hmk 119 ve yargıtay kararları

HMK 119 ve Yargıtay Kararları

HMK 119 (Dava Dilekçesinin İçeriği)

MADDE 119- (1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Mahkemenin adı.
b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.
c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.
ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri.
d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri.
e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri.
f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.
g) Dayanılan hukuki sebepler.
ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.
h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.

(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması
hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde
eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır.

 

HMK Madde 119 Yargıtay Kararları

İddiaya Dayanak Olan Vakıaların Sıra Numarası İle Açıklanması Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2019/1554 K. 2019/3785 T. 24.4.2019

BİLDİRİMSİZ GEÇEN HİZMETLERİN TESPİTİ ( Davacıya Tam Olarak Talebi Açıklattırılıp İşe Başlama ve İşi Bırakma Tarihleri Net Olarak Tespit Edilerek Hangi İşlerde Çalıştığı Görev Tanımı Kimin Emir ve Talimatı Altında Çalıştığı Ücretini Nasıl Aldığı Hususlarının Somutlaştırılması Gerektiği – Her İki Yerde Aynı Tarihlerde Çalışılmış ise Hangi İşveren Nezdinde Kaç Saat Çalışıldığı Tespit Edilerek Çalışmanın Tam Zamanlı Olup Olmadığı Çalışmaya Ara Verilip Verilmediği Belirlenerek Sonuca Gidilmesi Gerektiği )

TALEBİN AÇIKLATTIRILMASI ( Davacının İlçe Emniyet Müdürlüğünde Geçen Çalışmalarının Tespitini Talep Ettiği Gözetilerek Çalışmaların Hangi İşveren Nezdinde Geçtiği Belirlenip İlçe Emniyet Müdürlüğünde Çay ve Temizlik İşlerine Bakan Diğer Çalışanlar ile Birlikte Aynı İşte Nasıl Çalıştığı ve Yürüttüğünün Açıklattırılması Gerektiği – Lojman Yönetimi Nezdinde de Çalıştığının İddia Edilmesi Halinde İşveren Lojman Yönetiminin Davaya Dahil Edilerek Husumet Yöneltilmesi Gerektiği )

EKSİK ARAŞTIRMA ( Lojman Yönetiminden Yapılan Ödemelerin Ne İçin Yapıldığı ve Ne Kadar Süreye Tekabül Ettiği Araştırılarak Önceki Bozma Kapsamında Tüm Süreyi Kapsayan Birim Amirleri ile Davalı İş Yerinde Çalışanlar Re’sen Tespit Edilerek Tanık Olarak Dinlenmesi Gerektiği – Tanık Beyanları Arasında Çelişki Oluşursa Giderilerek Çalışmanın Varlığı ve Kapsamının Net Bir Şekilde Belirlenesi Gerektiği )

SOMUTLAŞTIRMA YÜKÜ ( Basit Yargılama ve Kendiliğinden Araştırma İlkesinin Uygulandığı Davalarda da Geçerli Olduğu – Davacının Kimin Emir ve Talimatı Altında Çalıştığı ile Çalışma Şekli Konularında Beyanı Alınarak ve Eksik Hususlar Davacıya Açıklattırılarak Dava Konusunun Somutlaştırılması Gerektiği/Davalı İş Yerinde Çalışanlar Re’sen Tespit Edilerek Tanık Olarak Dinlenmesi Gerektiği )

506/m.79/10

6100/HMK m.31,119/1-e,194

ÖZET : Dava, 506 Sayılı SSK m. 79/10 hükmüne uygun olarak, bildirimsiz geçen hizmetlerin tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece öncelikle davacıya tam olarak talebinin açıklattırılması gerektiği, işe başlama ve işi bırakma tarihleri net olarak tespit edilip, hangi işlerde çalıştığı, görev tanımının ne olduğu, kimin emir ve talimatı altında çalıştığı, ücretini nasıl aldığı, çalışma şeklinin nasıl olduğu hususlarında beyanı alınarak ve eksik hususlar davacıya açıklattırılarak dava konusunun somutlaştırılması, hangi tarihlerde lojmanda, hangi tarihlerde ilçe emniyet müdürlüğünde çalıştığı veya her iki yerde de aynı tarihlerde çalışılmış ise hangi işveren nezdinde kaç saat çalışıldığı tespit edilerek, çalışmanın tam zamanlı mı yoksa kısmi zamanlı mı olup olmadığı, çalışmaya ara verilip verilmediği belirlenip,

Davacının ilçe emniyet müdürlüğünde geçen çalışmalarının tespitini talep ettiği de gözetilerek çalışmaların hangi işveren nezdinde geçtiği belirlenip, ilçe emniyet müdürlüğünde çay ve temizlik işlerine bakan diğer çalışanlar ile birlikte aynı işte nasıl çalıştığı ve yürüttüğünün açıklattırılması, lojman yönetimi nezdinde de çalıştığının iddia edilmesi halinde işveren lojman yönetimi olacağından, usülünce davaya dahil edilerek husumet yöneltilmesi gerektiği, lojman yönetiminden yapılan ödemelerin ne için yapıldığı ve ne kadar süreye tekabül ettiği araştırılarak, önceki bozma kapsamında tüm süreyi kapsayan birim amirleri ile davalı iş yerinde çalışanlar re’sen tespit edilerek tanık olarak dinlenip, beyanlar arasında çelişki oluşursa bu çelişki giderilerek, bu şekilde çalışmanın varlığı ve kapsamı net bir şekilde belirlenerek karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulması bozma nedeni sayılmıştır.

DAVA : Dava, davacının İlçe Emniyet Müdürlüğünde 1996-16.04.2014 tarihleri arasında çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın kabulüyle 01.07.1996-16.04.2014 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmiştir.

Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor ve dosya okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : Dava, 506 Sayılı SSK m. 79/10 hükmüne uygun olarak açılmış; bildirimsiz geçen hizmetlerin tespiti hakkındadır. Bu tür davaların kamusal niteliği nedeniyle, çalışma iddiasının gerçeğe uygun olup olmadığının, mahkemelerce özel bir duyarlılıkla araştırılması gereklidir.

İnceleme konusu davada; Davanın kabulü yönündeki ilk hüküm Dairemizin 10.04.2017 tarihli ilamıyla lojman yönetimine ait bütün kayıt ve defterlerin istenilmesi, davacının hangi tarihlerde lojmanda hangi tarihlerde emniyet müdürlüğünde çalıştığının ve günde kaç saat çalıştığının tespit edilmesi gerektiği yönünden bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kabulüne karar verilmiş ise de mahkeme hükmü eksik araştırma ve incelemeye dayalıdır.

Somut davada; davacı hem İlçe Emniyet Müdürlüğünde çaycılık ve temizlik yaptığını hem de polislerin ikamet ettiği lojmanın merdiven temizlik işlerini yaptığını, lojman yönetiminden ücretini aldığını iddia etmiş, davacı vekili 10.02.2016 tarihli celsede sadece ilçe emniyet müdürlüğünde geçen çalışmaların tespitini istediğini belirtmiştir. İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından temizlik işleriyle, 12.12.1985-15.02.2011 tarihleri arası teknisyen yardımcısının, 02.11.2010-23.06.2011 tarihleri arasında diğer teknisyen yardımcısının, 08.08.2011-20.05.2014 tarihleri arasında öteki teknisyen yardımcısının görevli olduğu, bu görevliler haricinde 03.03.2010 tarihinden itibaren de İl Emniyet Müdürlüğünce yapılan hizmet alımı ihalesini kazanan K. Turizm Ltd. Şti. çalışanının temizlik görevlisi olarak çalıştığı bildirilmiştir. Ayrıca dosya içerisinde bulunan lojman karar defterinden ve gider pusulalarından lojman yönetimi tarafından davacıya temizlik hizmeti karşılığında ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.

6100 Sayılı HMK 119/1-e maddesi gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, 194 maddesi gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.

Bir davada soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir.

Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir.

HMK 31 maddesi gereğince, hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, HMK 31 maddesi ve HMK 119/1-e maddesi gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir.

Bu nedenle mahkemece öncelikle davacıya tam olarak talebi açıklattırılmalı, işe başlama ve işi bırakma tarihleri net olarak tespit edilmeli, hangi işlerde çalıştığı, görev tanımının ne olduğu, çalışma arkadaşlarının kimler olduğu, kimin emir ve talimatı altında çalıştığı,ücretini nasıl aldığı, çalışma şeklinin nasıl olduğu hususlarında beyanı alınarak ve eksik hususlar davacıya açıklattırılarak dava konusu somutlaştırılmalı, hangi tarihlerde lojmanda, hangi tarihlerde ilçe emniyet müdürlüğünde çalıştığı veya her iki yerde de aynı tarihlerde çalışılmış ise hangi işveren nezdinde kaç saat çalışıldığı tespit edilmeli, bu şekilde çalışmanın tam zamanlı mı yoksa kısmi zamanlı mı olup olmadığı, çalışmaya ara verilip verilmediği belirlenmeli, davacının ilçe emniyet müdürlüğünde geçen çalışmalarının tespitini talep ettiği de gözetilmek suretiyle çalışmaların hangi işveren nezdinde geçtiği belirlenmeli, ilçe emniyet müdürlüğünde çay ve temizlik işlerine bakan diğer çalışanlar ile birlikte aynı işte nasıl çalıştığı ve yürüttüğü davacıya açıklattırılmalı, lojman yönetimi nezdinde de çalıştığının iddia edilmesi halinde işveren lojman yönetimi olacağından, usülünce davaya dahil edilerek husumet yöneltilmeli, lojman yönetiminden yapılan ödemelerin ne için yapıldığı ve ne kadar süreye tekabül ettiği araştırılmalı, önceki bozma kapsamında tüm süreyi kapsayan birim amirleri ile davalı iş yerinde çalışanlar re’sen tespit edilerek tanık olarak dinlenilmeli, tanık beyanları arasında çelişki oluşması halinde çelişki giderilmeli, bu şekilde çalışmanın varlığı ve kapsamı net bir şekilde belirlenmeli, toplanan deliller değerlendirilmek suretiyle karar verilmelidir.

Mahkemece yukarıda belirtilen hukuki ve maddi olgular göz önünde bulundurulmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 24.04.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Temsilcide Yanılma Nedeniyle Husumetten Bozma Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2016/17338 K. 2019/3308 T. 10.4.2019

RÜCUAN TAZMİNAT İSTEMİ ( Davalılara Husumet Yöneltilip Yöneltilmeyeceği İrdelenerek Temsilcide Hata Söz Konusu İse Mahkeme Tarafından Davacının Kabul Edilebilir Yanılgısı Nedeniyle Husumeti İlgililere Yöneltmesi İçin Davacıya Mehil Verileceği – Onların da Gösterecekleri Bütün Deliller Toplandıktan Sonra Yapılacak Değerlendirme Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gerektiği )

• KUSUR RAPORU ALINMAKSIZIN TAZMİNAT KONUSUNDA HÜKÜM VERİLMESİ ( Mahkemece İş Kazasının Gerçekleştiği İş Kolu ile İşçi Sağlığı ve İşgüvenliği Alanında Uzman Kişilerden Seçilecek Bilirkişi Kurulundan Tazminat Dosyasındaki Rapor ve Olayın Oluş Şekli de Gözetilmek Suretiyle ve İşveren Kusurunu da İrdeleyen Yeniden Kusur Raporu Aldırılması Gerektiği – Maddi Oluşa ve Kanuna Uygun Olarak Kusur Oran ve Aidiyetleri Usûlünce Belirlenerek Karar Verilmesi Gerektiği )

• KUSUR ORANI BELİRLENMESİ ( Kusur Raporu Alınmaksızın Tazminat Dosyasında Alınan Kusur Raporu Hükme Esas Alınmak Suretiyle Sonuca Gidildiği – İş Kazasının Gerçekleştiği İş Kolu ile İşçi Sağlığı ve İşgüvenliği Alanında Uzman Kişilerden Seçilecek Bilirkişi Kurulundan Tazminat Dosyasındaki Rapor ve Olayın Oluş Şekli de Gözetilmek Suretiyle ve İşveren Kusurunu da İrdeleyen Yeniden Kusur Raporu Aldırılması Gerektiği/Maddi Oluşa ve Kanuna Uygun Olarak Kusur Oran ve Aidiyetleri Usûlünce Belirlenerek Karar Verilmesi Gerektiği )

4857/m.77

5510/m.21

6100/HMK 119, 124

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü/m.2

ÖZET : Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.Olayda, davalılara husumet yöneltilip yöneltilmeyeceği irdelenmeli, temsilcide hata söz konusu ise, mahkeme tarafından davacının kabul edilebilir yanılgısı nedeniyle husumeti ilgililere yöneltmesi için davacıya mehil verilmeli; onların da gösterecekleri bütün deliller toplandıktan sonra, yapılacak değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.

Davada, Mahkemece, kusur raporu alınmaksızın tazminat dosyasında alınan kusur raporu hükme esas alınmak suretiyle sonuca gidildiği anlaşılmıştır. Mahkemece; iş kazasının gerçekleştiği iş kolu ile, işçi sağlığı ve işgüvenliği alanında uzman kişilerden seçilecek bilirkişi kurulundan tazminat dosyasındaki rapor ve olayın oluş şekli de gözetilmek suretiyle ve işveren kusurunu da irdeleyen yeniden kusur raporu aldırılmalı, maddi oluşa ve kanuna uygun olarak kusur oran ve aidiyetleri usûlünce belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle karar bozulacaktır.

DAVA : Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davacı Kurum ve davalılardan … vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1- )HMK 119. maddesi, dava dilekçesinde tarafların ve varsa kanuni temsilcilerinin ad ve adreslerinin bildirilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Bildirim esnasında yapılan kimi yanlışlıklar, davanın sıfat (husumet ) yokluğundan reddi sonucunu doğurmamakta, oluşan hataların giderilmesi bazı durumlarda mümkün olabilmektedir. Davalının temsilcisinde yanılmış olma hali de bu duruma örnek oluşturmaktadır.

Davanın, hasımda değil temsilcide yanılma sonucu hatalı açılması halinde husumetten reddedilmeyip gerçek temsilciye davanın yöneltilmesi gerektiği Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamasıdır.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 124. maddesiyle, “ Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür.Bu konuda kanunlarda yer alan özel hükümler saklıdır. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hakim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hakim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Buna göre, taraf değişikliği karşı tarafın muvafakati ile gerçekleştirilebilirken maddi hata bulunması, dürüstlük kuralına aykırı olmaması veya yanlışlığın kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması halinde ise karşı tarafın muvafakati aranmaksızın hakim tarafından kabul edilmek suretiyle yapılabilmektedir.

Somut olayda, davalılar … Elektrik Dağıtım A.Ş. İle … ‘ne husumet yöneltilip yöneltilmeyeceği irdelenmeli, temsilcide hata söz konusu ise, Mahkeme tarafından yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacının kabul edilebilir yanılgısı nedeniyle HMK 124. maddesi çerçevesinde husumeti ilgililere (doğru kurum ve kuruluşlara ) yöneltmesi için davacıya mehil verilmeli; onların da gösterecekleri bütün deliller toplandıktan sonra, yapılacak değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

2- )29.07.2003 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelir ile, yapılan cenaze masraflarının 506 Sayılı Kanun’un uyarınca davalılardan teselsülen tahsilinin istenildiği eldeki davada, Mahkemece davalı …’ün %12,5 kusurlu, dava dışı İ. Foto’nun %50 kusurlu ve kazalı sigortalının %37,5 kusurlu olduğunun kabulü ile, davanın kısmen kabulüne dair hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.

Kusur raporlarının, 5510 Sayılı Kanun’un 21., 4857 Sayılı Kanun’un 77. ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. 4857 Sayılı Kanun’un 77. maddesi; “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar…” düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.

Öte yandan, Sigortalı veya hak sahipleri tarafından tazmin sorumluları aleyhine açılan tazminat davalarında alınan kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporuyla ulaşılan sonuçlar, rücu davasında kurumun taraf olmaması nedeniyle bağlayıcı nitelikte bulunmamakta, işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları yönünden ayrıntılı irdeleme içermesi halinde güçlü delil olarak kabul edilebilmektedir.

Rücû davaları, kusur sorumluluğuna dayanmakta olup, iş kazasında kusurlu olanlar davacı Kurum’un rücû alacağından kusurları karşılığı sorumludur. Kusurun belirlenmesinde ise; zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğunun, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak belirlenmesi ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, konusunda uzman sayılacak kişilerden oluşturulacak bilirkişi heyetinden, aynı olay nedeniyle daha önce açılmış ve kesinleşmiş tazminat dosyasındaki kusur raporları ile çelişki oluşturmayacak şekilde kusur oran ve aidiyeti konusunda rapor alınması gereklidir.

Eldeki davada, Mahkemece, kusur raporu alınmaksızın tazminat dosyasında alınan kusur raporu hükme esas alınmak suretiyle sonuca gidildiği anlaşılmıştır.

Şu hâlde Mahkemece; iş kazasının gerçekleştiği iş kolu ile, işçi sağlığı ve işgüvenliği alanında uzman kişilerden seçilecek bilirkişi kurulundan tazminat dosyasındaki rapor ve olayın oluş şekli de gözetilmek suretiyle ve işveren kusurunu da irdeleyen yeniden kusur raporu aldırılmalı, maddi oluşa ve kanuna uygun olarak kusur oran ve aidiyetleri usûlünce belirlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir.

O hâlde, davacı Kurum ve davalılardan … vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan …’e iadesine, 10.04.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Dava Dilekçesinde Birden Fazla Alacak Talep Edilmesi Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2017/5862 K. 2018/9726 T. 3.5.2018

• TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN İŞÇİLİK ALACAKLARININ TAHSİLİ İSTEMİ ( İkramiye ve İlave Tediye Alacakları İçin Dava Dilekçesinde Ayrıştırma Yapılmaksızın Talepte Bulunulmuş Olup Mahkeme Kararında Bu İki Alacak Kaleminin Her Biri İçin Talep Edilen Toplam Rakam Üzerinden Ayrı Ayrı Hüküm Kurulmasının Hatalı Olduğu/Dava Dilekçesindeki Bu Her İki Alacak Kalemi İçin İstenen Toplam Miktarın Yarı Yarıya Eşit Bölüştürüldüğü Kabul Edilerek Hüküm Kurulması Gerektiği )

• TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİNDEN DOĞAN ALACAKLARA UYGULANACAK FAİZ ( Toplu İş Sözleşmesinden Kaynaklanan Alacaklara Toplu İş Sözleşmesindeki Ödeme Tarihlerinden İtibaren En Yüksek İşletme Kredisi Faizi Yürütülmesi Gerektiğinin Düşünülmemesinin Hatalı Olduğu )

• ISLAHA KARŞI ZAMANAŞIMI ( Dava Kısmi Eda Külli Tespit Talepli Belirsiz Alacak Davası Olarak Açılmış Olup Islaha Karşı Zamanaşımı Savunmasında Bulunulmadığından Artırılan Miktarlara Zamanaşımının Uygulanmaması Gerektiği )

• HÜKMÜN KAPSAMI ( Pozisyon Derece ve Kademelerinin Tespiti Talepleri Hakkında Olumlu Olumsuz Karar Verilmemesinin İsabetsiz Olduğu – Toplu İş Sözleşmesinden Kaynaklanan İşçilik Alacaklarının Tahsili İstemi )

6100/HMK 107,119/1 ( d ),297

6356/m.53

2822/m.61

ÖZET : Dava, toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

İkramiye ve ilave tediye alacakları için dava dilekçesinde ayrıştırma yapılmaksızın talepte bulunulmuş olup, mahkeme kararında bu iki alacak kaleminin her biri için talep edilen toplam rakam üzerinden ayrı ayrı hüküm kurulması hatalıdır. Bu nedenle dava dilekçesindeki bu her iki alacak kalemi için istenen toplam miktarın yarı yarıya eşit bölüştürüldüğü kabul edilerek hüküm kurulması gerekmektedir.

Toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklara toplu iş sözleşmesindeki ödeme tarihlerinden itibaren en yüksek işletme kredisi faizi yürütülmesi gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.

Dava kısmi eda külli tespit talepli belirsiz alacak davası olarak açılmış olup, ıslaha karşı zamanaşımı savunmasında bulunulmadığından artırılan miktarlara zamanaşımının uygulanmaması gerekmektedir.

Dava dilekçesinde, sadece alacaklarının ödetilmesi talebinde değil aynı zamanda pozisyon, derece ve kademeye dair intibaklarının yapılması gerekliliğinin, pozisyon, derece ve kademelerinin tespiti taleplerinde de bulunmuş olup, bu talepleri hakkında olumlu olumsuz karar verilmemesi HMK.nın 297. maddesine aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A- ) Davacı isteminin özeti:

Davacı vekili, müvekkilinin 1982 yılında …Genel Müdürlüğü’nde inşaat ustası olarak çalışmaya başladığını, 1985 yılında …Genel Müdürlüğü’nün lağvedilmedilmesi sonucu tüm hak ve alacakları ile birlikte … Genel Müdürlüğü’ne devrerdildiğini, mülga…Müdürlüğü’nde 2005 yılına dek kesintisiz çalıştığını, 2005 yılında … Genel Müdürlüğü’nün lağvedilmesi üzerine tüm hak ve alacakları ile birlikte … İl Özel İdaresine devredildiğini, 2011 yılına dek … İl Özel İdaresi’nde kesintisiz çalıştığını, 2011 yılında tüm hak ve alacakları ile birlikte davalının … 14. Bölge Müdürlüğü’ne devredildiğini, iş aktinin 15/01/2013 tarihinde emeklilik nedeni ile sona erdiğini, davacının tüm çalışma süresi boyunca iş yerindeki …’lerinin tarafı olan Türkiye Yol İş Sendikası’na üye olduğunu, 2001 yılına dek işi mevsimlik olmamasına, yaptığı iş sürekli iş olmasına rağmen işçi statüsünde çalıştırıldığını, ilgili kurumca belirli süreli imiş gibi gösterildiğini, esaslı bir neden olmamasına rağmen zincirleme belirli süreli iş akti imzalatıldığını, dolayısı ile 2001 yılına dek belirsiz süreli iş akti ile çalıştığının kabulü gerektiğini, haketmesine rağmen yıllık izinlerinin kullandırılmadığını, 2001 yılından itibaren daimi kadrolu işçi olarak devam ettiğini ama daimi işçi olarak çalıştırılmaya başladığında ilgili kurumun 2001 yılından önceki çalışma süresini kıdemden saymadığını, sanki yeni çalışmaya başlamış düz işçi pozisyonunda değerlendirerek başlangıç derece ve kademesinde çalıştırmaya devam ettiğini, oysa davacının fiilen yaptığı işin inşaat ustalığı olduğunu ve kurumun bu işleminin …’lerine de aykırı olduğunu, … Genel Müdürlüğü’nde çalışırken her yıl en az 90 gün çalışan ama belirsiz süreli iş akti devam eden davacının 2001 yılında daimi kadroya alınır iken fiilen yaptığı işi gösteren pozisyonun ve 2001 yılına dek çalıştığı ayrı ayrı her yılın göz önünde bulundurularak uygun kademe ve derecede çalıştırılmaya devam edilmesi gerektiğini, davalının aksi yöndeki uygulamasının …’nin “Mazeretinden dolayı iş sözleşmesi devam etmekle beraber işyerinden ayrı kalan işçinin kademe ilerlemesi yapılabilmesi için yukardaki şartlara ilaveten o yıl içinde tatiller dahil bulunduğu kademe terfi tarihinden geriye doğru toplam 90 gün çalışması gerekir” şeklindeki maddesine açıkça aykırı olduğunu, davacının çalıştığı tüm kurumların, davacının ilk çalışmaya başladığı tarihten daimi kadroya geçirildiği tarihe dek geçen çalışma sürelerini ve tüm çalışma süresi boyunca fiilen yaptığı işlere uygun son pozisyonu dikkate alınarak, çalıştığı dönemlerde yürürlükte olan …’lerine göre kademe ve derecelerinin belirlenmesi, davacıya bu kademe ve dereceler üzerinden ücret ve sosyal haklarını ödemesi gerekirken, ücret ve sosyal haklarının iş akti sona erene dek eksik ödendiğini, 2. İş Mahkemesi’nin 2012/891 Esas sayılı davasında davacı işçinin geçici mevsimlik iş sözleşmesi ile daimi işçi statüsüne geçtiği 2001 yılına kadar yaptığı bir çok zincirleme iş sözleşmeleri olup burdan da anlaşılacağı üzere iş aktinin başlangıçtan beri belirsiz süreli olduğunun tespit edildiğini ve davacının geçici mevsimlik işçi olarak geçen sürelerinin kıdeme dahil edilmemesi, kademe ve derece hesabında bu sürenin gözetilmemesi dolayısı ile düşük derece ve kademe üzerinden ücret ve sosyal haklarının ödenmesi nedeni ile davanın kabulüne karar verildiğini, bu kararın uygulanmasına … İl Özel İdaresine uygulanan TÜHİS ve Türkiye Yol İş Sendikası arasındaki 01/03/2013 yürürlük tarihli …’nin geçici 2. maddesinde bu kararın uygulanmasının kararlaştırıldığını, davacının bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek ücret, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ilave tediye, ikramiye, yemek bedeli, sosyal yardım, yolluk ve seyyar görev tazminatı, ağır hizmet, tehlike, sorumluluk primi, yıpranma ödeneği farkları alacaklarını istemiştir.

B- )Davalı cevabının özeti:

Davalı vekili, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davalı idarenin davacıyı yasa gereği İl İdare Kurulunun kararı ile zorunlu olarak kadroya alındığını, önceki çalışmalarından sorumlu tutulamayacaklarını, bahsedilen emsal kararın İl Özel İdaresi ile ilgili olduğunu, yine 15. Dönem Toplu İş Sözleşmesi’nin davacı emekli olduktan sonra yürürlüğe girdiğini, geçici 3. maddede geriye doğru fark ödemesi yapılamayacağının düzenlendiğini, …’in her bir yıl için bir kademe, her iki yıl için bir derece ilerleme öngörüldüğünü, ancak davacının kadroya alınmadan önceki çalışmalarının hiçbir zaman 1 vaya 2 yılı bulunmadığını, davacının kendi dönemlerinde hak ettiği tüm haklarının ödendiğini, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

C- )Yerel Mahkeme kararının özeti:

Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davacının, davalı … Müdürlüğüne Devredilen … Genel Müdürlüğünde 1982 yılında inşaat ustası ve mevsimlik işçi olarak çalışmaya başladığı, davacıya ait … hizmet cetveli ve dosya kapsamı karşılaştırılarak incelendiğinde davacının mevsimlik işçi olarak çalışmasının 18 yıl 4 ay 19 gün sürdüğü, 02.02.2001 tarihinden itibaren ise işyerinde kadrolu işçi olarak çalışmaya devam ettiği, bu çalışması da emekli olduğu 15.01.2013 tarihine kadar devam ettiği, davacının işyerinde yürürlükte bulunan Toplu İş Sözleşmesi’nin tarafı olan Yol İş Sendikası üyesi olduğu, 01.03.1999-28.02.2001 tarihlerini kapsayan, işyerinde uygulanan Toplu İş Sözleşmesi’nin 106. maddesine göre işçilerin, bulunduğu kademede en az bir yıl çalışmak kaydıyla bir kademe ilerlemesi, 107. maddesinde ise 2 yıl çalışmak kaydıyla 1 derece ilerlemesi yapılacağı ön görüldüğü, meselenin davacının, mevsimlik işçi olarak çalıştığı dönemlerin bu derece ve kademe ilerlemesinde değerlendirmeye tabi tutulup, tutulmayacağı konusunda oluştuğu, davacının mevsimlik işçi olarak çalıştığı dönemde iş akidlerinin her sene yenilendiği, her yıl 250 günden 342 güne varan çalışmaları olduğu, belirli süreli iş sözleşmesinin zincirlemeli olarak esaslı bir neden olmaksızın yapılamayacağı 4857 Sayılı Kanun’un 11/2. maddesinde belirtildiği, hal böyle olunca davacının sürekli yenilenen sözleşmelerinin başından beri belirsiz süreli olduğunun kabulü gerektiği, dolayısıyla mevsimlik işçi olarak geçen sürelerin Toplu İş Sözleşmesi’nin 106 ve 107. maddeleri uygulamalarında kademe ilerlemesine dahil edilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, davacının en son görev durumu ve yıllara göre derece, kademelerini ve aldığı yevmiyelerini gösterir işyeri kayıtlarının celbedildiği, bilirkişiden 05.01.2015 tarihli rapor alındığı, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacının mevsimlik işçi olarak çalıştığı 18 yıl 4 ay 19 gün sürenin derece ve kademeleri ile ilgili intibaklara eklenmesi uygun bulunduğundan aşağıda açıklanan işçilik alacaklarının eksik ödendiği tespit edildiği, dosyada mübrez hizmet döküm cetvelinden davacının daimi kadroya geçmeden önce mevsimlik işçi statüsünde iken 1999 yılında 342 gün çalıştığı anlaşılmakta olup, 11 ayı aşan çalışması bulunanların yıllık izne hak kazandığı Yüksek Yargıtayın yerleşik içtihatlarıyla sabit olduğu, Toplu İş Sözleşmesi’nin 35. maddesi hükümleri de dikkate alınarak davacının 22 günlük yıllık izne hak kazandığı belirlenmiş, kullandırıldığı ya da karşılığının ödendiği davalı tarafça ispatlanamadığı, davacıya ait işyeri kayıtları içinde 15.04.2012-31.12.2012 tarihleri arasında yapılan yolluk ve seyyar görev tazminatı ödemelerinin de yukarıda açıklanan sebeplerle intibakı hatalı yapıldığından eksik olduğu, dolayısıyla davacının bordrolarda gösterilen ücreti ve olması gereken ücret oranlanarak ödenmesi gereken yolluk ve seyyar görev tazminatlarının tespit edilmesi, ödemelerin bundan mahsup edilerek bakiyesine hükmedilmesi gerektiği, mübrez Toplu İş Sözleşmesi’nin 78. maddesinde yıpranma primi ödeneği düzenlenmiş olup, senelik izin, ücretsiz izin ve raporlu günlerde ödenmemek, müktesep hak sayılmamak ve başkaca ödemeyi etkilememek kaydıyla bu maddede sayılan pozisyonlarda çalışan işçilere çıplak yevmilerinin % 20’si, diğer işçilere ise % 15 oranında yıpranma ödeneği ödeneceği özetle düzenlendiği, dosya kapsamından davacının da bu haktan yararlandığı anlaşılmakta olup, ancak davacının 07.02.2011-26.02.2011 tarihleri arasında 17 gün, 04.04.2011-10.05.2011 tarihleri arasında 30 gün, 21.06.2011-02.07.2011 tarihleri arasında 10 gün, 31.08.2009-12.09.2009 tarihleri arasında 11 gün, 12.09.2011-01.10.2011 tarihleri arasında 17 gün, 24.11.2011-25.11.2011 tarihleri arasında 1 gün, 25.11.2011-30.12.2011 tarihleri arasında 30 gün, 16.07.2012-06.08.2012 tarihleri arasında 18 gün yıllık izin kullanmış olup, 13.09.2012-15.09.2012 tarihleri arasında 2 gün, 17.12.2012-19.12.2012 tarihleri arasında 2 2ün, 09.06.2010-06.07.2010 tarihleri arasında 27 gün istirahat rapor aldığı da dikkate alındığında …’teki bu düzenleme gereğince hesaptan hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği, bu çerçevede yıpranma primi talepleri yerinde bulunduğu, bilirkişinin 05.01.2015 tarihli raporundaki 194,84 TL brüt yolluk seyyar görev tazminatı farkı, 2.215,18 TL brüt yıllık izin ücreti farkı alacağı hesaplarının dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu, aynı raporda 18.734,36 TL brüt ücret farkı, 2.822,69 TL brüt ilave tediye farkı, 3.227,70 TL brüt ikramiye farkı hesaplanmış ise de davacı taraf yargılamanın devamı sırasında talebini ıslah yolu ile arttırdığı, davalı taraf da, zamanaşımı savunması dermeyan etmiştir. Islah 13.02.2015 tarihinde yapıldığı, ücret ve geniş anlamda ücret kapsamında kalan ücret farkı, ilave tediye farkı ve ikramiye farkı 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, hal böyle olunca 13.02.2010 tarihinden sonraki ücret farkı, ilave tediye farkı, ikramiye farkı ücretleri hesaplanacak ve zamanaşımından etkilenmeyen ilk tutarlar ilave edilerek davacının talep edebileceği ücret farkı, ilave tediye farkı, ikramiye farkı ücreti miktarları belirleneceği, buna göre 13.02.2010 tarihinden dava tarihine kadar olan ücret farkı miktarı hesaplandığında 14.931,39 TL’lik tutara, ilave tediye farkı hesaplandığında 2.188,00 TL’lik tutara, ikramiye farkı hesaplandığında 2.505,00 TL’lik tutara ulaşıldığı, söz konusu miktarlara dava dilekçesindeki ve zamanaşımından etkilenmeyen ilk talepler eklendiğinde davacının 14.981,39 TL brüt ücret farkı, 2.213,00 TL brüt ilave tediye ücreti farkı, 2.525,00 TL brüt ikramiye ücreti farkı ortaya çıkmakta olup, bahse konu taleplerin bu çerçevede kısmen kabulü gerektiği, aynı raporda % 20 yıpranma prim farkı olarak 3.746,87 TL yıpranma prim farkı hesabı yapıldığı görüldüğü, bu işçilik alacağı da geniş anlamda ücret kapsamında olduğundan 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, ayrıca söz konusu yıpranma prim farkı tutarı davacıya ödenmesi gereken ücret farkı tutarlarının % 20’sine tekabül ettiği, öncelikle bilirkişinin 05.01.2015 tarihli raporundaki ücret farkı hesap bölümünde yer alan 13.02.2010 tarihinden fesih tarihine kadar olan ücret farklarının hesaplanacağı, yukarıda da belirtildiği üzere 14.931,39 TL olduğu, söz konusu miktarın % 20’si yıpranma primini oluşturduğundan bu orana tekabül eden tutar da 2.986,28 TL olduğu, ancak bu tutarın içinde ilgili döneme rastlayan davacının izinli ve istirahatli olduğu süreler de bulunduğu, hal böyle olunca 2.986,28 TL’lik yıpranma primi farkından hakkaniyete uygun takdiren % 30 oranında hakkaniyet indimi yapılması uygun bulunmuş olup, bu indirim de yapıldığında 2.090,40 TL’lik yıpranma primi tutarına ulaşıldığı, elde edilen bu miktara zamanaşımından etkilenmeyen 50,00 TL’lik ilk talep eklendiğinde davacının 2.140,40 TL brüt yıpranma primi farkı alacağına hükmedilmesi gerektiği, her ne kadar hafta tatili ücreti farkı, yemek bedeli farkı, sosyal yardım farkı, fazla mesai ücreti, ağır hizmet tehlike sorumluluk prim farkı alacağı da talep edilmiş ise de, davacının hafta tatili günlerinde çalıştığına ve fazla mesai yaptığına dair herhangi bir veriye rastlanmadığı gibi yemek bedelinin Toplu İş Sözleşmesi’nin 106. maddesinde, sosyal yardım farkı bedelinin Toplu İş Sözleşmesi’nin 109. maddesinde sabit bir miktar olarak belirlendiği, bu sebeple davacının kıdeminin bir etkisinin bulunmadığı görülmüş, davacının mevcut bordrolarında ağır hizmet tehlike sorumluluk primi adı altında herhangi bir ödeme almadığı gibi Toplu İş Sözleşmesi’nin 101. maddesine göre bu ödemenin sabit bir miktar olarak belirlendiği ve davacının kıdeminin artmasının sonuca etkisinin olmadığı anlaşılmış, bahse konu bu taleplerin reddi cihetine gidilerek, davanın kısmen kabulü kısmen reddi yolunda hüküm kurulduğu gerekçesi ile fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, yemek bedeli, sosyal yardım, ağır hizmet, tehlike, sorumluluk primi taleplerinin reddine, diğer taleplerin kabulüne karar verilmiştir.

D- )Temyiz:

Karar süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

E- )Gerekçe:

1- ) Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- ) Somut uyuşmazlıkta, ikramiye ve ilave tediye alacakları için dava dilekçesinde ayrıştırma yapılmaksızın toplamda 50 TL talep edilmiştir. Mahkeme kararında bu iki alacak kaleminin her biri için dava dilekçesinde 50’şer TL istenmiş gibi hüküm kurulması hatalıdır. 50 TL bu iki alacak kalemi arasında davacı vekili tarafından ayrıştırılmadığı için dava dilekçesindeki bu 50 TL’nın ikramiye ve ilave tediye alacakları arasında 25’er TL olarak eşit bölüştürüldüğü kabul edilerek hüküm buna göre kurulmalıdır.

3- )Toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklara toplu iş sözleşmesindeki ödeme tarihlerinden itibaren en yüksek işletme kredisi faizi yürütülmesi gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.

Ayrıca, bu konuda hükmün infazda tereddüt yaratmayacak şekilde tarihsel bakımdan açık da olması gerektiği de göz önüne alınmalıdır.

4- )Islaha karşı zamanaşımı bakımından, dava kısmi eda külli tespit talepli belirsiz alacak davası olarak açılmış, sadece bilirkişi raporuna karşı zamanaşımı savunması mevcut ise de fiziki dosyada veya Uyap’ta ıslaha karşı zamanaşımı savunmasına rastlanmamıştır. Bu nedenle, ıslaha karşı zamanaşımının bir kısım alacaklara uygulanması hatalıdır. Artırılan miktarlara zamanaşımı uygulanmamalıdır.

5- )Dava dilekçesinde, sadece alacaklarının ödetilmesi talebinde değil aynı zamanda pozisyon, derece ve kademeye dair intibaklarının yapılması gerekliliğinin, pozisyon, derece ve kademelerinin tespiti taleplerinde de bulunmuştur.

Bu talepleri hakkında olumlu olumsuz karar verilmemesi HMK.nın 297. maddesine aykırıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine 03.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Delillerin Hangi Olayları İspat Ettiğinin Belirtilmesi Gerektiğine Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ E. 2016/17853 K. 2019/2642 T. 21.3.2019

• HİZMET TESPİTİ ( Davacının Beyanı Alınıp Bildirim Yapılan İşyerinde Geçen Çalışmalarında Davalı İşyerinde Geçtiği İddiası Var İse Dava Dışı Şahsa Husumet Yöneltilmesi Davalı İşverene Ait İşyerinin Kapsamı ve Mükellefiyet Durumunun Belirlenmesi Varsa Bordro Tanıkları Aksi Halde Komşu İşyeri Tanıkları Dinlenilmesi Gerektiği )

• İSPAT YÜKÜ ( Tarafların Dayandıkları Vakıaları İspata Elverişli Şekilde Somutlaştırma Yükümlülüğü Bulunduğu – Tarafların Dayandıkları Delilleri ve Hangi Delilin Hangi Vakıanın İspatı İçin Gösterildiğini Açıkça Belirtmelerinin Zorunlu Olduğu/Hizmet Tespiti )

• DELİL SINIRLANDIRMASI ( Hizmet Akdine Dayalı Çalışma Olgusunun İspatında Delil Sınırlandırması Yoksa da Davacının Kurum Sicil Dosyası İşyeri Özlük Dosyası Temin Edilip İşyerinin Kanunun Kapsamında veya Kapsama Alınacak Nitelikte Bulunup Bulunmadığının Eksiksiz Bir Şekilde Belirlenmesi Gerektiği )

ÇALIŞMANIN NİTELİĞİ ( İddia Edilen Çalışmanın Başlangıç ve Bitiş Tarihleri Hangi İşyerinde Ne İş Yapıldığı İşyerinin Kapsam Kapasite ve Niteliği Prime Esas Kazanca Tabi Ücretin Ne Olduğu Çalışmanın Sürekli Kesintili Mevsimlik Olup Olmadığının Eksiksiz Bir Şekilde Açıklığa Kavuşturulması Gerektiği )

• TANIKLARIN DİNLENİLMESİ ( Davalı İşyerinde Geçtiği İddiası Var İse Dava Dışı Şahsa Husumet Yöneltilmesi Davalı İşverene Ait İşyerinin Kapsamı ve Mükellefiyet Durumunun Belirlenmesi Varsa Bordro Tanıkları Aksi Halde Komşu İşyeri Tanıkları Dinlenerek Yapılacak Değerlendirme Sonucuna Göre Bir Karar Verilmesi Gerektiği – Hizmet Tespiti )

506/m.79/10

6100/HMK 119,194

ÖZET : Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK  119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. Mahkemece yapılacak iş; hizmet tespitinin talep edildiği süre yönünden davacının beyanı alınıp, bildirim yapılan işyerinde geçen çalışmalarında davalı işyerinde geçtiği iddiası var ise dava dışı şahsa da husumet yöneltilmeli, onunda göstereceği bütün deliller toplanmalı, davalı işverene ait işyerinin kapsamı ve mükellefiyet durumu belirlenmeli varsa bordro tanıkları aksi halde komşu işyeri tanıkları dinlenilmeli ve yapılacak değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmelidir.

DAVA : Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : Dava, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 86. maddesi uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır. Anılan madde; “Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.” hükmüne amirdir.

Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olup, özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re’sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.

Eldeki dosyada, davacı 06/11/2012-12/04/2013 tarihleri arasında davalı işyerinden davalı Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespiti istemi ile açtığı davada mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, karar eksik araştırma ve inceleme nedeniyle isabetsizdir.

6100 Sayılı HMK 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.

Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir.

Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir.

HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir.

Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.

Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir.

Somut olayda, davacı tarafından davalı şirket nezdinde 06/11/2012-12/04/2013 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığının tespiti talep edildiği, bu dönem içerisinde davacının 08/09/2012-02/12/2012 tarihleri arasında ise dava dışı 1016155 işyeri sicilli E. K. isimli işveren yanında sigortalı gösterildiği anlaşılmıştır.

Mahkemece yapılacak iş; hizmet tespitinin talep edildiği süre yönünden davacının beyanı alınıp, bildirim yapılan işyerinde geçen çalışmalarında davalı işyerinde geçtiği iddiası var ise dava dışı E. K.’na da husumet yöneltilmeli, onunda göstereceği bütün deliller toplanmalı, davalı işveren A. B. işyerinin kapsamı ve mükellefiyet durumu belirlenmeli varsa bordro tanıkları aksi halde komşu işyeri tanıkları dinlenilmeli ve yukarıda yapılan açıklamalar ışığında yapılacak değerlendirme sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O hâlde, davalılardan Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.03.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Dava Dilekçesinde Talep Sonucunun Bulunmaması Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ E. 2016/2731 K. 2019/142 T. 8.1.2019

• FARK ÜCRET İLAVE TEDİYE AKDİ İKRAMİYE VE YIPRANMA PRİMİ ALACAKLARININ TAHSİLİ İSTEMİ ( Dava Dilekçesinde İstenen Toplam Bedelin Her Bir Alacak Kalemine Düşen Talep Miktarının Açıklanması İçin Davacı Vekiline Verilecek Bir Haftalık İhtaratlı Kesin Süre İçerisinde Belirtilen Hususta Açıklama Yapmaması Halinde Davanın Açılmamış Sayılmasına/Her Bir Alacak Kalemine Düşen Talep Miktarının Açıklanması Halinde İse Oluşacak Sonuca Göre Karar Verilmesi Gerektiği )

DAVA DİLEKÇESİNDE TALEP SONUCUNUN BULUNMAMASI ( 6100 S.K. Md. 119/1-Ğ Uyarınca Hakimin Davacıya Eksikliği Tamamlaması İçin Bir Haftalık Kesin Süre Vermesi Gerektiği/Bu Süre İçinde Eksikliğin Tamamlanmaması Halinde İse Davanın Açılmamış Sayılacağı )

HÜKMÜN KAPSAMI ( 6100 S.K. Md. 297/2 Uyarınca Hükmün Sonuç Kısmında Taleplerden Her Biri Hakkında Verilen Hükümle Taraflara Yüklenen Borç ve Tanınan Hakların Sıra Numarası Altında Açık Şüphe ve Tereddüt Uyandırmayacak Şekilde Gösterilmesi Gerektiği – Mahkemece Tüm Alacak Kalemleri Yönünden Kabul ve Reddedilen Tutarların Hüküm Fıkrasında Ayrı Ayrı Gösterilmesi Gerekirken Tüm Alacak Kalemleri İçin Tek Miktarın Hüküm Altına Alınmasının İsabetsiz Olduğu )

TALEPLE BAĞLILIK İLKESİ ( Dava Dilekçesinde Davanın Kısmi Alacak Davası Olduğu Açıkça Belirtilerek Talep Konusu Alacakların Tümü Yönünden Dava Tarihinden İtibaren İşleyecek Yasal Faiziyle Birlikte Hüküm Altına Alınması Talep Edilmiş Olmasına Karşın Mahkemece Tüm Alacak Kalemleri Yönünden Dava Tarihinden İtibaren En Yüksek Banka Mevduat Faizi İşletilmesine Karar Verilmesinin Bozmayı Gerektirdiği )

6100/HMK 26,119/1 ( ğ )-2,297/2

ÖZET : Dava fark ücret, ilave tediye, akdi ikramiye ve yıpranma primi alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

Dava dilekçesinde istenen toplam bedelin her bir alacak kalemine düşen talep miktarının açıklanması için, davacı vekiline bir haftalık ihtaratlı kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içerisinde belirtilen hususta açıklama yapmaması halinde, davanın açılmamış sayılmasına; her bir alacak kalemine düşen talep miktarının açıklanması halinde ise, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.

6100 Sayılı Kanun’un 297/2. maddesi uyarınca, hükmün sonuç kısmında, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Mahkemece, tüm alacak kalemleri yönünden kabul ve reddedilen tutarların hüküm fıkrasında ayrı ayrı gösterilmesi gerekirken, tüm alacak kalemleri için tek miktarın hüküm altına alınması da isabetli olmamıştır.

Dava dilekçesinde davanın kısmi alacak davası olduğu açıkça belirtilerek, talep konusu alacakların tümü yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınması talep edilmiş olmasına karşın, mahkemece tüm alacak kalemleri yönünden dava tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi işletilmesine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılardan Karayolları Genel Müdürlüğü vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünde geçici işçi olarak işe başladığı 07/15/1987 tarihinden itibaren …-İş Sendikasına üye olduğunu, 2001 yılında aynı yerde kadrolu işçi statüsüne geçirildiğini, ancak daimi işçi statüsüne alındığında geçici işçilikte geçen sürelerinin kıdem hesabında dikkate alınmadığını, 2005 yılında Köy Hizmetleri Müdürlüğünün lağvedilmesi ile tüm hak ve alacakları ile beraber İl Özel İdaresine devredildiğini, 15/10/2011 tarihinde ise Karayolları Genel Müdürlüğüne geçiş yaptığını ve 14/05/2013 tarihinde ise bu kurumdan emekliye ayrıldığını, daimi kadroya geçirilirken Köy Hizmetleri Müdürlüğü nezdinde geçici işçi olarak işe başladığı tarihten daimi statüye geçtiği tarihe kadarki hizmet süresinin toplamına göre kademe ve derecenin tespiti ile bu derece ve kademe üzerinden emekli olduğu tarihten geriye dönük 5 yıllık süre içerisinde ödenen ve ödenmesi gereken ücret farkının hesaplanarak, maaş, akdi ikramiye, yasal ilave tediye, yıpranma primi farkı alacağına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı, geçici işçi olarak çalışan davacının sürekli işçi kadrosuna alınması sırasında yapılan ücret intibakında hata olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Temyiz:

Kararı davalı … Müdürlüğü vekili temyiz etmiştir.

Gerekçe:

Dairemizce; daha önce aynı nitelikteki dosyalar bakımından, 26.10.2000 tarihli protokol gereğince geçici işçilikte geçen sürenin sürekli işçi kadrosuna geçildikten sonraki dönemdeki kademe ve dereceye esas alınmaması görüşü benimsenmiş ise de; Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2015 tarihli 2015/7-1115 esas 2015/2541 Sayılı kararında geçici işçilikte geçen sürelerin daimi kadroya geçişte kademe ve derece intibakında dikkate alınması kabul edilmiş olduğundan, uygulama birliği, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri uyarınca Dairemizce Hukuk Genel Kurulunun anılan kararına uyulması yönünde görüş birliğine varılmıştır. Bu sebeple dosyanın esası yönünden inceleme yapılmıştır.

1- )Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı … Müdürlüğü’nün aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2- )6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119/1- ( ğ ) maddesi uyarınca, dava dilekçesinde açık bir şekilde talep sonucu belirtilmelidir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, bu hususun eksik olması halinde, hakimin davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre vermesi gerektiği, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde ise davanın açılmamış sayılacağı hükmü düzenlenmiştir. Mahkemece, söz konusu kanun maddesinin nazara alınmayarak, toplam talep miktarını her bir alacak yönünden ayrıştırması için davacı vekiline kesin süre verilmeden yazılı şekilde kabulle sonuca gidilmesi hatalı olmuştur. Belirtilen sebeple, dava dilekçesinde istenen toplam 2.500,00 TL’nin, her bir alacak kalemine ( fark ücret, ilave tediye, akdi ikramiye ve yıpranma primi ) düşen talep miktarının açıklanması için, davacı vekiline bir haftalık ihtaratlı kesin süre verilmeli, verilen kesin süre içerisinde belirtilen hususta açıklama yapmaması halinde, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmelidir. Bahsi geçen 2.500,00 TL’nin, her bir alacak kalemine düşen talep miktarının açıklanması halinde ise, oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.

Diğer taraftan, 6100 Sayılı Kanun’un 297/2. maddesi uyarınca, hükmün sonuç kısmında, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Mahkemece, tüm alacak kalemleri yönünden kabul ve reddedilen tutarların hüküm fıkrasında ayrı ayrı gösterilmesi gerekirken, tüm alacak kalemleri için tek miktarın hüküm altına alınması da isabetli olmamıştır.

3- )Dava dilekçesinde davanın kısmi alacak davası olduğu açıkça belirtilerek, talep konusu alacakların tümü yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınması talep edilmiştir. Dosyaya ek bilirkişi raporunun ibrazından sonra ise 21.04.2015 harçlandırma tarihli artırım dilekçesi sunularak rapor doğrultusunda her bir alacak kalemi yönünden talep edilen toplam tutar belirtilerek faiziyle birlikte davalı … Müdürlüğünden alınarak davacıya verilmesi talep edilmiştir.Buna karşın, mahkemece tüm alacak kalemleri yönünden dava tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi işletilmesine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

4- )Davalının savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.

Somut olayda; davalının ıslaha karşı beyan ve def’ ilerini sunma hakkını kısıtlar şekilde, davacının 21.04.2015 harçlandırma tarihli ıslah dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden karar verilmesi isabetli olmamıştır. Mahkemece, ıslah dilekçesi usulüne uygun olarak davalı vekiline tebliğ edilmeli ve oluşacak sonuca göre dava konusu alacaklar yeniden değerlendirilmelidir.

5- )İlave tediye, 6772 Sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkındaki Kanun ile düzenlenmiş olup, bu Kanunda faiz türü belirtilmediğinden, alacağa kanuni faiz uygulanması gerekirken, 4857 Sayılı Kanun’a göre en yüksek banka mevduat faizine hükmedilmesi hatalıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, 08.01.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Tanıkların Hangi Vakıaya Tanıklığının Belirtilmemesi Halinde Tüm Vakıalara Tanıklık Edeceğinin Anlaşılması Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2016/15479 K. 2018/4893 T. 12.4.2018

• BOŞANMA İSTEMİ ( Şiddetli Geçimsizlik – Evlilik Birliği Ortak Hayatı Sürdürmeleri Kendilerinden Beklenmeyecek Derecede Temelinden Sarsılmış Olursa Eşlerden Her Birinin Boşanma Davası Açabileceği – Mahkemece Davalı Tarafa Her Bir Tanığın Ayrı Ayrı Hangi Maddi Vakıaya Yönelik Tanıklık Ettiğini Yazılı Olarak Bildirmesi İçin 2 Haftalık Kesin Süre Verilmesine Bu Süreye Uyulmadığı Takdirde O Delile Dayanmaktan Vazgeçilmiş Sayılmasına Karar Verileceğinin İhtar Edildiği/Bu İhtarata Uyulmadığı Gerekçesiyle Davalının Tanık Dinletme Talebinden Vazgeçilmiş Sayılmasına Karar Verilmesinin Bozmayı Gerektirdiği )

TANIK DİNLENMESİ ( Tarafların Dava Dilekçesi veya Cevap Dilekçesi İle Vakıalara ve Tanık Deliline Dayanmaları Halinde Her Bir Tanığın Ayrı Ayrı Hangi Maddi Vakıaya Tanıklık Ettiğini Yazılı Olarak Bildirmemeleri Durumunda Her Bir Tanığın Dayanılan Bütün Vakıalar Hakkında Beyanda Bulunacağının Kabulü Gerektiği – Mahkemece Davalı Erkeğin Tanıklarının Davalı Erkek Tarafından Bildirilen Her Bir Vakıa Yönünden Dinlenerek Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gerektiği )

• HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI ( Boşanma İstemi – Davalının Tanık Deliline Dayandığı/Her Bir Tanığın Ayrı Ayrı Hangi Maddi Vakıaya Tanıklık Ettiğini Yazılı Olarak Bildirmediği/Her Bir Tanığın Dayanılan Bütün Vakıalar Hakkında Beyanda Bulunacağının Kabulü Gerektiği – Her Bir Tanığın Ayrı Ayrı Hangi Maddi Vakıaya Yönelik Tanıklık Ettiğini Yazılı Olarak Bildirmesi İçin Verilen 2 Haftalık Kesin Süreye Uymadığı Gerekçesiyle Tanık Dinletme Talebinden Vazgeçilmiş Sayılmasına Karar Verilmesinin Erkeğin Savunma Hakkının Kısıtlanması Niteliğinde Olduğu )

4721/m.166/1

6100/HMK m.27, 119/1-f, 121 ve 129/2, 240

ÖZET : Dava, şiddetli geçimsizlik hukuksal sebebi uyarınca boşanma istemine ilişkindir.

Mahkemece davalı tarafa yer ve zaman göstermek suretiyle; her bir tanığın ayrı ayrı hangi maddi vakıaya yönelik tanıklık ettiğini yazılı olarak bildirmesi için 2 haftalık kesin süre verilmesine bu süreye uyulmadığı takdirde o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verileceğinin ihtarı yapılmış olup, bu ihtarata uyulmadığı gerekçesiyle davalının tanık dinletme talebinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmiştir.

Her bir tanığın ayrı ayrı hangi maddi vakıaya tanıklık ettiğini yazılı olarak bildirmemeleri durumunda her bir tanığın dayanılan bütün vakıalar hakkında beyanda bulunacağının kabulü gerekmekte olup, mahkemece davalı erkeğin tanıklarının davalı erkek tarafından bildirilen her bir vakıa yönünden dinlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması erkeğin savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı kadın tarafından şiddetli geçimsizlik ( 166/1. Maddesi ) hukuksal sebebi uyarınca açılan boşanma davasında dava dilekçesi davalı erkeğe tebliğ edilmiş ve davalı erkek süresinde cevap dilekçesi sunmuştur. Davalı erkek cevap dilekçesi ile davanın reddini istemiş buna ilişkin vakıalarını ve tanıklarını bildirmiştir. Mahkemece 10.12.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında davalı tarafa, HMK 240. maddesi uyarınca; yer ve zaman göstermek suretiyle; her bir tanığın ayrı ayrı hangi maddi vakıaya yönelik tanıklık ettiğini yazılı olarak bildirmesi için 2 haftalık kesin süre verilmesine bu süreye uyulmadığı takdirde o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verileceğinin ihtarı yapılmış, 09.02.2016 tarihli duruşmada bu ihtarata uyulmadığı gerekçesiyle davalının tanık dinletme talebinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119/1-f hükmü uyarınca, gerek yazılı gerekse basit yargılama usulünde, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin dava dilekçesinde belirtilmesi, ayrıca Hukuk Muhakemeleri Kanununun 121 ve 129/2. madde hükmü uyarınca hem dava dilekçesinde hem de cevap dilekçesinde gösterilen ve tarafın elinde bulunan belgelerin dilekçeye eklenerek mahkemeye sunulması, başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur. Ancak, taraflar dava dilekçesi veya cevap dilekçesi ile vakıalara ve tanık deliline dayanmaları halinde her bir tanığın ayrı ayrı hangi maddi vakıaya tanıklık ettiğini yazılı olarak bildirmemeleri durumunda her bir tanığın dayanılan bütün vakıalar hakkında beyanda bulunacağının kabulü gerekir. Buna göre mahkemece davalı erkeğin tanıklarının davalı erkek tarafından bildirilen her bir vakıa yönünden dinlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması erkeğin savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir ( HMK m.27 ). Bu sebeple usul ve yasaya aykırı olan hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 12.04.2018 ( Prş. )

—————————————-

Dava Dilekçesinde Adres Bulunmaması ve Bu Eksikliğin Giderilmemesi Halinde Davanın Açılmamış Sayılması Gerektiğine Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2017/398 K. 2017/2547 T. 4.5.2017

MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ ( Dava Dilekçesinde Davalıların Adresi Bulunmadığından ve Kesin Süre İçinde de Bu Eksikliğin Giderilmediğinden Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verildiği – Dilekçede Adres Bulunmasının Zorunlu Unsur Olduğu/Davanın Açılmamış Sayılması/Dava Şartı/Adres Bilgisi )

DAVANIN AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİ ( Manevi Tazminat Davası – Dava Dilekçesinde Davalıların Adresi Bulunmadığından ve Kesin Süre İçinde de Bu Eksikliğin Giderilmediğinden Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verildiği/Kararın Onanacağı/Dilekçede Adres Bulunmasının Zorunlu Olduğu )

KARŞI OY YAZISI ( Davalıların Milletvekili Olması Nedeniyle Bilinen Adreslerinin TBMM Olduğu ve Buraya Tebliğat Yapılması Gerektiği Yönünde Karşı Oy Yazısı Bulunduğu – TBMM’ye Yapılacak Tebliğat ile Taraf Teşkilinin Sağlanabileceği Görüşü/Hukuki Dinlenme Hakkı/Adres Bilgisi/Dava Dilekçesi )

6100/HMK 119/1-b

7201/m.10/1

ÖZET : Dava, manevi tazminat talebine ilişkindir.Yerel mahkemenin dava dilekçesinde davalıların adreslerinin gösterilmediği ve kesin süre içinde de bu eksikliğin giderilmediği, ve dava dilekçesinde adres bulunmasının zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir. Karar onanmıştır.Ancak; karşı oy yazısında davalıların milletvekili olması nedeniyle bilinen işyeri adresinin TBMM olması nedeniyle bu adrese tebliğat yapılarak taraf teşkilinin sağlanması gerekeceği belirtilmiştir.

DAVA : Davacı … tarafından, davalılar … ve … aleyhine 29/02/2016 gününde verilen dilekçeyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 18/06/2016 tarihli kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA 04.05.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY :

Dava manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece dava dilekçesinde davalıların adreslerinin gösterilmediği ve verilen kesin süre içinde de eksikliğin giderilmediği, dilekçede adres bulunmasının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119/1-b maddesi uyarınca zorunlu olduğu belirtilerek davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Bu davanın davalıları … ve … olup, dava dilekçesinde “Davalı:1 ) …–HDP … Milletvekili, 2 )…–HDP … Milletvekili” şeklinde gösterilmiştir.

Mahkemece tensip ile dava dilekçesinde davalıların adreslerinin yazılı olmasının HMK 119/1-b maddesi uyarınca zorunlu olduğu belirtilerek eksikliğin giderilmesi için davacıya bir haftalık kesin süre verilmesine ve meşruhatlı davetiye çıkarılmasına karar verilmiştir.

Davacı adına dava dilekçesindeki adresine meşruhatlı tebligat çıkartılmış, ilk tebligat “tanınmadığı” gerekçesi ile iade edilmiş, adresin aynı zamanda mernis adresi olması dolayısıyla “mernis adresi” kaydıyla çıkartılan tebligat ise “Muhatabın işte olması sebebiyle birlikte oturan eşi …’a” 22/04/2016 tarihinde tebliğ edilmiş, 18/06/2016 tarihinde ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Davacı 11/08/2016 tarihinde davalıların adreslerini … için “Halkla İlişkiler Binası 6. kat 4 numaralı Banko Oda TBMM BAKANLIKLAR-…”, … içinde “Halkla İlişkiler Binası 6. kat 3 numaralı Banko Oda TBMM BAKANLIKLAR – …” olarak bildirilmiş, davacının temyiz dilekçesi davalılara bu adreste tebliğ edilmiştir.

7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/1 maddesinde “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa, bilinen en son adresinde yapılır.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Dava dilekçesinde milletvekili oldukları açık bir şekilde belirtilmiş olan davalılar için bilinen işyeri adresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğu çok açıktır ve bu adrese yapılacak olan tebligatlarda davacının daha sonraki dilekçesinde yazdığı gibi blok ve oda numarasının belirlenmesine de gerek yoktur.

Bu durumda mahkemece her bir davalı adına dava dilekçesinin milletvekili oldukları belirtilerek “TBMM–Bakanlıklar/ANKARA” adresine tebliğe çıkartılıp taraf teşkilinin sağlanması ( tebligatların yapılamaması halinde durumun ayrıca değerlendirilmesi ) gerekirken, davacının hukuki dinlenilme hakkını ortadan kaldıracak şekilde, davalıların adresinin bildirilmediği gerekçesi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin doğru olmadığı düşüncesinde olduğumdan, bu kararı onayan sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.

HMK Madde 119 ile İlgili Makalemiz

Bu konudaki hukuki makalemiz henüz yayınlanmamıştır. En kısa sürede buraya eklenecektir.

Bu makale faydalı mıydı?