliyat” ve 30. sınıfta yer alan “hububat ( tahıl ) ve mamulleri” açısından tescilinin, davacı markasının tanınmışlığından haksız yararlanma, tanınmışlığa ve ayırt ediciliğe zarar verme sonuçları doğurabileceği gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı TPMK YİDK’nın 2016-M-647 Sayılı kararının iptaline, diğer davalının 2014/80740 Sayılı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.

Karar, davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmiştir.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nce, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Karar, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

1.İlk Derece Mahkemesince, davalı şirketin marka başvurusunun 556 Sayılı KHK’nın 8/4. maddesi, Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrer 6. maddesi ve TRİPS Sözleşmesinin 16/2. maddesi uyarınca hükümsüzlüğüne karar verildiği halde, Bölge Adliye Mahkemesince bu gerekçeye ek olarak ayrıca davalı marka başvurusunun kötü niyetli olduğu ilave gerekçesiyle karar verildiği anlaşılmakla, 6100 Sayılı HMK 353/1-b. 2. maddesi “Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilir.” hükmünü haiz olup, anılan hüküm doğrultusunda Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken HMK 353/1-b-1. maddesi uyarınca başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi yerinde görülmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2.Kabule göre de, mahkemece davacı markasının 556 Sayılı KHK’nın 8/4. maddesi uyarınca tanınmış marka olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilip, Bölge Adliye Mahkemesince de davalıların yapmış olduğu marka başvurusunun kötü niyetli başvuru olduğu ilave gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmişse de, marka hukukunda tescilin ülkeselliği ilkesi hakim olup markaya konu ibarenin herhangi bir ülkede farklı kişiler adına tescil ettirilmesinde hukuki bir engel bulunmamaktadır. Türkiye’de tescilli olmayan markalar yönünden 556 Sayılı KHK’nın 8/4. maddesi uyarınca inceleme ve değerlendirme yapılması doğru olmamakla birlikte, Anayasa’nın 90. maddesinden hareketle Paris Sözleşmesi’nin 1. mükerrere 6. maddesi ve TRİPS Sözleşmesi’nin 16. maddesi uyarınca Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış markaların Türkiye’de tescilli olmasalar dahi ülkemizde de korunmaları mümkündür. Ancak bir markanın Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olup olmadığının, her ülkedeki bilinirlik ve tanınmışlık düzeyi dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacı taraf, yurtdışında tescilli markasının Türkiye’de de tanınmış olduğuna ilişkin bir takım delillere dayanmış ise de, söz konusu delillerin bazı malların münferit satışlarına ilişkin olduğu ve bu malların da hangi mallar olduğuna ilişkin yeterli açıklık olmadığı gibi, markanın Türkiye’de tanıtımıyla ilgili herhangi bir ilan, basın haberleri, reklam vb. tanıtıma ilişkin herhangi bir delil de sunulmuş değildir.Bir markanın bir çok başka ülkede tescilli olması Türkiye’de de doğrudan tanınmış olduğu anlamına gelmemektedir. Mahkemece, bilirkişi raporundaki çoğunluk görüşüne istinaden markanın Türkiye’de tanınmış olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığı gibi, tanınmış markanın aynısı veya benzerinin marka başvurusunda kullanılmasının tek başına kötü niyetli başvurunun gerekçesi olarak kabulü de doğru olmamış ve hükmün anılan nedenlerle davalılar yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Davalılar vekillerinin temyiz istemlerinin kabulüyle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik İstinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 10.06.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

İstinaf Mahkemesinin Yeniden Esas Hakkında Hüküm Kurması Gerekirken Başvurunun Esastan Reddedilmesinin Hata Olduğu Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2018/2564 K. 2019/3906 T. 20.5.2019

• TAPU İPTAL VE TESCİL İSTEMİ (6100 S. HMK 353/1-B. 2. Md. Göre “Yargılamada Eksiklik Bulunmamakla Beraber Kanunun Olaya Uygulanmasında Hata Edilip de Yeniden Yargılama Yapılmasına İhtiyaç Duyulmadığı Takdirde veya Kararın Gerekçesinde Hata Edilmiş İse Düzelterek Yeniden Esas Hakkında Duruşma Yapılmadan Karar Verilir” Hükmünü Haiz Olduğu – Bölge Adliye Mahkemeleri )

• İSTİNAF İNCELEMESİ (6100 S. HMK 353/1-B. 2. Md. Göre “Yargılamada Eksiklik Bulunmamakla Beraber Kanunun Olaya Uygulanmasında Hata Edilip de Yeniden Yargılama Yapılmasına İhtiyaç Duyulmadığı Takdirde veya Kararın Gerekçesinde Hata Edilmiş İse Düzelterek Yeniden Esas Hakkında Duruşma Yapılmadan Karar Verilir” Hükmünü Haiz Olduğu – Tapu İptal ve Tescil İstemi )

• BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ (Tapu İptal ve Tescil İstemi – Yargılamada Eksiklik Bulunmamakla Beraber Kanunun Olaya Uygulanmasında Hata Edilip de Yeniden Yargılama Yapılmasına İhtiyaç Duyulmadığı Takdirde veya Kararın Gerekçesinde Hata Edilmiş İse Düzelterek Yeniden Esas Hakkında Duruşma Yapılmadan Karar Verileceği/Başvurusunun Esastan Reddinin İsabetsiz Olduğu )

• GEREKÇEDE HATA EDİLMESİ (Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi Kararı Kaldırılarak Yeniden Esas Hakkında Hüküm Kurulması Gerekirken HMK 353/1-B-1. Md. Uyarınca Başvurunun Esastan Reddine Dair Karar Verilmesinin Yerinde Görülmediği – Tapu İptal ve Tescil İstemi )

6100/m.353/1-b

ÖZET : Dava; tapu iptal-tescil istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK 353/1-b. 2. maddesi “Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilir.” hükmünü haiz olup, anılan hüküm doğrultusunda Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken HMK 353/1-b-1. maddesi uyarınca başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi yerinde görülmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 27/03/2017 tarih ve 2014/970 E. – 2017/138 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 01/03/2018 tarih ve 2017/833-2018/162 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı şirket vekili; davalının müvekkili şirketin müdürü olduğunu, eşinin de şirketin muhasebe departmanında, şirketin muhasebe işlerini yürüttüğünü, davalı ve eşi ile şirketin tüm parasal hareketlerine yön verdiklerini, davalının yapmış olduğu tüm işlemlerde müvekkili şirketteki hakim pozisyonunu ve davacı tarafından verilen yetkileri kötüye kullanıp, Sakarya İlinde müvekkili şirketin gelirleri ile arsalar satın alıp, üzerine inşaat yapıp, ortaya çıkan bağımsız bölümleri kendi adına tescil ettirdiğini ve mevcut taşınmazları da satışa çıkardığını, ayrıca şirkete ait olan 8.000.000,00 TL civarındaki emtiayı 09.08.2014 tarihinde kardeşi ve şirket ortağı olan …’ın düğünü esnasında İstanbul’daki depodan, şirket ortaklarının bilgisi dışında eşi…’a ait olan depoya naklettiğini ileri sürerek, dava konusu Sakarya İli Adapazarı İlçesi Semerciler Mah. 20 parsel, zemin kat, 1 numaralı dükkan nitelikli bağımsız bölümün, 1. Kat ve çatı 2 ve 3 numaralı dubleks ofis nitelikli bağımsız bölümlerin, Sakarya İli… İlçesi… mahallesi 14 parsel, zemin kat, 2 numaralı bağımsız bölümün ve Sakarya İli … İlçesi … Köyü 7 parsel, A Blok, Zemin ve birinci kat 1 numaralı bağımsız bölümün tapu kayıtlarının davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; şirket adına gayrimenkullerin diğer ortaklar adına da tescil edildiğini, bu yolla şirkete finansman sağlandığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; tapu iptal ve tescil talepleri; ehliyetsizlik, muvazaa, inançlı işlem, hata, hile, ikrah, gabin, sahtecilik, taşkın yapı, MK 713, imar uygulaması, tenkis, gayrimenkul satış vaadi, ölünceye kadar bakma akdi gibi hukuki sebeplere dayanılarak ileri sürülebileceğini, davacı davalının taşınmazları edinirken şirket kaynaklarını usulsüz kullandığını ileri sürdüğünü ve taşınmazların ödemelerinin tartışmalı olduğunu belirttiğini, bu iddianın tapu iptal ve tescili talebinin hukuki sebebi olamayacağını, şirket kaynaklarının usulsüz kullanıldığı ve taşınmazların bu suretle alındığı iddiasından doğan uyuşmazlığın çözüm yolunun tapu iptal ve tescil davası olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karar aleyhine, davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesinde; davacı şirketin eski müdürünün yetkilerini kötüye kullanmak suretiyle şirket taşınmazını adına kaydettirdiği iddiası ile dava açılmış olduğu, bu sebeble tapu iptali-tescil davasının açılabileceği, celbedilen tapu kayıtlarının incelenmesinde ihtilaflı dönemde davalının annesi ve şirket ortağı… adına bir çok taşınmazın tescil edildiği, yine davalının kardeşi … adına 2 adet taşınmazın tescil edildiği, gerek davadışı şirket ortakları gerekse davalı adına tescil edilen gerekse Hanif Ü. ve … adına tescil edilen gayrimenkullerin şirkete kaynak oluşturmak amacıyla şirket lehine bankalara ipotek teminatı olarak gösterildiği, taşınmazların ortaklar arasında dengeli olarak tescil işlemine tabi tutulması göz önüne alındığında şirkette gelir paylaşımının bu şekilde yapılmasının uygulama haline geldiği, tüm ortakların rızasıyla bu işlemin yapıldığı kanaatına varıldığından, davalı hakkında dava açılması Medeni Kanun madde 2’ye aykırı bulunduğundan gerekçe düzeltilerek sonuç itibariyle doğru olan karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1- ) Dava, tapu iptal-tescil istemine ilişkin olup, mahkemece, dayanılan iddiaya dayalı olarak davanın reddine karar verilmiş, bölge adliye mahkemesince, yukarıda yazılı nedenlerle gerekçe düzeltilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.

6100 Sayılı HMK 353/1-b. 2. maddesi “Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilir.” hükmünü haiz olup, anılan hüküm doğrultusunda Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken HMK 353/1-b-1. maddesi uyarınca başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi yerinde görülmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2- )Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin esasa yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda (1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin vekilinin temyiz isteminin kabulüyle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 20.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Gerekçeli İstinaf Dilekçesinin Sunulmadığı ve Süre Tutum Dilekçesinde İstinaf Sebeplerini Göstermediğinden İstinafın Usulden Reddine Karar Verilmiş Olmasının Bozmayı Gerektirdiği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2018/495 K. 2019/7900 T. 13.5.2019

• TAKİBİN İPTALİ TALEBİ ( İcra Mahkemesi Kararı Hakkında Şikayet Eden Vekilinin Süresi İçinde İstinaf Süre Tutum Dilekçesini Verdiği Ancak Gerekçeli Kararın Tebliğine Rağmen Gerekçeli İstinaf Dilekçesinin Verilmediğinin Görüldüğü – Bölge Adliye Mahkemesince Kararda Kamu Düzenine Aykırılık da Bulunmadığı Tespit Edildiğine Göre İstinaf İsteminin Esastan Reddine Karar Verilmesi Gerektiği/İstemin Usulden Reddi Kararının İsabetsiz Olduğu )

• USULSÜZ TEBLİGAT ŞİKAYETİ ( İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Başlatılan Takipte Borçluların Usulsüz Tebligat Şikayeti ve Takibin İptali İstemi – İcra Mahkemesince Verilen Karar Hakkında Şikayet Edenin Süresinde İstinaf Dilekçesini ( Süre Tutum ) Verdiği/Gerekçeli Kararın Tebliğine Rağmen Gerekçeli İstinaf Dilekçesinin Verilmediği ve Kamu Düzenine Aykırılık da Görülmediğinden İstinaf İsteminin Esastan Reddine Karar Verilmesi Gerektiği )

• İSTİNAF BAŞVURUSUNUN USULDEN REDDİ ( Borçlunun Gerekçeli İstinaf Dilekçesini Sunmadığı Başvuru Süre Tutum Dilekçesinde İstinaf Başvuru Sebeplerini ve Gerekçesini Göstermediği ve Kamu Düzenine Aykırı Bir Husus Saptanmadığından İstinaf Başvurusunun Usulden Reddine Karar Verilmiş Olmasının Bozmayı Gerektirdiği – İstinaf İsteminin Esastan Reddine Karar Verilmesi Gerektiği )

2004/m.363

6100/HMK 342/3,352/1,353/1-b-1,355

ÖZET : Dava, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takipte, borçluların usulsüz tebligat şikayeti ve takibin iptali istemine ilişkindir.

İcra mahkemesince verilen karar hakkında şikayet eden vekilinin süresi içinde istinaf dilekçesini ( süre tutum ) verdiği, gerekçeli kararın tebliğine rağmen gerekçeli istinaf dilekçesinin verilmediği görülmekle; Bölge Adliye Mahkemesince, süresinde istinaf süre tutum dilekçesi verildiği halde, incelenen ilk derece mahkemesi kararında kamu düzenine aykırılık da bulunmadığı tespit edildiğine göre istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekirken, istemin usulden reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi İ. Akdeniz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Alacaklı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takipte, borçluların usulsüz tebligat şikayeti ve takibin iptali istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece derdestlik ve kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verildiği, borçluların istinaf başvurusunda bulunduğu, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 04/10/2017 tarih 2017/2203 Esas-2017/2115 Karar sayılı kararı ile borçluların gerekçeli istinaf dilekçesini sunmadığı, başvuru ( süre tutum ) dilekçesinde istinaf başvuru sebeplerini ve gerekçesini göstermediği, HMK‘nın 355. maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bir husus saptanmadığından istinaf başvurusunun usulden reddine karar verildiği, karara karşı borçluların temyiz isteminde bulundukları görülmüştür.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 342/3. maddesinde; “İstinaf dilekçesi, başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda, diğer hususlar bulunmasa bile reddolunmayıp, 355. madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılır” düzenlemesi yer almaktadır. Aynı Kanunun 355. maddesinde de; “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re’sen gözetir” düzenlemesine yer verilmiş, aynı Kanunun 352/1. maddesinde ise; başvuru şartlarının yerine getirilmemesi ya da başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi halinde gerekli kararın verileceği belirtilmiştir.

Somut olayda, icra mahkemesince verilen kararın şikayet eden vekiline 16.02.2017 tarihli celsede tefhim edildiği, şikayet eden vekilinin İİK’nın 363. maddesi uyarınca süresi içinde, yani 23.02.2017 günü, HMK’nın 342/3. maddesine uygun olacak şekilde istinaf dilekçesini ( süre tutum ) verdiği, gerekçeli kararın tebliğine rağmen gerekçeli istinaf dilekçesinin verilmediği görülmektedir.

O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, süresinde istinaf ( süre tutum ) dilekçesi verildiği halde, incelenen ilk derece mahkemesi kararında kamu düzenine aykırılık da bulunmadığı tespit edildiğine göre, HMK 353/1-b-1. maddesi gereğince, istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekirken, istemin usulden reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 04/10/2017 tarih ve 2017/2203 E.-2017/2115 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK’nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan istek halinde iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

İstinaf Mahkemesinin Düzeltme Kararı Sonucunda İlk Derece Mahkemesinin Kararı Tamamen Kaldırıp Yeniden Hüküm Kurması Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2018/2306 K. 2019/3876 T. 20.5.2019

• REKABET YASAĞININ İHLALİNDEN KAYNAKLANAN CEZAİ ŞART ALACAĞI ( BAMnin İlk Derece Mahkemesi Kararını Düzelterek Yeniden Esas Hakkında Karar Vereceği – BAMnce İstinaf İstemi Gereği İncelenen Kararların Bir Bütün Olarak Değerlendirilmesi ve Kararın Herhangi Bir Sebeple Düzeltilmesi Gerektiğine Hükmedildiğinde ise İlk Derece Mahkemesi Kararı Tamamen Kaldırılarak Esas Hakkındaki Tüm Hükmün Yeniden Kurulması Gerektiği/İlk Derece Mahkemesi Kararı Tamamen Kaldırılıp Esas Hakkında Yeniden Hüküm Kurulması Gerektiği )

• REKABET YASAĞI KAYDI ( Ancak Hizmet İlişkisi İşçiye Müşteri Çevresi veya Üretim Sırları ya da İşverenin Yaptığı İşler Hakkında Bilgi Edinme İmkânı Sağlıyorsa ve Aynı Zamanda Bu Bilgilerin Kullanılması İşverenin Önemli Bir Zararına Sebep Olacak Nitelikteyse Geçerli Olduğu – Kaydın Geçerli Olabilmesi İçin Aranan Tek Şart Hizmet İlişkisinin İşçiye İşverenin Üretim Sırlarına Nüfuz Etme İmkanı Sağlaması Olmayıp Yapılan İşin İşçiye İşverenin Yaptığı İşler Hakkında Bilgi Edinme İmkanı Sağlaması Halinde Dahi Kaydın Geçerli Olacağı )

• BİLGİ EDİNME İMKANI ( Davalının Davacıya Ait İş Yerinde Hat Sorumlusu Olarak Çalışmış Olduğu ve İş Tanımına Göre İşverence Üretilen Formüllerin Doğru Olarak Uygulanıp Uygulanmadığını Kontrol Etmek Gibi Görevlerinin Bulunduğu – Davalı İşçi Tarafından Yapılan İşin İşverenin Üretim Sırlarına Nüfuz Etme İmkanı Sağlamaya Elverişli Olduğu Gibi Yapılan İşin Niteliği Hakkında da Bilgi Edinmeye İmkan Sağladığının Anlaşıldığı/Hükmün Davacı Yararına Bozulması Gerektiği )

6098/m.179, 444/2

6101/m.4

6100/HMK 297, 353

ÖZET : Dava, rekabet yasağının ihlalinden kaynaklanan cezai şart alacağına ilişkindir. Bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını düzelterek yeniden esas hakkında karar vereceği düzenleme altına alınmıştır. Bölge adliye mahkemesince, istinaf istemi gereği incelenen kararların bir bütün olarak değerlendirilmesi ve kararın herhangi bir sebeple düzeltilmesi gerektiğine hükmedildiğinde ise ilk derece mahkemesi kararı tamamen kaldırılarak esas hakkındaki tüm hükmün yeniden kurulması gerekmektedir. Aksi hal, aynı dosyada infazı kabil birden fazla kararın ortaya çıkması tehlikesine infazda tereddüte sebebiyet verilebilecektir. Olayda, bölge adliye mahkemesince, davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin istinaf itirazının kabulü neticesinde ilk derece mahkemesi kararı tamamen kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm kurulması gerekir

Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Rekabet yasağı kaydının geçerli olabilmesi için aranan tek şart hizmet ilişkisinin işçiye işverenin üretim sırlarına nüfuz etme imkanı sağlaması olmayıp, yapılan işin işçiye işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlaması halinde dahi rekabet yasağı kaydının geçerli olacağı kabul edilmektedir.

Olayda, davalının davacıya ait iş yerinde hat sorumlusu olarak çalışmış olduğu, iş tanımına göre, işverence üretilen formüllerin doğru olarak uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmek gibi görevlerinin bulunduğu, davalı işçi tarafından yapılan işin işverenin üretim sırlarına nüfuz etme imkanı sağlamaya elverişli olduğu gibi, yapılan işin niteliği hakkında da bilgi edinmeye imkan sağladığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, aksi yönde kurulan hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 11/04/2017 tarih ve 2015/1171 Esas 2017/424 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine-kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 08/03/2018 tarih ve 2017/620-2018/227 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 Sayılı Kanun’un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalının müvekkili şirket nezdinde 09.02.2007-12.02.2014 tarihleri arasında belirsiz süreli iş sözleşmesiyle hat sorumlusu olarak çalıştığını, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davalı tarafından 12.02.2014 tarihinde tek taraflı olarak feshedildiğini ve davalının fesihten kısa bir süre sonra aynı sektörde faaliyet gösteren bir firmada çalışmaya başladığını, bunun taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık oluşturduğunu zira davalının taraflar arasındaki sözleşmeyle, 2 yıl süreyle aynı sektörde faaliyet gösteren başka bir firmada çalışmamayı taahhüt ettiğini, davalının davacıya ait iş yerindeki hat sorumlusu pozisyonu hasebiyle davacı şirketin iş ve üretim sırları ile müşteri çevresi gibi hususlarda bilgi sahibi olduğunu, bu bilgilerin rakip firmada kullanılmasından davacı şirketin zarar göreceğini ileri sürerek, 10.000,00 Euro cezai şartın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, sözleşmedeki görev tanımına göre davalının, kendisine iş yerindeki uzmanlardan gelen bilgiye göre hareket ettiği, görevinin, karışımların doğru hazırlandığını, üretim esnasında arıza olup olmadığını, üretilen ürünlerin kendisine verilen talimatlara göre paketlenip paketlenmediğini kontrol etmek ve makinelerin temizliğini yapmak ile herhangi bir sıkıntı halinde ilgili uzman kişiye haber vermekten ibaret olduğu, davacı tarafından dosyaya sunulan iş gerekliliklerini gösterir belgede söz konusu işi yapacak kişinin, teknik lise mezunu olması şartının arandığı, davalının ise ilkokul mezunu olduğu, gerek iş yerindeki pozisyonunun gerekse de eğitiminin davacı şirkette çalıştığı sırada işverenin üretim sırlarını öğrenmesini mümkün kılmadığı, taraflar arasındaki rekabet etmeme yasağının yer bakımından Marmara ve Ege Bölgeleri ile süre bakımından ise 2 yılla sınırlandırıldığı, işin türü bakımından ise herhangi bir sınırlama öngörülmediği, coğrafi sınırlama ve süre bakımından getirilen sınırlama ile rekabet yasağına tabi olan işin türü bakımından bir sınırlama getirilmemesi birlikte değerlendirildiğinde, rekabet sözleşmesinin davalı işçinin ekonomik geleceğini ortadan kaldıracağı, anayasal çalışma hürriyetine aykırılık teşkil edeceği, bu nedenle taraflar arasındaki rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı taraf vekillerince ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre davanın reddine karar karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı bu nedenle davacı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı ancak, 30.994.- TL üzerinden harcı yatırılarak açılmış bir davanın esastan reddi karşısında, karar tarihindeki AAÜT esas alınarak bu tutar üzerinden kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi yerinde olmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan davalı vekiline vekalet ücreti takdirine ilişkin 4.bendinin HMK 353 ( 1 )b-2 gereği kaldırılmasına; bu hususta yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle,”Davalı tarafın kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından 3.719,28 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya ödenmesine” karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

1- ) 6100 Sayılı HMK 353/1-b-2 maddesiyle, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını düzelterek yeniden esas hakkında karar vereceği düzenleme altına alınmıştır. Zikredilen Yasa hükmüne göre, bölge adliye mahkemesince, istinaf istemi gereği incelenen kararların bir bütün olarak değerlendirilmesi ve kararın herhangi bir sebeple düzeltilmesi gerektiğine hükmedildiğinde ise ilk derece mahkemesi kararı tamamen kaldırılarak esas hakkındaki tüm hükmün yeniden kurulması gerekmektedir. Aksi hal, aynı dosyada infazı kabil birden fazla kararın ortaya çıkması tehlikesine ve HMK 297.maddesin aykırı olarak infazda tereddüte sebebiyet verilebilecektir. Belirtilen sebeplerle, bölge adliye mahkemesince, davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin istinaf itirazının kabulü neticesinde ilk derece mahkemesi kararı tamamen kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm kurulması gerekirken, ilk derece mahkemesi kararının sadece vekalet ücretine ilişkin kısmının kaldırılarak yeniden hüküm tesisi doğru görülmemiş, bölge adliye mahkemesi kararının re’sen bozularak kaldırılmasını gerektirmiştir.

2- ) Kabule göre de, dava, davalı işçinin, rekabet etmeme sözleşmesine aykırı davrandığı iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince davalının, iş yerindeki pozisyonu ve eğitimi itibariyle davacının üretim sırlarına nüfuz etmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin bu yönü hedefleyen istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir. Ancak, 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 4. maddesine göre somut olaya uygulanması gereken TBK’nın 444/2 maddesi, “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.” hükmünü haizdir. Anılan Yasa hükmüne göre, rekabet yasağı kaydının geçerli olabilmesi için aranan tek şart hizmet ilişkisinin işçiye işverenin üretim sırlarına nüfuz etme imkanı sağlaması olmayıp, yapılan işin işçiye işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlaması halinde dahi rekabet yasağı kaydının geçerli olacağı kabul edilmektedir. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, davalının davacıya ait iş yerinde hat sorumlusu olarak çalışmış olduğu, iş tanımına göre, işverence üretilen formüllerin doğru olarak uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmek gibi görevlerinin bulunduğu, davalı işçi tarafından yapılan işin işverenin üretim sırlarına nüfuz etme imkanı sağlamaya elverişli olduğu gibi, yapılan işin niteliği hakkında da bilgi edinmeye imkan sağladığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, aksi yöndeki kabul doğru görülmemiş, hükmün anılan sebeple de davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) ve ( 2 ) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulüyle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik İstinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 20.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HMK Madde 353 ile İlgili Makalemiz

HMK 353 konusundaki hukuki makalemiz henüz yayınlanmamıştır. En kısa sürede buraya eklenecektir.

Bu makale faydalı mıydı?