hmk 114 ve yargıtay kararları

HMK 114 ve Yargıtay Kararları

HMK 114 (Dava şartları)

MADDE 114- (1) Dava şartları şunlardır:
a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.
b) Yargı yolunun caiz olması.
c) Mahkemenin görevli olması.
ç) Yetkinin kesin olduğu hallerde, mahkemenin yetkili bulunması.
d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu
hallerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.
e) Dava takip yetkisine sahip olunması.
f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekalet ehliyetine sahip olması
ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnamesinin bulunması.
g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.
ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.
h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.
ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve ha0len görülmekte olmaması.
i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.
(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır

—————————————-

HMK Madde 114 Yargıtay Kararları

Davayı Açmakta Hukuki Yarar Bulunmaması Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2018/4642 K. 2019/3283 T. 12.6.2019

• HAKSIZ YAPILAN ÖDEMENİN İADESİ İSTEMİ ( Davacı Borçlunun Bankadaki Parasının Üzerine Konulan Haczin Usulüne Uygun Olmadığının Tespitinden Sonra Haczedilen ve Davalı Borçlu Şirkete Ödenen Paranın İadesi İstemine İlişkin Olduğu – Davacının İİK 361. Md. Gereğince İşlem Yapılmasını Talep Ederek Paranın İadesini Sağlayabileceği/Davacının Eldeki Davayı Açmakta Hukuki Yararı Bulunmadığı )

• HUKUKİ YARAR ( Haksız Yapılan Ödemenin İadesi İstemi – Davacının İİK 361. Md. Gereğince İşlem Yapılmasını Talep Ederek Paranın İadesini Sağlayabileceği/Davacının Eldeki Davayı Açmakta Hukuki Yararı Bulunmadığı )

• HACZEDİLEN VE DAVALI BORÇLU ŞİRKETE ÖDENEN PARANIN İADESİ İSTEMİ ( Davacının İİK 361. Md. Gereğince İşlem Yapılmasını Talep Ederek Paranın İadesini Sağlayabileceği – Davacının Eldeki Davayı Açmakta Hukuki Yararının Bulunmadığı )

6100/HMK 114/h

ÖZET : Dava, haksız yapılan ödemenin iadesi istemine ilişkindir. Dava, takip kesinleşmediği halde davacı borçlunun dava dışı banka nezdindeki parası üzerine haciz konulması ve bilahare ödeme emri tebligatının usulsüzlüğünün …2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin dosyasında tespiti yönündeki kararın kesinleşmesi ve bu haliyle davacı borçlunun bankadaki parasının üzerine konulan haczin de usulüne uygun olmadığının tespitinden sonra haczedilen ve davalı borçlu şirkete ödenen paranın iadesi istemine ilişkin olduğuna göre, davacının İİK 361. maddesi gereğince işlem yapılmasını talep ederek paranın iadesini sağlayabileceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. 6100 Sayılı HMK 114/h maddesinde, hukuki yarar açıkça dava şartları içerisinde sayılmıştır. Şu halde, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esasının incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir.

DAVA : Davacı … vekili Avukat M. D. tarafından, davalılar T. … ve …. İnş. Taah. Yapı Malz. Gıda San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine 30/07/2015 gününde verilen dilekçeyle haksız haciz nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın davalılardan … yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalı yönünden kabulüne dair verilen 19/12/2016 tarihli karara karşı davacı ve davalı … ve Müh. İnş. Tah. Yapı Malz. Gıda. San. Tic. Ltd. Şti.’nin istinaf başvurusu üzerine, ilk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin 1. fıkrası b bendinin 1 numaralı alt bendi gereğince; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı … ve Müh. İnş. Tah. Yapı Malz. Gıda. San. Tic. Ltd. Şti’nin istinaf başvurusunun esastan reddne dair verilen 14/04/2017 tarihli kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davacı … vekili ve davalı … ve Müh. İnş. Tah. Yapı Malz. Gıda San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istenilmekle daha önceden belirlenen 15/05/2018 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine davacı vekili Avukat … ile ve davalılardan … ve Müh. İnş. Tah. Yapı Malz. Gıda. San. Tic. Ltd. Şti vekili Avukat Ç. M. Ş. ve … vekili Avukat A. A. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosya eksikliğinin giderilmesi için dosyanın mahaline geri çevrilmesi sonucunda eksikliğin giderildiği anlaşıldı. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek geregi görüşüldü:

KARAR : Dava, haksız yapılan ödemenin iadesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin davalı … yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalı yönünden kabulüne karar verilmiş; hükme karşı davacı vekili ve davalı … ve Mühendislik İnş Taah. Yapı Malz. Gıda San. ve San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur. Bölge Adliye mahkemesince; davacı ve davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı … ve Mühendislik İnş Taah. Yapı Malz. Gıda San. ve San. Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili; davalılardan … ve Mühendislik İnş Taah. Yapı Malz. Gıda San. ve San. Tic. Ltd. Şti. tarafından …2. İcra Dairesinin 2014/5172 esas sayılı takip dosyasında davacı … aleyhine daire satış bedeli olan 1.500.000,00 Euro’nun tahsili istemiyle icra takibi başlatıldığını, takip dosyasında davacıya ödeme emrinin usulüne uygun olarak tebliğ edilmemesi nedeniyle takibe itiraz edilemediğini ve takibin kesinleştiğini, davacı borçlunun Ziraat Bankası hesabına yazılan haciz müzekkeresi üzerine davalı alacaklı şirketin vekili olan Av. …’ın Garanti Bankasında bulunan hesabına 282.404,25 TL’nin 15/15/2014 tarihinde gönderildiğini, davacı tarafından 12/05/2014 tarihinde ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmediği ve davalıya borcu bulunmadığı gerekçesiyle itiraz edildiğini, icra müdürlüğü tarafından itirazın süresinde olmadığı ve usulsüz tebligata karar verme yetkisinin icra dairesinde olmadığı gerekçesiyle takibin durdurulması talebinin reddedilmesi üzerine, …2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2014/549 esas sayılı dosyasında ödeme emri tebliğinin usulsüz olması nedeniyle tebliğ tarihinin düzeltilmesinin talep edildiğini, yapılan yargılama sonucunda talebin kabulüyle ödeme emrinin öğrenme tarihinin 09/05/2014 olarak tespitine karar verildiğini belirterek, davalılara yapılan yersiz ödemenin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar; davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece; …2. İcra Dairesinin 2014/5712 esas sayılı dosyasında, ödeme emrinin tebliğ tarihinin 09/05/2014 olarak düzeltilmesine ve bu tarihten önce konulan hacizlerin kaldırılması için ilgili kurumlara yazı yazılmasına karar verilmesi üzerine, İİK’nun 78/1. maddesi gereğince takibin kesinleşmesinden önce konulan bütün hacizlerin kalktığı, davacı hakkında yapılan takibin kesinleşmemiş olması nedeniyle ödeme emrinin tebliğ tarihinden önce borçlu davacının hesabından davalı alacaklıya ödenen 282.404,25 TL’nin haksız iktisap hükümleri gereğince davacıya iadesinin gerektiği kabulü ile, davalı … ve Mühendislik İnş Taah. Yapı Malz. Gıda San. ve San. Tic. Ltd. Şti. yönünden istemin kısmen kabulüne karar verilmiş, diğer davalı … yönünden, banka mudisinin hesabına giren parayı mudisinin izni dışında veremeyeceği yönündeki davalı bankanın gerekçesi haklı ve yerinde olduğundan anılan davalı yönünden taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan istemin reddine karar verilmiştir.

Hükme karşı davacı vekili ve davalı … ve Mühendislik İnş Taah. Yapı Malz. Gıda San. ve San. Tic. Ltd. Şti. vekili istinaf talebinde bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesince verilen karar usul ve yasaya uygun olduğundan davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

İcra İflas Kanununun 361. maddesi “İcra dairelerince borçludan fazla para tahsil olunarak alacaklıya verildiği ya da yanlışlıkla bir tarafa para tediye olunduğu hesap neticesinde anlaşılırsa verilen para ayrıca hükme hacet kalmaksızın o kimseden geri alınır” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.

Dava, takip kesinleşmediği halde davacı borçlunun dava dışı banka nezdindeki parası üzerine haciz konulması ve bilahare ödeme emri tebligatının usulsüzlüğünün …2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2014/549 esas sayılı dosyasında tespiti yönündeki kararın kesinleşmesi ve bu haliyle davacı borçlunun bankadaki parasının üzerine konulan haczin de usulüne uygun olmadığının tespitinden sonra haczedilen ve davalı borçlu şirkete ödenen 282.404,25 TL’nin iadesi istemine ilişkin olduğuna göre, davacının İİK 361. maddesi gereğince işlem yapılmasını talep ederek paranın iadesini sağlayabileceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır.

6100 Sayılı HMK 114/h maddesinde, hukuki yarar açıkça dava şartları içerisinde sayılmıştır. Şu halde, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esasının incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir, açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi’nin kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nun 373/1. maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz eden davalıdan peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 12.06.2019 gününde oybirliği ile karar verildi.

—————————————-

Aynı Uyuşmazlık İçin Hem Dava Hem Tüketici Hakem Heyeti Yoluna Gitmenin Derdestlik Dava Şartı Engeline Takılacağı Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2019/1114 K. 2019/4048 T. 22.5.2019

KOBİ PAKET SİGORTA SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN TAZMİNAT İSTEMİ (Genel Mahkemede Açılan Davanın Hukuki Nedeni ve Tarafı Farklı Olduğundan Eldeki Davaya Hakem Heyetinin Bakmasında Hukuki Bir Engel Bulunmadığı )

GÖREV (Kobi Paket Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan Tazminat – Genel Mahkemede Açılan Davanın Hukuki Nedeni ve Tarafı Farklı Olduğu/Eldeki Davaya Hakem Heyetinin Bakmasında Hukuki Bir Engel Bulunmadığı )

HAKEM HEYETİ (Kobi Paket Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan Tazminat – İtiraz Hakem Heyetince Davacının Gerçek Zarar Sorumluları Çalışanlarına Karşı Genel Mahkemede Dava Açtıktan Sonra Sigorta Şirketi Aleyhine Başvuru Yaptığı Anılan Dava Konusu İle Heyete Başvuru Konusunun Aynı Uyuşmazlık Olduğu/Eldeki Davaya Hakem Heyetinin Bakmasında Bir Engel Bulunmadığı )

5684/m.30/14

6100/HMK 114/1-ı

ÖZET : Dava, kobi paket sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Dosyada itiraz hakem heyetince, davacının, gerçek zarar sorumluları çalışanlarına karşı genel mahkemede dava açtıktan sonra sigorta şirketi aleyhine başvuru yaptığı, anılan dava konusu ile heyete başvuru konusunun aynı uyuşmazlık olduğu, 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu 30/14 hükmünün tipik bir derdestlik olmayıp uyuşmazlık konularının aynı olmasının da hakem heyetinin uyuşmazlığa bakmaya engel teşkil edeceği gerekçesiyle usulden ret kararı verilmiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 Sayılı HMK 114/1-ı hükmü ve Sigortacılık Kanununun 30/14 maddesi, somut olayda bir bütün olarak değerlendirildiğinde genel mahkemede açılan davanın hukuki nedeni ve tarafı farklı olduğundan, eldeki davaya hakem heyetinin bakmasında hukuki bir engel bulunmamaktadır. O halde itiraz hakem heyetince her iki davanın konusunun aynı olduğundan bahisle reddine karar verilmesi doğru olmamış kararın anılan nedenle bozulması gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki davada Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti’nce verilen 09.08.2018 gün ve 2018/52568 Sayılı karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, saklanmak üzere tevdi edildiği İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından temyiz incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olup, dosya için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, aracı kurum olarak çalışan müvekkilinin davalı … şirketince kobi paket sigorta poliçesi kapsamında sigortalı olduğunu, müvekkili şirketin kendi adına ya da başkası adına elinde değerli kağıtları bulundurduğunu, bunların ticari anlamda alış satışını gerçekleştirdiği için çalışanları tarafından suistimal edilme ihtimaline karşılık sigorta poliçesinde emniyeti suistimal kaydının yer aldığını, müvekkil şirket bünyesinde çalışan iki şahsın şirketin sorumluluğunda olan ve vefat eden bir yatırımcının hesabında bulunan hisseleri kendi şahsi hesaplarına virman ettiklerini, söz konusu şirket çalışanları hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu ve şahıslardan birinin suçunu ikrar ettiğini, ayrıca bu kişiler hakkında İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/471 E. sayılı dosyasında dava açıldığını, bu davanın halen derdest olduğunu, müşterilerine ait değerli kağıtları saklamak ve korumakla mükellef olan müvekkili şirketin zarara uğradığını, şirket çalışanlarının hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçunu işlediklerini ve poliçedeki emniyeti suistimal teminatına göre davalı … şirketinin sorumlu olduğunu ileri sürerek teminat tutarı olan 180.000.- TL’nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, talep edilen zararın teminat dışında kaldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Uyuşmazlık Hakem Heyetince, davacı çalışanı Bülent E.’in olayı ikrar ettiği, hakkında TCK’nın 155/2. maddesine göre iddianame tanzim edilerek kamu davası açıldığı, konu hasarın emniyeti suistimal teminatında olduğu, bu teminat limitinin 100.000.- TL olduğu ve %10 muafiyet uygulanacağı gerekçesiyle 90.000.- TL tazminatın davalı … şirketinden tahsiline karar verilmiştir.

Karara, davalı vekili tarafından itiraz edilmiştir.

Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetince, davacı şirket tarafından, dava konusu zarara sebebiyet verdiğini belirttiği şirket çalışanları aleyhine söz konusu hisselerin veya karşılığı bedelin iadesi talebiyle 07.11.2017 tarihinde İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/471 E. sayılı dosyasında dava açıldığı, davanın derdest olduğu, hakem kararına konu olay ile dava konusu olayın tarafları farklı olsa da konusunun aynı olduğu, yine her iki yargılama bakımından uyuşmazlığın tek olduğu, Sigortacılık Kanununun 30/14. maddesinde yer alan “Mahkemeye ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca Tüketici Sorunları Hakem Heyetine intikal etmiş uyuşmazlıklarla ilgili olarak Komisyona başvuru yapılamaz” şeklindeki düzenlemenin özel bir dava şartı niteliğinde olduğu, dolayısıyla konunun Tüketici Sorunları Hakem Heyetine veya genel mahkemelere götürülmesi halinde artık sigorta tahkim komisyonuna başvuru imkanın kalmamış olacağı gerekçesiyle itirazın kabulüyle uyuşmazlık hakem heyeti kararının kaldırılmasına, davacı başvurusunun reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekilli temyiz etmiştir.

Dava, kobi paket sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Dosyada itiraz hakem heyetince, davacının, gerçek zarar sorumluları çalışanlarına karşı genel mahkemede dava açtıktan sonra sigorta şirketi aleyhine başvuru yaptığı, anılan dava konusu ile heyete başvuru konusunun aynı uyuşmazlık olduğu, 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu 30/14 hükmünün tipik bir derdestlik olmayıp uyuşmazlık konularının aynı olmasının da hakem heyetinin uyuşmazlığa bakmaya engel teşkil edeceği gerekçesiyle usulden ret kararı verilmiştir.

Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 Sayılı HMK 114/1-ı hükmü ve Sigortacılık Kanununun 30/14 maddesi, somut olayda bir bütün olarak değerlendirildiğinde genel mahkemede açılan davanın hukuki nedeni ve tarafı farklı olduğundan, eldeki davaya hakem heyetinin bakmasında hukuki bir engel bulunmamaktadır. O halde itiraz hakem heyetince her iki davanın konusunun aynı olduğundan bahisle reddine karar verilmesi doğru olmamış kararın anılan nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle itiraz hakem heyeti kararının davacı taraf lehine BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 22.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Kooperatif ve Ortağı Arasında Açılan Davalarda Ticaret Mahkemesinde Görevli Olması Gerektiğine Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ E. 2016/6161 K. 2019/2060 T. 16.5.2019

• KOOPERATİF AİDAT ALACAĞI ( Dava HMK Yürürlüğe Girdikten Sonra Açıldığından Kooperatifler Kanunu’nun 99. Maddesi Uyarınca Görevli Mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi Olduğu – Mahkemece HMK Gereğince Görevsizlik Nedeniyle Davanın Usulden Reddine Karar Verilmesi Gerekirken İşin Esasına Girilerek Karar Verilmesinin Bozmayı Gerektirdiği )

KOOPERATİF İLE ORTAĞI ARASINDAKİ DAVADA GÖREVLİ MAHKEME ( Kooperatif Aidat Alacağından Kaynaklanan İtirazın İptali Davası – 1163 S.K.’da Düzenlenen Hususlardan Doğan Hukuk Davalarının Tarafların Tacir Olup Olmadıklarına Bakılmaksızın Ticari Dava Sayılacağının Düzenlendiği/Davanın 6100 Sayılı HMK’nın Yürürlük Tarihinden Sonra Açıldığı ve Görevli Mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi Olduğunun Gözetilmesi Gerektiği )

ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN GÖREVİ ( Kooperatif ile Ortağı Arasındaki Davaların 1163 S.K.’a Göre Tarafların Tacir Olup Olmadıklarına Bakılmaksızın Ticari Dava Sayılacağı – Bu Davaların 6100 Sayılı HMK’nın Yürürlük Tarihinden Önce Yürürlükte Olan 1086 Sayılı HUMK’nın ve 6762 Sayılı TTK Hükümlerine Göre Mutlak Ticari Dava Niteliğinde Olmayıp Alacağın Miktarına Göre Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla Sulh Hukuk Mahkemesinde de Görüldüğünün Belirtildiği )

1163/m.99/1

2004/m.67

6100/HMK 114/1-c,115/2

ÖZET : Dava, kooperatif aidat alacağından kaynaklanan itirazın iptaline ilişkindir.

Dava HMK’nın yürürlük tarihinden sonra açıldığından 1163 Sayılı Kanun’un 99. maddesi uyarınca görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olduğundan mahkemece HMK gereğince görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalının davacı kooperatifte kat maliki olduğunu davalının 2008 yılından itibaren aidatlarını ödememesi nedeniyle başlatılan icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesi gereğince davalının giderlere katılmakla yükümlü olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izni olmadığı için gayrimenkulde kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulmadığından 634 Sayılı Yasa’ya dayanılarak alacak talep edilemeyeceğini, mahkemenin görevsiz ve yetkisiz olduğunu, talep edilen alacağın bir kısmının zamanaşımına uğradığını, 2008-2011 yılları arasında yapılan genel kurullarda hükümet komiserinin bulunmadığını, icra takibinde talep edilen borcun neye ilişkin olduğunun belli olmadığını, hangi aylara ilişkin aidat olduğunun ve aylık tutarlarının da açıklanmadığını savunarak davanın reddini istemiş karşı dava ile davacı kooperatiften 1.414,09 TL alacağı ile şimdilik 500 TL havuzlu mimari proje bedeli ve tazminatının davalı kooperatiften tahsilini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalının aidat borcu iddiaları ilişkin borcu olmadığını ispatlanamadığından yapılan takibin haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne itirazın iptali ile %20 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı temyiz etmiştir.

Dava, kooperatif aidat alacağından kaynaklanan itirazın iptaline ilişkindir.

1- )Kooperatif ile ortağı arasındaki davalar, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 99. maddesinin 1. fıkrasının “Bu kanunda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari dava sayılır” hükmü gereğince Ticaret Mahkemesinde görülür. Bu davalar 6100 Sayılı HMK’nın yürürlük tarihinden önce yürürlükte olan 1086 Sayılı HUMK’nın ve 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre “Mutlak ticari dava” niteliğinde olmayıp, alacağın miktarına göre Ticaret Mahkemesi sıfatıyla Sulh Hukuk Mahkemesinde de görülür.

Somut olayda, dava 6100 Sayılı HMK’nın yürürlük tarihinden sonra 18.12.2014 tarihinde açıldığından 1163 Sayılı Kanun’un 99. maddesi uyarınca görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Hal böyle iken mahkemece HMK 114/1-c ve 115/2. maddeleri gereğince görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2- )Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 16.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Ödeme Emri Tebliğ Edilmeden ve İzlenmesi Gereken Hukuki Adımları İzlemeden Ödeme Emrinin İptali İsteminde Dava Açmakta Hukuki Yarar Bulunmaması Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2018/6001 K. 2019/3679 T. 13.5.2019

• ÖDEME EMİRLERİNİN İPTALİ İSTEMİ ( Uyuşmazlığın Davacı Şirketin Dava Açmakta Hukuki Yararının Bulunup Bulunmadığı ve İdari Para Cezası Yoluna İlişkin Prosedürün İşletilip İşletilmediği Noktasında Toplandığı – Davacının Dava Açmakta Hukuki Yararı Olup Olmadığı İrdelenmeden/Davacı Adına Gönderilen Ödeme Emri Olduğu Tespit Edildiği Takdirde İse 5510 S.K.’un 102. Maddesine İstinaden Verilen İdari Para Cezasına İlişkin Md. 86/7 ve 102 Uyarınca Uyulması Gereken Prosedüre Uygun Yargılama Yapılmadan Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu )

EKSİK ARAŞTIRMA ( Davacı Şirkete Gönderilen Ödeme Emri Olup Olmadığı Araştırılarak Davacının Dava Açmakta Hukuki Yararı Olup Olmadığının Belirlenmesi Gerektiği – Davacının Hukuki Yararı Mevcut İse 5510 S.K. Md. 102 Uyarınca Çıkartılan İdari Para Cezasının Ödeme Emrine Dönüşmeden Önce Davacıya Tebliğ Edilip Edilmediği/Tebliğ Edilmiş İse Bu Cezaya İlişkin Davacının Komisyona Bir İtirazının Bulunup Bulunmadığı Komisyon Kararının Davacıya Tebliğ Edilip Edilmediği Komisyon Kararına Karşı Davacının İdare Mahkemesinde Dava Açıp Açmadığı Belirlenerek Sonucuna Göre Karar Verileceği )

• DAVA AÇMAKTA HUKUKİ YARAR ( Davacı Şirkete Gönderilen Ödeme Emri Olup Olmadığı Araştırılarak Davacının Dava Açmakta Hukuki Yararı Olup Olmadığının Belirleneceği – Davacının Hukuki Yararı Mevcut İse 5510 S.K. Md. 102 Uyarınca Çıkartılan İdari Para Cezasının Ödeme Emrine Dönüşmeden Önce Davacıya Tebliğ Edilip Edilmediğinin/Tebliğ Edilmiş İse Bu Cezaya İlişkin Davacının Komisyona Bir İtirazının Bulunup Bulunmadığının Komisyon Kararının Davacıya Tebliğ Edilip Edilmediğinin Komisyon Kararına Karşı Davacının İdare Mahkemesinde Dava Açıp Açmadığının Belirleneceği )

2709/m.36

5510/m.86/7,102

6100/HMK 114/1 ( h )

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi/m.6

ÖZET : Asıl ve birleşen davalar, davalı kurum tarafından gönderilen ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar vermiştir.

Uyuşmazlık, davacı şirketin dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı ve idari para cezası yoluna ilişkin prosedürün işletilip işletilmediği noktasında toplanmaktadır.

Dosyadaki ödeme emri dava dışı şahıslar adına düzenlenmiş olmakla davacı şirket adına düzenlenen ödeme emri mevcut olup olmadığı anlaşılamamakta olup davacının dava açmakta hukuki yararı olup olmadığı irdelenmeden; davacı adına gönderilen ödeme emri olduğu tespit edildiği takdirde ise ödeme emrinin idari para cezasına ilişkin olduğu 5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesine istinaden verilen idari para cezasına ilişkin 5510 Sayılı Kanun’un 86/7 ve 102. maddeleri gereğince uyulması gereken prosedüre uygun yargılama yapılmadan karar verilmesi hatalıdır.

Yapılacak iş; davacı şirkete gönderilen ödeme emri olup olmadığını araştırarak davacının dava açmakta hukuki yararı olup olmadığını belirlemek, davacının hukuki yararı mevcut ise; 5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesine istinaden çıkartılan idari para cezasının ödeme emrine dönüşmeden önce davacıya tebliğ edilip edilmediği, tebliğ edilmiş ise, bu cezaya ilişkin davacının komisyona bir itirazının bulunup bulunmadığı, komisyon kararının davacıya tebliğ edilip edilmediği, komisyon kararına karşı davacının İdare Mahkemesinde dava açıp açmadığını belirleyerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

DAVA : Asıl ve birleşen davaların davacısı, davalı kurum tarafından gönderilen ödeme emirlerinin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar vermiştir.

Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.

KARAR : 1- )Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacı vekilinin tüm, …’nın ise aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine

2- )Davacı vekili, asıl dava ile 2015/12978 Sayılı ödeme emrinin iptalini, birleşen dava ile de yine aynı sayılı ödeme emrinin iptalini talep etmiştir.

Mahkemece; Dairemiz 17.03.2016 tarih 2016/1406 E – 2016/4661 K sayılı bozma ilamı sonrası verilen asıl davanın kabulüne, mükerrer açılan ve birleşen davanın ise reddine ilişkin karar usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden ; 2014/5 dönemi idari para cezasına ilişkin ödeme emrinin dava dışı şahıslar…., …., ….adına düzenlenmiş olduğu, 08.06.2015 tarihinde….’a tebliğ edildiği, ….an tebligatların iade edildiği, davanın 15.06.2015 tarihinde açıldığı, davacı şirket tarafından idari para cezasının ait olduğu iddia edilen dava dışı … Grup San. Ltd. Şti. ile davacı … San. Ltd.Şti. arasında inşaat işine ilişkin taşeron sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık davacı şirketin dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı ve idari para cezası yoluna ilişkin prosedürün işletilip işletilmediği noktasında toplanmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.02.2012 gün ve 21011/10-642 Esas, 2012/38 Karar sayılı ilamında da açıkça belirtildiği üzere, uyuşmazlığın çözümü için öncelikle hukuk yargılamasının amacı ve davada menfaat ( hukuki yarar ) kavramları hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır.

Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta ( veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte ) bir çıkarının bulunmasıdır.

Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan ( korunan ) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır ( A., Ramazan; aktaran: Hanağası, Emel: Davada Menfaat, … 2009, önsöz VII ).

Hukuk Genel Kurulu’nun 24.06.1992 gün ve 1992/1-347 E., 1992/396 K. ve Hukuk Genel Kurulu’nun 30.05.2001 gün ve 2001/14-443 E., 2001/458 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere buna hukuki korunma ( himaye ) ihtiyacı da denir ( Rechts-schutzbedürfnis ). Mahkemelerden hukuki himaye istenmesinde, himayeye değer bir yarar olmalıdır.

Öte yandan, bu hukuksal yararın, “hukuki ve meşru”, “doğrudan ve kişisel”, “doğmuş ve güncel” olması gerekir ( Hanağası, Emel: Davada Menfaat, … 2009, s.135 ).

Mülga 1086 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönem içinde öğreti ve yargısal kararlar, dava açarken hukuki yararın bulunması gereğini, “dava şartı” olarak kabul etmiştir. Bu şart, “dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri” olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan “olumlu dava şartları” arasında sayılmaktadır.

Nitekim, aynı görüş, Hukuk Genel Kurulu’nun 24.11.1982 gün ve 1982/7-1874 E.-914 K.; 5.6.1996 gün ve 1996/18-337 E.-542 K.; 10.11.1999 gün ve 1999/1-937 E.-946 K. ve 25.05.2011 gün ve 2011/11-186 E. 2011/352 K. sayılı kararlarında da, benimsenmiştir.

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda öğreti ve yargısal kararların bu uygulaması aynen benimsenerek, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının ( h ) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır.

Bir davada, hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı, her türlü duraksamadan uzaktır.

Bu ilkeden hareketle, dava şartı olarak hukuki yararın varlığının, mahkemece, taraflarca dava dosyasına sunulmuş deliller, olay veya olgular çerçevesinde, kural olarak davanın açıldığı tarihe göre, kendiliğinden ve yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerekir. Bu sayede, iç hukukumuzun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ( İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme )’nin 6. maddesi ve 1982 Anayasası’nın 36. maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü” nün dürüstlük kuralına uygun kullanılması sağlanabilecek; bu durum, haksız davalar açmak suretiyle, dava hakkının kötüye kullanılmasına karşı bir güvence oluşturacaktır.

Dava açmaktaki hukuki yarar; hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalı, bu yarar dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut bulunmalıdır. Ayrıca açılacak davanın, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olması gerekir. Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan sözedilebilir. Bir mahkeme kararına ihtiyaç yoksa hukuki yarardan söz edilemez ( Pekcanıtez, H./Atalay, O./Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, … 2011, s.297 ).

Açılmasında davacısı yönünden hukuki yarar bulunmayan bir dava, dava şartının yokluğundan dolayı reddedilmelidir.

Somut olayda; dosyadaki ödeme emri dava dışı şahıslar adına düzenlenmiş olmakla davacı şirket adına düzenlenen ödeme emri mevcut olup olmadığı anlaşılamamakta olup davacının dava açmakta hukuki yararı olup olmadığı irdelenmeden; davacı adına gönderilen ödeme emri olduğu tespit edildiği takdirde ise ödeme emrinin idari para cezasına ilişkin olduğu 5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesine istinaden verilen idari para cezasına ilişkin 5510 Sayılı Kanun’un 86/7 ve 102. maddeleri gereğince uyulması gereken prosedüre uygun yargılama yapılmadan karar verilmesi hatalıdır.

Yapılacak iş; davacı şirkete gönderilen ödeme emri olup olmadığını araştırarak davacının dava açmakta hukuki yararı olup olmadığını belirlemek, davacının hukuki yararı mevcut ise; 5510 Sayılı Kanun’un 102. maddesine istinaden çıkartılan idari para cezasının ödeme emrine dönüşmeden önce davacıya tebliğ edilip edilmediği, tebliğ edilmiş ise, bu cezaya ilişkin davacının komisyona bir itirazının bulunup bulunmadığı, komisyon kararının davacıya tebliğ edilip edilmediği, komisyon kararına karşı davacının İdare Mahkemesinde dava açıp açmadığını belirleyerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davacıya yükletilmesine, 13.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Kesin Yetki Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 2018/3865 K. 2019/2257 T. 13.5.2019

• ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMESİNİN FESHEDİLDİĞİNİN TESPİTİ İLE ŞERHİN TERKİNİ ( Kesin Yetki Kuralı Söz Konusu Olup Davanın Taşınmazın Bulunduğu Yer Mahkemelerinde Görülmesi Gerği – Taraflar Arasındaki İlişkilerin Düzenlendiği Uzlaşma Protokolü Şarta Bağlı Olup Sözleşme Maddesinde Davacı Arsa Sahibince 5 Dairenin Bitirileceği Öngörüldüğü Ancak Mahkemece Bu Konuda Gerekli Araştırma Yapılmadan Protokoldeki Şartlar Değerlendirilmeden Tespit Raporu Üzerinden Hüküm Kurulmasının Doğru Görülmediği )

KESİN YETKİ ( Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri Taşınmaz Devrini İçeren Sözleşmelerden Olması Nedeniyle Noterlikçe Düzenleme Şeklinde Yapılması Gereken Feshi Mahkeme Kararıyla veya Taraf İradelerinin Birleşmesi Halinde Mümkün Olabilen Sözleşmelerden Olup Tapu Siciline Şerh Edilmekle Ayni Tesiri Haiz Eşyaya Bağlı Borç Haline Geldikleri/Buna İlişkin Davaların Taşınmazın Bulunduğu Yer Mahkemelerinde Görülmesi Gerektiği/Bu Yetki Kesin Yetki Kuralı Olup Yetki Sözleşmesiyle Değiştirilemeyeceği )

UZLAŞMA PROTOKOLÜ ( Davanın Dayanağı Olan ve Taraflar Arasındaki İlişkilerin Düzenlendiği Uzlaşma Protokolü Şarta Bağlı Olup Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Maddesinde Davacı Arsa Sahibince 5 Dairenin Bitirileceği Öngörüldüğü Ancak Mahkemece Bu Konuda Gerekli Araştırma Yapılmadığı Protokoldeki Şartlar Değerlendirilmeden Tespit Raporu Üzerinden Hüküm Kurulduğu/Mahkemece Mahallinde Keşif Yapılmak Suretiyle Protokol Hükümlerinin Yerine Getirilip Getirilmediği Araştırılmak Suretiyle Davanın Sonuçlandırılacağı )

4721/m.1009

6100/m.12,17,114,115

ÖZET : 1- Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri taşınmaz devrini içeren sözleşmelerden olması nedeniyle Noterlikçe düzenleme şeklinde yapılması gereken, feshi mahkeme kararıyla veya taraf iradelerinin birleşmesi halinde mümkün olabilen sözleşmelerdendir. Tapu siciline şerh edilmekle ayni tesiri haiz Eşyaya bağlı borç haline gelirler. Buna ilişkin davaların 6100 Sayılı HMK’nın 12/1-2 maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemelerinde görülmesi gerekir. Bu yetki kesin yetki kuralı olup yetki sözleşmesiyle değiştirilemez.Davada sözleşmenin feshedildiğinin tesbiti ile şerhin terkini istendiğine göre kesin yetki kuralı söz konusudur.

2- Davanın dayanağı olan ve taraflar arasındaki ilişkilerin düzenlendiği uzlaşma protokolü şarta bağlı olup sözleşmenin 3.2 maddesinde davacı arsa sahibince 5 dairenin bitirileceği öngörülmüş, ancak mahkemece bu konuda gerekli araştırma yapılmamış, protokoldeki şartlar değerlendirilmeden, tesbit raporu üzerinden hüküm kurulmuştur. Mahkemece mahallinde keşif yapılmak suretiyle protokol hükümlerinin yerine getirilip getirilmediği araştırılmak suretiyle davanın sonuçlandırılması gerekir.

DAVA : Davacılar 1-… Gayrimenkul Yat. ve Proje Yön. Ltd. Şti. 2-… Gayrimenkul Yat. ve Proje Yön. Ltd. Şti. ile davalı … Yapı Otomotiv Tic. ve San. Ltd. Şti. arasındaki davadan dolayı … 2. Asliye Hukuk Hakimliğince verilen 10.11.2015 gün ve 2015/21-388 Sayılı hükmü bozan 23. Hukuk Dairesinin 18.01.2018 gün ve 2016/5970-2018/94 Sayılı ilamı aleyhinde davacılar vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Karar düzeltme talebinin kural olarak temyiz incelemesini yapan Yargıtay Hukuk Dairesince incelenmesi gerekmekte ise de; Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 09.02.2018 gün 2018/1 Sayılı işbölümü kararı ile arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinden kaynaklanan ve 01.07.2016 tarihinden sonra temyiz ya da karar düzeltme talepli olarak Yargıtay’a gelen dosyalardaki temyiz ya da karar düzeltme taleplerini incelemek görevi Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’ne verildiğinden karar düzeltme talebi Dairemizce incelenmiştir. Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan, sözleşmenin feshinin tesbiti ve tapudaki şerhin terkini istemlerine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne sözleşmenin feshinin tesbitine, tapudaki şerhin terkinine dair verilen karar, davalı vekilince temyiz edilmiş, görevli Yargıtay dairesince yetki yönünden karar bozulmuş, davacılar vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.Davacılar vekili, davalı yüklenici şirket ile dava dışı … Gayrimenkul Yatırım İnşaat Turizm Ltd. Şti. arasında …3. Noterliği’nin 05.12.2007 tarihli 20434 yevmiye numaralı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanarak, … Tapu Sicil Kütüğüne 05.12.2007 tarihinde şerhedildiğini, davalı yüklenicinin temerrüdü ve temerrüt halinin giderilememesi sebebiyle bu sözleşmenin dava dışı … tarafından 01.02.2012 tarihinde keşide edilen ihtarname ile haklı olarak tek taraflı feshedildiğini, iş sahibi… Gayrimenkul Yatırım İnş. Tur. Ltd. Şti.’nin, feshedilen bu sözleşmeden doğan haklarını 01.02.2014 tarihli temliknâme ile devir ve temlik ettiğini, 29.01.2014 tarihli uzlaşma ve ibraname protokolü yapıldığını, bu protokol ile tarafların birbirlerini ibra ettiklerini, ileri sürerek, 05.12.2007 tarihli sözleşmenin tarafların ortak mutabakatı ile feshedildiğinin tespiti ve sözleşmenin feshi ile hukuki dayanaktan mahrum kalan şerhlerin kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, davacıların aktif dava ehliyetinin olmadığını, yetkili mahkemenin… Mahkemeleri olduğunu, dava dışı … şirketinin sözleşmeden ve Protokolden doğan yükümlülükleri yerine getirmediğini, şerhin kaldırılması için gereken hukuki şartlar mevcut olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre davalı ile dava dışı … şirketi arasında imzalanan 05.12.2007 tarihli sözleşme konusu işleri davalı yüklenici şirketin tamamlayamadığının …1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2012/3 Değişik iş ve 2014/33 Değişik iş sayılı dosyaları kapsamında düzenlenen bilirkişi raporları ile tespit edildiği, … şirketi tarafından davalı şirketin temerrüde düşmesi nedeniyle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği, Uzlaşma Protokolü ve ibraname ile feshedilen sözleşme kapsamındaki, taraf hak ve borçlarının tasfiye edildiği ve taraflar arasındaki sözleşmenin sona erdirilmiş olması karşısında sözleşme kapsamında tesis edilen şerhlerin de hukuki dayanağını yitirmiş olduğu, bu nedenle davanın kabulü ile, 05.12.2007 tarihli sözleşmesinin karşılıklı olarak feshedildiğinin tespiti ile dava konusu taşınmaz üzerindeki şerhlerin terkinine, karar verilmiştir

Kararın, davalı vekilince temyizi üzerine 23. Hukuk Dairesince uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, uzlaşma protokolü ve ibranamede … mahkemelerinin yetkili olduğunun kabul edilmiş olduğu, HMK’nın 17. maddesine göre yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olduğu gerekçeleriyle HMK 114/1-ç,115/2 maddeleri uyarınca yetkisizlik nedeniyle davanın reddi gerektiğinden kararın bozulmasına karar vermiş, davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.6100 Sayılı HMK’nın 12. maddesinde taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkisi kesin yetki olarak belirlenmiştir. 4721 Sayılı TMK 1009. maddesine göre; “Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, şufa… sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar, tapu kütüğüne şerh edilebilir. Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.” Şerhin sağladığı etki, kişisel hakkın kaynaklandığı borç ilşkisinden doğan yükümlülüğün, taşınmaz mülkiyetine bağlanması, böylece kişisel hakla ilgili eşyaya bağlı borç haline gelmesidir. Bu şerhedilmiş kişisel hakka dayanan dava sonucunda tapu kütüğünde değişiklik olacağından şerhe ilişkin davalarında taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılması gerekir.

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri taşınmaz devrini içeren sözleşmelerden olması nedeniyle Noterlikçe düzenleme şeklinde yapılması gereken, feshi mahkeme kararıyla veya taraf iradelerinin birleşmesi halinde mümkün olabilen sözleşmelerdendir. Tapu siciline şerh edilmekle ayni tesiri haiz Eşyaya bağlı borç haline gelirler. Buna ilişkin davaların 6100 Sayılı HMK’nın 12/1-2 maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemelerinde görülmesi gerekir. Bu yetki kesin yetki kuralı olup yetki sözleşmesiyle değiştirilemez. Bu nedenle 23. Hukuk Dairesi’nin mahkeme kararının yetki yönünden bozulmasına dair kararı zuhule müstenit olup kaldırılması gerekmiştir.Davada sözleşmenin feshedildiğinin tesbiti ile şerhin terkini istendiğine göre kesin yetki kuralı söz konusu olduğundan yetkili ve görevli mahkeme … Asliye Hukuk Mahkemesidir. Bu sebeple davanın esasının incelenmesi yönünde mahkemece verilen karar yerindedir. Ne var ki davanın dayanağı olan ve taraflar arasındaki ilişkilerin düzenlendiği 29.01.2014 tarihli uzlaşma protokolü şarta bağlı olup sözleşmenin 3.2 maddesinde davacı arsa sahibince 5 dairenin bitirileceği öngörülmüş, ancak mahkemece bu konuda gerekli araştırma yapılmamış, protokoldeki şartlar değerlendirilmeden, tesbit raporu üzerinden hüküm kurulmuştur. Mahkemece mahallinde keşif yapılmak suretiyle protokol hükümlerinin yerine getirilip getirilmediği araştırılmak suretiyle davanın sonuçlandırılması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış karar düzeltme isteminin kabulüyle Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin yetkiye ilişkin bozma kararının kaldırılarak açıklanan gerekçeyle bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ : Yukarıda yazılı nedenlerle, davacılar vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile; 23. Hukuk Dairesi’nin 18.01.2018 tarih ve 2016/5970 Esas, 2018/94 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği karar düzeltme peşin harcının istek halinde karar düzeltme isteyen davacılara, ödediği temyiz peşin ve Yargıtay başvurma harçlarının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 13.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi

—————————————-

Belediyenin Taraf Olarak Bulunmasının Zorunlu Olduğu Durumlarda Taraf Sıfatı Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ E. 2016/12844 K. 2019/3164 T. 6.5.2019

• TESCİL İSTEMİ ( 5216 S.K. Hükümleri ve 6360 S.K. Geçici Md. 1/13 Uyarınca İlgili Köyün Bağlı Bulunduğu Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Belediye Başkanlığının Huzuruyla Davanın Görülmesinde Yasal Zorunluluk Bulunduğu Halde Büyükşehir Belediye Başkanlığı Davaya Dahil Edilmeden Esas Hakkında Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğu )

• TAŞINMAZIN NİTELİĞİNİ BELİRLEME ( Taşınmazların Öncesinin Ne Olduğu İmar-İhya Yapılmışsa Hangi Tarihte Başlanılıp Bitirildiği Kimden Kime Kaldığı Zilyetliğin Ne Zaman Başlayıp Nasıl Sürdürüldüğü ve Ekonomik Amacına Uygun Olup Olmadığının Açıklatılmadığı/Keşif Mahalinde Mahalli Bilirkişi Dinlenilmeden ve Orman ve Fen Bilirkişilerine Orman Tahdit Haritası İle Çekişmeli Yerin Kadastro Paftası Ölçekleri Eşitlenmeden 1/5000 Ölçekli ve 1/10000 Ölçekli Kadastro Paftası Üzerinde Değişik Açı ve Uzaklıklarda Olan En Az 6 ya da 7 Orman Tahdit Sınır Noktasını Gösterecek Biçimde Tahdit Hattı İle İrtibatlı Müşterek Kroki Çizdirilmeden Karar Verilmesinin Bozmayı Gerektirdiği )

• ORMAN VE ZİLYETLİK ARAŞTIRMASI ( Çekişmeli Taşınmazların Bulunduğu Yörede Orman Tahdit Çalışması Yapıldığı/Taşınmazın Kesinleşen Tahditte Orman Sınırı İçinde Kalıp Kalmadığının Kesin Olarak Belirlenmesi Gerektiği – Taşınmazın Niteliğini Belirlemede Yetersiz Ziraat Bilirkişi Raporu İle Yetinilerek Taşınmazların Öncesinin Ne Olduğu İmar-İhya Yapılmışsa Hangi Tarihte Başlanılıp Bitirildiği Kimden Kime Kaldığı Zilyetliğin Ne Zaman Başlayıp Nasıl Sürdürüldüğü ve Ekonomik Amacına Uygun Olup Olmadığının Açıklatılmadığı/Keşif Mahalinde Mahalli Bilirkişi Dinlenilmeden ve Orman ve Fen Bilirkişilerine Orman Tahdit Haritası İle Çekişmeli Yerin Kadastro Paftası Ölçekleri Eşitlenmeden 1/5000 Ölçekli ve 1/10000 Ölçekli Kadastro Paftası Üzerinde Değişik Açı ve Uzaklıklarda Olan En Az 6 ya da 7 Orman Tahdit Sınır Noktasını Gösterecek Biçimde Tahdit Hattı İle İrtibatlı Müşterek Kroki Çizdirilmeden Karar Verilmesinin İsabetsiz Olduğu )

• TARAF TEŞKİLİ ( 5216 S.K. Hükümleri ve 6360 S.K. Geçici Md. 1/13 Uyarınca İlgili Köyün Bağlı Bulunduğu Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Belediye Başkanlığının Huzuruyla Davanın Görülmesinde Yasal Zorunluluk Bulunduğu/Büyükşehir Belediye Başkanlığı Davaya Dahil Edilmeden Davanın Esası Hakkında Hüküm Kurulmasının Bozmayı Gerektirdiği – 4721 S.K. Md. 713 Uyarınca Tapusuz Olan Taşınmazın Tescili İstemi )

• EKSİK ARAŞTIRMA ( Çekişmeli Taşınmaza Komşu Tescil Davası Sonucunda Kişiler Adına Tesciline Karar Verilen veya Halen Davası Devam Eden Taşınmaz Bulunup Bulunmadığı Araştırılarak Bunlara İlişkin Dava Dosyaları Getirtilerek Değerlendirilmesi Gerektiği – Yörede İmar Uygulaması Yapılıp Yapılmadığı Çekişmeli Taşınmazın İmar Planı Kapsamına Alınıp Alınmadığı Yönünde Araştırma Yapılmadan Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğu )

4721/m.713

6100/HMK 114/1(d )

6360/m.1/2,Geç.1/13

ÖZET : Dava, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescili istemine ilişkindir.

Hüküm tarihinden önce yürürlüğe giren 6360 Sayılı Kanun’un 1/2. maddesiyle İzmir Büyükşehir Belediyesinin sınırları il mülkî sınırları olarak genişletilmiş; bu sınırlar içinde kalan köy ve beldelerin tüzel kişilikleri sona ererek bağlı bulundukları ilçe belediyelerine mahalle olarak katılmışlardır. 5216 Sayılı Kanun hükümleri ve 6360 Sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin onüçüncü fıkrası gereğince, ilgili köyün bağlı bulunduğu Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Belediye Başkanlığının huzuruyla davanın görülmesinde yasal zorunluluk bulunduğu halde Büyükşehir Belediye Başkanlığı davaya dahil edilmeden, davanın esası hakkında hüküm kurulması isabetsizdir.

Mahkemece yapılan orman araştırması ve zilyetlik araştırması da yeterli değildir. Dosya kapsamından çekişmeli taşınmazların bulunduğu yörede orman tahdit çalışması yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda taşınmazın kesinleşen tahditte orman sınırı içinde kalıp kalmadığının kesin olarak belirlenmesi gerekmektedir. Mahkemece, taşınmazın niteliğini belirlemede yetersiz ziraat bilirkişi raporu ile yetinilerek, taşınmazların öncesinin ne olduğu, imar-ihya yapılmışsa hangi tarihte başlanılıp bitirildiği, kimden kime kaldığı, zilyetliğin ne zaman başlayıp nasıl sürdürüldüğü ve ekonomik amacına uygun olup olmadığı açıklatılmadığı gibi keşif mahalinde mahalli bilirkişi dinlenilmeden ve orman ve fen bilirkişilerine orman tahdit haritası ile çekişmeli yerin kadastro paftası ölçekleri eşitlenmeden, 1/5000 ölçekli ve 1/10000 ölçekli kadastro paftası üzerinde değişik açı ve uzaklıklarda olan en az 6 ya da 7 orman tahdit sınır noktasını gösterecek biçimde tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki çizildirilmeden karar verilmesi isabetsizdir.

Çekişmeli taşınmaza komşu, tescil davası sonucunda kişiler adına tesciline karar verilen veya halen davası devam eden taşınmaz bulunup bulunmadığı araştırılarak bunlara ilişkin dava dosyaları getirtilerek değerlendirilmemesi, yörede imar uygulaması yapılıp yapılmadığı, hangi tarihte yapılıp kesinleştiği, çekişmeli taşınmazın imar planı kapsamına alınıp alınmadıkları yönünde de araştırma yapılmaması bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine, Orman Yönetimi ve Kemalpaşa Belediye Başkanlığı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı gerçek kişi vekili, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği İzmir ili, Kemalpaşa ilçesi, Vişneli köyü, Köyüstü mevkiisinde bulunan 7354 m²’lik taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu ve Kemalpaşa Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2006/187 E. – 2008/863 K. sayılı dosyasında müvekkilince açılan taşınmazın orman sınırları dışında kaldığının tespiti, zilyetliğin korunması, elatmanın önlenmesi ve muarazanın giderilmesi istemine ilişkin dava ile de taşınmazın (B )=7354 m²’lik kısmının orman sayılmayan yerlerden kaldığı tespit edildiği gerekçesiyle (B )=7354 m2’lik kısmına Orman Yönetiminin yaptığı müdahalenin men’ine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 30/03/2009 gün ve 2009/3427 E. – 5393 K. sayılı kararı ile onandığını iddia ederek, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir.

Mahkemece, davanıın kısmen kabulüyle İzmir ili, Kemalpaşa ilçesi, Vişneli köyü, Köyüstü mevkiinde kain 20/11/2014 havale tarihli fen bilirkişiler raponunu krokisinde (B ) harfi ile gösterilen taşınmazın zilliyetlik nedeni ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, aynı raporda (B3 ) ile gösterilen taşınmaz bölümüne ilişkin olarak talep olmadığından karar verilmesine yer olmadığına, aynı raporda (B1 ) ve (B2 ) ile gösterilen taşınmaz bölümlerine ilişkin olarak yerlerin orman olması nedeni ile tescil isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine, Orman Yönetimi ve Kemalpaşa Belediye Başkanlığı tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1953 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 08.06.2005 tarihinde ilânı yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması vardır.

Mahkemece verilen karar usûl ve kanuna aykırı olduğu gibi yapılan araştırma, inceleme ve uygulama da hükme yeterli değildir. Şöyle ki; hüküm tarihinden önce 30/03/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 Sayılı Kanun’un 1/2. maddesiyle İzmir Büyükşehir Belediyesinin sınırları il mülkî sınırları olarak genişletilmiş; bu sınırlar içinde kalan köy ve beldelerin tüzel kişilikleri sona ererek bağlı bulundukları ilçe belediyelerine mahalle olarak katılmışlardır. Bu nedenle, büyükşehir sınırları içinde yer alan Vişneli köyünün tüzel kişiliği sona ermiş olup, 6360 Sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin onüçüncü fıkrası uyarınca, yerine bağlı bulunduğu Kemalpaşa İlçe Belediye Başkanlığı geçmiştir. Bu durumda; 5216 Sayılı Kanun hükümleri ve 6360 Sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin onüçüncü fıkrası gereğince, Vişneli köyünün bağlı bulunduğu İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Kemalpaşa Belediye Başkanlığının huzuruyla davanın görülmesinde yasal zorunluluk bulunduğu halde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı davaya dahil edilmeden, davanın esası hakkında hüküm kurulmuştur. Taraf sıfatı 6100 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 114/1-d maddesi uyarınca dava şartı olup istek olmasızın re’sen gözetilmelidir.

Bunlardan ayrı; mahkemece yapılan orman araştırması ve zilyetlik araştırması da yeterli değildir. Dosya kapsamından çekişmeli taşınmazların bulunduğu yörede orman tahdit çalışması yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda taşınmazın kesinleşen tahditte orman sınırı içinde kalıp kalmadığının kesin olarak belirlenmesi gerekmektedir. Mahkemece, taşınmazın niteliğini belirlemede yetersiz ziraat bilirkişi raporu ile yetinilmiş, taşınmazların öncesinin ne olduğu, imar-ihya yapılmışsa hangi tarihte başlanılıp bitirildiği, kimden kime kaldığı, zilyetliğin ne zaman başlayıp nasıl sürdürüldüğü ve ekonomik amacına uygun olup olmadığı açıklatılmadığı gibi keşif mahalinde mahalli bilirkişide dinlenilmemiş ve orman ve fen bilirkişilerine orman tahdit haritası ile çekişmeli yerin kadastro paftası ölçekleri eşitlenmemiş, 1/5000 ölçekli ve 1/10000 ölçekli kadastro paftası üzerinde değişik açı ve uzaklıklarda olan en az 6 ya da 7 orman tahdit sınır noktasını gösterecek biçimde tahdit hattı ile irtibatlı müşterek kroki çizildirilmemiştir.

Ayrıca, çekişmeli taşınmaza komşu, tescil davası sonucunda kişiler adına tesciline karar verilen veya halen davası devam eden taşınmaz bulunup bulunmadığı araştırılarak bunlara ilişkin dava dosyaları getirtilerek değerlendirilmemiş yörede imar uygulaması yapılıp yapılmadığı, hangi tarihte yapılıp kesinleştiği, çekişmeli taşınmazın imar planı kapsamına alınıp alınmadıkları yönünde de araştırma yapılmamıştır. Bilindiği üzere imar-ihyaya muhtaç olan bir yer imar planları kapsamına alınmış ise o tarihten sonra imar-ihya yoluyla edinilmesi mümkün bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay gayrimenkul dairelerinin kararlılık kazanmış uygulamalarına göre; imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten, imar planları kapsamına alındığı tarihe kadar 20 yıllık kazanma süresi dolmuş ise bu tür yerlerin zilyetlik yoluyla edinilmesi olanak dahilindedir.

Bu sebeplerle, öncelikle dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir davetiye İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına tebliğ edilerek husumet yaygınlaştırılmalı, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yöreye ait en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile 1995’lı yıllara ait memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planları ile çekişmeli taşınmaza komşu, tescil davası sonucunda kişiler adına tesciline karar verilen veya halen davası devam eden taşınmazlar bulunup bulunmadığı araştırılarak bunlara ilişkin dava dosyaları getirtilmeli, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede yapıldığı anlaşılan orman kadastrosu, aplikasyon ve orman rejimi dışına çıkarma işlemlerine ilişkin işe başlama, işi bitirme, çalışma, sonuçları ilan tutanakları, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerleri orman sınır noktalarıyla birlikte gösterir orman tahdit haritası ve orman rejimi dışına çıkarma haritalarının orijinalinden çekilmiş renkli fotokopi örnekleri, dava konusu taşınmaz ile etrafını gösterir ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile taşınmaza bitişik ya da yakın komşu parsellerin, kadastro tespit tutanak örnekleri ve bu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtları ilk oluşturulduğu günden itibaren tüm gittileri, 1995’lı yıllara ait ortofoto haritaları bulundukları yerlerden getirtildikten sonra önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman yüksek mühendisi veya mühendisi, bir ziraat mühendisi ve tapu fen memurundan oluşturulacak, bilirkişi kurulu marifetiyle yeniden yapılacak keşifte 2 Eylül 1986 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 6831 Sayılı Orman Kanununa göre Orman Kadastrosu ve aynı Kanunun 2/B Maddesinin Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 54. maddesi uyarınca hazırlanan Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 49. maddesinde yazılı “orman sınır noktası ve hatların uygulanmasında tutanaklardan, orman kadastro haritasından, hava fotoğraflarından, varsa ölçü karnelerinden, nirengi, poligon, röper noktalarından yararlanılır. Sınırlama tutanakları ile orman kadastro haritaları arasında çekişme olduğunda ölçü değerleri ve tutanaktaki ifadeler arazinin durumuna göre incelenir, hangisi daha çok uyum gösteriyorsa ve gerçek duruma uygun ise o esas alınır.” hükmü ile 15.07.2004 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun

Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin “Teknik İşler” başlıklı Dokuzuncu Bölümde yazılı esaslar gözönünde bulundurularak uygulama yapılmalı, yerel bilirkişi beyanlarına başvurularak yerinde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle tutanak ve haritalarda yazılı mevkii, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulama tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, anlatılan yöntemle bulunan ilk orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulaması ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeği çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde haritalarına göre konumları genel kadastro paftası üzerinde, ayrı renkli kalemlerle gösterilip keşfi izleme olanağı sağlanmalı, aynı ya da yakın orman sınır hatlarında, dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilerek, taşınmazın konumu duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmeli, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon ve 2/B madde harita ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde yukarıda yazılı yönetmelikler ile teknik izahnamelerde yazılı tutanakların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verileceği düşünülmeli, çekişmeli taşınmaz tahdit içinde kalmıyor ise o takdirde, davacı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine tutunarak dava açtığına göre 6831 Sayılı Kanun’un 4999 Sayılı Kanunla değişik 7. maddesi uyarınca herhangi bir nedenle orman sınırları dışında bırakılmış ormanların yapılacak orman kadastrosu ile her zaman orman sınırları içine alınabileceği ve öncesi itibariyle orman sayılan yerlerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceği gözetilerek eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planı çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 Sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Kanun’un 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesi’nin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 Sayılı Kanun’un 14. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü, ağaçların yaşı, cinsi, sayısı, kapalılık durumu, çevresi, incelenmeli, yukarıda değinilen belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi ) memleket haritasının ve hava fotoğrafının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafı ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri, ayrıca hava fotoğrafı stereoskop aleti ile üç boyutlu inceletilip çekişmeli taşınmazın üzerinde neler gözüktüğünü belirtir şekilde yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, açıklanan yöntemlerle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, davacı gerçek kişi yararına 3402 Sayılı Kanun’un 14 ve 17. maddeleri gereğince imar-ihya ve zilyetlik yoluyla taşınmaz edinme koşullarının araştırılması gerekeceğinden, bu kez fen, orman ve ziraat bilirkişi tarafından dava konusu taşınmazın bulunduğu yere ilişkin olarak 1990’lı yıllara ait 1/20000 ve 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğrafları, topoğrafik harita ve kadastro paftası ile çakıştırıldıktan sonra mahalline uygulanmalı, stereoskop aletiyle incelenmeli, taşınmaz üzerinde tam olarak hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığı belirlenmeli, imar uygulamasının yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise çekişmeli taşınmazın imar planı kapsamına alınıp alınmadıkları, imarın kesinleştiği tarih kemalpaşa Belediye Başkanlığı İmar Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, imar kapsamına alınmış olsa dahi bu tarihten 20 yıl önce imar ihyanın tamamlanıp tamamlanmadığı ve 20 yıllık zilyetlik süresinin kesintisiz devam edip etmediği belirlenmeli, 3402 Sayılı Kanun’un 14/1. maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırmasının aynı maddenin, 3/7/2005 tarihli ve 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen ikinci fıkrası hükümleri nazara alınarak yapılması gerektiği düşünülerek, davacı yönünden aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tespit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, tapu müdürlükleri ve ilgili kadastro müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak, kadastro tespit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli, dava konusu taşınmazın sulu ya da kuru tarım arazisi olup olmadığı konusunda (5403 Sayılı Kanun’un 3/j maddesiyle Taşınmaz Malların Sınırlandırma Tespit ve Kontrol İşleri Hakkında Yönetmeliğin 10. maddesinin değişik ikinci fıkrası hükümlerine göre, sulu tarım arazisi: tarım yapılan bitkilerin büyüme devresinde ihtiyaç duyduğu suyun, su kaynağından alınarak yeterli miktarda ve kontrollü bir şekilde karşılandığı araziler olarak açıklandığından ) ziraat mühendisinden Kanunun amacına uygun rapor alınmalı, bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Ayrıca; Türk Medenî Kanununun 713/4. maddesi gereğince “Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.” hükmü düzenlenmiş olup mahkemece yasal ve zorunlu ilânların yaptırılmadan karar verilmiş olması ve yine Hazine vekili taşınmazın Medeni Kanunun 713/6. maddesi gereğince Hazine adına tescilini talep etmesine rağmen bu talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

Kabule göre de; tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınarak infaza elverişli tescil hükmü kurulmamış olması da doğru değildir.

Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik incelemeye dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalılar Hazine, Orman Yönetimi ve Kemalpaşa Belediye Başkanlığının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 06.05.2019 günü oybirliği ile karar verildi.

—————————————-

Kira Davalarında Görevli Mahkeme Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2017/8248 K. 2019/4344 T. 9.5.2019

• ALACAK İSTEMİ ( Kira İlişkisinden Kaynaklı – Uyuşmazlığın Çözümünde Sulh Hukuk Mahkemesi’nin Görevli Olduğu Gözetilerek Görevsizlik Nedeniyle 6100 S.K. Md. 114/1-C ve 115/2 Uyarınca Davanın Usulden Reddine Karar Verilmesi Gerekirken Esas Hakkında Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğu )

GÖREVLİ MAHKEME ( 6100 S.K. Md. 4/1-A Uyarınca Kiralanan Taşınmazların 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununa Göre İlamsız İcra Yoluyla Tahliyesine İlişkin Hükümler Ayrık Olmak Üzere Kira İlişkisinden Doğan Alacak Davaları da Dâhil Olmak Üzere Tüm Uyuşmazlıkları Konu Alan Davalar İle Bu Davalara Karşı Açılan Davalara Sulh Hukuk Mahkemesi’nde Bakılacağı – Uyuşmazlığın Kira İlişkisinden Kaynaklandığı/Sulh Hukuk Mahkemesi’nin Görevli Olduğu Gözetilerek Görevsizlik Nedeniyle 6100 S.K. Md. 114/1-C ve 115/2 Uyarınca Davanın Usulden Reddine Karar Verilmesi Gerektiği )

SULH HUKUK MAHKEMELERİNİN GÖREVİ ( 6100 S.K. Md. 4/1-A Uyarınca Kiralanan Taşınmazların 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununa Göre İlamsız İcra Yoluyla Tahliyesine İlişkin Hükümler Ayrık Olmak Üzere Kira İlişkisinden Doğan Alacak Davaları da Dâhil Olmak Üzere Tüm Uyuşmazlıkları Konu Alan Davalar İle Bu Davalara Karşı Açılan Davalarda SHM’nin Görevli Olduğu – Kira İlişkisinden Kaynaklanan Alacak İstemi/Sulh Hukuk Mahkemesi’nin Görevli Olduğu Gözetilerek Görevsizlik Nedeniyle 6100 S.K. Md. 114/1-C ve 115/2 Uyarınca Davanın Usulden Reddedileceği )

6100/HMK 4/1 ( a ),114/1 ( c ),115/2

ÖZET : Dava, alacak istemine ilişkindir.

Uyuşmazlık kira ilişkisinden kaynaklanmaktadır.

Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğu gözetilerek, görevsizlik nedeniyle HMK 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, bu yön gözardı edilerek davanın esası hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalının yakıtı kurum tarafından tedarik edilen lojmanlarda 15.01.2012 – 10.10.2012 tarihleri arasında ikamet ettiğini, belirtilen dönemde 3.103 TL faiz hariç yakıt borcu olduğunun tespit edildiğini ve ödenmesi hususunda davalıya gönderilen yazıdan sonuç alınamadığını beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 3.103 TL’nin doğduğu tarihlerden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, kendisinin Kara Kuvvetleri Komutanlığı … Tugay Komutanlığı bünyesinde bulunan konutta, 19.07.2011 – 19.07.2012 tarihleri arasında ikamet ettiğini, konutu, 19.07.2012 tarihinde borçsuz olarak teslim ettiğini, kendisinden fazladan yakıt bedeli adı altında bedeli talep edilmesinin olanaklı olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece, davalının konutta ikamet ettiği dönemde 3.104 TL fiilen ek tüketilen yakıt borcunun bulunduğu, her ne kadar davacı tarafça, hazine alacağının doğduğu tarihlerden itibaren yasal faiz isteminde bulunulmuş ise de, davalı asile belirtilen miktarı ödemesi hususunda gönderilen yazının 02.04.2015 tarihinde tebliğ edildiği ve davalı asile rızaen ödeme yapması hususunda süre verildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile, davacı tarafın talep etmiş olduğu 3.103 TL miktarın 02.04.2015 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanun’un 1. maddesi gereğince işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak, davacı tarafa verilmesine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- ) 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK’nun 4/1-a maddesine göre “Kiralanan taşınmazların, 09.06.1932 tarihli ve 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalarda” Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir.

Somut olayda, uyuşmazlık kira ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Dava, 10/07/2015 tarihinde 6100 Sayılı HMK’nın yürürlüğe girmesinden sonra açıldığına göre görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi’dir.

Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmamış olsa bile re’sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip karara bağlamalıdır.

Hal böyle olunca, mahkemece; uyuşmazlığın çözümünde Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğu gözetilerek, görevsizlik nedeniyle HMK 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, bu yön gözardı edilerek davanın esası hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

2- ) Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın 6100 Sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3. Madde hükmü gözetilerek HUMK.nun 428. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 6100 Sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Mirasçıların Dava Dilekçesi Vererek Davaya Katılmasıyla Taraf Teşkilinin Sağlanması Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ E. 2018/5448 K. 2019/2154 T. 8.5.2019

• ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT YAPIM SÖZLEŞMESİNİN FESHİ İLE TAPU İPTÂLİ VE TESCİL ( Mahkemece Davacı Arsa Sahibi Mirasçıları Vekilinin Davalılardan Belirtilenin Sunulan Veraset İlamına Göre Davada Taraf Olmayanın Mirasçılarını Dahili Dava Dilekçesi Vererek Davaya Dahil Etmek Üzere Kesin Süre Verileceği – Taraf Teşkili Tamamlandıktan Sonra İşin Esasına Girilip Sonucuna Uygun Bir Karar Verilmesi Gerektiği )

TARAF TEŞKİLİ ( Arsa Payı Karşılığı İnşaat Yapım Sözleşmesinin Feshi ile Tapu İptâli ve Tescil İstemi – Mahkemece Davacı Arsa Sahibi Mirasçıları Vekilinin Davalılardan Belirtilenin Sunulan Veraset İlamına Göre Davada Taraf Olmayanın Mirasçılarını Dahili Dava Dilekçesi Vererek Davaya Dahil Etmek Üzere Kesin Süre Verileceği/Tamamlandıktan Sonra İşin Esasına Girilip Sonucuna Uygun Bir Karar Verilmesi Gerektiği )

VERİLEN KESİN SÜREDE İŞLEMİN YAPILMAMASI ( Kesin Süreye Rağmen Dahili Dava İşleminin Yapılmaması Halinde İlgilinin Mirasçılarıyla Belirtilen Taraf Teşkili Tamamlanmadığından İlgili Aleyhine Açılan Davanın Reddiyle Diğer Davalılar Yönünden İşin Esasıyla İlgili Sonucuna Uygun Bir Karar Verilmesi Gerektiği – Açıklanan Nedenle Kararın Bozulması Gerektiği )

6100/HMK 114, 115

ÖZET : Dava, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin feshi ile tapu iptâli ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece davacı arsa sahibi mirasçıları vekilinin davalılardan …’ın sunulan veraset ilamına göre davada taraf olmayan mirasçıları …..’ı dahili dava dilekçesi vererek davaya dahil etmek üzere kesin süre verilip taraf teşkili tamamlandıktan sonra işin esasına girilip sonucuna uygun bir karar verilmesi, kesin süreye rağmen dahili dava işleminin yapılmaması halinde … mirasçılarıyla ilgili taraf teşkili tamamlanmadığından … Aleyhine açılan davanın reddiyle diğer davalılar yönünden işin esasıyla ilgili sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekir. Açıklanan nedenle kararın bozulması gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalılar vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacılar vekili gelmedi. Davalılar vekili geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Dava, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin feshi ile tapu iptâli ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece sözleşmenin feshi ve tapu iptâli ve tescil isteminin kabulüne, tazminat isteminin reddine dair verilen karar, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.

Davalı …’ın yargılamanın devamı sırasında 02.11.2014 tarihinde öldüğü, Beykoz Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2014/1871 Esas, 2014/1911 Karar sayılı veraset ilamına göre geriye mirasçı olarak davalılar ile davada taraf olmayan … ‘ı mirasçı olarak bıraktığı anlaşılmaktadır. Yargılamanın devamı sırasında 09.03.2015 tarihli duruşmada … Mirasçıların davaya dahil edilmesine karar verilmiş ise de dahili dava işlemi yapılmaksızın yargılamaya devam edilerek dava sonuçlandırılmıştır.

Bu durumda mahkemece davacı arsa sahibi mirasçıları vekilinin davalılardan …’ın sunulan veraset ilamına göre davada taraf olmayan mirasçıları …..’ı dahili dava dilekçesi vererek davaya dahil etmek üzere kesin süre verilip taraf teşkili tamamlandıktan sonra işin esasına girilip sonucuna uygun bir karar verilmesi, kesin süreye rağmen dahili dava işleminin yapılmaması halinde … mirasçılarıyla ilgili taraf teşkili tamamlanmadığından … aleyhine açılan davanın reddiyle diğer davalılar yönünden işin esasıyla ilgili sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak yargılamaya devamla davanın karara bağlanması doğru olmamış, hükmün bozulması uygun görülmüştür.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 2.037,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacılardan alınarak Yargıtay’daki duruşmada vekille temsil olunan davalılar …..’a verilmesine, 5766 Sayılı Kanun’un 11. maddesiyle yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 176,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davalılar …..’dan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalılar ……’a iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 08.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Hizmet Alım Sözleşmelerinde Görevli Mahkeme Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ E. 2016/6297 K. 2019/1612 T. 30.4.2019

• HİZMET SÖZLEŞMESİNDEN KAYNAKLANAN RÜCUEN TAHSİL İSTEMİ ( Davacının PTT Genel Müdürlüğü 23.05.2013 Tarihinde Yayınlanan 6475 Sayılı Kanun’un 21. Maddesi Gereğince Anonim Şirkete Dönüştürülerek Ticaret Siciline Tescil Edildiği – Bu Durumda Davanın Tarafları Tacir ve Dava Konusu Ticari İşletmeleri ile İlgili Olduğuna Göre Davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde Görülmesi Gerektiği/Mahkemece Görevsizlik Nedeniyle Davanın Usulden Reddi Gerektiği )

GÖREVLİ MAHKEME ( Hizmet Alım Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıklarda Görevli Mahkemenin Tarafların Sıfatına Göre Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret Mahkemeleri Olduğu – Davacının Anonim Şirkete Dönüştürülerek Ticaret Siciline Tescil Edildiği/Bu Durumda Davanın Tarafları Tacir ve Dava Konusu Ticari İşletmeleri ile İlgili Olduğuna Göre Davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde Görülmesi Gerektiği

GÖREVSİZLİK ( Davacının Anonim Şirkete Dönüştürülerek Ticaret Siciline Tescil Edildiği/Bu Durumda Davanın Tarafları Tacir ve Dava Konusu Ticari İşletmeleri ile İlgili Olduğuna Göre Davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde Görülmesi Gerektiği – Mahkemece Görevsizlik Nedeniyle Davanın Usulden Reddi Gerektiği/Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan Rücuen Tahsil İstemi )

6475/m.21

6100/HMK 114/1-c, 115/2

ÖZET : Dava, hizmet sözleşmesi uyarınca hizmet veren davacı şirket işçisine, davacı tarafından ödenen bedelin rücuen tahsili istemine ilişkindir. Hizmet alım sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme, tarafların sıfatına göre Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret Mahkemeleridir. Davacı PTT Genel Müdürlüğü 23.05.2013 tarihinde yayınlanan 6475 Sayılı Kanun’un 21. maddesi gereğince anonim şirkete dönüştürülmüş ve ticaret siciline tescil edilmiştir. Bu durumda davanın tarafları tacir ve dava konusu ticari işletmeleri ile ilgili olduğuna göre davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerekir. Hal böyle iken, mahkemece görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddi gerekir. Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, taraflar arasında posta gönderilerinin dağıtımına ilişkin hizmet alım sözleşmesi akdedildiğini, davalı şirket nezdinde çalışan işçilerin İş Mahkemelerinde açmış oldukları davalar neticesinde başlattıkları icra takiplerinde tüm ödemelerin müvekkil şirket tarafından yapıldığını, takip konusu tüm tazminatlardan davalı asıl işverenin sorumlu olduğunu ileri sürerek 10.000,00 TL’nin ödeme tarihinden itibaren rücuen davalı taraftan tahsilini talep ve dava etmiş, 16.03.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 106.787,74 TL’ye çıkarmıştır.

Davalı vekili, görev itirazında bulunarak, esas yönünden de hizmet sözleşmesi, idari ve teknik şartname kapsamında işçilik alacaklarından davacı yüklenicinin sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, taraflar arasında 01.04.2010-31.12.2010, 01.02.2011-31.12.2011 ve 02.04.2012-31.07.2012 tarihlerini kapsayacak şekilde hizmet alım sözleşmeleri imzalandığı bu bağlamda işçilerin sözleşmelerinin feshedilmesinden dolayı hak ettikleri ücretler ile ilgili yapılan takipler neticesinde davacı şirketin iş mahkemesi kararlarına istinaden toplam 213.575,48 TL ödemek durumunda kaldığı, bu paranın ödenmesinden 6552 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca asıl işverenin de sorumluluğunun bulunduğu, davalı kurumun bilirkişi raporu ile tespiti yapılan 106.787,74 TL’den sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1- )Dava, hizmet sözleşmesi uyarınca hizmet veren davacı şirket işçisine, davacı tarafından ödenen bedelin rücuen tahsili istemine ilişkindir. Hizmet alım sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme, tarafların sıfatına göre Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret Mahkemeleridir. Davacı PTT Genel Müdürlüğü 23.05.2013 tarihinde yayınlanan 6475 Sayılı Kanun’un 21. maddesi gereğince anonim şirkete dönüştürülmüş ve 02.09.2013 tarihinde ticaret siciline tescil edilmiştir. Bu durumda davanın tarafları tacir ve dava konusu ticari işletmeleri ile ilgili olduğuna göre davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerekir. Hal böyle iken, mahkemece HMK 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2- )Bozma nedenine göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.04.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HMK Madde 114 ile İlgili Makalemiz

Bu konudaki hukuki makalemiz henüz yayınlanmamıştır. En kısa sürede buraya eklenecektir.

Bu makale faydalı mıydı?