hmk 127 ve yargıtay kararları

HMK 127 ve Yargıtay Kararları

HMK 127 (Cevap Dilekçesini Verme Süresi)

MADDE 127- (1) Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkansız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhal bildirilir.

 

HMK Madde 127 Yargıtay Kararları

Karşı Dava Talepli Cevap Dilekçesinin Vaktinde Verilmemesi Nedeniyle Davaların Ayrılması Kararı Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2017/8371 K. 2019/4597 T. 16.5.2019

• İTİRAZIN İPTALİ ( Taşınmazın Erken Tahliyesi Sebebiyle Fazladan Ödenen Kira Bedelinin Tahsili İstemiyle Yürütülen İcra Takibine İtiraz/Dava Dilekçesinin Davalıya 04.10.2013 Tarihinde Tebliğ Edildiği – Karşı Dava Açmak İçin Süre 18.10.2013 Tarihinde Bitmesine Rağmen 21.10.2013 Tarihinde Cevap Dilekçesi Sunularak Harç Yatırılmak Suretiyle Karşı Dava Açıldığı Anlaşılmakla Karşı Davanın Süresinde Açılmadığı/Davaların Ayrılmasına Karar Verilmesi Gereği )

• TAŞINMAZIN ERKEN TAHLİYESİ SEBEBİYLE FAZLADAN ÖDENEN KİRA BEDELİNİN TAHSİLİ ( İtirazın İptali – Dava Dilekçesinin Davalıya 04.10.2013 Tarihinde Tebliğ Edildiği Karşı Dava Açmak İçin Süre 18.10.2013 Tarihinde Bitmesine Rağmen 21.10.2013 Tarihinde Cevap Dilekçesi Sunularak Harç Yatırılmak Suretiyle Karşı Dava Açıldığı Anlaşılmakla Karşı Davanın Süresinde Açılmadığı/Davaların Ayrılmasına Karar Verileceği )

• CEVAP DİLEKÇESİ İLE KARŞI DAVA AÇILMASI ( Dava Dilekçesinin Davalıya 04.10.2013 Tarihinde Tebliğ Edildiği Karşı Dava Açmak İçin Süre 18.10.2013 Tarihinde Bitmesine Rağmen 21.10.2013 Tarihinde Cevap Dilekçesi Sunularak Harç Yatırılmak Suretiyle Karşı Dava Açıldığı Anlaşılmakla Karşı Davanın Süresinde Açılmadığı/Davaların Ayrılmasına Karar Verilmesi Gereği )

• DAVALARIN AYRILMASI ( İtirazın İptali – Dava Dilekçesinin Davalıya 04.10.2013 Tarihinde Tebliğ Edildiği Karşı Dava Açmak İçin Süre 18.10.2013 Tarihinde Bitmesine Rağmen 21.10.2013 Tarihinde Cevap Dilekçesi Sunularak Harç Yatırılmak Suretiyle Karşı Dava Açıldığı Anlaşılmakla Karşı Dava Süresinde Açılmadığından Davaların Ayrılmasına Karar Verileceği )

2004/m.67

6100/HMK 92/2,127,133/1,133/2

ÖZET : Dava, taşınmazın erken tahliyesi sebebiyle fazladan ödenen kira bedelinin tahsili istemiyle yürütülen icra takibine itirazın iptali istemine; karşı dava ise, kira sözleşmesinin haksız feshi sebebiyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir.

Somut olayda, dava dilekçesi davalıya 04.10.2013 tarihinde tebliğ edilmiş, karşı dava açmak için süre 18.10.2013 tarihinde bitmesine rağmen, 21.10.2013 tarihinde cevap dilekçesi sunularak, harç yatırılmak suretiyle karşı dava açılmıştır.

Tüm bu açıklamalara göre, karşı davanın süresinde açılmadığı anlaşılmakla davaların ayrılmasına karar verilmesi gerekirken, esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki asıl, itirazın iptali, karşı, alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı- karşı davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı – karşı davalı; davalı ile aralarında 15.09.2012 tarihli kira sözleşmesi imzalandığını, aylık kira bedeli 5.250,00 TL olup sözleşmenin imzalanmasıyla birlikte davalıya 34.335,00 TL ödeme yaptığını, kira sözleşmesinin 9. maddesindeki “kiracının kiralananı boşaltmak istediği takdirde en az 30 gün evvelinden mal sahibine ulaşacak şekilde taahhüt eder” hükmüne dayanarak kira sözleşmesini 26.11.2012 tarih ve 34856 yevmiye numaralı ihtarname ile feshettiği ihtarının davalıya 27.11.2012 tarihinde tebliğ edildiğini, taşınmazı ihtarın davalıya tebliğinden bir ay sonra tahliye ettiğini, davalının taşınmazın anahtarını teslim almaması üzerine tevdi mahalli için dava açıp anahtarları 10.01.2013 tarihinde tutanak ile mahkemeye teslim ettiğini, taşınmazı bu tarihe kadar 4 ay kullanması nedeniyle, peşin ödenen miktardan tenzili ile fazladan ödenen 13.335,00 TL’nin tahsili için başlattığı takibe davalının itiraz ettiğini beyan ederek itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı – karşı davacı; kira sözleşmesinin 7 yıllık olduğunu, kontratın 20. maddesinde yazılı olduğu üzere kontratın sona ermesinden bir ay evvel tarafların yazılı olarak ihtarda bulunmadıkları sürece kontratın yenilenmiş sayılacağının yazılı olduğunu, böylece davacının kontratı akdin bitiminden önce feshetme yetkisinin bulunmadığını, lokal olarak kullanılan taşınmazın davacı tarafından market olarak kullanılacak şekilde yeniden düzenlendiğini ve yine sözleşmede 7 yıllık sürenin sonunda buranın eski haline getirileceğinin kabul edildiğini, ancak davacı tarafından iş yerine zarar verildiğini, gereken tadilatın söz verildiği halde yapılmadığını, kiracının kira dönemi sonuna kadar bütün kiralardan sorumlu olduğunu belirterek açılan davanın reddini; karşılık davanın kabulüyle lehine şimdilik 3.000,00 TL maddi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı – karşı davalı; yapılan tadilatlarla mecurun zarar görmesinin değil, iyileştirmesinin söz konusu olduğunu, taşınmaza zarar verildiğinin ispatlanması gerektiğini, sözleşmeden kaynaklı erken fesih hakkını kullandığından tazminat ödemeye mahkum edilemeyeceğini belirterek karşı davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece; sözleşmenin 9.maddesindeki düzenleme karşısında davacı kiracının fesih hakkının bulunduğu, bu kapsamda kiralananın anahtarlarının kiralayana teslim edildiği tarihe kadar, 15/09/2012-21/01/2013 tarihleri arasındaki 4 ay 6 günlük kira bedeli karşılığı 22.050,00TL’den sorumlu olduğu ve kira sözleşmesi kurulurken kiralayana 34.335,00TL ödediği; taraflar arasındaki sözleşmede, kiralananın kullanabilir durumda olduğu ve 6. maddesinde kiracı kiraladığı şeyi teslim aldığı şekilde mal sahibine vermeye mecburdur hükmüne yer verildiği, davacı kiracı şirketin perakende market sektöründe faaliyet gösterdiği bu sebeple taşınmazda kullanım amacına yönelik değişiklikler yaptığı, dolayısıyla kiralananın eski haline getirilmesi için gereken imalatların bedelini ve bu süreye ilişkin kira bedelinin karşı davacı kiralayanın talep edebileceği; kiralayanın bilirkişi raporuna göre talep edebileceği 45.100,00 TL zarar bedeli ve 30 gün ve 1 aylık kira bedeli 5.250,00 TL toplamı 50.350,00TL’den davacı kiracının fazla ödediği 12.285,00 TL kira bedelinin mahsubu ile sonuç olarak, davalı karşı davacı kiralayanın davacı karşı davalı kiracıdan 38.065,00 TL alacağı olduğu, bu durum karşısında davacı karşı davalı kiracının fazla ödenen kira bedelinin tahsili isteminin yerinde olmadığı gerekçesi ile asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne, 38.065,00 TL alacağın ıslah tarihi olan 29/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacı karşı davalıdan alınarak davalı karşı davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı karşı davalı vekilince temyiz edilmiştir.

Dava, taşınmazın erken tahliyesi sebebiyle fazladan ödenen kira bedelinin tahsili istemiyle yürütülen icra takibine itirazın iptali istemine; karşı dava ise, kira sözleşmesinin haksız feshi sebebiyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir.

1- )Karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçeyle açılabilir (HMK m. 133/1 ). Esasa cevap verme süresi de dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır (HMK m. 127 ). Kanunda sürenin hafta olarak belirlendiği hallerde süre, son haftaya karşılık gelen günün mesai saatinde biter (HMK m. 92/2 ) Süresinden sonra karşı dava açılması halinde, mahkemece davaların ayrılmasına karar verilir. (HMK m. 133/2 )

Somut olayda, dava dilekçesi davalıya 04.10.2013 tarihinde tebliğ edilmiş, karşı dava açmak için süre 18.10.2013 tarihinde bitmesine rağmen, 21.10.2013 tarihinde cevap dilekçesi sunularak, harç yatırılmak suretiyle karşı dava açılmıştır.

Tüm bu açıklamalara göre, karşı davanın süresinde açılmadığı anlaşılmakla davaların ayrılmasına karar verilmesi gerekirken, esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

2- )Bozma nedenine göre davacı karşı davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacı karşı davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alının temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 Sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK.nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Usulsüz Tebligatta Öğrendiği Zamandan Sonra Süresinde Yapılan Yetki İtirazının Kabul Edilmesinin Gerektiği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2017/2-2299 K. 2018/1853 T. 6.12.2018

• BOŞANMA İSTEMİ ( Dava Dilekçesinin Davalıya Tebligat Kanununun 21/1. Maddesine Göre Yapıldığı Ancak Tebliğin Geçersiz Olduğu – Davalıya Verilen 30 Günlük Ek Süre Karşısında Yetki İtirazının Süresinde Yapıldığı Belirtilmişse de Tebliğ Evrakında Muhatabın Tatile Gitmiş Olduğu Tespit Edildiğine Göre “Muhatabın Adresten Muvakkaten Ayrılması” Halinin Söz Konusu Olduğu/TK 21. Maddesinin Uygulanmasının Mümkün Olmadığı ve Tebliğ İşleminin Usulsüz ve Geçersiz Olduğu )

• USULSÜZ TEBLİGAT ( Davalı Tarafından Dosyanın Fotokopisinin Verilmesi Talebini İçeren Dilekçenin Mahkemeye Sunulduğu Anlaşıldığından Tebliğ Usulüne Aykırı Yapılmış Olsa Bile Muhatabı Tebliğe Muttali Olmuş ise Muteber Sayılacağı ve Muhatabın Beyan Ettiği Tarihin Tebliğ Tarihi Addolunacağına Dair Hüküm Uyarınca Davalının Davayı Bu Tarihte Öğrendiğinin ve İleri Sürdüğü Yetki İtirazının Süresinde Olduğunun Kabulü Gerektiği )

• YETKİ İTİRAZI ( Boşanma Dava Dilekçesinin Davalıya Tebliğinden İtibaren Yasal Süre Geçtikten Sonra Yetkisizlik İtirazında Bulunulduğu – Tebliğ Evrakına Göre Muhatabın Adresten Geçici Ayrılması Halinin Söz Konusu Olduğu ve Tebligat Kanununun 21. Maddesinin Uygulanmasının Mümkün Olmadığı/Dava Dilekçesinin Tebliğine İlişkin İşlemin Geçersiz Olduğu ve Davacının Davayı Öğrendiğini Belirttiği Tarih Esas Alınarak İleri Sürdüğü Yetki İtirazının Süresinde Olduğunun Kabulü Gerektiği )

4721/m.166

6100/HMK 116,117,127

7201/m.10,20,21/1,32

ÖZET : Dava ve karşı dava, evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir. Yetki itirazının süresine olup olmadığı noktasında yapılan incelemede;

Dava dilekçesinin davalıya Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre yapıldığı ancak tebliğin geçersiz olduğu, davalıya verilen 30 günlük ek süre karşısında yetki itirazının süresinde yapıldığı belirtilmiş ise de, tebliğ evrakında muhatabın tatile gitmiş olduğu tespit edildiğine göre “muhatabın adresten muvakkaten ayrılması” hâli söz konusu olup bu durumda Tebligat Kanununun 21. maddesinin uygulanması mümkün değildir. Dava dilekçesinin tebliğine ilişkin işlem usulsüz olup geçersizdir.

UYAP ortamında kayıtlı bulunan davalı tarafından dosyanın fotokopisinin verilmesi talebini içeren dilekçenin mahkemeye sunulduğu anlaşılmakta olup, bu durumda Tebligat Kanununun 32. maddesi uyarınca davalının davayı bu tarihte öğrendiğinin ve ileri sürdüğü yetki itirazının süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir.

Yerel mahkemenin “yetki itirazının süresinde olduğuna” dair direnme kararı yerinde olup temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki karşılıklı “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Küçükçekmece 5. Aile Mahkemesince mahkemenin yetkisizliğine dair verilen 10.06.2014 tarihli ve 2013/735 E., 2014/504 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.06.2015 tarihli ve 2014/28323 E., 2015/12039 K. sayılı kararı ile;

“Kesin yetki kuralının sözkonusu olmadığı hallerde mahkemelerin yetkisine yönelik itirazlar, ilk itirazlardan olup ( HMK m. 116/1-a ), cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır ( HMK m. 117/1 ). Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır ( HMK m. 127/1 ). Dava dilekçesi davalıya 17.09.2013 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı iki haftalık cevap süresinden sonra yetki itirazında bulunmuştur. Süresinde olmayan yetki itirazının reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.”

gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava ve karşı dava, evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı ( TMK 166/1 m. ) boşanma istemine ilişkindir.

Davacı -karşı davalı vekili, tarafların bir yıldır ayrı olduğunu, aralarında fikri, ruhi ve bedeni uyumun sağlanamadığını, kültürel, yaşamsal ve mizaç farklılığın bulunduğunu ileri sürerek TMK’nın 166/1. maddesi uyarınca boşanma kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.

Dava dilekçesi davalıya 17.09.2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve davalı kadın vekili 04.10.2013 tarihli dilekçeyle davalının vekilliğini üstlendiklerini, dosyadan yeni haberdar olduklarını, dosyayı inceleyip, delilleri toplamak için tarafına ek süre verilmesini istemiştir.

Davalı kadın vekili 08.10.2013 tarihli cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde sadece davacının vekilinin adresinin bildirildiğini, davacının adresinin bildirilmediğini, müvekkilinin ikamet adresinin ise, eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri yaşadıkları yer olan “Bakırköy/İstanbul” olduğunu, bu sebeple yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, dava dilekçesinin tebliğ edildiği tarihte müvekkilinin tatilde olduğunu, Tebligat Kanununun 21. maddesi uyarınca yapılan tebliğden çok sonra haberdar olduğunu, yetki konusunda karar verildikten sonra ayrıntılı beyanda bulunacaklarını belirtmiştir.

Mahkemece 09.10.2013 tarihli ara karar ile ( bu karar tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ) davalı vekiline 30 günlük ek cevap süresi tanınmasına karar verilmiş ve bu ara karar davalıya 31.10.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Davalı -karşı davacı ( kadın ) vekili 22.11.2013 tarihinde cevap ve karşı dava dilekçesi ibraz etmiştir.

Mahkemece, davacı -karşı davalının; “A. evleri Harman Sk. 4/4 Florya-Bakırköy” adresinde, davalının ise “Ş. mahallesi, Harman sokak, 39/4/4 Florya/Bakırköy” adresindeki ortak konutta ikamet ettiği, belirtilen yerleşim yerlerinin mahkemenin yetki alanı dışında olduğu ve davalı -karşı davacı vekilinin yasal süresi içinde yetki itirazında bulunduğu belirtilerek dava dilekçesinin yetki yönünden reddi ile mahkemenin yetkisizliğine, dava dosyasının yetkili Bakırköy Nöbetçi Aile Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Davacı – karşı davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece, dava dilekçesine ilişkin tebligatın Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre yapıldığı, ancak uygulama görmüş Yargıtay İçtihatlarında da belirtildiği üzere, davalı -karşı davacının geçici olarak adresten ayrılarak tatile gitmesi durumunda adrese dönmesi muhtemel tarih araştırılmadan 21. maddeye göre yapılan tebligatın geçersiz olduğu, bu durum karşısında davalı -karşı davacı vekilinin vekaletnamesinin tanzim tarihi olan 03.10.2013 tarihinin davayı öğrenme tarihi olarak kabul edildiği ve talebi dikkate alınarak davalı -karşı davacıya HMK’nın 127/1. maddesi gereğince ara karar tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 30 günlük ek cevap süresi verildiği, bu nedenle 08.10.2013 havale tarihli dilekçeyle yapılan yetki itirazının yasal süresi içinde yapıldığı belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararını davacı – karşı davalı temyiz etmektedir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, boşanma davasına konu olayda dava dilekçesinin 17.09.2013 tarihinde tebliği üzerine davalı -karşı davacının 08.10.2013 tarihli dilekçeyle ileri sürdüğü yetki itirazının süresinde olup olmadığı noktasındadır.

Uyuşmazlığın çözümü bakımından öncelikle davalı -karşı davacıya yapılan tebligatın usulüne uygun olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Tebligat, yetkili makamlar tarafından bir takım hukuki işlemlerin, bunların hukuki sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kimselere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin de usulüne uygun şekilde yapıldığının belgelenmesi olarak tanımlanabilir ( Ruhi, A.C/ Ruhi C.: Tebligat Hukuku, Ankara 2016, s.17 ).

Belirtilmelidir ki, tebligat Anayasa ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının, daha da özelde hukuki dinlenilme hakkının tam olarak kullanılması ve bu suretle adil bir yargılamanın yapılmasını sağlayan çok önemli bir araçtır.

Bir davada davalının, davacının açmış olduğu davadan haberdar olması, davaya cevap vermesi ve hatta cevap süresinin işlemeye başlaması için dava dilekçesinin tebliğ edilmesi gerekir. Aksi durumun, ilgilinin hak arama hürriyetini kısıtlayacağına şüphe yoktur. Aslında hemen her hukuksal işlemin tebligat ile sonuç doğuracağını söylemek mümkündür.

Bu bakımdan, davetiyenin ve tebliğ tutanaklı zarfın, davadaki ve takipteki önemi büyüktür. Tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemi olduğundan, tebligat ile ilgili olarak 7201 Sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan yönetmelik hükümleri tamamen şekli olduğundan, gerek tebliğ işlemi gerekse tebliğ tarihi ancak kanun ve yönetmelikte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Tebligatın doğru kişiye ve kanunda gösterilen yönteme uygun olarak yapılması zorunludur. Aksi takdirde kanun ve yönetmeliğin gösterdiği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligat geçerli sayılmaz.

Kural olarak tebligatın, tebligat muhatabının kendisine ve şahsın bilinen en son adresinde yapılması gerekir ( m. 10/1 ).

Bilinen en son adres, İçişleri Bakanlığı nezdinde tutulan adrese dayalı merkezi nüfus kayıt sistemindeki ( MERNİS ) adres olabileceği gibi, başka bir adres de olabilir. Her iki durumda da muhatabın bilinen en son adresine normal tebligat çıkarılması gerekir. Ancak tebligatın yapılmasını isteyenin veya tebligatı çıkartan makamın bildirdiği adresin, tebligata elverişli olmadığının anlaşılması ya da bu adrese tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa göre adres kayıt sistemindeki adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilerek tebligat buraya yapılır ( m.10/2 ).

Asıl olanın tebligatın muhatabına yapılması ise de Tebligat Kanunu tarafından yetkilendirilen bazı kimselerin de muhatap adına tebligatı almaya yetkisi bulunmaktadır. Çünkü muhatap her zaman bildirilen adreste bulunmayabilir.

Bu noktada Tebligat Kanununun ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin konuya ilişkin maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir.

7201 Sayılı Tebligat Kanununun “muhatabın muvakkaten başka yere gitmesi” başlıklı 20. maddesi:

“13, 14, 16, 17 ve 18. maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21. maddeye göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18. maddelerde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren onbeş gün sonra yapılmış sayılır. ” hükmünü içermektedir.

Öncelikle maddenin başlığında yer alan “muvakkaten başka yere gitme” ile ne kastedildiği önemlidir. Bilindiği üzere “muvakkaten” sözcüğü “geçici, süreksiz, muayyen bir vakte mahsus” anlamına gelmektedir. Ancak Kanunlarda ya da Yönetmelikte ne kadar süre ile ayrılmanın geçici ayrılma olarak kabul edileceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Doktrin ve Yargıtay anlık, saatlik ayrılmaları değil de ( hastaneye yatış, tatil, başka bir kente çalışmaya gitme gibi ) bir iki günlük, haftalık, aylık ayrılmaları” geçici olarak ayrılma şeklinde yorumlamaktadır ( Yılmaz, E./Çağlar T.: Tebligat Hukuku, Ankara 2013, s.360-361; Ekecik, Ş./ Duran, O.: Tebligat Kanunun 20. maddesi Üzerine Düşünceler, Ankara Barosu Dergisi, 2013/3, s. 90 ).

O hâlde, madde metnine göre tebliğin yapılacağı sırada muhatap geçici olarak adresinden ayrılmış ise ve bu durum onun adına tebligatı almaya yetkili bulunan kişiler tarafından beyan edilmiş ise, bu durum ve beyanda bulunan adı soyadı tebliğ evrakına yazılır, beyanda bulunan evrakı imzalar ve evrak bu kişilere verilir. Dolayısıyla 13, 14, 16, 17 ve 18. maddede de belirtilen kişiler bu tebligatı almak zorundadır ( Yönetmelik m.29 ).

Tebligat Kanununun 20. maddesine göre muhatabın geçici olarak adreste bulunmaması durumunda, tebliğ tarihi, evrakın yetkili kişiye verilme tarihi değil, verilme tarihinden on beş gün sonrasıdır. Bu şekilde bir süre getirilmesinin amacı ise tebliğ evrakının muhataba aynı gün ulaştırılamamasının doğuracağı sakıncaları ortadan kaldırmaktır ( Ruhi, C./Ruhi, A.C, s.446 ).

Madde metninde muhatap adına tebliği almaya yetkili kişilerin belirtildiği “13, 14, 16, 17, ve 18. maddeleri” kısaca açıklayacak olursak;

13. maddeye göre tüzel kişiler adına tebligatı almaya yetkili kişiler, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden biri;

14. maddeye göre; askeri bir birlik içindeki erbaş ve erlere yapılacak tebliği almaya yetkili kişiler kıta komutanı ve kurum amiri gibi en yakın üstü;

16. maddeye göre tebliğ yapılacak adresin “konut” olması durumunda muhatap adına tebliğ almaya yetkili kişi aynı konutta oturan ehil, görünüş itibariyle 18 yaşını doldurmuş kişiler veya hizmetçileri;

17. maddeye göre “belli bir yerde meslek ve sanatını icra edenlerin o yerde bulunmaması halinde tebliğ almaya yetkili kişiler o yerde sürekli çalışan memur veya müstahdemleri, onlarda yoksa aynı konutta sürekli oturan kişileri veya hizmetçileri;

18. maddeye göre muhatabın otel, hastane, pansiyon, fabrika, istirahat evi, öğrenci yurdu gibi içine serbestçe girilmeyen veya aranılanın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde bulunması halinde de tebliğ almaya yetkili kişiler; o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri olarak tanımlanabilir.

Yukarıda sözü edilen kişilerin tebligatı almaktan imtina etmesi hâlinde de Tebligat Kanunu 21. maddeye göre tebliğ yapılacağı hususu 20. maddede belirtilen başka bir husustur.

Nitekim, “Tebliğ imkânsızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21. madde;

“Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama hâlinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” şeklindedir ( m. 21/1 ).

Madde bu hâliyle iki durumu birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina” dır. Şöyle ki, bazı durumlarda tebligat görevlisi belirtilen adrese gittiğinde adresin doğru olduğunu görür ancak muhatap ya da muhatap adına tebliği almaya yetkili diğer kimseleri adreste bulamaz. Bu durumda tebliğ imkânsızlığından, bu kimseler tebliğ evrakını kabulden kaçınırlar ise tebellüğden imtina söz konusu olur ( Muşul, TİMUÇİN: Tebligat Hukuku, Ankara 2018, s.347 ). Bu hâllerde tebliğ işlemleri Tebligat Kanunu 21/1. maddesi, 23/7. maddesi ve Yönetmeliğin 30. ve 35. maddesinde öngörüldüğü şekilde yapılmalıdır. Aksi hâlde tebligat geçersiz olur.

Yukarıda ifade edildiği üzere Tebligat Kanununun 20. maddesinin aksine bu maddede bahsi geçen “adreste bulunmama hali” ibaresi ile “muhatabın o an orada olmaması” diğer bir ifadeyle “tevziat saatinden sonra dönecek olması” kastedilmektedir.

Muhatabın adreste bulunmaması ( kısa süreli ayrılması ) hâlinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri hâlinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir.” hükmü öngörülmüştür.

Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna, ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hâkim tarafından denetlenebilecektir.

Muhatabın tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyanı ve bunun tevsik edilmesinin ardından maddede sayılan kişilerden birisine, imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir.

Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün tespiti hâlinde ise Yönetmeliğin 30 .maddesinin 2., 3. ve 4.fıkraları gereğince işlem yapılacaktır.

Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelendirmesine bağlıdır.

Nitekim bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.01.2006 tarih ve 2005/2- 772 E., 2006/17 K., 01.07.2009 tarih ve 2009/12-257 E., 315 K.; 18.04.2018 tarih, 2017/2-1582 E., 2018/792 K sayılı kararlarında da istikrarlı bir biçimde benimsenmiştir.

Öte yandan, Tebligat Kanununun 32. maddesine göre ” tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur”.

Bir davada Tebligat Kanunu ve Yönetmeliğin ilgili maddelerine uygun şekilde tebliğ işlemi yapılmamış ise “usulsüz tebliğden” söz edilir. Kural olarak usulsüz tebliğ hâlinde tebligat hiç yapılmamış sayılır. Ancak anılan madde hükmünden de anlaşıldığı üzere muhatap bu tebligatı öğrenirse ve tebligat çerçevesinde bazı işlemlere girişirse kural işlemez ve tebligat usulsüz dahi olsa yapılmış sayılır, bu hâlde öğrenme tarihi tebliğ tarihi olarak kabul edilir.

Anılan maddenin ikinci cümlesi uyarınca; usulsüz tebliğin geçerli hâle geleceği an muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarihtir. Muhatap usulsüz tebliği öğrendiğini sözlü olarak açıkça ifade edebileceği gibi, yaptığı işlemler ile de ortaya koyabilir ( Muşul, s.584-585 ).

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, usulsüz tebligat, tebligatın yokluğu hâlinden farklıdır. Başka bir ifadeyle, tebligat hiç yapılmamışsa ya da tebligat olarak nitelendirilebilecek herhangi bir hukuki işlem yoksa Tebligat Kanununun 32. maddesinin uygulanması söz konusu olmaz ( Muşul, s.572; Yılmaz/ÇAĞLAR, s.576 ).

Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı -karşı davalı erkek tarafından açılan boşanma davasında dava dilekçesi davalı -karşı davacı kadına 17.09.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Tebliğ evrakında “muhatabın gösterilen adresine gidildiği, adreste tebliğe caiz kimse bulunamadığı, alıcının tatile gittiğinin komşusu C.E. tarafından beyan edilmesi üzerine evrakın mahalle muhtarlığına bırakıldığı, 2 numaralı formun muhatabın kapısına yapıştırıldığı, komşuya haber verilerek komşunun imzadan imtina ettiği” ibarelerinin yazılı olduğu, davalı -karşı davacının ise 08.10.2013 tarihinde yetkili mahkemenin Bakırköy Mahkemeleri olduğundan bahisle yetkisizlik itirazında bulunduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemece dava dilekçesinin davalı -karşı davacıya Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre yapıldığı ancak tebliğin geçersiz olduğu, davalıya verilen 30 günlük ek süre karşısında yetki itirazının süresinde yapıldığı belirtilmiş ise de, tebliğ evrakında muhatabın tatile gitmiş olduğu tespit edildiğine göre “muhatabın adresten muvakkaten ayrılması” hâli söz konusu olup bu durumda Tebligat Kanununun 21. maddesinin uygulanması mümkün değildir. Diğer yandan 20. maddeye göre tebligat yapılabilmesi için de adreste Tebligat Kanununun 13, 14, 16, 17, 18. maddesinde yazılı kişiler tarafından muhatabın muvakkaten başka yere gittiğinin belirtilmesi gerekmektedir. Ancak Kanunda bu kişiler arasında “komşu” sayılmadığından eldeki davada dava dilekçesinin tebliğine ilişkin işlem usulsüz olup geçersizdir.

Ne var ki, dosya içerisinde mevcut ve UYAP ortamında kayıtlı bulunan davalı -karşı davacı tarafından dosyanın fotokopisinin verilmesi talebini içeren dilekçenin 25.09.2013 tarihinde mahkemeye sunulduğu anlaşılmakta olup, bu durumda Tebligat Kanununun 32. maddesi uyarınca davalı -karşı davacının davayı bu tarihte öğrendiğinin ve 08.10.2013 tarihli dilekçeyle ileri sürdüğü yetki itirazının süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir.

O hâlde, yerel mahkemenin “yetki itirazının süresinde olduğuna” dair direnme kararı açıklanan bu değişik gerekçe ile yerindedir.

Ancak mahkemenin yetkisine ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile direnme kararı yerinde olup mahkemenin yetkisine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440/3. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 06.12.2018 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.

—————————————-

Cevap Dilekçesinin Süresinde Verilmemesi Bu Nedenle Karar Verilmesine Yer Olmadığı Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/25533 K. 2016/14216 T. 31.10.2016

• BOŞANMA ( Davalı Kadının Yasal Süresinden Sonra Verdiği Cevap Dilekçesinde Yer Alan Vakıalar Davacı Erkeğe Kusur Olarak Yüklenemeyeceğinden Boşanmaya Sebep Olan Olaylarda Davalı Kadın Tam Kusurlu Olup Boşanmaya Sebep Olan Olaylarda Davacı Erkeğin Daha Kusurlu Olduğu Yönündeki Kusur Belirlemesinin Doğru Görülmediği )

• CEVAP DİLEKÇESİNİN SÜRESİNDE OLMAMASI ( Boşanma – Davalı Kadının Süresinden Sonra Verdiği Cevap Dilekçesinde Maddi ve Manevi Tazminat Taleplerinde Bulunduğu Davacı Erkek Tarafından da Süresinde Olmayan Cevaba Cevap Verildiği ve Bu Dilekçede Maddi ve Manevi Tazminat İsteklerinde Bulunulduğu/Cevap Dilekçesi Süresinde Olmadığından Dilekçeler Teatisi Aşamasının da Söz Konusu Olmadığı ve Tarafların Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri Hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığına Karar Verileceği )

• İŞTİRAK NAFAKASI ( Tarafların Gerçekleşen Sosyal ve Ekonomik Durumlarına Nafakanın Niteliğine Günün Ekonomik Koşullarına Göre Müşterek Çocukların İhtiyaçlarına Nazaran Takdir Edilen İştirak Nafakası Az Olup Daha Uygun Nafakaya Hükmedilmesi Gerektiği )

6100/HMK 127/1,128/1

4721/m.4

ÖZET : 1- Davalı kadının yasal süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde yer alan vakıalar davacı erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceğinden boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadın tam kusurludur. Hal böyle iken boşanmaya sebep olan olaylarda davacı erkeğin daha kusurlu olduğu yönündeki kusur belirlemesi doğru görülmemiştir.

2- Davalı kadın, süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuş, davacı erkek tarafından da süresinde olmayan cevaba cevap verilmiş ve davacı erkek tarafından bu dilekçede maddi ve manevi tazminat isteklerinde bulunulmuştur. Cevap dilekçesi süresinde olmadığından, kanunen, dilekçeler teatisi aşaması da söz konusu değildir. Açıklanan sebeplerle tarafların maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekirken, esasa dair hüküm tesis edilmesi bozmayı gerektirmiştir.

3-Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre müşterek çocukların ihtiyaçlarına nazaran takdir edilen iştirak nafakası azdır. Daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından; velayet, kusur belirlemesi, kadın lehine takdir edilen tazminatlar ve tazminat taleplerinin reddi yönünden, davalı kadın tarafından ise; tamamı yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 06.06.2016 günü duruşmalı temyiz eden davalı vekili ve karşı taraf temyiz eden davacı vekili geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- )Davalı kadın, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta süre içerisinde cevap dilekçesi ibraz etmemiştir ( HMK m.127/1 ). Süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı kadın, davacı erkeğin dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır ( HMK m.128/1 ). Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadına nazaran daha kusurlu olduğu kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Davalı kadının yasal süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde yer alan vakıalar davacı erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceğinden boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadın tam kusurludur. Hal böyle iken boşanmaya sebep olan olaylarda davacı erkeğin daha kusurlu olduğu yönündeki kusur belirlemesi doğru görülmemiştir.

3- )Davalı kadın, süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuş, davacı erkek tarafından da süresinde olmayan cevaba cevap verilmiş ve davacı erkek tarafından bu dilekçede maddi ve manevi tazminat isteklerinde bulunulmuştur. Cevap dilekçesi süresinde olmadığından, kanunen, dilekçeler teatisi aşaması da söz konusu değildir. Açıklanan sebeplerle tarafların maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekirken, esasa dair hüküm tesis edilmesi bozmayı gerektirmiştir.

4- )Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre müşterek çocukların ihtiyaçlarına nazaran takdir edilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2., 3. ve 4. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, taraf vekilleri duruşmaya geldiklerinden duruşma için takdir olunan 1.350.00 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya ve 1.350.00 TL. vekalet ücretinin de davalıdan alınıp davacıya verilmesine, temyiz peşin harcının istenmesi halinde yatırana iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31.10.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Kesin Yetki Olmayan Davalarda Yetkisizlik İtirazının İlk İtiraz Niteliğinde Olduğu Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 34. HUKUK DAİRESİ E. 2017/62 K. 2017/120 T. 9.2.2017

• RÜCUEN TAZMİNAT İSTEMİ ( Yetkinin Kesin Olduğu Davalarda Mahkeme Yetkili Olup Olmadığını Davanın Sonuna Kadar Kendiliğinden Araştırmak Zorunda Olup Tarafların Mahkemenin Yetkisiz Olduğunu Her Zaman İleri Sürebileceği/Yetki İtirazında Bulunan Tarafın Yetkili Mahkemeyi Birden Fazla Yetkili Mahkeme Varsa Seçtiği Mahkemeyi Bildireceği – Yetkisizlik İtirazı İleri Sürülmediği Dikkate Alınarak Davanın Esasına Girileceği/İstinaf İstemi Kabul Edilerek Kararın Kaldırılmasına Karar Verileceği )

• KESİN YETKİ ( Yetkinin Kesin Olduğu Davalarda Mahkeme Yetkili Olup Olmadığını Davanın Sonuna Kadar Kendiliğinden Araştırmak Zorunda Olup Tarafların Mahkemenin Yetkisiz Olduğunu Her Zaman İleri Sürebileceği/İtirazda Bulunan Tarafın Yetkili Mahkemeyi Birden Fazla Yetkili Mahkeme Varsa Seçtiği Mahkemeyi Bildireceği – Yetkisizlik İtirazı İleri Sürülmediği Dikkate Alınarak Davanın Esasına Girileceği/İstinaf İstemi Kabul Edilerek Kararın Kaldırılmasına Karar Verileceği )

• YETKİSİZLİK İTİRAZI ( Cevap Dilekçesini Verme Süresinin Dava Dilekçesinin Davalıya Tebliğinden İtibaren İki Hafta Olduğu/Kesin Yetki Kuralının Bulunmadığı Hallerde Yetki İtirazının İlk İtirazlar İçinde Sayıldığı ve İlk İtirazların Hepsinin Cevap Dilekçesinde İleri Sürülmek Zorunda Olduğu – Kesin Yetkinin Söz Konusu Olmadığı/Yetkisizlik İtirazı İleri Sürülmediği Dikkate Alınarak Davanın Esasına Girileceği – İstinaf İstemi Kabul Edilerek Kararın Kaldırılmasına Karar Verileceği )

DAVANIN ESASINA GİRİLMESİ ( Davada Kesin Yetkinin Söz Konusu Olmadığı – Kesin Yetki Kuralları Bulunmadığı Davalı Tarafça Süresinde ve Usulüne Uygun Bir Yetkisizlik İtirazı İleri Sürülmediği Dikkate Alınacağı/Davalı Vekilinin İstinaf İstemi Kabul Edilerek İlk Derece Mahkemesi Kararının Kaldırılmasına ve Davanın Esası Hakkında Bir Karar Verilmek Üzere Dosyanın Mahkemesine Gönderilmesine Karar Verilmesi Gerektiği )

6100/HMK 19, 116/1-a,127

ÖZET : Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir. Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.

Cevap dilekçesini verme süresinin, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki hafta olduğu, kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde yetki itirazının ilk itirazlar içinde sayıldığı ve ilk itirazların hepsinin cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorunda olduğu belirtilmiştir. Eldeki davada, kesin yetki söz konusu değildir. Mahkemece, kesin yetki kuralları bulunmadığı, davalı tarafça süresinde ve usulüne uygun bir yetkisizlik itirazı ileri sürülmediği dikkate alınarak davanın esasına girilmesi gerekirken, re’sen dosya üzerinden yetkisizlik gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olmuştur.Davalı vekilinin istinaf istemi kabul edilerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın esası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince ilamında belirtildiği şekilde Mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.

Hükme karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması ve başvurunun süresinde olduğunun anlaşılması üzerine, ön inceleme aşaması tamamlandıktan ve Üye Hakim tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, dosyadaki mevcut delil durumu ve yasal hükümlere göre, istinaf başvurusunun, duruşma açılmaksızın dosya üzerinde inceleme yapılmak suretiyle, karar verilmesi mümkün bulunan hallerden olduğu anlaşılmakla işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : Dava, 18.10.2009 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle sigortalı Erdem G.’e bağlanan gelirler ile yapılan ödemeden oluşan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince İstanbul Anadolu İş Mahkemelerinin yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “yetki itirazının ileri sürülmesi” başlıklı 19’uncu maddesinde “yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir. Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz. Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir. Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.” denilmektedir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 127. maddesinde, cevap dilekçesini verme süresinin, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki hafta olduğu, 116/1-a maddesinde kesin yetki kuralının bulunmadığı hallerde yetki itirazının ilk itirazlar içinde sayıldığı ve 117/1. maddesinde de ilk itirazların hepsinin cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorunda olduğu belirtilmiştir.

Eldeki rücuan tazminat istemli davada, kesin yetki sözkonusu değildir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.05.2015 gün 11-2359-1443 sayılı kararı). Davacı tarafından 05.10.2016 tarihinde İstanbul İş Mahkemesine dava açılmış olup dava dilekçesi tebliğ edilmediğinden ortada usulüne uygun bir yetki itirazının bulunmadığı açıktır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda; Mahkemece, kesin yetki kuralları bulunmadığı, davalı tarafça süresinde ve usulüne uygun bir yetkisizlik itirazı ileri sürülmediği dikkate alınarak davanın esasına girilmesi gerekirken, re’sen dosya üzerinden yetkisizlik gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olmuştur.

Hal böyle olunca da, davalı vekilinin istinaf istemi kabul edilerek, İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 353/1-a-3 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın esası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmek gerektiği kanaati ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle,

Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İstanbul 22.İş Mahkemesinin 07.10.2016 gün ve 2016/632Esas, 2016/504Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-3 Maddesi gereğince KALDIRILMASINA,

Gerekçe bölümünde belirtildiği üzere, dava dilekçesindeki istemler yönünden davanın esası hakkında bir karar verilmesi için dosyanın HMK 353/1-a-3 maddesi gereğince İstanbul 22. İş Mahkemesine gönderilmesine,

Davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvuru sırasında yatırılan harçların talebi halinde iadesine,

İstinaf Kanun yolu yargılama giderlerinin, İlk Derece Mahkemesi tarafından kurulacak esasa ilişkin hükümde gözetilmesine,

Dosya üzerinden yapılan inceme sonunda, 09.02.2017 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

—————————————-

Boşanma Davasında Süresinde Verilmeyen Cevap Dilekçesinde Yer Alan Vakıaların Kusur Olarak Yüklenemeyeceği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ E. 2017/68 K. 2017/148 T. 9.2.2017

• ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE BOŞANMA VE BUNA BAĞLI OLARAK MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ ( Davalı Erkeğin Cevap Dilekçesinde Sunmuş Olduğu Vakıaların Kadına Kusur Olarak Yüklenmesinin Mümkün Olmadığı/Erkeğin Tam Kusurlu Olduğu – Mahkemece Eşit Kusur Kabul Edilmesinin Hatalı Olduğu )

• ERKEĞİN ŞANS OYUNLARI MÜPTELASI OLMASI ( Aşırı Borçlandığı/Eve İhbarlar Geldiği – Erkeğin Eve Uğramadığı ve Çocukları ile İlgilenmediği/Davalının Küfürlü Konuştuğu/Ancak Uyarıldığında ise Bir Daha Yapmayacağını Söylediği/Bunun Her Tartışmada Tekrar Edildiği/Davalının Hakaretlerine Devam Ettiği )

• ERKEĞİN TAM KUSURLU OLMASI NEDENİYLE DAVACI LEHİNE MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLECEĞİ ( Davalının Şans Oyunları ve Kumar Müptelası Olduğu – Kumar Sebebiyle Ödeme Gücü Üzerinde Borçlandığı/Evi ve Çocukları ile İlgilenmediği/Alacaklılarından Eve Sürekli İhbarlar Geldiği/Davacıya Hakaret Ettiği )

• TARTIŞMA SIRASINDA ERKEĞİN HAKARETLERDE BULUNMASI ( Seni Öldüreceğim/Seni Boşayacağım gibi İfadeler Kullanarak Davacının Saçını Çektiği – Davacıya Küfür Ettiği/Erkeğin Kumar ve Şans Oyunları Müptelası Olduğu/Aşırı Borçlandığı/Davalının Alacaklılarından Sürekli İhbarlar Geldiği/Tam Kusurlu Olduğu )

• ERKEĞİN EVİ VE ÇOCUKLARI İLE İLGİLENMEMESİ EVİN İHTİYAÇLARINI KARŞILAMAMASI ( Erkeğin Tam Kusurlu Olduğunun Kabulü – Tarafların Sosyal ve Ekonomik Durumları Dikkate Alınarak Davacı Lehine Manevi Tazminata Hükmedileceği/Mahkemece Tarafların Eşit Kusurlu Olarak Kabul Edilmesinin Hatalı Olduğu )

6100/HMK 127,128

ÖZET : Dava, şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma ve buna bağlı maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.Davalı erkeğin yasal süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde yer alan vakıalar davacı kadına kusur olarak yüklenemeyeceğinden boşanmaya sebep olan olaylarda erkek tam kusurludur. Mahkemece tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru görülmemiştir.Tarafların maddi manevi tazminat ve nafakaya yönelik istinaf talepleri değerlendirildiğinde, tanık ifadelerinden “davalının şans oyunları oynamasından dolayı ödeme gücü üzerinde borçlandığı, davalıya seni öldüreceğim, boşayacağım diye bağırdığı, saçını çekip küfür ederek tartakladığını ve yine şans oyunları ve kumar oynaması sebebi ile borçlandığını, eve ihbarlar geldiğini, eve uğramayıp davacı ve çocuklarla ilgilenmediğini, davalının tartışma sırasında küfürlü konuşması üzerine uyardığında bir daha yapmayacağım şeklinde karşılık verdiğini, bunun her tartışmada tekrar edildiğini” beyan edildiğinden evlilik birliğinin sona ermesinde davalının tam kusurlu olduğu, davalının davacıya hakaret ederek kişisel haklarını zarara uğrattığından davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesinin gerekeceği, tarafların sosyal ekonomik durumları, davalının tam kusurlu olması da dikkate alınarak davacının manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kısmen kabulüyle manevi tazminata hükmedilmiş, davalının çalışmadığı, davacının işçi olup gelir durumu, tarafların sosyal ekonomik durumları, tanık beyanları, günün ekonomik koşullarındaki paranın alım gücü, çocukların yaşı ve ihtiyaçları dikkate alındığında mahkemece takdir edilen maddi tazminat ve nafaka miktarları uygun olduğundan bunlara yönelik tarafların istinaf başvurularının reddi gerekir.

DAVA : TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili dilekçesinde; tarafların 09/08/2007 tarihinde evlendiklerini, 2009 doğum tarihli Y. E. ile 2014 doğum tarihli E. isimli müşterek çocuklarının olduğunu, evliliğinin ilk ayında davalının kız kardeşinin kapıya gelerek borçları nedeni ile davalıya bağırdığını, davalının müvekkilinin bileziklerini habersizce aldığını, kayın validesi tarafından 2 ay sonra, iade edildiğini, diğer takıların düğün gecesi alındığını, bir daha da verilmediğini, kumar yüzünden davalının evin ihtiyaçlarını karşılamadığını, davalının ailesinin yanına taşındıklarını, 2 yıl onların yanında kaldıklarını, 2009 yılında müvekkilinin babasının evine taşınarak orada oturmaya başladıklarını, davalının banka kredilerini ödememesi nedeni ile eve haciz geldiğini, müvekkilinin bileziklerini borç için davalıya verdiğini, ikinci çocuktan sonra davalı aldığı 16.000 TL krediyi ödeyemeyince tekrar haciz geldiğini, 9 çeyrek altın ve 100 Doları davalının aldığını, telefon ve bilgisayar borçlarını ev aidatını ödemediğini hamileyken davalının ailesi çocuk düşerse düşsün ev işlerini yapacaksın diye zorladığını, çocuğunu internet cafeye veya iddia bayisine götürdüğünü, çocuğun ihtiyaçları ile ilgilenmediğini, bu sebeple tarafların boşanmalarına, çocukların velayetlerinin anneye bırakılarak, her bir çocuk için 300 TL iştirak, 500 TL yoksulluk nafakası ile 50.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminata karar verilmesini, ayrıca davacıya ait her biri 20 gr. 10 adet bilezik, 90 adet küçük altın davacının rızası dışında davalı tarafından alınıp kumar ve şans oyunları için harcandığından bu eşyaların aynen mümkün olmadığı takdirde, şimdilik 5.000 TL nin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 25/05/2016 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 21.370,00 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı vekili dilekçesinde; iddiaların doğru olmadığını, sözü edilen borçların asgari ücretle çalıştığından ihtiyaçlara yetmediği için yapıldığını, borçları ödemeye çalıştığını, davacının anne ve babasının evlilik birliğine sürekli müdahale ettiklerini, aile mahremiyetinin kalmadığını, evin bir anahtarının davacı kadının babasında olup haber vermeden müşterek haneye bu anahtarı kullanarak geldiğini, davanın açılmasında davacının ailesinin yönlendirmesi olduğundan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Eskişehir 1. Aile Mahkemesi’nin 20/10/2016 tarihli kararı ile; davalının davacıdan habersiz ödeme gücü üzerinde borçlanması, davacının da aile büyüklerinin etkisinde kalarak davalıdan habersiz eşyalar alması ve bu konuda bilgilendirmekten kaçınması nedeni ile eşit kusurlu oldukları, geline 13 adet çeyrek altın, damada da 22 adet çeyrek altın takıldığı, hangi tarafa takılmışsa o tarafın kişisel eşyası olacağından 13 çeyrek altın talebinin yerinde görüldüğü gerekçesi ile davacının davasının kabulüyle tarafların boşanmalarına, müşterek çocukların velayetinin davacı anneye verilmesine, çocuklar için 200’er TL tedbir ve iştirak nafakasına, davacı için 300 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 15.000 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat talebinin reddine, 13 adet çeyrek altının aynen davalıdan alınarak davacıya verilmesine, mümkün olmadığı takdirde değeri olan 2.041 TL’nin davacıya verilmesine karar verildiği görülmüştür.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ VE DİLEKÇESİ: Davacı vekilinin 12/12/2016 tarihli dilekçesi ile, boşanmaya bir diyeceklerinin olmadığını, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, mahkemece hükmedilen nafaka ve maddi tazminat miktarlarının düşük olduğunu, müvekkilinin şiddet ve hakarete maruz kalması, borçlarla baş başa kalması, çevresi ve komşuları karşısında küçük düşmesi de mahkemece değerlendirilmediğinden manevi tazminat talebinin reddi kararının kaldırılmasını, ziynet eşyaları yönünden de bilezik ve diğer ziynetlerin davalının borçları için kullanıldığı ispatlandığı halde taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığından kararın kaldırılarak talepleri gibi karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekilinin 26/12/2016 tarihli dilekçesi ile, davacının borçlardan haberinin olduğunu, herhangi bir icra takibinin yapılmadığını, davacının daha ağır kusurlu olduğunu, tazminat ve nafaka miktarlarının da fazla olduğundan mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE: Davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurularak tarafların kusuru maddi, manevi tazminat, nafaka ve ziynet eşyalarına dair kararın kaldırılması istenilmiştir.

Dosya incelendiğinde davalının, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta süre içerisinde cevap dilekçesi ibraz etmemiştir. ( HMK madde 127/1 ). Süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı erkek, davacı kadının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır ( HMK madde 128/1 ). Davalı erkeğin yasal süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde yer alan vakıalar davacı kadına kusur olarak yüklenemeyeceğinden boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkek tam kusurludur. Mahkemece tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru görülmemiştir.

Tarafların maddi manevi tazminat ve nafakaya yönelik istinaf talepleri değerlendirildiğinde, tanık F. T. “davalının şans oyunları oynamasından dolayı ödeme gücü üzerinde borçlandığı, davalıya seni öldüreceğim, boşayacağım diye bağırdığı, saçını çekip küfür ederek tartakladığını” beyan ettiği, tanık İ. T. “davalının şans oyunları ve kumar oynaması sebebi ile borçlandığını, eve ihbarlar geldiğini, eve uğramayıp davacı ve çocuklarla ilgilenmediğini, davalının tartışma sırasında küfürlü konuşması üzerine uyardığında bir daha yapmayacağım şeklinde karşılık verdiğini, bunun her tartışmada tekrar edildiğini” beyan ettiğinden davalının şans oyunları ve kumar oynaması sebebiyle ödeme gücü üzerinde borçlandığı, alacaklılarından eve ihbarların geldiği, davalının eşi ve çocukları ile ilgilenmediği, ihtiyaçlarını karşılamadığı, tartışma sırasında davacıya hakaret ettiği, evlilik birliğinin sona ermesinde davalının tam kusurlu olduğu, davalının davacıya hakaret ederek kişisel haklarını zarara uğrattığından davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesinin gerekeceği, tarafların sosyal ekonomik durumları, davalının tam kusurlu olması da dikkate alınarak davacının manevi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kısmen kabulüyle 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmiş, davalının çalışmadığı, davacının işçi olup 2.200 TL ücret aldığı, tarafların sosyal ekonomik durumları, tanık beyanları, günün ekonomik koşullarındaki paranın alım gücü, çocukların yaşı ve ihtiyaçları dikkate alındığında mahkemece takdir edilen maddi tazminat ve nafaka miktarları uygun olduğundan bunlara yönelik tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.

Tarafların, ziynet eşyalarına yönelik istinaf talepleri değerlendirildiğinde tanıklar H. T., F. T. ve İ. T. “düğün sonrası bileziklerin bedelinin banka hesabına yatırıldığını, küçük altınların da davalının borcu için haciz tehlikesi gelince bozdurulduğunu, bunlardan davacının beyanları sebebiyle bilgi sahibi olduğunu” beyan ettikleri, tanıkların görgüye dayalı bilgilerinin olmadığı, davacının kendilerine anlattığını mahkemede beyanda bulunduklarından davacının ziynet eşyalarına dair talep ve davasının reddinin gerekeceği, mahkemece davacının çeyrek altınlara dair talebinin kısmen kabulüne karar vermesinin doğru olmadığından ziynet eşyalarına yönelik davalının istinaf başvurusunun kabulüne, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilerek, bu yönde hüküm kurulmuştur.

SONUÇ : 1- )Davacının manevi tazminata yönelik istinaf başvurusu ile davalının ziynet eşyalarına yönelik istinaf başvurusu yerinde görülmekle, Eskişehir 1. Aile Mahkemesi’nin 20/10/2016 tarih 2015/949 Esas 2016/809 Karar sayılı kararının hüküm fıkrasının 7. paragrafındaki “Boşanmaya sebep olaylarda davalıdan kaynaklı davacının kişilik haklarına saldırı teşkil eden eylem ve davranışlarını ortaya koyan yeterli delil olmadığından davacının manevi tazminat isteminin reddine” hükmü, 8. paragrafındaki Davacının ziynet eşya arına dair talebinde 13 adet çeyrek altın aynen davalıdan alınarak davacıya verilmesine, mümkün olmadığı takdirde bilirkişi raporunda tespit edilen 2.041,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine hükmü, ziynet eşyası yönünden vekalet ücretine yönelik 13 ve 14. paragraflardaki “Ziynet eşyası yönünden Davacı taraf duruşmalarda kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 1.800,00 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Ziynet eşyası yönünden davalı taraf duruşmalarda kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca 2.319,48 TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine” hükümlerinin ve ziynet eşyası ile ilgili harca yönelik “Ziynet eşyası yönünden alınması gerekli 139,42 TL harcın mahsubu ile bakiye 195,77 TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine” hükümlerinin KALDIRILMASINA,

2- )Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulüyle 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine,

3- )Davacının ziynet eşyaları ve altınlara dair dava ve talebinin reddine,

4- )İlk derece mahkemesinde ziynet alacağına yönelik alınması gereken 31,40 TL harcın, peşin alınan ve tamamlanan 335,19 TL mahsubu ile kalan 303,79 TL harcın kararın kesinleşmesinden sonra ve talep halinde davacıya iadesine,

5- )İlk derece mahkemesinde boşanma yönünden davacı tarafından yatırılan 27,70 TL başvurma harcı ve 29,20 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

6- )Ziynet eşyası yönünden davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca 2.564,40 TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6- )Davacı ve davalı tarafından ileri sürülen diğer istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden reddine,

7- )İstinaf aşamasında davacı tarafından yatırılan 35 TL istinaf karar harcının karar kesinleştikten sonra ve talebi halinde kendisine iadesine,

8- )İstinaf aşamasında davalı tarafından yatırılan 34,85 TL istinaf karar harcının karar kesinleştikten sonra ve talebi halinde kendisine iadesine,

9- )İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan 33 TL tebligat giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

10-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan 24,30 TL posta giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

11-Karar kesinleştikten sonra taraflarca yatırılan istinaf gider avansından harcanmayan kısmın taraflara iadesine,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK’nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 1 aylık sürede Yargıtay temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 09.02.2017

—————————————-

Cevap Dilekçesi Verilmeden Ön İnceleme Aşamasına Geçilemeyeceği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/24049 K. 2017/3546 T. 29.3.2017

• BOŞANMA DAVASI ( Dava Dilekçesinin Davalı Kadına Tebliğ Edilmeden Karar Verildiği – Dilekçelerin Karşılıklı Verilmesi Aşaması Tamamlanmadan Ön İncelemeye Geçilerek İşin Esası Hakkında Karar Verilmesinin Doğru Olmadığı )

ADLİ YARDIM TALEBİ ( Davalı Kadının Kanun Yoluna Başvuru Giderlerini Ödeme Gücünün Bulunduğu Kanaatine Varıldığından ve Davalı Kadın Temyiz Harcı ve Giderleri Yatırdığı da Anlaşılmakla Adli Yardım Talebinin Reddine Karar Vermek Gerektiği – Boşanma Davası )

• DİLEKÇE TEATİSİ ( Davalının Dava Dilekçesinin Tebliğinden İtibaren İki Hafta İçerisinde Cevap Verebileceği – Davacı Tarafından Cevap Dilekçesinin Tebliğinden İtibaren İki Hafta İçerisinde Cevaba Cevap Dilekçesi Davalının da Davacının Cevabının Tebliğinden İtibaren İki Hafta İçinde İkinci Cevap Dilekçesi Verebileceği )

• ÖN İNCELEME ( Dilekçelerin Karşılıklı Verilmesinden Sonra Ön İnceleme Yapılacağı – Dilekçelerin Karşılıklı Verilmesi Aşaması Tamamlanmadan Ön İncelemeye Geçilerek İşin Esası Hakkında Karar Verilmesinin Doğru Olmadığı/Boşanma Davası )

6100/HMK127,136,137

ÖZET : Dava, boşanma istemine ilişkindir. Davalı kadının adli yardım talebini içeren dilekçesi ve dosya kapsamındaki belge ve bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; davalı kadının, kanun yoluna başvuru giderlerini ödeme gücünün bulunduğu kanaatine varıldığından ve de davalı kadın temyiz harcı ve giderleri yatırdığı da anlaşılmakla adli yardım talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı erkek tarafından çekişmeli boşanma istemine yönelik dava dilekçesi verilmiş, bu dava dilekçesi davalı kadına tebliğ edilmeden karar verilmiştir. Davalı, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde cevap verebilir. Cevap dilekçesi davacıya tebliğ edilir ve davacı tarafından cevap dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde cevaba cevap dilekçesi; davalı da davacının cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesi verebilir. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Açıklanan sebeplerle dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlanmadan ön incelemeye geçilerek işin esası hakkında karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından velayetler yönünden, davalı kadın tarafından ise, tamamına yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- )Davalı kadın temyiz dilekçesinde adli yardım talebinde bulunmuştur. Adli yardıma dair usul ve esaslar Hukuk Muhakemeleri Kanununun 334-340. maddelerinde düzenlenmiş olup aynı Kanunun 336/3. maddesine göre adli yardım talebi kanun yollarına başvuru sırasında Yargıtay’a da yapılabilir ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 337/1. maddesi uyarınca da duruşma yapılmaksızın talep hakkında karar verilebilir. Davalı kadının adli yardım talebini içeren dilekçesi ve dosya kapsamındaki belge ve bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; davalı kadının, kanun yoluna başvuru giderlerini ödeme gücünün bulunduğu kanaatine varıldığından ve de davalı kadın temyiz harcı ve giderleri yatırdığı da anlaşılmakla adli yardım talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.

2- )Tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Davacı erkek tarafından Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi uyarınca açılan boşanma davası taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı için çekişmeli olarak görülmüş,mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.Davacı erkek tarafından çekişmeli boşanma istemine yönelik dava dilekçesi verilmiş,bu dava dilekçesi davalı kadına tebliğ edilmeden karar verilmiştir. Davalı, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde cevap verebilir ( HMK m. 127/1 ). Cevap dilekçesi davacıya tebliğ edilir ve davacı tarafından cevap dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde cevaba cevap dilekçesi; davalı da davacının cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesi verebilir ( HMK m. 136/l ). Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır ( HMK m. 137/1 ). Açıklanan sebeplerle dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlanmadan ön incelemeye geçilerek işin esası hakkında karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamına göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istenmesi halinde davacıya iadesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

HMK Madde 127 ile İlgili Makalemiz

HMK 127 konusundaki hukuki makalemiz henüz yayınlanmamıştır. En kısa sürede buraya eklenecektir.

Bu makale faydalı mıydı?