hmk 124 ve yargıtay kararları

HMK 124 ve Yargıtay Kararları

HMK 124 (Tarafta İradi Değişiklik)

MADDE 124- (1) Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür.

(2) Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır.

(3) Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilir.

(4) Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hakim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hakim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.

 

HMK Madde 124 Yargıtay Kararları

Tarafta İradi Değişiklik Hükümlerinin Temsilcide Yanılgı Durumunda Geçerli Olacağı Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2018/3048 K. 2019/3234 T. 10.6.2019

• HAKSIZ EL KOYMA NEDENİYLE OLUŞAN MADDİ VE MANEVİ ZARARIN DAVALILARDAN TAZMİNİ İSTEMİ ( Olayda Davalı Yönünden Temsilcide Yanılma Bulunduğuna Göre Hakkında Açılan Davada Karar Verilmesine Yer Olmadığına Karar Verilmesi Gerektiği – Tazminatın Kısmen Kabulüne Karar Verilmesinin Usul ve Yasaya Aykırı Olduğu )

• GERÇEK ZARAR ( Zarar Verici Haksız Fiile Maruz Kalan Şahsın Malvarlığında Haksız Fiil Sonucu Meydana Gelen Durum ile Bu Eylemden Önce Mevcut Olan Durum Arasındaki Fark Davacının Zararını Oluşturacağı – Zarara Uğrayan Kişinin İradesi Dışında Haksız Fiil Neticesinde Malvarlığının Aktifinde Azalma ya da Malvarlığının Pasifinde Çoğalma Meydana Getiren Zararların Gerçek Zararlar Olduğu )

• ZARAR VERİCİ OLAY NETİCESİNDE KİŞİNİN MALVARLIĞININ MEVCUT MİKTARI VE DEĞERİNİN FİİLİ OLARAK AZALMIŞ OLMASI GEREKMESİ ( Kaynağına Sebebine Zarar Veren ile Zarar Gören Arasındaki Hukuki İlişkiye ve Her Somut Olayda Farklı Şekillerde Gündeme Gelebilecek Benzeri Ölçütlere Göre Zararın Niteliği Kapsamı ve Miktarı Her Olayın Kendine Özgü Yapısı İçerisinde Değişen Bir Özellik Göstereceği – Hükmedilecek Tazminatın Hiçbir Şekilde Zarar Miktarından Fazla Olamayacağı )

• ZARAR MİKTARININ TAZMİNATIN AZAMİ SINIRINI TEŞKİL EDECEĞİ ( Tazminat Miktarı Hiçbir Zaman Gerçek Zararı Aşamayacağından Tazminat Miktarının Belirlenmesinde Zarar Görenin Gerçek Zararının Esas Alınmasının Zorunlu Olduğu – Zarar Doğurucu Eylem Zarar Görenin Malvarlığında Gerçekten Ne Miktarda Bir Azalmaya Neden Olmuş İse Zarar Verenin Tazminat Borcunun da O Miktarda Olması Gerektiği )

• FAİZ İSTEMİ ( Davacının Talebinin Dayanağı Haksız Fiil Olup Hesaplanan Tazminatın Yasal Faizi İle Birlikte Davalıdan Tahsiline Karar Verilmesi Gerektiği – Salt Davacının Sıfatı Nedeniyle Ticari İş Olmayan ya da Tacirler Arası Haksız Fiilden Kaynaklanmayan Somut Davada Belirlenen Davacı Zararının Reeskont Faizi ile Birlikte Davalıdan Tahsiline Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu )

6098/m.49, 56

6100/ HMK 124

ÖZET : Dava, haksız el koyma nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararın davalılardan tazmini istemine ilişkindir. Olayda, davalı yönünden temsilcide yanılma bulunduğuna göre, hakkında açılan davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, tazminatın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Zarar verici haksız fiile maruz kalan şahsın malvarlığında haksız fiil sonucu meydana gelen durum ile bu eylemden önce mevcut olan durum arasındaki fark davacının zararını oluşturacaktır. Zarara uğrayan kişinin iradesi dışında, haksız fiil neticesinde, malvarlığının aktifinde azalma ya da malvarlığının pasifinde çoğalma meydana getiren zararlar gerçek zararlardır. Burada zarar verici olay neticesinde kişinin malvarlığının mevcut miktarı ve değeri fiili olarak azalmış olmalıdır. Kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukuki ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir. Hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz. Zarar miktarı tazminatın azami sınırını teşkil eder. Tazminat miktarı hiçbir zaman gerçek zararı aşamayacağından tazminat miktarının belirlenmesinde, zarar görenin gerçek zararının esas alınması zorunlu olup; zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır.

Davacının talebinin dayanağı haksız fiil olup hesaplanan tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken salt davacının sıfatı nedeniyle ticari iş olmayan ya da tacirler arası haksız fiilden kaynaklanmayan somut davada, belirlenen davacı zararının reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekir.

DAVA : Davacı …Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. vekili tarafından, davalılar aleyhine 06/03/2009 gününde verilen dilekçeyle haksız el koyma nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; açılan davanın kısmen kabulüne dair verilen 21/11/2017 tarihli kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : 1- )Davalı…Gümrük ve Muhafaza Baş Müdürlüğünün temyiz itirazları yönünden;

Dava, haksız el koyma nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili; şirketin iş adresinde gümrük muhafaza memurları tarafından yapılan arama neticesinde toplam 748 adet tilki kürküne kaçak olduğu iddiasıyla el konulduğunu, devamında şirket yöneticileri hakkında kamu davası açıldığını, söz konusu ceza davasında zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma ve suça konu eşyanın yasal olarak ithal edildiği anlaşılmakla karar kesinleştiğinde sahibine iadesine kararı verildiğini, kararın kesinleşmesini müteakip kürklerin iadesi için müracaatlarında 30/01/2001 tarihinde satılan kürklerin bedelinin faizi ile birlikte şirket yöneticisine ödendiğini ancak gerçek bedelin daha fazla olduğunu belirterek, haksız el koyma nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararın davalılardan tazmini isteminde bulunmuştur.

Davalılar vekili; davanın zamanaşımına uğradığını belirterek, yasal dayanağı bulunmayan davanın esastan da reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine dair verilen ilk karar Dairemizin, 12/09/2011 gün, 2011/7504 esas ve 2011/8994 karar sayılı ilamıyla davacının maddi zarar kapsamının belirlenmesi ve şartları varsa belirlenen miktardan takdiri bir indirim yapılması gerekirken, davanın tümden reddedilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak davanın ıslah dilekçesi de nazara alınarak maddi tazminat yönünden kabulüne karar verilmiş; bu kararda temyiz üzerine Dairemizin 25/05/2016 gün, 2015/15182 esas ve 2016/6966 karar sayılı ilamıyla bozma kararından sonra yapılan ıslah ile arttırılan istemin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulmuş olmasının usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalı sıfatının Maliye Hazinesine ait olduğu, diğer davalı … yönünden ise temsilcide yanılma halinin var olduğu anlaşılmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu 124. maddesi gereği, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi dahi karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilebileceğine göre bu kuralın temsilcide yanılma hali için de haydi haydi uygulanabileceği açıktır. Somut olayda, davalı … yönünden temsilcide yanılma bulunduğuna göre, hakkında açılan davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, tazminatın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerekmiştir.

2- )Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı … Hazinesinin aşağıdaki bendin dışında kalan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazları reddedilmelidir.

3- )Davalı … Hazinesinin diğer temyiz itirazlarına gelince;

a- )Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacı şirket yetkililerinden… ve …hakkında 1918 Sayılı Kaçakçılık Kanunu’na Muhalefet suçundan başlatılan soruşturma sonucunda 17/06/1996 tarihinde 748 adet tilki kürküne el konulduğu, 21/06/1996 tarihli teslim teselsüm tutanağıyla 660 adet beyaz tilki kürkü ile 88 adet siyah tilki kürkünün mal sahibi… tarafından memurlara teslim edildiği, ceza mahkemesince sanık vekilinin talebi üzerine 24/01/1997 tarihinde davaya konu 748 adet tilki kürkününden birer adet numune alınmak koşuluyla sahibine iadesinin sağlanmasına karar verildiği, ancak kürklerin sahibi tarafından teslim alınmadığı, … 1.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 24/12/2003 gün ve 1998/371 esas, 2003/720 karar sayılı ilamıyla zamanaşımı dolduğundan sanıklar hakkındaki davanın TCK 102/4 ve 104/2 maddeleri uyarınca ortadan kaldırılmasına ve suça konu eşyanın yasal olarak ithal edildiği anlaşıldığından karar kesinleştiğinde sahibine iadesine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi sonucunda Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 22/01/2008 gün ve 2004/27618 esas -2008/142 karar sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Zarar verici haksız fiile maruz kalan şahsın malvarlığında haksız fiil sonucu meydana gelen durum ile bu eylemden önce mevcut olan durum arasındaki fark davacının zararını oluşturacaktır. Zarara uğrayan kişinin iradesi dışında, haksız fiil neticesinde, malvarlığının aktifinde azalma ya da malvarlığının pasifinde çoğalma meydana getiren zararlar gerçek zararlardır. Burada zarar verici olay neticesinde kişinin malvarlığının mevcut miktarı ve değeri fiili olarak azalmış olmalıdır. Kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukuki ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir. Açıktır ki, hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz. Zarar miktarı tazminatın azami sınırını teşkil eder ( …, Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, Birinci Cilt, 1990 bası, s.549 ). Bir başka ifadeyle, tazminat miktarı hiçbir zaman gerçek zararı aşamayacağından tazminat miktarının belirlenmesinde, zarar görenin gerçek zararının esas alınması zorunlu olup; burada ilke, zarar doğurucu eylem, zarar görenin malvarlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır.

Şu halde; davacı şirket yararına kürk bedeli talebi yanında ayrıca bir de kazanç kaybına hükmedilmesi yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda usul ve yasaya uygun düşmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir.

b- )Davacının talebinin dayanağı haksız fiil olup hesaplanan tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken salt davacının sıfatı nedeniyle ticari iş olmayan ya da tacirler arası haksız fiilden kaynaklanmayan somut davada, belirlenen davacı zararının reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi de doğru olmamış, bu durumda kararın bozulmasını gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … yararına, 3 ( a ve b ) numaralı bentlerde gösterilen nedenlerle davalı … yararına BOZULMASINA, davalı … Hazinesinin diğer temyiz itirazlarının ( 2 ) numaralı bentte gösterilen nedenlerle reddine 10.06.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Tahkimde Yanılgıya Dayanan İradi Taraf Değişikliği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2018/2577 K. 2019/3958 T. 20.5.2019

• YABANCI HAKEM KARARININ TENFİZİ ( Charter Party Sözleşmesinde Davalının Kaşe ve İmzasının Bulunduğu ve Davalı Tarafından İnkar Edilemeyen Sözleşmenin Yetkisiz Kişilerce İmzalandığının İleri Sürülmesinin Hakkın Kötüye Kullanılması Kapsamında Dürüstlük Kuralı ile Bağdaşmadığının Belirtildiği – Sözleşmede Tahkim Yeri Olarak Londra’nın Gösterildiği ve İngiliz Kanunlarının Geçerli Olacağının Belirtildiği/Davanın Kabulü Kararına Karşı Yapılan İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi Kararının İsabetli Bulunduğu )

CHARTER SÖZLEŞMESİ ( Davalı Tarafından Sunulan Belgede Sözleşme Uyarınca Garantörlüğün Belirtildiği – Davalının Sözleşmenin Tarafı Olduğu ve Taahhüdüyle Kendi Yerine Çarterer Olarak Tayin Ettiği Tarafın Sözleşmeden Kaynaklı Edimlerinin İfasını Garanti Ettiğinden Tahkim Şartı ile Bağlı Olduğunun Anlaşıldığı/Çarterparti Sözleşmesi )

• HAKEM KARARININ KESİN OLMASI ( Tenfize Konu Hakem Kararının Tek Hakemle Sonuca Bağlanmasında Aykırılığın Bulunmadığı – Dava Konusu Uyuşmazlıkta Hakemin Tarafsızlık ve Bağımsızlığını Ortadan Kaldıracak Delilin İleri Sürülmediği ve Davacının Tahkim Sözleşmesinin Aslının Onanmış Sureti ile Tercümesini Yabancı Hakem Kararının Apostil Şerhli ve Tercümesi Yapılmış Belge Örneklerini İbraz Ettiği/İngiliz Hukukunda Yürürlükte Bulunan 1996 Tarihli Tahkim Kanunu Uyarınca Tenfizi İstenen Hakem Kararının Kesin Olduğu )

• BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ ( Kararın İptalinin Karardan Haberdar Olunduğu Halde Kararın İptali İçin Dava İkame Edildiğine Dair Somut Beyan Yahut Delilin İleri Sürülmediği – Yabancı Hakem Kararının Kamu Düzenine Aykırılık Teşkil Etmediği ve Hukuki Konulardaki Değerlendirmenin Mahkemeye Ait Olması Nedeniyle Bilirkişiye Başvurulamayacağının Belirtildiği/İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi Kararının Onandığı )

5718/m.54,60,62

6100/HMK 124/3,369

ÖZET : Dava, yabancı hakem kararının tenfizi istemine ilişkindir.

Davanın kabulüne dair karar hakkında yapılan istinaf incelemesi neticesinde; çarterparti sözleşmesinde davalının kaşe ve imzasının bulunduğu, davalı tarafından sunulan belgede sözleşme uyarınca garantörlüğün belirtildiği, davalı tarafından inkar edilemeyen sözleşmenin yetkisiz kişilerce imzalandığının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı, davalının sözleşmenin tarafı olduğu, taahhüdüyle de kendi yerine çarterer olarak tayin ettiği tarafın sözleşmeden kaynaklı edimlerinin ifasını garanti ettiğinden tahkim şartı ile bağlı olduğu, sözleşmede tahkim yeri olarak Londra’nın gösterildiği ve İngiliz Kanunlarının geçerli olacağının belirtildiği, tenfize konu hakem kararının tek hakemle sonuca bağlanmasında aykırılığın bulunmadığı, dava konusu uyuşmazlıkta hakemin tarafsızlık ve bağımsızlığını ortadan kaldıracak delilin ileri sürülmediği, davacının tahkim sözleşmesinin aslının onanmış sureti ile tercümesini, yabancı hakem kararının apostil şerhli ve tercümesi yapılmış belge örneklerini ibraz ettiği, İngiliz hukukunda yürürlükte bulunan 1996 tarihli Tahkim Kanunu uyarınca tenfizi istenen hakem kararının kesin olduğu, karara karşı bir üst tahkim merciinin bulunmadığı, bu kararın iptalinin, karardan haberdar olunduğu halde kararın iptali için dava ikame edildiğine dair somut beyan yahut delilin ileri sürülmediği, dava konusu yabancı hakem kararının kamu düzenine aykırılık teşkil etmediği, hukuki konulardaki değerlendirmenin mahkemeye ait olması nedeniyle bilirkişi incelemesine başvurulamayacağı, ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden kanuna uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddi yönünde verilen karar isabetli bulunmuştur.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesince (Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla ) verilen 05/07/2017 tarih ve 2016/510- 2017/225 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nce verilen 08/05/2018 tarih ve 2018/819-2018/564 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 Sayılı Kanun’un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili; müvekkilinin davalının ile akdettiği 25.11.2010 tarihli çarterparti uyarınca davalı tarafından verilecek yükün İzmir’den Kongo’ya taşınmasının üstlenildiğini, çarterpartinin 42. maddesindeki tahkim şartı uyarınca uyuşmazlık halinde Londra’daki tahkime gidileceğinin ve uyuşmazlığa İngiliz Hukukunun uygulancağının kararlaştırıldığını, davalının, garantör sıfatıyla sorumluluğunun devam etmesi kaydıyla, çarterpartide verilen yetkiye dayanarak 30.11.2010 tarihli ayrı bir yazı ile çarterer olarak tayin edeceği üçünü kişinin çarterpartinin, ifası çerçevesinde çarterere düşen tüm borçları garantörü olduğunu teyit ettiğini, bu kapsamda davalının müvekkiline gönderdiği 27.06.2011 tarihli yazı ile çarterer olarak dava dışı C… Trading Ltd. şirketini tayin ettiğini bildirdiğini, taşımanın sözleşmeye uygun olarak ifa edildiğini, ancak davalının ve tayin ettiği çartererın borçlarını ifa etmediğini, bunun üzerinde çarterpartideki tahkim şartı uyarınca dava dışı C… Trading Ltd. aleyhine Londra’da tahkime gidildiğini, hakem tarafından müvekkili lehine verilen 23.05.2012 tarihli karar ile toplam 673.240,11 USD ve 3.400 GBP’nin faiziyle dava dışı çartererdan tahsiline karar verildiğini, ancak dava dışı çarterer tarafından anılan bedelin ödenmemesi üzerine garantör sıfatından dolayı davalı aleyhine, çarterpartideki tahkim şartı uyarınca Londra’da tahkime başvurulduğunu, 27.03.2013 tarihli hakem kararı ile davalı aleyhine toplam 673.240,11 USD ve 3.400 GBP’nin faiziyle tahsiline karar verildiğini, her iki ülkenin de New York Konvansiyonu’na taraf olduğunu ileri sürerek hakem D. F. tarafından verilen 27.05.2013 tarihli hakem kararının tenfizini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili; aktif husumet itirazında bulunarak, çarterpartiyi müvekkili adına imzalayan vekilin özel yetkisinin bulunmadığını, bu sebeple tahkim şartının geçersiz olduğundan tenfizinin mümkün olmadığını, hakem kararının tebliğ edilmediğini, kesinleşmediğini, icra kabiliyetinin bulunmadığını, müvekkilinin savunma hakkının kısıtlandığını, davanın nispi harca tabi olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının B… Atlantik Denizcilik Ltd.Şti. olarak gösterilmesinin 6100 Sayılı HMK’nın 124/3. maddesi uyarınca kabul edilebilir maddi hatadan kaynaklandığı, dürüstlük kuralına aykırı olmadığından B… Atlantic Inc.’nin davacı olarak kabulüne karar verildiği, uyuşmazlığın tahkime elverişli olduğu, davalının 25.11.2010 tarihli çarterpartinin varlığını ve içeriğini benimsediği, sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların tahkim yolu ile halledilemeyeceği konusunda işbu dava tarihine kadar herhangi bir itirazda bulunulmadığı, somut uyuşmazlıkta tarafların İngiliz Hukukunun uygulanacağını kabul ettiği, Türk Hukukuna göre tahkim sözleşmesinin geçersizliğinin de ileri sürülemeyeceği, tenfizi istenilen 27.03.2013 tarihli hakem kararının birinci sayfasında “kesin karar” olduğuna ilişkin kayıt yer almakta olup 5718 Sayılı MÖHUK 60/1 maddesine göre kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcı olan yabancı hakem kararlarının tenfizinin talep edilebileceği, dava konusu hakem kararının İngiltere hukukuna göre verilmiş olduğundan İngiltere’de uygulanan 1996 tarihli Tahkim Kanununa göre hakem kararlarının kesin ve tarafları yönünden bağlayıcı olması nedeniyle kararın tebliğinin kesinleşme açısından sonuca etkili olmadığı, davacı vekilinin 12.04.2017 tarihli dilekçesi ekinde kararın davalı yana tebliğine ilişkin belgeleri de sunduğu, tenfizi talep edilen 27.03.2013 tarihli nihai hakem kararının taraflarca iptal davasına konu edilmediği ve İngiliz hukukuna göre kesinleşmiş olduğu, kararda kamu düzenine aykırılık görülmediği gibi davalı vekili tarafından ileri sürülen red sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne taraflar arasında görülen tahkim yargılaması sonucu İngiliz hakem D. F. tarafından verilen 27.03.2013 tarihli yabancı hakem kararının tenfizine karar verilmiştir.

Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davalı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesince HMK 124/3 uyarınca yapılan taraf değişikliğine ilişkin değerlendimenin yerinde olduğu, 25.11.2010 tarihli çarterparti sözleşmesinde davalının kaşe ve imzasının bulunduğu, davalı tarafından sunulan 30.11.2010 tarihli belgede anılan sözleşme uyarınca garantörlüğün belirtildiği, davalı tarafından inkar edilemeyen sözleşmenin yetkisiz kişilerce imzalandığının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması kapsamında dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı, davalının 25.11.2010 tarihli sözleşmenin tarafı olduğu, 30.11.2010 tarihli taahhüdüyle de kendi yerine çarterer olarak tayin ettiği tarafın sözleşmeden kaynaklı edimlerinin ifasını garanti ettiğinden tahkim şartı ile bağlı olduğu, sözleşmede tahkim yeri olarak Londra’nın gösterildiği ve İngiliz Kanunlarının geçerli olacağının belirtildiği, Gencon 94 formunda gemi kiralama sözleşmesinin geçerli olacağının öngörüldüğü, anılan formun 2. bölüm 19/1 maddesine göre tenfize konu hakem kararının tek hakemle sonuca bağlanmasında aykırılığın bulunmadığı, dava konusu uyuşmazlıkta hakemin tarafsızlık ve bağımsızlığını ortadan kaldıracak delilin ileri sürülmediği, davacının tahkim sözleşmesinin aslının onanmış sureti ile tercümesini, yabancı hakem kararının apostil şerhli ve tercümesi yapılmış belge örneklerini ibraz ettiği, İngiliz hukukunda yürürlükte bulunan 1996 tarihli Tahkim Kanunu’nun 58/1 maddesi uyarınca tenfizi istenen hakem kararının kesin olduğu, karara karşı bir üst tahkim merciinin bulunmadığı, bu kararın iptalinin, karardan haberdar olunduğu halde kararın iptali için dava ikame edildiğine dair somut beyan yahut delilin ileri sürülmediği, dava konusu yabancı hakem kararının kamu düzenine aykırılık teşkil etmediği, hukuki konulardaki değerlendirmenin mahkemeye ait olması nedeniyle bilirkişi incelemesine başvurulamayacağı, ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden kanuna uygun olduğu gerekçesiyle esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 8,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 20.05.2019 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Ölen Kişiye Karşı Açılan Davada İradi Taraf Değişikliği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ E. 2016/16552 K. 2019/2800 T. 27.3.2019

• İPOTEĞİN KALDIRILMASI ( Mahkemece İpotek Alacaklısı Davadan Önce Vefat Ettiğinden Mirasçılarına Dava Dilekçesi Tebliği İle Taraf Teşkili Sağlandıktan Sonra Bir Karar Verilmesi Gerekirken Eksik İnceleme İle Hüküm Tesisinin İsabetsiz Olduğu )

DAVANIN TARAFLARINDA İRADİ DEĞİŞİKLİK ( Bir Davada Taraf Değişikliğinin Ancak Karşı Tarafın Açık Rızası İle Mümkün Olduğu – Ancak Maddi Bir Hatadan Kaynaklanan veya Dürüstlük Kuralına Aykırı Olmayan Taraf Değişikliği Talebinin Karşı Tarafın Rızası Aranmaksızın Hakim Tarafından Kabul Edileceği/İpoteğin Kaldırılması )

• USULSÜZ TEBLİGAT ( İpotek Alacaklısının Davadan Önce Vefat Ettiği Anlaşılmış Olup Ölmüş Kişiye Çıkarılan Tebligat Bir Hüküm İfade Etmeyeceğinden İpotek Alacaklısına Usulüne Uygun Bir Tebligatın Varlığından Söz Edilemeyeceği )

• TARAF TEŞKİLİ ( İpotek Alacaklısı Davadan Önce Vefat Ettiğinden Mirasçılarına Dava Dilekçesi Tebliği İle Taraf Teşkili Sağlandıktan Sonra Bir Karar Verilmesi Gerektiğinin Gözetilmemesinin İsabetsiz Olduğu )

6100/HMK 124

ÖZET : Dava, ipoteğin kaldırılması isteğine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK’nin “Tarafta iradî değişiklik” başlıklı 124. maddesi gereğince; Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. İpotek alacaklısının davadan önce vefat ettiği anlaşılmış olup ölmüş kişiye çıkarılan tebligat da bir hüküm ifade etmeyeceğinden ipotek alacaklısına usulüne uygun bir tebligatın varlığından söz edilemez. Mahkemece, ipotek alacaklısı davadan önce vefat ettiğinden, mirasçılarına dava dilekçesi tebliği ile taraf teşkili sağlandıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

DAVA : Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 28.09.2007 gününde verilen dilekçeyle ipoteğin fekki talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 25.12.2008 tarihli hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı A. T. mirasçıları vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Dava, ipoteğin kaldırılması isteğine ilişkindir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmü davalı mirasçıları vekili temyiz etmiştir.

6100 Sayılı HMK’nin “Tarafta iradî değişiklik” başlıklı 124. maddesi gereğince; Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir.

Türk Medeni Kanununun 28. maddesinde, gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceği belirtilmiştir. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişi taraf ehliyetini yitireceğinden aleyhine dava açılamaz ise de; yukarıda belirtildiği üzere maddi hatadan dolayı muhatabın yanlış gösterilmesi, davacının tüm özeni göstermesine rağmen dava açacağı kişiyi doğru tespit edememesi, kısa süre önce kendisiyle işlem yapılmış ya da sadece vekiliyle muhatap olunmuş bir işlemden sonra muhatabın ölmesi durumlarında yanlış taraf gösterilmesi dürüstlük kuralına aykırı değilse ortaya çıkan dava ilişkisi sebebiyle daha üstün bir yarar dikkate alınarak yargılamaya gerçek tarafla devam edilmelidir.

Bu durumda mahkemece, ölen kişinin veraset belgesi ile belirlenen tüm mirasçılarına dava dilekçesi tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle davanın esasına girilmesi gerekir.

Somut olayda; davacı 28.09.2007 tarihinde açtığı davada ipotek lehtarı A. T.’ı davalı göstermiştir. Mahkemece davalıya ilanen tebligat yapılmış, taraf teşkilinin sağlandığından bahisle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm de davalıya ilanen tebliğ edilerek taraflarca temyiz edilmediği gerekçesiyle 28.05.2009 tarihinde kesinleştiğine ilişkin kesinleşme şerhi verilmiştir.

Sunulan veraset ilamına göre ipotek alacaklısının mirasçıları oldukları anlaşılan C. T. vd. vekili tarafından kararın temyiz edildiği görülmektedir. İpotek alacaklısı A. T.’ın 20.07.1986 tarihinde davadan önce vefat ettiği anlaşılmış olup ölmüş kişiye çıkarılan tebligat da bir hüküm ifade etmeyeceğinden ipotek alacaklısına usulüne uygun bir tebligatın varlığından da söz edilemez. O halde davalı mirasçıları vekilinin 24.03.2016 tarihli dilekçesi temyiz dilekçesi olarak kabul edilerek hükmün incelemesine geçilmiştir.

Mahkemece, ipotek alacaklısı davadan önce vefat ettiğinden, mirasçılarına dava dilekçesi tebliği ile taraf teşkili sağlandıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı mirasçıları vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz hususlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.03.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

—————————————-

İş Yeri Yetkilisinin Bilinmemesi Nedeniyle Taraf Değişikliği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2018/1586 K. 2019/859 T. 6.2.2019

• HİZMET TESPİTİ DAVASI ( Dava Dışı Kişinin Vergi Dairesi Nezdinde Kaydının Bulunup Bulunmadığı Araştırılıp Yapılacak Değerlendirme Sonucunda Davalı Şirket ile İlişkisinin Varlığı Halinde Dava Dışı Kişiye de Usulüne Uygun Şekilde Husumet Yöneltilmesi Gerektiği – Göstereceği Deliller Toplandıktan Sonra Mevcut Diğer Delillerle Birlikte Değerlendirilip Sonucuna Göre Bir Karar Verilmesi Gerektiği )

• TARAFTA İRADİ DEĞİŞİKLİK ( Dava Dışı Kişinin Beyanına Başvurularak Hangi Nedenle İş Yeri Kimlik Bildirme Formunda İş Yeri Yetkilisi Olarak Belirtildiği Hususu Açıklığa Kavuşturulması Gerektiği – HMK  124. Maddesine Göre Dava Dışı Kişiye de Usulünce Husumet Yöneltilip Toplanan Deliller ile Birlikte Sonuca Gidilmesi Gerektiğinin Gözetilmemesinin Bozma Sebebi Olduğu )

• MADDİ HATA ( Hizmet Akdine Dayalı Olarak Geçen Ancak Kuruma Tescil Edilmeyen Sigortalı Hizmetlerinin Tespiti İstemi – Dava Dışı Kişi ile Davalı Şirket Arasında Bir İlişki Olup Olmadığının Tespit Edilmesi Gerektiği/Aralarında İlişki Tespit Edilirse Dava Dışı Kişiye de Husumet Yöneltilip Delillerinin Toplanması ve Tüm Delillerin Birlikte Değerlendirilmesi Suretiyle Karar Verilmesi Gerekirken Eksik İnceleme ile Hüküm Kurulmasının Bozmayı Gerektirdiği )

506/m.2,4,79/10

6100/HMK 124

ÖZET : Dava, hizmet akdine dayalı olarak geçen ancak Kuruma tescil edilmeyen sigortalı hizmetlerinin tespiti istemine ilişkindir.

Dava dışı kişinin beyanına başvurularak hangi nedenle iş yeri kimlik bildirme formunda iş yeri yetkilisi olarak belirtildiği hususu açıklığa kavuşturulup davalı şirket ile arasındaki ilişki belirlenerek, vergi dairesi nezdinde kaydının bulunup bulunmadığı araştırılıp yapılacak değerlendirme sonucunda davalı şirket ile ilişkisinin varlığı halinde, dava dışı kişiye de usulüne uygun şekilde husumet yöneltilip, göstereceği deliller toplandıktan sonra, toplanan deliller dosya içinde mevcut diğer delillerle birlikte değerlendirilip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Dava, 22.01.2002-06.06.2005 döneminde hizmet akdine dayalı olarak geçen ancak Kuruma tescil edilmeyen sigortalı hizmetlerinin tespiti istemine ilişkindir.

Mahkeme, bozma sonrası ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu. Temyiz konusu hükme ilişkin dava, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi delaletiyle 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : Davanın yasal dayanağı, 506 Sayılı Kanun’un 79/10. maddesi olup dosya içeriğinden; davalı işyerinin 3.. sicil numarasıyla 03.10.2000 tarihinde kapsama alınıp faal olduğu, anılan işyerinden 06.06.2005 tarihli giriş bildirgesi düzenlenip, 06.06.2005-06.09.2006 arası kısmi bildirimde bulunulduğu, davacının, davalı şirket antetli Haziran 2002 tarihli anketör bilgi formunu imzalayarak başvuruda bulunduğu, yine, 06.06.2005 tarihli iş sözleşmesi mevcut olup davacının anketör olarak çalışacağının kararlaştırıldığı, başkaca yazılı bir belgenin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Somut olayda, 3.. sicil numaralı davalı işyerinin şirket adresi Şişli-İstanbul olup, gerek işe giriş bildirgesi ve kapsam yazısı gerekse dosyada mevcut 2002/1-2004/1. dönem bordroları ile 06.06.2005 tarihli iş sözleşmesi aynı adresi içermektedir. Davacı, davalı şirketin önceki adresi olan … Apartmanı 115/17 Kızılay adresinde 22.01.2002 tarihinde işe başlayıp 06.06.2005 tarihine kadar anılan adreste çalıştığını iddia etmektedir. Davalı işveren ise, cevap dilekçesi ve beyan dilekçelerinde iddia edilen adreste hiçbir zaman bir işyerlerinin bulunmadığı gibi, davacı tarafından firma sorumlusu ve şirket çalışanı olduğu iddia edilen kişilerin kendileri ile bir ilgisinin olmadığını savunmuştur. Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılama sonunda, dosya içerisinde yer alan iş yeri kimlik bildirme formunda; iş yerinin bulunduğu yerin “Meşrutiyet Mahallesi Atatürk Bulvarı No.115/17” olarak belirtilmesi, yine aynı formda iş yeri sahibi/yetkilisi olarak davalı işverenliğin Ankara’da işlerini yürüttüğü anlaşılan işverenliğe ait işyerinde çalışmasını sürdürmüş olması hususu gerekçe gösterilmek suretiyle dava dışı kişi ile davalı işverenlik arasında iş organizasyonu bakımından hukuki ilişki olduğunu kabul etmek suretiyle; bu hususta yeterli araştırma yapmaksızın yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.

Bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. 506 Sayılı Kanun’un 2. maddesi; bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu kanuna göre sigortalı sayılacağını, 4. maddesi ise; bu kanunun uygulanmasında 2. maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişilerin işveren olduğunu düzenlemiştir. Mahkemece, öncelikle, dava dışı kişinin beyanına başvurularak, …’un iş yeri sahibi/yetkili olarak gösterildiği ve …’un da imzasını içeren iş yeri kimlik bildirme formu da dikkate alınmak suretiyle, hangi nedenle …’ın iş bu belgede iş yeri yetkilisi olarak belirtildiği hususu açıklığa kavuşturulmalı, bu doğrultuda … ile davalı şirket arasındaki ilişki belirlenmeli, yine bu kapsamda …’un vergi dairesi nezdinde kaydının bulunup bulunmadığı yönünde araştırma yapılıp, tescil ve mükellefiyet adres ve kayıt bilgileri belirlenmeli, yapılan araştırma ve değerlendirme sonucunda …’un davalı şirket ile ilişkisinin varlığı halinde, 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanununun 124. maddesinde “maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir” hükmü uyarınca, dava dışı kişiye de usulüne uygun şekilde husumet yöneltilmeli, göstereceği bütün deliller toplandıktan sonra, toplanan deliller dosya içinde mevcut diğer delillerle birlikte değerlendirilip, sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Mahkemece, belirtilen maddi ve hukuki esaslar göz önünde tutulmadan eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde; davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı Millward Brown Pazar Araştırmaları Tic.Ltd.Şti.’ye iadesine, 06.02.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Değişiklik Sonucunda Taraf Olmaktan Çıkarılana Hükümde Yer Verilmesi Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2016/13932 K. 2019/162 T. 17.1.2019

• HAKSIZ FİİLDEN KAYNAKLANAN TAZMİNAT ( Davalılardan Birinin Davalı Olmaktan Çıkarıldığı Halde Hükümde İnfazda Tereddüt Oluşturacak Şekilde İki Davalıya da Yer Verilmek Suretiyle Hüküm Kurulmasının Doğru Görülmediği – Ayrıca Davalı Şirket Taraf Olmaktan Çıkarıldığına Göre HMK 124/4 Gereğince Anılan Şirket Lehine Vekalet Ücretine Hükmedilmesi Gerektiği )

• DAVALININ TARAF OLMAKTAN ÇIKARILMASI ( Tazminat – Hükümde Yer Verilmesinin İnfazda Tereddüt Oluşturacağı Ayrıca Davalı Şirket Taraf Olmaktan Çıkarıldığına Göre HMK 124/4 Gereğince Anılan Şirket Lehine Vekalet Ücretine Hükmedileceği )

• İNFAZDA TEREDDÜT ( Hakszı Fiilden Kaynaklanan Tazminat – Davalılardan Birinin Davalı Olmaktan Çıkarıldığı Halde Hükümde Yer Verilmek Suretiyle Hüküm Kurulmasının İsabetsizliği )

6098/m.50

6100/HMK 124/4

ÖZET : Dava, haksız fiilden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.

1-Dosya kapsamından; Şirket davalı olmaktan çıkarıldığı halde hükmün bir numaralı bendinde infazda tereddüt oluşturacak şekilde iki davalıya da yer verilmek suretiyle hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2-Ayrıca davalı Şirket taraf olmaktan çıkarıldığına göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesinin 4. fıkrası hükmü gereğince anılan şirket lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.

DAVA : Davacı vekili tarafından, davalılar … ve … İnşaat AŞ aleyhine 18/09/2013 gününde verilen dilekçeyle haksız eylem nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 05/01/2016 tarihli kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalılar vekilleri tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : 1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının ve davalıların tüm temyiz itirazları reddedilmelidir.

2- )Davalı … İnşaat AŞ’nin temyiz itirazlarına gelince;

Dava, haksız fiilden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Davacı vekili; müvekkilinin sahibi olduğu … İli … İlçesi 5. Mıntıka … Mevkiinde … ada … parselde kain 5.478 m2 taşınmaz ile … ada 3 parselde kain 35.464,00 m2 taşınmaz üzerinde davalı tarafından yapılan … Elektrik Üretim Santrali sebebi ile su yükselmesi olduğunu, kamulaştırma yapılmadan işlem tesis edildiğini ve arazinin yüzeyinde değer kaybı oluştuğunu, ağaçların zarar gördüğünü, dava konusu taşınmazda artık tarım yapılması ve ürün alınmasının mümkün olmadığını belirterek müvekkilinin bu olay nedeniyle oluşan maddi zararının giderilmesi isteminde bulunmuştur.

Davalı … vekili, davanın yanlış hasıma tevcih edildiğini, müvekkil şirketin “… ili … İlçesi … Elektrik Üretim Santrali” ile ne işveren, ne müteahhit, ne de taşeron sıfatı ile hiçbir ilişkisi olmadığını, bu nedenle davacı tarafından iddia olunan zararı ika etmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, alınan bilirkişi raporu ile hesaplanan 43.141,00 TL tazminatın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinde; dava dilekçesinde davalı olarak … Şirketinin gösterildiği, anılan şirketin husumet itirazında bulunduğu, davacı vekilinin de duruşmada alınan beyanında, davalı olarak her ne kadar … Şirketi gösterilmişse de hasımda yanılma sonucu davanın … Şirketine yöneltilmesi talepli beyanda bulunduğu, bu beyanlar üzerine mahkemece yargılamaya davalı olarak … Şirketi açısından devam edildiği ancak karar başlığında her iki şirketinde davalı olarak gösterildiği anlaşılmıştır.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/2. maddesinde; ‘Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi’ gerektiği düzenlenmiştir.

Dosya kapsamından; … Şirketi davalı olmaktan çıkarıldığı halde hükmün bir numaralı bendinde infazda tereddüt oluşturacak şekilde iki davalıya da yer verilmek suretiyle hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

3- ) Ayrıca davalı … Şirketi taraf olmaktan çıkarıldığına göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesinin 4. fıkrası ile düzenlenen “Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” hükmü gereğince anılan şirket lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. Bu nedenle de kararın davalı … Şirketi yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda ( 2 ) ve ( 3 ) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı … İnşaat Şirketi yararına BOZULMASINA, davacının ve davalılardan … Şirketinin diğer temyiz itirazlarının ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle reddine ve davalı … İnşaat AŞ’den peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 17.01.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Davalı Olarak Gösterilen Kurumun Taraf Sıfatının Bulunmaması Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2015/30971 K. 2019/1208 T. 16.1.2019

• KURUMUN TARAF SIFATI ( Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü’nün İşçi Alacağına İlişkin Tespiti İçeren Tutanağına Yönelik Açılan Davalar – 6100 S. HMK 124. Md. Uyarınca Davalı Kurumun Taraf Sıfatı Bulunmadığından Davalı Mevkîinden Çıkarılarak Şikâyetçi İşçinin Davaya Dahil Edilip Uyuşmazlığın Esasına Girilerek Sonucuna Göre Karar Verileceği )

• ÇALIŞMA VE İŞ KURUMU İL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN İŞÇİ ALACAĞINA İLİŞKİN TESPİTİ İÇEREN TUTANAĞINA YÖNELİK DAVA ( Davalı Kurumun Taraf Sıfatı Bulunmadığından Davalı Mevkîinden Çıkarılarak Şikâyetçi İşçinin Davaya Dahil Edilip Uyuşmazlığın Esasına Girilerek Sonucuna Göre Karar Verileceği )

• ULUSAL BAYRAM VE GENEL TATİL ÜCRETİ ALACAĞI ( Davacı İşveren Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünce Davacı Şirket Çalışanı Olan Dava Dışı Şikâyetçi İşçinin Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti Alacağının Bulunduğuna Dair Tespiti İçeren Tutanağa Karşı Dava Açılmış Olup Bu Davanın Tarafı İşçi ve İşveren Olduğu – Davalı Kurumun Bu Davada Taraf Sıfatı Bulunmadığı )

6100/HMK 124

4857/m.92

ÖZET : Uyuşmazlık, Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü’nün işçi alacağına ilişkin tespiti içeren tutanağına yönelik açılan davalarının hukuki niteliği ile buna bağlı olarak dava şartının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacı işveren Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünce davacı Şirket çalışanı olan dava dışı şikâyetçi işçinin ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının bulunduğuna dair tespiti içeren tutanağa karşı dava açılmış olup, bu davanın tarafı işçi ve işverendir. Davalı kurumun bu davada taraf sıfatı bulunmamaktadır. Öte yandan 02/11/2011 tarihli ve 28103 ( Mükerrer ) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 665 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemeler göre uyuşmazlık konusu tutanağın iş müfettişince düzenlenmemesinin de sonuca etkisi bulunmamaktadır. Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, 6100 Sayılı HMK.nun 124. maddesi uyarınca davalı Kurumun taraf sıfatı bulunmadığından davalı mevkîinden çıkarılarak şikâyetçi işçinin davaya dahil edilip uyuşmazlığın esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. Hatalı değerlendirme ve muğlak gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A- ) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı Şirket vekili, müvekkilinin işçisi …’in 01/07/2011 tarihinde … ortaklığında çalışmaya başladığını, …’nın ölümü üzerine 01/04/2013 tarihinden itibaren …’nın yanında çalışmaya başladığını, şikayetçi işçi …‘in 10/01/2015-12/01/2015 tarihleri arasında işe gelmediği için hakkında tutanak düzenlenip ihtarname keşide edildiğini, şikayetçinin ağabeyinin yanında refakatçı kaldığı gerekçesi ile işe gelmediğinden bahisle 13/01/2015 tarihinde ihtarname çekip davacıyı davalı kuruma şikayet ettiğini, davalı kurum tarafından 27/02/2015 tarihinde, resmi tatil günlerinin işçi …’e ödenmesi ve ödeme makbuzlarının davalı kuruma ibrazı için davacıya yazı gönderdiğini, kurum işleminin hukuka aykırı olduğunu, kurumun denetim işlemleri sonucu alacak olup olmadığı konusunda tespit yapabileceğini ve bu durumu şikayetçi veya işyerine bildirebileceğini, 27/02/2015 tarihli yazının usule aykırı olduğunu, ayrıca sigortalı işçi …’in resmi tatil ve diğer ücretlerinin kendisine ödendiğini, bunun imzalı bordrolardan da anlaşıldığını, bordrolarda ihtirazi kayıt bulunmadığını iddia ederek 27/02/2015 tarihli kurum işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

B- ) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davayı kabul etmediklerini, zamanaşımı defi, derdestlik, görevsizlik, yetkisizlik ve husumet itirazlarında bulunduklarını, taraf sıfatlarının olmadığını, davalının sigortalı işçi olması gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

C- ) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkeme, İş Kanunu‘nun 92. maddesinin 3. Fıkrasında iş müfettişleri tarafından hazırlanan rapor ve tutulan tutanakların işçilik alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca 30 gün içinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebileceği düzenlenmiş ise de, çalışma ve iş kurumu memurlarının hazırladığı rapor ve tutanaklara karşı itiraz edilmesi hususunun düzenlenmediği, ancak kanun metnindeki tutanak kavramının Çalışma Ve İş Kurumu İl Müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanakları da kapsadığı da kabul edilmekte olduğu, dosyada irdelenmesi gereken hususun tutanağı hazırlayan çalışma ve iş kurumu il müdürlüğü memurlarının itiraz davasındaki konumları olduğu, İş Kanunu‘nun 92. maddesinin 3. fıkrasında taraflar olarak işçi ve işveren kastedildiği, rapor veya tutanakta işçi alacağının eksik belirlenmesi söz konusu olduğunda, işçi itiraz davasının davacısı, işverende davalısı olduğu, davanın temelinde iş müfettişi veya Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü memurları tarafından İş Kanunu‘nun 92. Maddesinin 3. Fıkrasına göre düzenlenmiş rapor veya tutanak bulunsa da dava konusu rapordan ziyade işçilik alacağı olduğu, iş müfettişliğinin veya Çalışma ve İş Kurumu İl Memurlarının hazırladığı rapora- tutanağa karşı açılmış bir dava olmadığı için davalı hanesinde devlet tüzel kişiliği adına işlem yapan T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı gösterilemeyeceği, bu nedenle davalı kurumun taraf sıfatının bulunmadığı, HMK gereğince açılmış davaya işverenin davalı olarak sonradan dahil edilmesinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

D- ) Temyiz:

Kararı davacı temyiz etmiştir.

E- ) Gerekçe:

Uyuşmazlık … Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü’nün işçi alacağına ilişkin tespiti içeren tutanağına yönelik açılan davalarının hukuki niteliği ile buna bağlı olarak dava şartının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

4857 Sayılı İş Kanunu’nun 91. maddesinin 2. fıkrasında, “30/1/1950 tarihli ve 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 10. maddesine istinaden iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüklerince incelenir” denilmiştir.

Aynı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararına karşı taraflarca 5521 Sayılı Kanun’un 8. maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan dava çeşitleri 6100 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 105. ila 113. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Eda davası, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmışken, tespit davası ise mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır.

4857 Sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır. Bu tespite işçi tarafından, yapılan tespitin eksik olduğu ve daha fazla alacağı bulunduğu gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava eda davası karakterindedir. Söz konusu tespite işveren tarafından, yapılan tespitin hatalı olduğu ve tamamen ya da kısmen borçlu olmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava menfi tespit davası niteliğindedir. Bu son halde kanunda özel olarak düzenlenmiş olması sebebiyle davacı işverenin bu davayı açmakta, kanunun ifadesiyle “hukuken korunmaya değer güncel bir yararı” bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle tespit davaları için ayrıca araştırılan hukuken korunmaya değer güncel bir yarar koşulunun bu dava açısından mevcut olduğu değerlendirilmelidir.

Görüldüğü üzere, iş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı işçi ya da işveren tarafından açılacak davalar, yerine göre eda davası yerine göre ise menfi tespit davası özelliği göstermekte olup, her halükarda bu davaların tarafları işçi ve işverendir. T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu davalarda taraf sıfatı bulunmamaktadır.

Öte yandan, T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren Bölge Müdürlüklerinin ( eski adıyla Bölge Çalışma Müdürlüklerinin ) 02/11/2011 tarihli ve 28103 ( Mükerrer ) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 665 Sayılı T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile lağvedildiği, yani kapatıldığı, illerde bulunan İş Kur İl Müdürlüklerinin isminin Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü olarak değiştirildiği, Bakanlık bölge müdürlükleri tarafından yürütülen iş ve işlemler de dahil Bakanlığın mevzuattan kaynaklanan ve taşrada yürütülmesi gereken görevlerinin artık bu il müdürlükleri tarafından yürüteceği düzenlenmiş olup, bu kapsamda işçiler tarafından kıdem ve ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacakları konularında daha önce T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Bölge Müdürlüklerine yapılan ihbar ve şikayet başvurularının artık illerde bulunan Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlükleri ile bazı ilçelerde bulunan hizmet merkezlerinde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Somut uyuşmazlıkta; davacı işveren … Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünce davacı Şirket çalışanı olan dava dışı şikâyetçi işçinin ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının bulunduğuna dair tespiti içeren tutanağa karşı dava açılmış olup, bu davanın tarafı işçi ve işverendir. Davalı kurumun bu davada taraf sıfatı bulunmamaktadır. Öte yandan 02/11/2011 tarihli ve 28103 ( Mükerrer ) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 665 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemeler göre uyuşmazlık konusu tutanağın iş müfettişince düzenlenmemesinin de sonuca etkisi bulunmamaktadır.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, 6100 Sayılı HMK 124. maddesi uyarınca davalı Kurumun taraf sıfatı bulunmadığından davalı mevkîinden çıkarılarak şikâyetçi işçinin davaya dahil edilip uyuşmazlığın esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. Hatalı değerlendirme ve muğlak gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 16.01.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

İşçi Alacağı Davasında Davalının Yanlış Gösterilmesi Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2018/10707 K. 2019/40 T. 7.1.2019

• İŞÇİLİK ALACAKLARI İSTEMİ ( SGK Kayıtları ve Ticaret Sicili Kayıtlarının İncelenmesi İle Davalı Şirketlerin Ortaklarının ve Adreslerinin Farklı Olduğu – Mahkemece Husumet Tevcihinde Kabul Edilebilir Yanılgı Nedeni İle H.M.K.’nın 124. Md. Göre Usuli İşlemlerin Yapılacağı )

• TARAFTA İRADÎ DEĞİŞİKLİK ( SGK Kayıtları ve Ticaret Sicili Kayıtlarının İncelenmesi İle Davalı Şirketlerin Ortaklarının ve Adreslerinin Farklı Olduğu – Mahkemece Husumet Tevcihinde Kabul Edilebilir Yanılgı Nedeni İle H.M.K.’nın 124. Md. Göre Usuli İşlemlerin Yapılacağı/İşçilik Alacakları İstemi )

• HUSUMET TEVCİHİNDE KABUL EDİLEBİLİR YANILGI ( İşçilik Alacakları İstemi – SGK Kayıtları ve Ticaret Sicili Kayıtlarının İncelenmesi İle Davalı Şirketlerin Ortaklarının ve Adreslerinin Farklı Olduğu/Mahkemece H.M.K.’nın 124. Md. Göre Usuli İşlemlerin Yapılacağı – Davacının Tazminat ve İşçilik Alacaklarından Sorumlu Olan Şirketlerin Tespit Edilerek Sonuca Gidileceği )

6100/HMK 124

ÖZET : Dava; işçilik alacakları istemine ilişkindir. Dairemizin geri çevirme kararı ile istenilen Sosyal Güvenlik kayıtları ve ticaret sicili kayıtlarının incelenmesi ile; davalı şirketlerin ortaklarının ve adreslerinin farklı olduğu da görülmüştür. Mahkemece, husumet tevcihinde kabul edilebilir yanılgı nedeni ile dava HMK 124. maddesine göre şirkete yöneltilerek usuli işlemlerin yapılması, davacının tazminat ve işçilik alacaklarından sorumlu olan şirketlerin tespit edilerek sonuca gidilmesi için kararın bozulması gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı … Enerji Elektrik Üretim Ltd. Şti. vekili ile … Elektrik Endüstri San. ve Tic. A.Ş. tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A- ) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili,davacının 17/12/2010 tarihinde, davalılardan … adlı şirkette harita mühendisi olarak, 2.500 TL aylık maaşla çalışmaya başladığını, adı geçen davalının asıl işveren sıfatıyla diğer davalılardan aldığı işlerde davacıyı çalıştırdığını, davacının asıl işveren … firmasına bağlı olarak, diğer davalıların işlerini asıl işveren-alt işveren ilişkisi ile yerine getirdiğini, davacının iş sözleşmesinin davalılardan … firması tarafından 23/01/2012 tarihinde haklı neden olmaksızın sona erdirildiğini, tazminat ve işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, yıllık izin ücreti ve ücret alacağını talep etmiştir.

B- ) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı … Enerji Elk.Ür.Ltd.Şti.vekili, davacı ile firmanın hiçbir ilişkilerinin olmadığını, diğer davalılar ile de taşeronluk vb. ticari ilişkisinin olmadığını, dava dilekçesinde aksi belirtilmesine rağmen, kendilerinin diğer davalı … Ltd. ile herhangi bir ilişkilerinin olmadığını, bu nedenle davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının kendileri ile ilgisinin olmadığının  kayıtları ile belli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı …Elektrik Üretim Dağ. Paz. San.ve Tic.Ltd.Şti. vekili, şirketlerinin gerek davacı, gerekse de diğer davalılardan … Madencilik arasında gerek doğrudan gerekse de dolaylı olarak herhangi bir istihdam ilişkisinin olmadığını, davacı ile işçi-işveren ya da asıl işveren-alt işveren ilişkisinin olmadığını, taraflara arasında imzalanan sözleşme olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı … Elektrik En.Ür.ve İnş.San.ve Tic.A.Ş. vekili, husumet itirazında bulunarak, kendileri ile, davacı … diğer davalılar arasında hiçbir hukuki ya da akdi ilişki olmadığını, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin olmadığını, firmanın Trabzon ilinde iki adet HES tesisi yaptığını, bu tesisin işlerinin, davalılara arasında olmayan … merkezli başka bir firmaya ihale edildiğini, taraflar ile aralarında hizmet ilişkisinin olmadığını, davacının hangi şirkette ne şekilde, ne kadar çalıştığını belirtmemesinin yanlış olduğunu, kendi kayıtlarının incelenmesi ile de davacı … diğer davalılarla ilgilerinin olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Davalı … Elektrik Endüstri San.ve Tic.A.Ş. vekili, davacı ile aralarında iş ilişkisi olmadığını, davacının firmalarında çalıştığına dair kayıt olmadığını, bunun … kayıtları ile de sabit olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

C- ) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kabulüne karar verilmiştir.

D- ) Temyiz:

Kararı davalı … Enerji Elk.Ür.Ltd.Şti.vekili ve … Elektrik Endüstri San.ve Tic.A.Ş vekili temyiz etmiştir.

E- ) Gerekçe:

Dairemizin 27.06.2018 tarih ve 2017/8467 E., 2018/14021 K. sayılı geri çevirme kararı ile istenilen Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları ve ticaret sicili kayıtlarının incelenmesi ile; davacının 17.12.2010-10.09.2011 tarihleri arasında …erji Elektrik Üretim Dağıtım Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ne ait 1016564 sicil numaralı işyerinde çalıştığı, davalı … Enerji Elk.Ür.Ltd.Şti. ile …erji Elektrik A.Ş.’nin ortaklarının ve adreslerinin farklı olduğu da görülmüştür.

Mahkemece, husumet tevcihinde kabul edilebilir yanılgı nedeni ile dava HMK 124. maddesine göre … Enerji Elektrik Üretim Dağıtım Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ne yöneltilerek usuli işlemlerin yapılması, davacının tazminat ve işçilik alacaklarından sorumlu olan şirketlerin tespit edilerek sonuca gidilmesi için kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07.01.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Taraf Değişikliğinin Talebe Bağlı Olduğu Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2017/1013 K. 2018/12510 T. 20.12.2018

• PARA BORCUNDAN KAYNAKLANAN MENFİ TESPİT İSTEMİ ( Mahkemenin Kendiliğinden Davanın Taraflarını Değiştirmesi veya Taraf Değişikliğinin Mümkün Olduğunu Hatırlatmasının Kanunen Mümkün Olmadığı/Taraf Değişikliği Talebinin Karşı Tarafın Rızası veya Mahkemenin İzni Şartlarına Bağlandığı – Olayda Davacı Tarafın Taraf Değişikliğine İlişkin Bir Talebi Olmadığı Halde Mahkemece Davalı Taraf Değiştirilmek Suretiyle Hüküm Kurulduğu/Davacı Tarafa Bu Konuda Beyanda Bulunması İçin Süre Verilerek Karar Verilmesi Gerektiği )

• TARAF DEĞİŞİKLİĞİ ( Mahkemenin Kendiliğinden Davanın Taraflarını Değiştirmesi veya Taraf Değişikliğinin Mümkün Olduğunu Hatırlatmasının Kanunen Mümkün Olmadığı/Talebin Karşı Tarafın Rızası veya Mahkemenin İzni Şartlarına Bağlandığı – Olayda Davacı Tarafın Taraf Değişikliğine İlişkin Bir Talebi Olmadığı Halde Mahkemece Davalı Taraf Değiştirilmek Suretiyle Hüküm Kurulduğu/Davacı Tarafa Bu Konuda Beyanda Bulunması İçin Süre Verilerek Karar Verilmesi Gerektiği )

• TARAF SIFATININ KALDIRILMASI ( Davacı Tarafın Taraf Değişikliğine İlişkin Bir Talebi Olmadığı Halde Mahkemece Davalı Taraf Değiştirilmek Suretiyle Hüküm Kurulduğu/Mahkemece Davacı Tarafa Bu Konuda Beyanda Bulunması İçin Süre Verilerek Sonuca Göre Karar Verilmesi Gerekirken Talep Olmadığı – Davalının Taraf Sıfatının Kaldırılarak Temlik Alanın Davalı Kabul Edilmesi Suretiyle Karar Verilmiş Olmasının Hatalı Olduğu/Açıklanan Nedenle Kararın Bozulması Gerektiği )

2004/m.72

6100/HMK 124

ÖZET : Dava, para borcundan kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemenin kendiliğinden davanın taraflarını değiştirmesi veya taraf değişikliğinin mümkün olduğunu hatırlatması kanunen mümkün değildir. Taraf değişikliği talebi karşı tarafın rızası veya mahkemenin izni şartlarına bağlanmıştır. Olayda davacı tarafın taraf değişikliğine ilişkin bir talebi olmadığı halde mahkemece davalı taraf değiştirilmek suretiyle hüküm kurulmuştur. Mahkemece davacı tarafa bu konuda beyanda bulunması için süre verilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken talep olmadığı halde davalının taraf sıfatının kaldırılarak temlik alanın davalı kabul edilmesi suretiyle karar verilmiş olması hatalı olup, açıklanan nedenle kararın bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili ve davalı vekili ile Temlik vekilinin gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, mali desteğe ihtiyaç duyduğu bir zamanda, davalının bu parayı verebileceğine ve maddi gücünün iyi olduğuna kendisini inandırarak 500.000 USD aldığını belirten yazı getirmesi halinde bu parayı vereceğini söylemesi üzerine 15.03.2013 tarihli belgenin davalıya verildiğini, ancak paranın kendisine verilmediğini ve belgenin de iade edilmediğini, davalı tarafın ihtar gönderilerek söz konusu belge nedeniyle icra takibi başlatılacağı bildirdiğini ve akabinde de ilamsız icra takibi başlattığını, davalı tarafından kandırılmak ve hataya düşürülmek sureti ile hileli davranışlarla icra takibine konu belgenin düzenlendiğini, davalının böyle bir paraya verecek gücü olmadığını, borca batık olduğunu ileri sürerek, borçlu olmadığının tespiti ile, 1. icra müd. 2014/14323 esas sayılı takipin iptaline, kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı, icra takibine konu belgede, davacının kendi el yazısı ve imzası ile senede konu miktarı elden nakit olarak borç aldığını açıkca yazılmış olduğunu, hata ve hileye ilgili bir yıllık hak düşürüce sürelerin geçtiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın reddine, asıl alacak 1.081.400,00 TL’nin %20’si oranında tazminatın İİK 72 maddesi uyarınca davacı taraftan alınarak davalı tarafa ödenmesine karar verilmiş, hüküm davacı, temlik eden tarafından temyiz edilmiştir.

1- )Davacı, 15.03.2013 tarihli belgeye dayanılarak başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemiyle eldeki davayı açmıştır. Dava devam ederken 23.07.2014 tarihli temlikname ile davaya konu alacağın kendisine temlik edilmesi nedeniyle … feri müdahil olarak davaya katılmak istemiş, mahkemece temlik geçerli kabul edilmek suretiyle temlik tarihinden sonra temlik edenin davada davalı sıfatı kalmayacağından dosyanın davalısının … olduğu kabul edilerek yargılama devam olunmuştur. Mahkemece, “Davalı tarafından alacağın 23/07/2014 tarihinde …’a temliki sabit olup davanın açıldığı 10/11/2014 tarihi itabari ile … …’ye davalı olarak husumet düşmez ise de; temliknamenin 24/03/2015 tarihinde sunulması sebebi ile davacı tarafın daha önceden temlikten haberdar edildiği iddia ve ispat edilmediğinden senedin tarafına karşı dava açmasında davacı tarafın kusurunun bulunmadığı kanaatine varılarak HMK 124. maddesi kapsamında değerlendirilmiştir. Alacağı temlik alanın davaya müdahele talebi ile taraf teşkili sağlandığından yargılamaya …’un davalı sıfatı ile devam edilmiştir. “gerekçesiyle davalı taraf değiştirilmiştir. HMK 124. maddesinde” Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” şeklinde düzenleme yer almaktadır. Her ne kadar mahkemece dava tarihi itibariyle davacı tarafın temlikten haberdar edilmemesi nedeniyle temlik alanı davalı kabul edilerek yargılama devam oluşmuş ise de; HMK 124. maddesindeki düzenlemeye göre bir davada İradi taraf değişikliği ancak bunu isteyen tarafın mahkemeden talepte bulunması halinde mümkün olacaktır. Başka bir deyişle, mahkemenin kendiliğinden davanın taraflarını değiştirmesi veya taraf değişikliğinin mümkün olduğunu hatırlatması kanunen mümkün değildir. HMK 124. maddesinde taraf değişikliği talebi karşı tarafın rızası veya mahkemenin izni şartlarına bağlanmıştır. Somut olayda davacı tarafın taraf değişikliğine ilişkin bir talebi olmadığı halde mahkemece davalı taraf değiştirilmek suretiyle hüküm kurulmuştur. O halde mahkemece davacı tarafa bu konuda beyanda bulunması için süre verilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken talep olmadığı halde davalının taraf sıfatının kaldırılarak temlik alanın davalı kabul edilmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

2- )Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazları ile davada taraf sıfatı mahkemece kaldırılanın temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair, … …’nin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 1.630,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/12/2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Mahkemenin özellikle dayandığı gerekçelerle davanın reddine dair verdiği hükmün doğru olduğu ve onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun hükmün bozulması yönündeki kararına katılamıyorum.12.01.2019

MUHALEFET ŞERHİ

Davacı, dava dilekçelerinde; mali desteğe ihtiyaç duyduğu bir zamanda davalının kendisine belge karşılığı para verebileceğini söylemesi üzerine 500.000 USD para aldığına ilişkin 15.3.2013 tarihli imzalı belgeyi davalıya verdiğini, ancak sözleşme konusu paranın kendisine teslim edilmediğini, davalının hileli davranışlarla kendisini kandırdığını, kararlaştırılan paranın kendisine verilmediğini, hakkında icra takibi başlatıldığın belirterek icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti amacıyla eldeki davayı açmıştır.

Davalı taraf savunmalarında, icra takibine konu alacağın belgeye dayalı olduğunu, paranın davacıya verildiğinin yazılı belge ile sabit olduğunu, belgenin davacının kendi el yazısı ile yazıldığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı icra takibine konu alacağı 23.07.2014 tarihli adi yazılı temlikname ile …’a temlik etmiştir.

Dava 10.11.2014 tarihinde açılmıştır. Davalı taraf 23.7.2014 tarihinde icra takibine konu alacağı temlik almıştır. Bu durumda şekli olarak davanın açıldığı tarih itibari ile davalıya husumet düşmez ise de, yapılan temlikin davacı tarafa bildirildiğine veya davacı tarafın alacağın temlik edildiğini bildiğine ilişkin dosyaya her hangi bir delil sunulmamıştır. Bu nedenle mahkeme tarafından verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. 14.01.2019

—————————————-

Tarafta Yanılgı Durumunda Husumet Yokluğundan Red Kararı Verilmemesi Gerektiği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2018/8513 K. 2018/22927 T. 11.12.2018

• İŞÇİLİK ALACAKLARININ TAHSİLİ İSTEMİ ( Mahkemece Tüm Dosya Kapsamından Gerçek İşverenin Dava Dışı Şirket Olduğunun Anlaşıldığı Belirtilerek Davanın Husumet Nedeniyle Reddine Karar Verilmişse de Davacı Vekilinden Dava Dışı Şirkete 6100 S.K. Md. 124 Uyarınca Husumet Yöneltip Yöneltmeyeceği Açıkça Sorulup Sonucuna Göre 124. Maddenin İşletilip İşletilmeyeceğine Karar Verilerek Sonuca Gidilmesi Gerektiği Gözetilmeden Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğu )

TARAFTA İRADÎ DEĞİŞİKLİK ( Dava Dilekçesinde Tarafın Yanlış veya Eksik Gösterilmesinin Kabul Edilebilir Bir Yanılgıya Dayanması Halinde Hakimin Karşı Tarafın Rızasını Aramaksızın Taraf Değişikliği Talebini Kabul Edebileceği – Mahkemece Davacı Vekilinden Dava Dışı Şirkete 6100 S.K. Md. 124 Uyarınca Husumet Yöneltip Yöneltmeyeceği Açıkça Sorularak ve Sonucuna Göre 124. Maddenin İşletilip İşletilmeyeceğine Karar Verilip Sonuca Gidilmesi İçin Kararın Bozulması Gerektiği )

• DAVA ŞARTI ( Tarafların Taraf ve Dava Ehliyetine Sahip Olmaları Gerektiği – 6100 S.K. Md. 124/4 Uyarınca Dava Dilekçesinde Tarafın Yanlış veya Eksik Gösterilmesinin Kabul Edilebilir Bir Yanılgıya Dayanması Halinde Hakimin Karşı Tarafın Rızasını Aramaksızın Taraf Değişikliği Talebini Kabul Edebileceği/Mahkemece Davacı Vekilinden Dava Dışı Şirkete Husumet Yöneltip Yöneltmeyeceği Açıkça Sorularak ve Sonucuna Göre 124. Maddenin İşletilip İşletilmeyeceğine Karar Verileceği )

6100/HMK 50,114/1 ( d ),124/4

4721/m.48

ÖZET : Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı, ilgili dönemde geçen çalışmalarına ilişkin ücret alacağı talebinde bulunmuş, Mahkemece tüm dosya kapsamından gerçek işverenin dava dışı şirket olduğunun anlaşıldığı belirtilerek davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Mahkemece, davacı vekilinden dava dışı şirkete HMK’nın 124. maddesi gereği husumet yöneltip yöneltmeyeceği açıkça sorularak ve sonucuna göre adı geçen maddenin işletilip işletilmeyeceğine karar verilip sonuca gidilmesi için kararın bozulması gerekmiştir.

DAVA : Bölge Adliye Mahkemesi’nin pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine ilişkin kararının davacı vekili tarafından temyizi üzerine, davacı vekilinin temyiz talebi HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca kararın kesin olarak verilmiş olması gerekçesiyle 06.07.2018 tarihli ek kararla reddedilmişse de, taraf teşkiline ilişkin husumetten red kararının miktara bakılmaksızın temyiz kabiliyeti olduğu anlaşıldığından, Bölge Adliye Mahkemesi’nin 06.07.2018 tarihli ek kararının ortadan kaldırılarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda; Tetkik Hakiminin raporu dinlenildi, gereği konuşulup, görüşüldü:

KARAR : A- ) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, müvekkilinin Özel S.. Motorlu Taşıt Sürücüleri Merkez Şubesinde direksiyon eğitim kursunda 06.10.2010 tarihinde usta direksiyon öğretmeni olarak çalışmaya başladığını, 18.12.2012 tarihinde istifa ettiğini, 2 yıl 2 ay 12 günlük çalışması karşılığında aylık 1.500,00 TL. üzerinden 45.500,00 TL ücrete hak kazanmasına rağmen, kurum sahipleri tarafından kendisine 13.000,00 TL ödendiğini, 30.500,00 TL. alacağının ödenmediğini, ayrıca servis otobüsüyle 01.06.2011 tarihinden 01.08.2012 tarihine kadar 14 ay boyunca aylık 1.000,00 TL. karşılığında gardiyanları cezaevine taşıdığını, bunun karşılığı olan 14.000,00 TL. taşıma ücretinin de ödenmediğini, istifa etmek zorunda kaldığından 2,5 yıllık kıdem tazminatı karşılığı olan 6.000,00 TL’nin de ödenmesi gerektiğini, Kadıköy 9.Noterliğinin 29.11.2013 tarih ve 39626 yevmiye numaralı ihtarname ile alacağın ödenmesini ihtar ettiğini, davalıların herhangi bir itirazı olmamasına rağmen ödemeyi de yapmadığını ileri sürerek, 50.500,00 TL. ücret alacağından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 39.500,00 TL’nin faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.

B- ) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, husumet itirazlarının bulunduğunu, davacının kurum dediği yerin tüzel kişiliği olan … Sürücü Kur. Eğt. Hizm. İnş. Gıda Oto. Tur. San. Ve Tic. Ltd. Şti. olduğunu, davalıların sürücü kursunun sahibi olduğunu ve davanın muhatabı olmadıklarını, SGK kayıtlarından da görüleceği üzere davalıların böyle bir çalışanının olmadığını, çalışanı olduğunu iddia ediyorsa bunu hizmet tespit davası ile ispat etmesi gerektiğini, davacının 26 ay çalışıp da hiç ücret almadığı iddiasının kabul edilemez ve hayatın olan akışına aykırı olduğunu, davacının 1.500,00 TL ücret aldığı iddiasının kabul edilemez olduğunu, davacının mesai saatleri dışında taşımacılık yaptığı iddialarının da iş mahkemesi görevine girmediğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

C- ) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

İlk derece mahkemesince; ”davacının davalıların çalışanı değil … Sürücü Kur. Eğt. Hizm. İnş. Gıda Oto. Tur. San. Ve Tic. Ltd. Şti. Çalışanı olduğu, dolayısıyla davanın şirkete yöneltilmesi gerekirken şahıslara yöneltildiği, davalıların pasif husumet ehliyetlerinin ( davalı sıfatı ) olmadığı” gerekçeleriyle davanın pasif husumet ( davalı sıfatı ) yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

D- ) İstinaf:

İlk Derece Mahkemesi’nin kararına karşı davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.

E- ) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:

Bölge Adliye Mahkemesince; “.. davacının, davalıların ortağı olduğu ve ticaret siciline davacı işe başlamadan önce 20/04/2007 tarihinde tescil edildiği anlaşılan … Sürücü Kursu Eğitim Hiz. İnşaat Gıda Otomotiv Tur. Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinde 20/09/2010-17/12/2012 tarihleri arasında çalıştığı, bu durumun gerek SGK kayıtları ve gerekse incelenen Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/540 E 2017/47 K sayılı hizmet tespiti dosyası ile de sabit olduğu, davacının mahkemece kabul edilen çalışma süresinin … Sürücü Kursu Eğitim Hiz. İnşaat Gıda Otomotiv Tur. Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi üzerinden kuruma bildirildiği anlaşılmaktadır. HMK 124. maddesi gereğince, ancak taraf değişikliği talebi olması halinde maddi hatadan kaynaklanan taraf değişikliği karşı tarafın rızası olmadan yapılabilecektir. Ancak davacı tarafın duruşmada alınan beyanında da açıkça davalılar yönünden davanın yürütülmesini talep ettiği görülmektedir. Davacının davalı olarak gösterilen kişilere karşı bizzat iş sözleşmesi ile bağlı olarak çalıştığı yönünde dosyada somut delil bulunmadığı, tanık anlatımlarından da, davalıların ortağı olduğu şirket nezdinde çalıştıkları, tüzel kişi adına tüzel kişinin üyesi, ortağı gibi kişilere tüzel kişi adına dava açılamayacağı, bu nedenle davalıların şirket ortağı olması dışında işveren sıfatlarının bulunmadığı, bu durumda şirket ortaklarına husumet yöneltilmesinin doğru olmadığı ( Yargıtay 9. H.D. 15/06/2015 tarihli 2014/17864 E 2015/21675 K sayılı ilamı da aynı doğrultudadır. ) ve davalılara husumet yöneltilmesinin de mümkün olmadığı” gerekçesiyle davacı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazının yerinde olmadığına ancak davacı vekilinin istinaf sebepleri vekalet ücreti yönünden yerinde olduğundan, HMK’ nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi’nin kararının kaldırılmasına ve davacının davasının davalılar yönünden pasif husumet ( davalı sıfatı ) yokluğu nedeniyle kesin olmak üzere reddine karar verilmiştir.

F- ) Temyiz:

Bölge Adliye Mahkemesi kararını davacı vekili temyiz etmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi 06.07.2018 tarihli ek kararla davacı vekilinin temyiz talebinin 6100 Sayılı HMK’nın 346/1 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin ek kararını davacı vekili temyiz etmiştir.

G- ) Gerekçe:

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddenin 1. fıkrasının ( d ) bendi uyarınca; tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması dava şartlarındandır ve bu durum davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay’ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur.

Öte yandan taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Taraf ehliyeti, Medeni Hukuktaki medeni haklardan yararlanma ( hak ) ehliyetinin Medeni Usul Hukukunda büründüğü şekildir. Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Medeni Kanuna göre belirlenir ( HMK m.50, TMK m.8 ve m.48 ). Buna göre, medeni haklardan yararlanma ( hak ) ehliyeti bulunan her gerçek ( TMK m.8 ) ve tüzel ( TMK m.48 ) kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. Bu çerçevede, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124/4. maddesindeki; dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması halinde hakimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceğini düzenlemiştir.

Davacı, 06.10.2010-18.12.2012 tarihleri arasında geçen çalışmalarına ilişkin ücret alacağı talebinde bulunmuş, Mahkemece, tüm dosya kapsamından, gerçek işverenin … Sürücü Kur. Eğt. Hiz. İnş. Gıda Oto Tur.San ve Tic. Ltd Şti. olduğunun anlaşıldığı belirtilerek davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Mahkemece, davacı vekilinden … Sürücü Kur. Eğt. Hiz. İnş. Gıda Oto Tur. San ve Tic. Ltd Şti’ne HMK 124. maddesi gereği husumet yöneltip yöneltmeyeceği açıkça sorularak ve sonucuna göre adı geçen maddenin işletilip işletilmeyeceğine karar verilip sonuca gidilmesi için kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, dosyanın gereği için HMK.nın373/2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine kararın bir örneğinin ilk derece mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11.12.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Tarafta Değişiklik İçin Süre Verilmeden Husumet Yokuluğundan Red Kararı Verilmemesi Gerektiği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2018/9969 K. 2018/22484 T. 6.12.2018

• ÜCRET ALACAĞININ TAHSİLİ İSTEMİ ( Davacının Görüntü Yönetmeni Olarak Çalıştığı Dizinin Yapımcısı Şahsın Davalı Şirketin Ortağı ve Yetkilisi Olması Karşısında Davacının Davalıyı Yanlış Göstermesinin Kabul Edilebilir Bir Yanılgıya Dayandığının Anlaşıldığı – Davanın Dava Dışı Şirket Aleyhine Açılması Gerekirken Davalı Aleyhine Açılması 6100 S.K. Md. 124/4 Uyarınca Husumette Yanılma Kabul Edilerek Davacıya İlgili Dava Dışı Şirkete Husumet Tevcihi İçin Süre Verilip Dava Dilekçesiyle Birlikte Tebliği Sonrasında İşin Esasına Girilerek Karar Verilmesi Gerekirken Davanın Husumet Yokluğu Nedeniyle Reddinin İsabetsiz Olduğu )

• TARAFTA İRADÎ DEĞİŞİKLİK ( Dava Dilekçesinde Tarafın Yanlış veya Eksik Gösterilmesi Kabul Edilebilir Bir Yanılgıya Dayanıyorsa Hâkimin Karşı Tarafın Rızasını Aramaksızın Taraf Değişikliği Talebini Kabul Edebileceği – Davanın Dava Dışı Şirket Aleyhine Açılması Gerekirken Davalı Aleyhine Açılmasının 6100 S.K. Md. 124/4 Uyarınca Husumette Yanılma Kabul Edilerek Davacıya İlgili Dava Dışı Şirkete Husumet Tevcihi İçin Süre Verilmesi Gerektiği )

• HUSUMETTE YANILMA ( Dava Dilekçesinde Tarafın Yanlış veya Eksik Gösterilmesi Kabul Edilebilir Bir Yanılgıya Dayanıyorsa Hâkimin Karşı Tarafın Rızasını Aramaksızın Taraf Değişikliği Talebini Kabul Edebileceği – Davacıya Dava Dışı Şirkete Husumet Tevcihi İçin Süre Verilip Husumet Tevcih Dilekçesi İle Dava Dilekçesi Tebliği Sonrasında İşin Esasına Girilerek Karar Verilmesi Gerekirken Davanın Husumet Yokluğu Nedeniyle Reddinin İsabetsiz Olduğu )

6100/HMK 124/4

ÖZET : Dava, ücret alacağının tahsili istemine ilişkindir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı işverene husumet düşüp düşmeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Davacının TV’de yayımlanan dizide görüntü yönetmeni olduğu sabittir. Her ne kadar mahkemece davaya konu dizinin yapımcısının dava dışı basım şirketi olmasına göre davalı şirkete husumet düşmeyeceği değerlendirmesinde bulunulmuş ise de, 6100 Sayılı HMK 124. maddesi uyarınca “Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Dosya kapsamına göre, dizinin yapımcısı şahsın davalı şirketin ortağı ve yetkilisi olması karşısında, özellikle davacı tanık ifadeleri de gözetildiğinde, davacının davalıyı yanlış göstermesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanmaktadır. Buna göre davanın dava dışı şirket aleyhine açılması gerekirken, davalı aleyhine açılması HMK 124/4 maddesi uyarınca husumette yanılma kabul edilerek davacıya ilgili dava dışı şirkete husumet tevcihi için süre verilip, husumet tevcih dilekçesi ile dava dilekçesi tebliğ edilerek işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A- ) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili; müvekkilinin görüntü yönetmeni olarak 2014 yılında “A.A.” dizisinde çalışmaya başladığını, bölüm başına 3.000,00 TL ücret aldığını, davalı firmanın iki bölüm maaşını ödemediğini ileri sürerek, ücret alacağının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

B- ) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili; müvekkil şirketin davaya konu A.A. isimli dizinin yapımcısı olmadığını, davacı ile hiçbir ilişkileri bulunmadığını savunarak, davanın husumetten reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C- ) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, davacının çalıştığı tüm dönem boyunca davalıya bağlı iş yerine çalıştığına dair hiçbir sigorta kaydı, ücret bordrosu, makbuz, izin belgesi, doktor raporu, tutanak ve yazılı belge sunamadığı, bu çerçevede hizmet akdinin temel unsurlarından bağımlılık ve ücret unsurlarının bulunmadığı, A.A. adlı dizi projesinde çalışmasının bulunması halinde dahi sözkonusu dizinin yapımcı şirketinin davalı olmadığı, bu şekilde davalı şirkete husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen ilk karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 18/10/2016 tarihli 2016/20799 E. 2016/18087 K. sayılı ilamı ile özetle;

“Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı işverene husumet düşüp düşmeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Davacı, A.A. adlı dizide görüntü yönetmeni olarak görev yaptığını ileri sürerek istemde bulunmuştur. Davacı tarafından CD şeklinde dosyaya sunulan 7. ve 11. bölümlerin dizi fragmanlarına göre davacının A.A.  isimli dizinin görüntü yönetmeni olduğu sabittir.

Diğer yandan davacı, dizi yapımcısı A.M.’in davalı şirketin ortağı ve yetkilisi olduğunu da ileri sürmüş olup, dosyadaki bilgi ve belgelerden dizinin yapımcısı A.M.’in davalı şirketin ortağı ve yetkilisi olduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemece davacının dizide görev aldığı bölümlere yönelik olarak dizi yapımcısının ve yapımcı şirketinin kim olduğu araştırılmalı, davalı şirketin ortağı ve yetkilisi olan A.M.’in aynı zamanda dizinin yapımcısı da olması karşısında taraflar arasındaki ilişki taraf delilleri de toplanarak tespit edilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.” gerekçesiyle bozulmuştur.

Bozma kararı sonrası mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan araştırma sonunda “…TRT den gelen 15/12/2017 tarih ve E.404675 Sayılı müzekkere cevabında davaya konu dizinin yapımcısının A.. basım şirketi olduğunu bildirmesi üzerine getirtilen ticaret sicil kayıtlarında bu şirketin ortağının Ö.G. olduğu, davalı şirketin ise ortağı ve yetkilisinin A.M olduğu ve dizinin yapımcısı olmadığı…” gerekçesiyle davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine hükmedilmiştir.

D- ) Temyiz:

Kararı davacı temyiz etmiştir.

E- ) Gerekçe:

Somut uyuşmazlıkta, davacının TRT 6 kanalında yayımlanan dizide görüntü yönetmeni olduğu sabittir. Her ne kadar mahkemece davaya konu dizinin yapımcısının A.. basım şirketi olmasına göre davalı şirkete husumet düşmeyeceği değerlendirmesinde bulunulmuş ise de, 6100 Sayılı HMK 124. maddesi uyarınca “Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Dosya kapsamına göre, dizinin yapımcısı …’in davalı şirketin ortağı ve yetkilisi olması karşısında özellikle davacı tanık ifadeleri de gözetildiğinde davacının davalıyı yanlış göstermesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanmaktadır. Buna göre davanın … Yayın Reklam İletişim Prodüksiyon Yapım Hizmetleri Limited Şirketi aleyhine açılması gerekirken davalı aleyhine açılması HMK 124/4 maddesi uyarınca husumette yanılma kabul edilerek davacıya … Yayın Reklam İletişim Prodüksiyon Yapım Hizmetleri Limited Şirketi’ne husumet tevcihi için süre verilip, husumet tevcih dilekçesi ile dava dilekçesi tebliğ edilerek işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 06.12.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

HMK 124 ile İlgili Makalemiz

Bu konudaki hukuki makalemiz henüz yayınlanmamıştır. En kısa sürede buraya eklenecektir.

Bu makale faydalı mıydı?