hmk 353 ve yargıtay kararları

HMK 107 ve Yargıtay Kararları

HMK 107 (Belirsiz alacak ve tespit davası)

MADDE 107– (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.

(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.

 

HMK Madde 107 Yargıtay Kararları

Belirsiz Alacak Davasında Talep Artırımına Karşı Zamanaşımı Def’i Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2019/3765 K. 2019/9906 T. 6.5.2019

• İŞÇİLİK ALACAKLARININ TAHSİLİ ( Belirsiz Alacak Davasına Davalı Şirket Vekilinin Süresinde Verdiği Cevabı Islah Ederek Zamanaşımı Def’inde Bulunduğu/Diğer Davalının Cevap Dilekçesinde Zamanaşımı Def’inde Bulunmayıp Talep Artırımına Karşı Zamanaşımı Def’i İleri Sürdüğü – Şirket Vekilinin Süresinde Verdiği Cevabı Islah Yoluyla Davaya Karşı Yaptığı Zamanaşımı Def’i Geçerli Olup Mahkemece Zamanaşımı Def’inin Dikkate Alınmamasının Hatalı Olduğu )

BELİRSİZ ALACAK DAVASI ( Şirket Vekilinin Süresinde Verdiği Cevabı Islah Yoluyla Davaya Karşı Yaptığı Zamanaşımı Def’i Geçerli Olup Mahkemece Davaya Karşı Zamanaşımı Def’inin Dikkate Alınmamasının Hatalı Olduğu/Borçlar Kanunu Uyarınca Davalılar Arasında Eksik Teselsül Hali Kaldırıldığından Davalı Şirketin Yaptığı Zamanaşımı Def’inden Diğer Davalının da Yararlandırılması Gerektiği )

• TALEP ARTIRIMINA KARŞI YAPILAN ZAMANAŞIMI DEF’İ ( Dava Belirsiz Alacak Davası Olarak Açıldığından Talep Artırımına Karşı Yapılan Zamanaşımı Definin Sonuca Etkisi Olmadığı – İşçilik Alacaklarının Tahsili İstemi )

• ZAMANAŞIMI DEFİ ( İşçilik Alacaklarının Tahsili – Davalı Şirket Vekilinin Süresinde Verdiği Cevabı Islah Yoluyla Davaya Karşı Yaptığı Zamanaşımı Def’i Geçerli Olup Mahkemece Davaya Karşı Zamanaşımı Def’inin Dikkate Alınmamasının Hatalı Olduğu/Davalı Şirketin Yaptığı Zamanaşımı Def’inden Diğer Davalının Da Yararlandırılması Gerektiği )

• FAZLA MESAİ ALACAĞI ( Fazla Çalışmaların Yazılı Delil Yerine Tanık Beyanlarına Dayalı Olarak Hesaplanması Halinde İşçinin Normal Mesaisinin Üzerine Sürekli Olarak Aynı Şekilde Fazla Çalışması Mümkün Olmadığından Hastalık Mazeret İzin Gibi Nedenlerle Belirtildiği Şekilde Çalışamadığı Günlerin Olması Kaçınılmaz Olup Bu Durumda Karineye Dayalı Makul İndirim Yapılması Gerektiği/Tanık Beyanlarıyla İspatlanan Fazla Mesai Alacağından Karineye Dayalı İndirim Yapılmamasının Hatalı Olduğu )

• VEKALET ÜCRETİ ( Vekille Temsil Edilen Davalılar Lehine Maktu Ücretin Altında Bulunan Reddedilen Miktar Kadar Vekalet Ücretine Hükmedilmesi Gerektiğinin Gözetilmemesinin İsabetsiz Olduğu – İşçilik Alacaklarının Tahsili )

• HARÇ MASRAFI ( İşçilik Alacaklarının Tahsili İstemi – Davacının Yatırdığı Başvuru Harcı Vekalet Harcı ve Peşin Harcın Masraf Olarak Davalılara Yükletilmemesinin Hatalı Olduğu/Harç Masraflarının Kabul/Redde Göre Oranlanamayacağının Gözden Kaçırılmaması Gerektiği – Bozma Sebepleri Doğrultusunda Vekalet Ücreti Yargılama Gideri ve Harç Giderinin Değişebileceği )

6100/HMK 107,141

4857/m.41

ÖZET : Dava, işçilik alacaklarını tahsil istemine ilişkindir. Dava belirsiz alacak davası olarak açılmış, davalı şirket vekili süresinde verdiği cevabı ıslah ederek zamanaşımı def’inde bulunmuş, diğer davalı ise cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmayıp talep artırımına karşı zamanaşımı def’i ileri sürmüştür. Davalı şirket vekilinin süresinde verdiği cevabı ıslah yoluyla davaya karşı yaptığı zamanaşımı def’i geçerli olup mahkemece davaya karşı zamanaşımı def’inin dikkate alınmaması hatalıdır. Yeni Türk Borçlar Kanunu uyarınca davalılar arasında eksik teselsül hali kaldırıldığından davalı şirketin yaptığı zamanaşımı def’inden diğer davalı da yararlandırılmalıdır. Dava belirsiz alacak davası olarak açıldığından talep artırımına karşı yapılan zamanaşımı definin sonuca etkisi yoktur.

Fazla çalışmaların yazılı delil yerine tanık beyanlarına dayalı olarak hesaplanması halinde, işçinin normal mesaisinin üzerine sürekli olarak aynı şekilde fazla çalışması mümkün olmadığından, hastalık mazeret izin gibi nedenlerle belirtildiği şekilde çalışamadığı günlerin olması kaçınılmaz olup, bu durumda karineye dayalı makul indirim yapılmalıdır. Fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine doğrudan yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir. Somut uyuşmazlıkta; tanık beyanlarıyla ispatlanan fazla mesai alacağından karineye dayalı indirim yapılmaması hatalıdır. Vekille temsil edilen davalılar lehine maktu ücretin altında bulunan reddedilen miktar kadar vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Davacının yatırdığı başvuru harcı, vekalet harcı ve peşin harcın masraf olarak davalılara yükletilmemesi hatalıdır. Harç masraflarının kabul/redde göre oranlanamayacağı gözden kaçırılmamalıdır.Bozma sebepleri doğrultusunda vekalet ücreti, yargılama gideri ve harç giderinin değişebileceği gözden kaçırılmamalıdır.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmiş, davacı vekili tarafından katılma yoluyla temyiz edilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A- ) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, haksız yere işten çıkarıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, genel tatil ve yıllık izin alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

B- ) Davalı Cevabının Özeti:

Davalılar davanın reddini talep etmiştir.

C- ) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:

Mahkemece toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak genel tatil alacağı talebinin reddine, sair taleplerin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D- ) Temyiz:

Kararı davacı ve davalılar vekilleri temyiz etmiştir.

E- ) Gerekçe:

1- )Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- )Dava belirsiz alacak davası olarak açılmış, davalı şirket vekili süresinde verdiği cevabı ıslah ederek zamanaşımı def’inde bulunmuş, PTT vekili ise cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmayıp talep artırımına karşı zamanaşımı def’i ileri sürmüştür.

Davalı şirket vekilinin süresinde verdiği cevabı ıslah yoluyla davaya karşı yaptığı zamanaşımı def’i geçerli olup mahkemece davaya karşı zamanaşımı def’inin dikkate alınmaması hatalıdır. Yeni Türk Borçlar Kanunu uyarınca davalılar arasında eksik teselsül hali kaldırıldığından şirketin yaptığı zamanaşımı def’inden diğer davalı PTT de yararlandırılmalıdır. Dava belirsiz alacak davası olarak açıldığından talep artırımına karşı yapılan zamanaşımı definin sonuca etkisi yoktur.

3- ) Fazla çalışmaların yazılı delil yerine tanık beyanlarına dayalı olarak hesaplanması halinde, işçinin normal mesaisinin üzerine sürekli olarak aynı şekilde fazla çalışması mümkün olmadığından, hastalık mazeret izin gibi nedenlerle belirtildiği şekilde çalışamadığı günlerin olması kaçınılmaz olup, bu durumda karineye dayalı makul indirim yapılmalıdır ( Yargıtay HGK, 06.12.2017 tarih 2015/9-2698 E.-2017/1557 K. ).

Fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine doğrudan yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.

Somut uyuşmazlıkta; tanık beyanlarıyla ispatlanan fazla mesai alacağından karineye dayalı indirim yapılmaması hatalıdır.

4- ) Kabule göre vekille temsil edilen davalılar lehine maktu ücretin altında bulunan reddedilen miktar kadar vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hatalıdır.

5- ) Davacının yatırdığı başvuru harcı, vekalet harcı ve peşin harcın masraf olarak davalılara yükletilmemesi hatalıdır. Harç masraflarının kabul/redde göre oranlanamayacağı gözden kaçırılmamalıdır.

6- ) Yukarıdaki bozma sebepleri doğrultusunda vekalet ücreti, yargılama gideri ve harç giderinin değişebileceği gözden kaçırılmamalıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Hasarın Artmaya Devam Ettiği Durumlarda Belirsiz Alacak Davası Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ E. 2019/688 K. 2019/2616 T. 6.5.2019

• HAKSIZ EYLEM NEDENİYLE BİNADA OLUŞAN ZARARIN TAZMİNİ İSTEMİ ( Davanın Uyuşmazlığa Konu Evde Oluşan Hasarın Gün Geçtikçe Artmaya Devam Ettiği Belirtilerek Belirsiz Alacak Davası Olarak Açıldığı – Davanın Açıldığı Tarih İtibariyle Uyuşmazlığa Konu Hasarın Miktar veya Değerinin Tam ve Kesin Olarak Davacı Yönünden Belirlenebilirliği Söz Konusu Olmayıp Belirsiz Alacak Davası Olarak Açılmasında Bir Usulsüzlük Bulunmadığı/Mahkemece Davanın Kısmi Dava Olarak Açıldığının Kabulünün Hatalı Olduğu )

DAVANIN BELİRSİZ ALACAK DAVASI OLARAK AÇILMASI ( Evde Oluşan Hasarın Gün Geçtikçe Artmaya Devam Ettiği Belirtilerek Belirsiz Alacak Davası Olarak Açıldığı – Davanın Açıldığı Tarih İtibariyle Uyuşmazlığa Konu Hasarın Miktar veya Değerinin Tam ve Kesin Olarak Davacı Yönünden Belirlenebilirliği Söz Konusu Olmayıp Belirsiz Alacak Davası Olarak Açılmasında Bir Usulsüzlük Bulunmadığı/Mahkemece Davanın Kısmi Dava Olarak Açıldığının Kabulünün Hatalı Olduğu )

ZARAR MİKTARININ TESPİTİ ( Yapıda Oluşan Hasara İlişkin Bilirkişi Heyet Raporunun Oluşa Uygun Olduğu ve Dosya Kapsamı İtibariyle Zarar Miktarının Doğru Olarak Belirlendiği – Şu Durumda Bilirkişi Raporu ve Davacı Vekilinin Talep Artırım Dilekçesinin Miktarı Açıklama Dilekçesi Olduğu da Gözetilmek Suretiyle Zararın Hüküm Altına Alınması Gerektiği/Açıklanan Nedenle Kararın Bozulması Gerektiği )

6100/HMK 107

ÖZET : Dava, davalının haksız eylemi sonucu davacıya ait binada oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. Davanın uyuşmazlığa konu evde oluşan hasarın gün geçtikçe artmaya devam ettiği belirtilerek belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılmaktadır. Davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu hasarın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı yönünden belirlenebilirliği söz konusu olmayıp belirsiz alacak davası olarak açılmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Mahkemece davanın kısmi dava olarak açıldığının kabulü hatalıdır.

Yapıda oluşan hasara ilişkin bilirkişi heyet raporunun oluşa uygun olduğu, dosya kapsamı itibariyle zarar miktarının doğru olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Şu durumda bilirkişi raporu ve davacı vekilinin talep artırım dilekçesinin miktarı açıklama dilekçesi olduğu da gözetilmek suretiyle zararın hüküm altına alınması gerekir. Açıklanan nedenle kararın bozulması gerekir.

DAVA : Davacı vekili tarafından, davalı … Enerji Üretim AŞ aleyhine 27/09/2013 gününde verilen dilekçeyle maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 23/11/2017 tarihli kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

KARAR : 1- )Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının tüm temyiz itirazları reddedilmelidir.

2- )Davacının temyiz itirazlarına gelince;

Dava, davalının haksız eylemi sonucu davacıya ait binada oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, belirsiz alacak istemli dava dilekçesinde müvekkilinin evinin yakınındaki baraj yapım çalışmaları sırasında ağır tonajlı kamyonların evin hemen önünde bulunan toprak yoldan geçmeleri nedeni ile evinde hasar oluştuğunu, hasarın gün geçtikçe arttığını iddia ederek uğranılan zararın davalıdan tazmini isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili, zarardan yüklenici firmanın sorumlu olacağını, dava konusu zararın müvekkilinin faaliyetlerinden kaynaklanmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, davanın kısmi dava olup davacının talep artırım dilekçesininde ıslah niteliğinde olduğu gerekçesiyle arttırılan bölüm yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, dava dilekçesi ile talep edilen miktar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinde; eldeki davanın uyuşmazlığa konu evde oluşan hasarın gün geçtikçe artmaya devam ettiği belirtilerek HMK 107. maddesi kapsamında belirsiz alacak davası olarak açıldığı anlaşılmaktadır. Davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu hasarın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı yönünden belirlenebilirliği söz konusu olmayıp belirsiz alacak davası olarak açılmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Mahkemece davanın kısmi dava olarak açıldığının kabulü doğru değildir.

Öte yandan dava konusu yapıda oluşan hasara ilişkin 23/10/2014 tarihli bilirkişi heyet raporunun oluşa uygun olduğu, dosya kapsamı itibariyle zarar miktarının doğru olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Şu durumda 23/10/2014 tarihli bilirkişi raporu ve davacı vekilinin talep artırım dilekçesinin miktarı açıklama dilekçesi olduğu da gözetilmek suretiyle zararın hüküm altına alınması gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın, yukarıda ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının ( 1 ) numaralı bentte gösterilen nedenlerle reddine ve davacıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 06.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Alacağın Yargılama Sırasında Belirlenecek Olması ve Belirsiz Alacak Davası Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ E. 2019/1174 K. 2019/3877 T. 21.2.2019

• KIDEM VE İHBAR TAZMİNATI ( Tazminata Esas Ücretin Belirlenmesinde Dikkate Alınacak Olan ve Ayni Olarak Sağlanan Yemek Yardımının Yargılama Sırasında Belirlenecek Olması Sebebi İle Tazminata Esas Ücretin Belirlenmesinin Davacıdan Beklenemeyeceği – Maddi Hataya Dayalı Bozma Kararına Uyulması Taraflar Lehine Usuli Kazanılmış Hak Oluşturmayacağından Davanın Belirsiz Alacak Davası Olarak Açılması Mümkün Olup İşin Esasına Girilerek Karar Verilmek Üzere Kararın Yeniden Bozulması Gerektiği )

USULİ KAZANILMIŞ HAK ( Yargıtayca Temyiz İncelemesinin Yapıldığı Sırada Dosyada Bulunan Bir Belgenin Gözden Kaçırılmasının Maddi Hata Nedeni Olduğu/Maddi Hataya Dayanan Bozma ya da Onama İlamının Usuli Kazanılmış Hak Oluşturmayacağı – Dava Dilekçesinde Davacı Vekili Tarafından Tazminata Esas Ücretin Belirlenmesinde Dikkate Alınacak Olan Yemek Yardımının Ayni Olarak Sağlandığı Bildirilmiş Olup Davanın Belirsiz Alacak Davası Olarak Açılmasının Usul ve Yasaya Uygun Olduğu )

BELİRSİZ ALACAK DAVASI ( Ayni Olarak Sağlanan Yemek Yardımının Yargılama Sırasında Belirlenecek Olması Sebebi İle Tazminata Esas Ücretin Belirlenmesinin Davacıdan Beklenemeyeceği – Maddi Hataya Dayalı Bozma Kararına Uyulması Taraflar Lehine Usuli Kazanılmış Hak Oluşturmayacağından Davanın Belirsiz Alacak Davası Olarak Açılması Mümkün Olup İşin Esasına Girilerek Karar Verilmek Üzere Kararın Yeniden Bozulması Gerektiği )

6100/HMK 107

ÖZET : Dava, kıdem ve ihbar tazminatlarının tahsili istemine ilişkindir.

Davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı gerekçesiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma yapılmışsa da; dava dilekçesinde davacı vekili tarafından tazminata esas ücretin belirlenmesinde dikkate alınacak olan yemek yardımının ayni olarak sağlandığı bildirilmiş olup, ayni olarak sağlanan yemek yardımının yargılama sırasında belirlenecek olması sebebi ile tazminata esas ücretin belirlenmesi davacıdan beklenemez. Maddi hataya dayalı bozma kararına uyulması taraflar lehine usuli kazanılmış hak oluşturmayacağından, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün olup, işin esasına girilerek karar verilmek üzere kararın yeniden bozulması gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi F. Yücesoy tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, iş sözleşmesinin haklı ve geçerli bir sebep olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı tarafından temyizi üzerine Dairemizce, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmayacağı ve usulden reddi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyan Mahkemece, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı gerekçesiyle usulden reddine karar verilmiştir.

Temyiz:

Kararı davacı temyiz etmiştir.

Gerekçe:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarih 1987/2-520 esas, 1988/89 karar sayılı kararında, Yargıtay’ca temyiz incelemesinin yapıldığı sırada dosyada bulunan bir belgenin gözden kaçırılması, maddi hata nedeni olarak açıklanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kökleşmiş içtihatları maddi hataya dayanan bozma ya da onama ilamının usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı yönündedir ( Yargıtay HGK 17.012007gün 2007/9-13 esas 2007/17 karar ve Yargıtay HGK 25.06.2008 gün 2008/11-448 esas, 2008/454 karar ).

Ayrıca belirtmek gerekir ki, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 gün ve 1957 /13 esas, 1959 karar ve 09.05.1960 gün 1960/21 esas, 1960/9 karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere Yargıtay’ca maddi hata sonucunda verilen bir karara mahkemece uyulsa dahi usuli kazanılmış hak oluşmaz.

Somut olayda; her ne kadar Dairemizce davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı gerekçesiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma yapılmışsa da; dava dilekçesinde davacı vekili tarafından tazminata esas ücretin belirlenmesinde dikkate alınacak olan yemek yardımının ayni olarak sağlandığı bildirilmiş olup, ayni olarak sağlanan yemek yardımının yargılama sırasında belirlenecek olması sebebi ile tazminata esas ücretin belirlenmesi davacıdan beklenemez. Dairemizce bu husus gözden kaçırılarak maddi hataya dayalı olarak yazılı şekilde bozma yapılmışsa da; maddi hataya dayalı bozma kararına uyulması taraflar lehine usuli kazanılmış hak oluşturmayacağından, somut dosya bakımından davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün olup, işin esasına girilerek karar verilmek üzere kararın yeniden bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Belirsiz Alacak Davasında Talep Artırım Dilekçesine Üzerine İleri Sürülen Zamanaşımı Def’i Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2016/18091 K. 2019/1007 T. 15.1.2019

• İŞÇİLİK ALACAKLARI İSTEMİ ( Dava Belirsiz Alacak Davası Olup Talep Artırım Dilekçesi Üzerine İleri Sürülen Zamanaşımı Def’inin Dikkate Alınmasının Hatalı Olduğu – Dava Süresince Tarafların Yargılamaya İlişkin Her İşleminden veya Hâkimin Her Kararından Sonra Zamanaşımı Yeniden İşlemeye Başlayacağı )

FAİZ ( Dava ve Talep Artırım Dilekçesinde Kıdem Tazminatı Dışındaki Alacakları İçin Temerrüt Tarihinden İtibaren İşleyecek Faize Hükmedilmesi İstendiği – Davacının Davalıya Gönderdiği İhtarı ve İhtarda Verilen Süre Göz Önüne Alınarak Kıdem Tazimatı Dışındaki Alacakları İçin Temerüt Tarihinden İtibaren Faize Hükmedileceği/Dava ve Islah Tarihlerine Göre Faizlerin Belirlenmesinin İsabetsiz Olduğu )

FAZLA ÇALIŞMA ALACAĞI ( Davacının İki Tanığı Olup Tanıklardan Birinin İşverene Karşı Benzer Taleplerle Açtığı Davasının Olduğu Gibi İki Tanığın Beyanları da Birbiri İle Örtüşmediği – Aynı İşverene Karşı Benzer Teleplerle Açılan Bir Kısım Davalarda İşyerinde Haftada 18 Saat Fazla Çalışma Yapıldığının Kabul Edildiği/Davacının Haftalık 18 Saat Fazla Çalışma Yaptığının Kabulünün Dosya Kapsamına Uygun Olacağı )

ZAMANAŞIMI ( Dava Süresince Tarafların Yargılamaya İlişkin Her İşleminden veya Hâkimin Her Kararından Sonra Zamanaşımı Yeniden İşlemeye Başlayacağı – Dava Belirsiz Alacak Davası Olup Talep Artırım Dilekçesi Üzerine İleri Sürülen Zamanaşımı Def’inin Dikkate Alınmasının Hatalı Olduğu/İşçilik Alacakları İstemi )

BORDROLARIN HİLELİ OLDUĞU İDDİASI ( Fazla Çalışma Alacağı İstemi – Sunulu Bordorların İmzalı Olduğu Değişen Miktarlarda Saat ve Miktar Olarak Fazla Çalışma Tahakkuku Olduğu ve Ele Geçen Ücretin de Değiştiği/Bilirkişi Raporunda da Belirtiği Üzere Bordrolama Hilesi Olduğunun Söylenemeyeceği )

6098/m.157

6100/HMK 107

ÖZET : Dava; kıdem tazminatı ile fazla çalışma, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Tahsil talepli belirsiz alacak davasında, dava tarihinde alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 157. maddesi uyarınca, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Bu nedenle yargılama sırasında alacağın zamanaşımına uğradığından söz edilemeyeceğinden, davacının talep artırım dilekçesi üzerine ileri sürülen zamanaşımı definin de sonuca bir etkisi olmaz. Somut uyuşmazlıkta, dava 6100 Sayılı Kanun’un 107. maddesine göre açılmış belirsiz alacak davası olup talep artırım dilekçesi üzerine ileri sürülen zamanaşımı def’inin dikkate alınması hatalıdır. Davacı, dava ve talep artırım dilekçesinde kıdem tazminatı dışındaki alacakları için temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faize hükmedilmesini istemiştir. Mahkemece davacının davalıya gönderdiği ihtarı ve ihtarda verilen süre göz önüne alınarak kıdem tazimatı dışındaki alacakları için temerüt tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, dava ve ıslah tarihlerine göre faizlerin belirlenmesi isabetsizdir.

Davacı, davalı işyerinde fazla çalışma yaptığını ileri sürerek alacak talep etmiş, davalı ise davacı iddiasının doğru olmadığını savunmuştur. Söz konusu alacağın varlığını ipatlama yükü davacı da olup davacı delil olarak tanık beyanlarına dayanmıştır. Davacının iki tanığı olup tanıklardan birinin işverene karşı benzer taleplerle açtığı davasının olduğu anlaşıldığı gibi iki tanığın beyanları da birbiri ile örtüşmemektedir. Öte yandan davacı tarafça sunulan aynı işverene karşı benzer teleplerle açılan bir kısım davalarda işyerinde haftada 18 saat fazla çalışma yapıldığı kabul edilmiştir. Buna göre eldeki davadaki delil durumu da nazara alındığında davacının haftalık 18 saat fazla çalışma yaptığının kabulü dosya kapsamına uygun olacaktır. Mahkemece birbiri ile örtüşmeyen tanık beyanlarına göre haftalık 24 saat fazla çalışma kabulü hatalıdır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda fazla çalışma hesabı yapılırken bordrolarda gösterilen fazla çalışma ödemelerinin mahsubu yapılmıştır. Davacı ise mahsuba itiraz ederek bordorların hileli şekilde düzenlendiğini, gerçeği yansıtmadığını, fazla çalışmalarına dair bir ödeme almadığını ileri sürmüştür. Her ne kadar davacı tarafça emsal olarak gösterilen benzer talepli bir kısım davalarda bordroların gerçeği yansıtmadığı kabul edilmiş ise de, eldeki dava yönünden yapılan incelemede; sunulu bordorların imzalı olduğu, değişen miktarlarda saat ve miktar olarak fazla çalışma tahakkuku olduğu ve ele geçen ücretin de değiştiği görülmüştür. Buna göre bilirkişi raporunda da belirtiği üzere bordrolama hilesi olduğu söylenemez. Ancak bordrodaki tahakkuklar ile banka ödemeleri de örtüşmemektedir. Buna göre Mahkemece davalı tarafa bu durum açıklattırılarak fazla çalışma tahakkuku olup bordro bedelinin de ödendiği aylar hesaplamada dışlanmalıdır. Ödeme yapıldığı ispatlanamayan aylar da ise ödeme yapılmadığının kabulüyle fazla çalışma alacağı belirlenmelidir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi davalı avukatının duruşma talebi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15/01/2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat … ile karşı taraf adına Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A- ) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, davalıya ait …’daki işyerinde grayder operatörü olarak çalışırken ücretlerinin gerektiği gibi ödenmemesi üzerine iş sözleşmesini haklı olarak fesh ettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile fazla çalışma, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının tahsilini, istemiştir.

B- ) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı, davacının sebep bildirmeden işi bıraktığını, taleplerinin haksız olduğunu, savunarak davanın reddini istemiştir.

C- ) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, iş sözleşmesinin ücretlerin gerektiği gibi ödenmemesi üzerine davacı tarafça haklı olarak fesh edildiği buna göre davacının kıdem tazminatına hak kazandığı gibi fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacakları olduğu ancak yıllık izin ücreti alacağı olmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, karar verilmiştir.

D- ) Temyiz:

Kararı taraflar temyiz etmiştir.

E- ) Gerekçe:

1- ) Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- ) Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.

Tahsil talepli belirsiz alacak davasında, dava tarihinde alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 157. maddesi uyarınca, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Bu nedenle yargılama sırasında alacağın zamanaşımına uğradığından söz edilemeyeceğinden, davacının talep artırım dilekçesi üzerine ileri sürülen zamanaşımı definin de sonuca bir etkisi olmaz.

Somut uyuşmazlıkta, dava 6100 Sayılı Kanun’un 107. maddesine göre açılmış belirsiz alacak davası olup, yukarıda açıklandığı üzere talep artırım dilekçesi üzerine ileri sürülen zamanaşımı def’inin dikkate alınması hatalıdır.

3- ) Davacı, dava ve talep artırım dilekçesinde kıdem tazminatı dışındaki alacakları için temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faize hükmedilmesini istemiştir.

Mahkemece davacının davalıya gönderdiği 11/04/2014 tarihli ihtarı ve ihtarda verilen süre göz önüne alınarak kıdem tazimatı dışındaki alacakları için temerüt tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken, dava ve ıslah tarihlerine göre faizlerin belirlenmesi isabetsizdir.

4- ) Davacı, davalı işyerinde fazla çalışma yaptığını ileri sürerek alacak talep etmiş, davalı ise davacı iddiasının doğru olmadığını savunmuştur.

Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı tanık beyanlarına göre davacının haftada 24 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır.

Söz konusu alacağın varlığını ispatlama yükü davacı da olup davacı delil olarak tanık beyanlarına dayanmıştır.

Davacının iki tanığı olup tanıklardan H. D.’nin işverene karşı benzer taleplerle açtığı davasının olduğu anlaşıldığı gibi iki tanığın beyanları da birbiri ile örtüşmemektedir. Öte yandan davacı tarafça sunulan aynı işverene karşı benzer taleplerle açılan bir kısım davalarda işyerinde haftada 18 saat fazla çalışma yapıldığı kabul edilmiştir. Buna göre eldeki davadaki delil durumu da nazara alındığında davacının haftalık 18 saat fazla çalışma yaptığının kabulü dosya kapsamına uygun olacaktır.

Mahkemece birbiri ile örtüşmeyen tanık beyanlarına göre haftalık 24 saat fazla çalışma kabulü hatalıdır.

5- ) Hükme esas alınan bilirkişi raporunda fazla çalışma hesabı yapılırken bordrolarda gösterilen fazla çalışma ödemelerinin mahsubu yapılmıştır. Davacı ise mahsuba itiraz ederek bordorların hileli şekilde düzenlendiğini, gerçeği yansıtmadığını, fazla çalışmalarına dair bir ödeme almadığını ileri sürmüştür.

Her ne kadar davacı tarafça emsal olarak gösterilen benzer talepli bir kısım davalarda bordroların gerçeği yansıtmadığı kabul edilmiş ise de, eldeki dava yönünden yapılan incelemede; sunulu bordorların imzalı olduğu, değişen miktarlarda saat ve miktar olarak fazla çalışma tahakkuku olduğu ve ele geçen ücretin de değiştiği görülmüştür. Buna göre bilirkişi raporunda da belirtiği üzere bordrolama hilesi olduğu söylenemez. Ancak bordrodaki tahakkuklar ile banka ödemeleri de örtüşmemektedir. Buna göre Mahkemece davalı tarafa bu durum açıklattırılarak fazla çalışma tahakkuku olup bordro bedelinin de ödendiği aylar hesaplamada dışlanmalıdır. Ödeme yapıldığı ispatlanamayan aylar da ise ödeme yapılmadığının kabulüyle fazla çalışma alacağı belirlenmelidır.

Eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 2.037,00 TL. duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, davalı yararına takdir edilen 2.037,00 TL. duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 15.01.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Hayat Sigortası Primlerinde Belirsiz Alacak Davası Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2017/2870 K. 2018/6490 T. 18.10.2018

• BİRİKİMLİ HAYAT SİGORTASI POLİÇESİNDEN KAYNAKLANAN PRİM VE NEMALARIN TAHSİLİ ( Davanın Belirsiz Alacak Davası Olarak Açıldığı Dava Dilekçesinde Açıkça Belirtilmiş Olup Davaya Konu Alacak Açısından Miktarın Belirsiz Nitelikte Olduğu/Davanın Belirsiz Alacak Davasına İlişkin Hükümlere Göre Açılabileceği ve Davacının Hukuki Yararının Bulunduğu – Toplam Prim Tutarının Dahi Dava Tarihi İtibariyle Tüketici Hakem Heyetlerine Başvurulması Gereken Tutarın Üzerinde Olduğu/Davanın Esasına Girilerek Karar Verilmesi Gerektiği )

• BELİRSİZ ALACAK DAVASI ( Birikimli Hayat Sigortası Poliçesinden Kaynaklanan Prim ve Nemaların Tahsili/Davanın Bu Şekilde Açıldığının Dava Dilekçesinde Açıkça Belirtilmiş Olup Davaya Konu Alacak Açısından Miktarın Belirsiz Nitelikte Olduğu/Davanın Belirsiz Alacak Davasına İlişkin Hükümlere Göre Açılabileceği ve Davacının Hukuki Yararının Bulunduğu – Toplam Prim Tutarının Dahi Dava Tarihi İtibariyle Tüketici Hakem Heyetlerine Başvurulması Gereken Tutarın Üzerinde Olduğu/Davanın Esasına Girilerek Karar Verilmesi Gerektiği )

• DAVA ŞARTI ( Birikimli Hayat Sigortası Poliçesinden Kaynaklanan Prim ve Nemaların Tahsili/Davanın Alacak Açısından Miktarın Belirsiz Nitelikte Olduğu – Davanın Belirsiz Alacak Davasına İlişkin Hükümlere Göre Açılabileceği ve Davacının Hukuki Yararının Bulunduğu – Toplam Prim Tutarının Dahi Dava Tarihi İtibariyle Tüketici Hakem Heyetlerine Başvurulması Gereken Tutarın Üzerinde Olduğu/Davanın Esasına Girilerek Karar Verilmesi Gerektiği )

6502/m.3/1

6100/HMK 107

ÖZET : Dava, birikimli hayat sigortası poliçesine dayalı olarak ödenen primler ve nemaların tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı dava dilekçesinde açıkça belirtilmiş olup davaya konu alacak, açısından miktarın belirsiz nitelikte olduğu gözönüne alındığında davanın belirsiz alacak davasına ilişkin hükümlere göre açılabileceği ve davacının hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir. Davacının sorumlu olduğu toplam prim tutarının dahi dava tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerine başvurulması gereken tutarın üzerinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla davanın esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada 12. Tüketici Mahkemesi’nce verilen 08.04.2016 tarih ve 2016/426-2016/983 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili; taraflar arasında 25.07.2012 başlangıç tarihli birikimli hayat sigortası poliçesinin düzenlendiğini, davacının poliçe gereğince davalıya 6.000 TL civarı ödeme yaptığını, davacının ekonomik sebepler ile bir süre sonra sistemden çıkıp o güne kadar yaptığı ödemenin iadesini talep ettiğini, davalının sadece 570,00 TL ödeme yapabileceğini belirttiğini, ancak bu meblağı dahi ödemediğini, davalının %2 ile %10 arasında değişen oranlarda ek kazanç vaadinde bulunduğunu dolayısıyla elde edilen ek kazanç ile beraber iadesi gereken rakamın tam olarak bilinmediğini, sigorta poliçesinin matbu olarak hazırlandığını, müzakere edilmediğini, hükümlerinin haksız şart mahiyetinde olduğunu iddia ederek fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik 2.000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Ön inceleme aşamasında duruşma yapılmaksızın karar verildiğinden davalıya tebligat yapılmamıştır.

Mahkemece iddia ve tüm dosya kapsamına göre; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, kısmi dava olarak açılması halinde dahi davaya konu edilen miktarın 6502 Sayılı Kanun’un 68. maddesinde belirtilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının üstünde olması gerektiği, talep edilen miktarın dava tarihi itibari ile hakem heyetine zorunlu başvuru sınırı olan 3.480,00 TL’nin altında bulunduğu tüketici hakem heyetine başvuru yapılmadan tüketici mahkemesi nezdinde dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın HMK’nın 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, birikimli hayat sigortası poliçesine dayalı olarak ödenen primler ve nemaların tahsili istemine ilişkindir. Davacı, davalı sigorta şirketine ödediği prim tutarın 6.000 TL olduğunu, buna değişen oranlarda nemaların da ilave edilmesi gerektiğini, bu sebeple iade edilmesi gereken meblağın tam olarak bilinmediğini ileri sürerek ve fazlaya dair haklarını saklı tutarak belirsiz alacak davasına dair HMK 107. maddesi çerçevesinde işbu davayı ikame etmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesiyle, mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. 6100 Sayılı HMK 107. maddesi; ” ( 1 ) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. ( 2 ) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. ( 3 ) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” hükmünü içermektedir.

Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. Belirsiz alacak davasında bir miktarın tahsili yanında, kalan tutarın tespiti istenebilecek ve yargılama sırasında belirlendiğinde kalan miktar da talep edilebilecektir. Buna göre somut olayda; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı dava dilekçesinde açıkça belirtilmiş olup davaya konu alacak, açısından miktarın belirsiz nitelikte olduğu gözönüne alındığında davanın 6100 Sayılı HMK 107. maddesine göre açılabileceği ve davacının hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir. Davanın açıldığı tarihte 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3. maddesinde ” ( 1 ) Tüketici hakem heyetlerinin, uyuşmazlıklara bakmakla görevli olmalarına dair parasal sınırlar;

a- ) İlçe tüketici hakem heyetlerine başvuru için üst parasal sınır, 2.320 Türk Lirası,

b- ) Büyükşehir statüsünde olan illerdeki il tüketici hakem heyetlerine başvuru için parasal sınır, 2.320 Türk Lirası ile 3.480 Türk Lirası arası,

c- ) Büyükşehir statüsünde olmayan illerin merkezlerindeki il tüketici hakem heyetlerine başvuru için üst parasal sınır, 3.480 Türk Lirası,

ç ) Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde, il tüketici hakem heyetlerine başvuru için parasal sınır, 2.320 Türk Lirası ile 3.480 Türk Lirası arası” olarak tespit edilmiştir.

Davacının sorumlu olduğu toplam prim tutarının dahi dava tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerine başvurulması gereken tutarın üzerinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla davanın esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı lehine bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 18.10.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Belirsiz Alacak Davasında Artırılan Miktar İçin Islah Tarihinden İtibaren Faize Hükmedilmesi Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2015/22437 K. 2018/17947 T. 10.10.2018

• İŞÇİLİK ALACAKLARININ TAHSİLİ İSTEMİ ( Davanın Belirsiz Alacak Davası Olarak Açıldığı – Alacak Belirlendikten Sonra 6100 S.K. Md. 107/2 Uyarınca Talep Arttırım veya Islah Yöntemiyle Dava Değerinin Belirlenen Miktarlara Yükseltilmesinin Mümkün Olduğu/Bunun İçin Dava Dilekçesinde Fazlaya Dair Hakların Saklı Tutulmasına Gerek Olmadığı – Mahkemece Dava Dilekçesinde Fazlaya Dair Haklar Saklı Tutulmadığı Gerekçesiyle Islaha Değer Verilmemesinin Bozmayı Gerektirdiği )

• ISLAH ( Belirsiz Alacak Davası/Dava Değerinin Arttırım veya Islah Yöntemiyle Belirlenen Miktarlara Yükseltilebileceği – Dava Dilekçesinde Fazlaya Dair Haklar Saklı Tutulmadığı Gerekçesiyle Islaha Değer Verilmemesinin İsabetsiz Olduğu )

• FAİZ BAŞLANGICI ( Belirsiz Alacak Davasının Bir Türü Olan Kısmi Eda Külli Tespit Talepli Davalarda Faiz Başlangıcının Kısmi Dava Esaslarıyla Aynı Olması Sebebiyle Dava Dilekçesi İle İstenilen Miktar İçin Dava/Islah İle Attırılan Miktar İçin İse Islah Tarihinden İtibaren Faize Hükmedilmesi Gerektiği – İşçilik Alacaklarının Tahsili İstemi )

6100/HMK 107/2

ÖZET : Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı bilirkişi raporu ile alacaklarının tespit edilmesi üzerine ıslah dilekçesi ile taleplerini arttırmış, Mahkemece davacı tarafça dava dilekçesinde fazlaya dair hakların saklı tutulmadığı gerekçesiyle bu hususta hüküm kurulmasına yer olmadığına, yapılan ıslahın geçersizliğine karar verilmiştir.

Dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup alacak belirlendikten sonra HMK 107/2.maddesine göre talep arttırım veya ıslah yöntemiyle dava değerinin belirlenen miktarlara yükseltilmesi mümkündür. Bunun için dava dilekçesinde fazlaya dair hakların saklı tutulmasına gerek yoktur. Mahkemece dava dilekçesinde fazlaya dair haklar saklı tutulmadığı gerekçesiyle ıslaha değer verilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Diğer taraftan belirsiz alacak davasının bir türü olan kısmi eda, külli tespit talepli davalarda, faiz başlangıcının kısmi dava esaslarıyla aynı olması sebebiyle dava dilekçesi ile istenilen miktar için dava, ıslah ile attırılan miktar için ise ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gözden kaçırılmamalıdır.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A- ) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının fazla mesai, bayram tatili ve genel tatil ücretlerinin ödenmemesi sebebiyle İş K. m 24/II kapsamında iş sözleşmesini feshettiğini, davacı işçinin şoför olarak çalıştığını, haftanın 6 günü 8.00-20.00 saatleri arasında çalıştığını, haftada 2 gün Avrupa Yakasına gittiği için dönüş yasağı sebebiyle 22.00’a kadar çalıştığını, bir ayda 6 gün gemi geldiği dönemde yük taşıma işinin 24 saat sürdüğünü, dini bayram günleri dışındaki resmi tatil ve genel tatil günlerinde çalıştığını, yıllık ücretli izinlerini kullanmadığını, Temmuz-2013 dönemi aylık ücretinin ödenmediğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, yıllık izin ücreti ve ücret alacağını istemiştir.

B- ) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının, 16.07.2013 tarihinde haklı bir neden olmadan iş sözleşmesini feshettiğini, davacı işçinin son aylık net ücretinin 1.000,00 TL olduğunu, haftanın 5 günü 8.30-18.00 saatleri arasında çalıştığını, davacı işçi şoför olarak çalıştığı için fazla mesai yapmadığını, bayram ve genel tatil günlerinde çalışmadığını, ücretlerinin ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

C- ) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D- ) Temyiz:

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

E- ) Gerekçe:

1- )Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- )Dosya içeriğine göre, davacı bilirkişi raporu ile alacaklarının tespit edilmesi üzerine 18.10.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile taleplerini arttırmış, Mahkemece davacı tarafça dava dilekçesinde fazlaya dair hakların saklı tutulmadığı gerekçesiyle bu hususta hüküm kurulmasına yer olmadığına, yapılan ıslahın geçersizliğine karar verilmiştir.

Dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup alacak belirlendikten sonra HMK 107/2.maddesine göre talep arttırım veya ıslah yöntemiyle dava değerinin belirlenen miktarlara yükseltilmesi mümkündür. Bunun için dava dilekçesinde fazlaya dair hakların saklı tutulmasına gerek yoktur. Mahkemece dava dilekçesinde fazlaya dair haklar saklı tutulmadığı gerekçesiyle ıslaha değer verilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Diğer taraftan belirsiz alacak davasının bir türü olan kısmi eda, külli tespit talepli davalarda, faiz başlangıcının kısmi dava esaslarıyla aynı olması sebebiyle dava dilekçesi ile istenilen miktar için dava, ıslah ile attırılan miktar için ise ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gözden kaçırılmamalıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine 10.10.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Kanunun Yürürlüğe Girmesinden Önce Açılan Davaların Belirsiz Alacak Davası Olamayacağı Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2017/2307 K. 2017/10744 T. 18.12.2017

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Talep Artırım Adı Altında Sunulan Islah Dilekçesinin Davalı Vekiline Tebliğ Edildiği – Davalı Vekili Tarafından Açıkça Zamanaşımı Define Dayanıldığı Gözetilerek Karar Verilmesi Gerekirken Zamanaşımına Uğrayan Taleplerin de Kabulü Yönüyle Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğu )

• KANUNLARIN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI ( Dava Dilekçesinin Mahkemeye Verilmesi ve Gerekli Harçların Yatırılması İle Tamamlanan Dava Açılması İşleminde Diğer Bir İfade İle Davanın Açıldığı Tarihte Yürürlükte Bulunan Mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Hükümlerinin Uygulanması Gerektiği – Maddi ve Manevi Tazminat )

• BELİRSİZ ALACAK DAVASI ( 6100 Sayılı Hmk İle Hukukumuza Giren Belirsiz Alacak Davasına Dair Hükümlerin 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun Yürürlükte Olduğu Tarihte Açılan Davada Uygulanma İmkânı Bulunmadığı – Kısmi Davanın Belirsiz Alacak Davasına Dönüşmeyeceği )

6100/HMK 107

ÖZET : Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Somut olay yönünden; dava dilekçesinin mahkemeye verilmesi ve gerekli harçların yatırılması ile tamamlanan dava açılması işleminde, diğer bir ifade ile davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ( HUMK ) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Buna göre, 6100 Sayılı HMK ile hukukumuza giren belirsiz alacak davasına dair hükümlerin, somut uyuşmazlıkta uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Buna göre kısmi davanın belirsiz alacak davasına dönüşmeyeceği ortadadır. Bu kapsamda, talep artırım adı altında sunulan ıslah dilekçesinin davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekili tarafından açıkça zamanaşımı def’ine dayanıldığı gözetilerek karar verilmesi gerekirken zamanaşımına uğrayan taleplerin de kabulü yönüyle hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.

DAVA : Gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı İstemi:

Davacı vekili, 20.12.2010 tarihli dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıya bağlı … Elektrik Dağıtım AŞ’ye ait iş yerinde hizmet aktiyle çalıştığını, 07/02/2003 tarihinde iş kazası yaşadığını ve omurlarda bulanan L2 kemiği ve belde bulunan L3 kemikleri ile leğen kemiğinin kırıldığını, cismani zararın oluştuğunu, olayın alçak gerilim direğinde bakım çalışması işlemi tamamlandıktan sonra, beton direkten inerken direğe dayalı alüminyum merdivenin kırılması üzerine yere düşme biçiminde meydana geldiğini iddia ederek 1.000,00TL maddi tazminatın davalıdan tahlisini dava etmiş, birleşen dosyada ise davacı vekili 10.000,00TL maddi, 30.000,00TL manevi tazminat istemiş ve daha sonra talep artımı ile toplam 50.916,83TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı Cevabı:

Davalı vekili, 18.01.2011 tarihli cevap dilekçesinde özetle; olayda bir yıllık zamanaşımının dolduğunu, olayın meydana geldiği yer sebebiyle … İş Mahkemesi’nin yetkili olduğunu, davacının emniyet kemeri takması halinde merdiven kırılsa dahi kazanın meydana gelmeyeceğini, kazada davacının kusurlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi’nin Gerekçesi ve Kararı :

Davacı …’ın, davalı iş yerinde kadrolu işçi olarak çalıştığı ve 07/02/2003 tarihinde saat 11:00 sıralarında … Sitesi mevkiinde yıldırım düşmesi sonucu kırılan izolatör ve bozulan elektrik iletim tellerini düzelttikten sonra emniyet kemerini çözüp, sürgülü aliminyum direkten inerken merdivenin kırılması sonucu 7-8 metre yükseklikten yere düştüğü ve %35,2 sürekli işgöremezlik durumuna girdiği, davacıya iş kazası meslek hastalığı kolundan gelir bağlandığı, alınan bilirkişi kurul raporunda kazanın oluşumunda davalı işverenin %70, kazalı işçinin ise %30 oranında kusurlu bulundukları, davacı vekilinin 21.10.2016 tarihli ıslah dilekçesinde 10.000,00TL maddi, 30.000,00TL manevi tazminat istenildiği, yargılama sırasında 6100 Sayılı HMK’nun yürürlüğe girdiği gerekçesi ile birleşen davanın açıldığı ve maddi tazminatın tespiti talebinde bulunulduğu, 21.10.2016 tarihli dilekçeyle bakiye 39.916,83TL maddi zararın daha tahsilinin istenildiği özetlenerek, yargılama sırasında değişen usul kurallarının hemen yürürlüğe girdiği ve birleşen dava ile zamanaşımının kesildiği gerekçeleri ile davacının çektiği acı ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları, ülkenin ekonomik koşulları, paranın alım gücü, tarafların kusur oranları ve olay tarihi kapsamında davanın kısmen kabulüyle 50.916,83TL maddi, 20,000,00TL manevi tazminatın 07/02/2003 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine dair hüküm tesis edilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi’nin Gerekçesi ve Kararı :

Birleşen davada, maddi tazminatın belirsiz alacak davası şeklinde tespiti istenerek 21.10.2016 tarihli dava ile bedelin artırıldığı, dava tarihi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. ve 448. maddeleri nazara alındığında talebin yerinde olduğu, iş kazasının 07.02.2003 tarihinde gerçekleştiği ve birleşen dava tarihi olan 01.02.2013 günü itibariyle gerek 818 Sayılı Kanun’un 125 ve gerekse 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde belirtilen 10 yıllık zaman aşımı süresinin geçmediği, takdir edilen manevi tazminat tutarının makul sınırlar içinde olduğu değerlendirilmiş, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri kapsamında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile tarafların istinaf başvurularında esas yönünden ret kararı verilmiştir.

Temyiz:

Davalı şirket vekili özetle; Manevi tazminatın fazla olduğunu, maddi ve manevi tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, olayın 2003 yılında gerçekleştiğini, kusuru kabul etmediğini savunarak kararın bozulmasını istemiştir.

Davacı vekili temyize cevabında özetle; Manevi tazminata yönelik itirazların haksız olduğunu, birleşen dava dosyasının 01.02.2013 tarihinde açıldığını ve belirsiz alacak talebinde bulunulduğunu, henüz 10 yıllık sürenin geçmediğini, HMK m. 448 uyarınca HMK nın derhal yürürlüğe gireceğini, daha sonra tamamlama harcı ile talebin artırıldığını, bu kapsamda temyiz itirazların reddedilmesi gerektiğini beyan etmiştir.

F- ) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:

Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi ile aşağıdaki gibi karar verilmiştir.

Dosya kapsamına göre davacının, davalıya ait iş yerinde elektrik hat işçisi olarak çalıştığı ve 1956 yılı doğumlu olduğu, iş kazasının 07.02.2003 günü gerçekleştiği ve olayın SGK Başkanlığı tarafından iş kazası olarak kabul edildiği, davacıya iş kazası gelirinin bağlandığı ve geçici iş göremezlik ödemelerinin yapıldığı, 20.12.2010 tarihli dava dilekçesi ile maddi tazminat talebinde bulunulduğu, 01.02.2013 tarihli birleşen dava ile maddi ve manevi tazminat istenildiği ve 6100 Sayılı HMK’ya göre belirsiz alacak talebine dayanıldığı, 21.10.2016 tarihli talep artırım dilekçesi ile maddi tazminat talebinin yükseltildiği, Mahkeme tarafından maddi tazminat talebinin tümüyle, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüyle karar verildiği, iş kazasında davacının %35,2 oranında malul kaldığı, kusur raporuna göre davalı işverenin %70, davacının ise %30 kusurlu sayıldıkları anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık, dava açıldıktan sonra ve yargılama aşamasında yürürlüğe giren HMK 107. maddesine göre birleşme talepli dava açarak talebin belirsiz alacak istemine dönüştürülmesinin mümkün olup olmayacağına ilişkindir.

Davacı 01.02.2013 tarihli birleşen dava dilekçesinde 6100 Sayılı HMK 107. maddesine dayandığını beyan etmiş ise de anılan yasal düzenlemenin görülmekte olan davada uygulama olanağı yoktur. Zira usul hukuku alanında geçerli temel ilke; yargılamaya dair kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise kanundaki usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır. Yeni hükümlerin daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri, kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına dair inanca dayanmaktadır.

Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında, derhal uygulanırlık kuralı ile birlikte dikkate alınması gereken diğer bir husus da yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde, ilgili “usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığıdır.

Dava; dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla ( hükümle ) sonuçlanıncaya kadar devam eden, çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bir davayı bütün olarak değerlendirip, bu konuda yeni kanunun etkili olup olmayacağı söylenemez. Yargılama sırasında yapılan bir usul işlemi ve kesiti tamamlanmış ise, artık yeni kanun o usul işlemi hakkında etkili olmayacak, dolayısıyla da uygulanmayacaktır.

Eğer bir usul işlemi, yargılama sırasında yapılmaya başlanıp, tamamlandıktan sonra, yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse, söz konusu işlem geçerliliğini korur. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden ( veya kanunundan ) etkilenmez. Buna karşın, bir usul işlemine başlanmamış veya başlanmış olup da henüz tamamlanmamış ise, yeni usul hükmü ( veya kanunu ) hemen yürürlüğe girecektir. Çünkü usule dair kanunlar, aksine bir kural benimsenmediği takdirde, genel olarak hemen etkili olur ve uygulanırlar ( Y.İ.B.K.’nun 8.7.1942 gün ve E:13, K:19; Hukuk Genel Kurulu’nun 23.09.1964 gün ve E:7/1139, K:575; 09.3.1988 gün ve E:860, K:232; 23.11.1988 gün ve E:1988/1-825, K:1988/964; 22.02.2012 gün ve E:2011/2-723, K:2012/87 Sayılı ilamları ).

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Zaman Bakımından Uygulanma” başlığını taşıyan 448/1.maddesi, yapılan açıklama ve ilkelere uygun olarak; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır” hükmünü içermektedir.

Bu madde hükmüne göre, kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde, yeni usul hükümlerinin tamamlanmış usul işlemlerine bir etkisi olmayacak, önceki kanuna göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliğini koruyacaktır. Buna karşın, tamamlanmamış usul işlemleri yeni kanun hükümlerine göre yapılacaktır. Aynı hususlar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.02.2011 gün ve 2011/19-735 Esas 2012/93 Karar ile 22.02.2012 gün ve 2011/2-733 Esas 2012/87 Karar sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda uyuşmazlığın çözümünde, somut olay yönünden; dava dilekçesinin mahkemeye verilmesi ve gerekli harçların yatırılması ile tamamlanan dava açılması işleminde, diğer bir ifade ile davanın açıldığı 20.12.2010 tarihinde yürürlükte bulunan mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ( HUMK ) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Buna göre, 6100 Sayılı HMK ile hukukumuza giren belirsiz alacak davasına dair hükümlerin, somut uyuşmazlıkta uygulanma imkânı bulunmamaktadır. ( Yargıtay HGK 2013/10-436E-2013/1743K )

Yukarıdaki açıklamaların ışığında birleşen dosya ile kısmi davanın belirsiz alacak davasına dönüşmeyeceği ortadadır.

Bu kapsamda, 21.10.2016 tarihinde talep artırım adı altında sunulan ıslah dilekçesinin 27.10.2016 günü davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekili tarafından 03.11.2016 havale tarihli dilekçe içeriğinde açıkça zamanaşımı def’ine dayanıldığı gözetilerek karar verilmesi gerekirken zamanaşımına uğrayan taleplerin de kabulü yönüyle hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

O halde, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle yeniden hüküm kurulması gerekirken, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olduğundan temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarda yazılı sebepten BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASI gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarda yazılı sebeplerden dolayı 6100 Sayılı HMK’nun 373/1. maddeleri uyarınca ( KALDIRILMASINA ), ilk derece mahkemesi kararının yukarıda belirtilen sebeple BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istenmesi halinde davalıya iadesine, 18.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Kanun Yürürlüğe Girmeden Önce Açılan Kısmi Davanın Belirsiz Alacak Davasına Dönüşemeyeceği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ E. 2017/2307 K. 2017/10744 T. 18.12.2017

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI ( Talep Artırım Adı Altında Sunulan Islah Dilekçesinin Davalı Vekiline Tebliğ Edildiği – Davalı Vekili Tarafından Açıkça Zamanaşımı Define Dayanıldığı Gözetilerek Karar Verilmesi Gerekirken Zamanaşımına Uğrayan Taleplerin de Kabulü Yönüyle Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğu )

• KANUNLARIN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI ( Dava Dilekçesinin Mahkemeye Verilmesi ve Gerekli Harçların Yatırılması İle Tamamlanan Dava Açılması İşleminde Diğer Bir İfade İle Davanın Açıldığı Tarihte Yürürlükte Bulunan Mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Hükümlerinin Uygulanması Gerektiği – Maddi ve Manevi Tazminat )

• BELİRSİZ ALACAK DAVASI ( 6100 Sayılı Hmk İle Hukukumuza Giren Belirsiz Alacak Davasına Dair Hükümlerin 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun Yürürlükte Olduğu Tarihte Açılan Davada Uygulanma İmkânı Bulunmadığı – Kısmi Davanın Belirsiz Alacak Davasına Dönüşmeyeceği )

6100/HMK 107

ÖZET : Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Somut olay yönünden; dava dilekçesinin mahkemeye verilmesi ve gerekli harçların yatırılması ile tamamlanan dava açılması işleminde, diğer bir ifade ile davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ( HUMK ) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Buna göre, 6100 Sayılı HMK ile hukukumuza giren belirsiz alacak davasına dair hükümlerin, somut uyuşmazlıkta uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Buna göre kısmi davanın belirsiz alacak davasına dönüşmeyeceği ortadadır. Bu kapsamda, talep artırım adı altında sunulan ıslah dilekçesinin davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekili tarafından açıkça zamanaşımı def’ine dayanıldığı gözetilerek karar verilmesi gerekirken zamanaşımına uğrayan taleplerin de kabulü yönüyle hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.

DAVA : Gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı İstemi:

Davacı vekili, 20.12.2010 tarihli dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıya bağlı … Elektrik Dağıtım AŞ’ye ait iş yerinde hizmet aktiyle çalıştığını, 07/02/2003 tarihinde iş kazası yaşadığını ve omurlarda bulanan L2 kemiği ve belde bulunan L3 kemikleri ile leğen kemiğinin kırıldığını, cismani zararın oluştuğunu, olayın alçak gerilim direğinde bakım çalışması işlemi tamamlandıktan sonra, beton direkten inerken direğe dayalı alüminyum merdivenin kırılması üzerine yere düşme biçiminde meydana geldiğini iddia ederek 1.000,00TL maddi tazminatın davalıdan tahlisini dava etmiş, birleşen dosyada ise davacı vekili 10.000,00TL maddi, 30.000,00TL manevi tazminat istemiş ve daha sonra talep artımı ile toplam 50.916,83TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı Cevabı:

Davalı vekili, 18.01.2011 tarihli cevap dilekçesinde özetle; olayda bir yıllık zamanaşımının dolduğunu, olayın meydana geldiği yer sebebiyle … İş Mahkemesi’nin yetkili olduğunu, davacının emniyet kemeri takması halinde merdiven kırılsa dahi kazanın meydana gelmeyeceğini, kazada davacının kusurlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesi’nin Gerekçesi ve Kararı :

Davacı …’ın, davalı iş yerinde kadrolu işçi olarak çalıştığı ve 07/02/2003 tarihinde saat 11:00 sıralarında … Sitesi mevkiinde yıldırım düşmesi sonucu kırılan izolatör ve bozulan elektrik iletim tellerini düzelttikten sonra emniyet kemerini çözüp, sürgülü aliminyum direkten inerken merdivenin kırılması sonucu 7-8 metre yükseklikten yere düştüğü ve %35,2 sürekli işgöremezlik durumuna girdiği, davacıya iş kazası meslek hastalığı kolundan gelir bağlandığı, alınan bilirkişi kurul raporunda kazanın oluşumunda davalı işverenin %70, kazalı işçinin ise %30 oranında kusurlu bulundukları, davacı vekilinin 21.10.2016 tarihli ıslah dilekçesinde 10.000,00TL maddi, 30.000,00TL manevi tazminat istenildiği, yargılama sırasında 6100 Sayılı HMK’nun yürürlüğe girdiği gerekçesi ile birleşen davanın açıldığı ve maddi tazminatın tespiti talebinde bulunulduğu, 21.10.2016 tarihli dilekçeyle bakiye 39.916,83TL maddi zararın daha tahsilinin istenildiği özetlenerek, yargılama sırasında değişen usul kurallarının hemen yürürlüğe girdiği ve birleşen dava ile zamanaşımının kesildiği gerekçeleri ile davacının çektiği acı ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları, ülkenin ekonomik koşulları, paranın alım gücü, tarafların kusur oranları ve olay tarihi kapsamında davanın kısmen kabulüyle 50.916,83TL maddi, 20,000,00TL manevi tazminatın 07/02/2003 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine dair hüküm tesis edilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi’nin Gerekçesi ve Kararı :

Birleşen davada, maddi tazminatın belirsiz alacak davası şeklinde tespiti istenerek 21.10.2016 tarihli dava ile bedelin artırıldığı, dava tarihi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. ve 448. maddeleri nazara alındığında talebin yerinde olduğu, iş kazasının 07.02.2003 tarihinde gerçekleştiği ve birleşen dava tarihi olan 01.02.2013 günü itibariyle gerek 818 Sayılı Kanun’un 125 ve gerekse 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde belirtilen 10 yıllık zaman aşımı süresinin geçmediği, takdir edilen manevi tazminat tutarının makul sınırlar içinde olduğu değerlendirilmiş, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri kapsamında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile tarafların istinaf başvurularında esas yönünden ret kararı verilmiştir.

Temyiz:

Davalı şirket vekili özetle; Manevi tazminatın fazla olduğunu, maddi ve manevi tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, olayın 2003 yılında gerçekleştiğini, kusuru kabul etmediğini savunarak kararın bozulmasını istemiştir.

Davacı vekili temyize cevabında özetle; Manevi tazminata yönelik itirazların haksız olduğunu, birleşen dava dosyasının 01.02.2013 tarihinde açıldığını ve belirsiz alacak talebinde bulunulduğunu, henüz 10 yıllık sürenin geçmediğini, HMK m. 448 uyarınca HMK nın derhal yürürlüğe gireceğini, daha sonra tamamlama harcı ile talebin artırıldığını, bu kapsamda temyiz itirazların reddedilmesi gerektiğini beyan etmiştir.

F- ) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:

Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi ile aşağıdaki gibi karar verilmiştir.

Dosya kapsamına göre davacının, davalıya ait iş yerinde elektrik hat işçisi olarak çalıştığı ve 1956 yılı doğumlu olduğu, iş kazasının 07.02.2003 günü gerçekleştiği ve olayın SGK Başkanlığı tarafından iş kazası olarak kabul edildiği, davacıya iş kazası gelirinin bağlandığı ve geçici iş göremezlik ödemelerinin yapıldığı, 20.12.2010 tarihli dava dilekçesi ile maddi tazminat talebinde bulunulduğu, 01.02.2013 tarihli birleşen dava ile maddi ve manevi tazminat istenildiği ve 6100 Sayılı HMK’ya göre belirsiz alacak talebine dayanıldığı, 21.10.2016 tarihli talep artırım dilekçesi ile maddi tazminat talebinin yükseltildiği, Mahkeme tarafından maddi tazminat talebinin tümüyle, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüyle karar verildiği, iş kazasında davacının %35,2 oranında malul kaldığı, kusur raporuna göre davalı işverenin %70, davacının ise %30 kusurlu sayıldıkları anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık, dava açıldıktan sonra ve yargılama aşamasında yürürlüğe giren HMK 107. maddesine göre birleşme talepli dava açarak talebin belirsiz alacak istemine dönüştürülmesinin mümkün olup olmayacağına ilişkindir.

Davacı 01.02.2013 tarihli birleşen dava dilekçesinde 6100 Sayılı HMK 107. maddesine dayandığını beyan etmiş ise de anılan yasal düzenlemenin görülmekte olan davada uygulama olanağı yoktur. Zira usul hukuku alanında geçerli temel ilke; yargılamaya dair kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise kanundaki usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır. Yeni hükümlerin daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri, kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına dair inanca dayanmaktadır.

Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında, derhal uygulanırlık kuralı ile birlikte dikkate alınması gereken diğer bir husus da yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde, ilgili “usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığıdır.

Dava; dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla ( hükümle ) sonuçlanıncaya kadar devam eden, çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bir davayı bütün olarak değerlendirip, bu konuda yeni kanunun etkili olup olmayacağı söylenemez. Yargılama sırasında yapılan bir usul işlemi ve kesiti tamamlanmış ise, artık yeni kanun o usul işlemi hakkında etkili olmayacak, dolayısıyla da uygulanmayacaktır.

Eğer bir usul işlemi, yargılama sırasında yapılmaya başlanıp, tamamlandıktan sonra, yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse, söz konusu işlem geçerliliğini korur. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden ( veya kanunundan ) etkilenmez. Buna karşın, bir usul işlemine başlanmamış veya başlanmış olup da henüz tamamlanmamış ise, yeni usul hükmü ( veya kanunu ) hemen yürürlüğe girecektir. Çünkü usule dair kanunlar, aksine bir kural benimsenmediği takdirde, genel olarak hemen etkili olur ve uygulanırlar ( Y.İ.B.K.’nun 8.7.1942 gün ve E:13, K:19; Hukuk Genel Kurulu’nun 23.09.1964 gün ve E:7/1139, K:575; 09.3.1988 gün ve E:860, K:232; 23.11.1988 gün ve E:1988/1-825, K:1988/964; 22.02.2012 gün ve E:2011/2-723, K:2012/87 Sayılı ilamları ).

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Zaman Bakımından Uygulanma” başlığını taşıyan 448/1.maddesi, yapılan açıklama ve ilkelere uygun olarak; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır” hükmünü içermektedir.

Bu madde hükmüne göre, kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde, yeni usul hükümlerinin tamamlanmış usul işlemlerine bir etkisi olmayacak, önceki kanuna göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliğini koruyacaktır. Buna karşın, tamamlanmamış usul işlemleri yeni kanun hükümlerine göre yapılacaktır. Aynı hususlar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.02.2011 gün ve 2011/19-735 Esas 2012/93 Karar ile 22.02.2012 gün ve 2011/2-733 Esas 2012/87 Karar sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.

Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda uyuşmazlığın çözümünde, somut olay yönünden; dava dilekçesinin mahkemeye verilmesi ve gerekli harçların yatırılması ile tamamlanan dava açılması işleminde, diğer bir ifade ile davanın açıldığı 20.12.2010 tarihinde yürürlükte bulunan mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ( HUMK ) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Buna göre, 6100 Sayılı HMK ile hukukumuza giren belirsiz alacak davasına dair hükümlerin, somut uyuşmazlıkta uygulanma imkânı bulunmamaktadır. ( Yargıtay HGK 2013/10-436E-2013/1743K )

Yukarıdaki açıklamaların ışığında birleşen dosya ile kısmi davanın belirsiz alacak davasına dönüşmeyeceği ortadadır.

Bu kapsamda, 21.10.2016 tarihinde talep artırım adı altında sunulan ıslah dilekçesinin 27.10.2016 günü davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekili tarafından 03.11.2016 havale tarihli dilekçe içeriğinde açıkça zamanaşımı def’ine dayanıldığı gözetilerek karar verilmesi gerekirken zamanaşımına uğrayan taleplerin de kabulü yönüyle hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

O halde, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle yeniden hüküm kurulması gerekirken, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olduğundan temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarda yazılı sebepten BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASI gerekmiştir.

SONUÇ : Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarda yazılı sebeplerden dolayı 6100 Sayılı HMK’nun 373/1. maddeleri uyarınca ( KALDIRILMASINA ), ilk derece mahkemesi kararının yukarda belirtilen sebeple BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istenmesi halinde davalıya iadesine, 18.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Belirsiz Alacak Davasının Tahsil Tespit ve Kısmi Eda Külli Tespit Davası Şeklinde Açılabileceği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ E. 2017/20787 K. 2018/356 T. 16.1.2018

• ASGARİ SÜRELİ SÖZLEŞMENİN SÜRESİNDEN ÖNCE FESHE BAĞLI CEZAİ ŞART ( İşçinin İşe İade Davasının Sonuçlarından Yararlanmasının Cezai Şarta Dair Talebini Ortadan Kaldırmayacağı – İşe İade Davasında Boşta Geçen Süre İçin Belirlenen Tazminatın Cezai Şart Alacağından Mahsup Edilmesi Gereği )

• BELİRSİZ ALACAK DAVASI ( Davanın Açıldığı Tarihte Alacak Miktarının Belirlenmesinin İmkansız Olması Alacağın Miktar veya Değerinin Tam Olarak Belirlenmesinin Beklenmemesi Halinde Belirsiz Alacak Davası Açılabileceği – Belirsiz Alacak Davasının Tahsil Tespit ve Kısmi Eda Külli Tespit Davası Şeklinde Açılabileceği )

• BELİRSİZ ALACAK DAVASININ TESPİT DAVASI OLARAK AÇILMASI ( Alacağın Yargılama Sırasında Belirlenmesi Üzerine Dava Miktarının Artırılmasının Mümkün Olduğu – Belirsiz Alacak Davasının Tespit Davası Olarak Açılması Halinde Faiz Başlangıcının Alacakların Rakam Olarak Talep Edildiği Islah Tarihinden Başlatılması Gereği )

• KISMİ EDA KÜLLİ TESPİT DAVASI  ( Tahsil Amaçlı Belirsiz Alacak Davası Olarak Açılmayan Davada Bozmadan Sonra Yapılan Usuli İşlemlerin Talep Artırımı Olmadığı Islah Olduğu – Bozmadan Sonra Islah Yapılamayacağı )

6100/HMK 107, 177

4857/m.21

6098/m.182

ÖZET : Davanın açıldığı tarihte alacak miktarının belirlenmesi imkansız ise belirsiz alacak davası açılabilir. Öte yandan alacaklı tarafından alacağın miktar veya değerinin tam olarak belirlenmesi beklenemez ise yine belirsiz alacak davası açılabilir.

Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılması ve ardından ıslahla eda davasına dönüştürülmesinin, davanın belirli bir miktar üzerinden açılmasından farkı, faiz başlangıcı noktasında kendisini gösterir. Belirsiz alacak davası tespit davası olarak açıldığında faiz başlangıcı, alacakların rakam olarak talep edildiği ıslah tarihi olmalıdır. Belirsiz alacak davası ile kesilmiş olan zamanaşımı yargılama sırasındaki işlemler ve hakimin her kararı ile kesileceğinden ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı defi sonuca etkili değildir.

Davacının işe iade davasının sonuçlarından yararlanması cezai şarta dair talebini ortadan kaldırmayacaktır.Mahkemece yapılacak iş, davacının işe iade davasına dair mahkeme kararının hukukî sonuçlarını da gözeterek cezai şart alacağının hesabında 4 aylık boşta geçen süre mahsup edilerek belirlenmesinden ibarettir.

DAVA : Taraflar arasındaki, ücret tutarında tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı sebeplerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 16/01/2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat …. ile karşı taraf adına …. geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : A- ) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde 01/01/2012 tarihinde, … danışmanı olarak işe başladığını, taraflar arasında 29/12/2011 tarihli ve belirsiz süreli iş akdi imzalandığını, iş akdinin işveren tarafından haklı ve geçerli bir neden olmaksızın feshedildiğini, iş akdinin 5. maddesinde, davacının alacağı ücretin düzenlendiğini, davalı aleyhine işe iade davası açıldığını, mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini, iş akdinin 13. maddesinde iş akdinin imzalandığı tarihten itibaren 24 aylık süre içinde iş akdinin feshedilemeyeceği, taraflardan birinin iş akdini bu süre içinde feshetmesi durumunda, 24 aylık sürenin kalan miktarı tutarında tazminat ödeyeceğinin düzenlendiğini, davacının işe başlamasından 9 ay sonra iş akdinin feshedildiğini, sözleşmenin 13. maddesi uyarınca 14 aylık ücret tutarında tazminatın işveren tarafından ödenmesi gerektiğini ileri sürerek ve davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirterek, 5.000 USD ( 11.275 TL ) nin davalıdan tahsilini istemiştir.

B- ) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, iş akdinin davalı şirket tarafından haklı olarak feshedildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C- ) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, taraflar arasında düzenlenen 01/01/2012 başlangıç tarihli belirsizi süreli iş sözleşmesinin 5.maddesinde davacı ücretinin aylık net 10.000 USD olduğu belirlendiği, 13.maddesinde ise, “bu iş sözleşmesi personeline işe başladığı 01/01/2012 tarihinden geçerli olmak üzere belirsiz süreli olmak üzere kurulmuş olup 2 nüsha olarak düzenlenmiş 29/12/2011 tarihinde imzalanan birer örneği taraflarca alınmıştır. Ancak taraflarca sözleşme, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 24 ay süre içinde bildirim sürelerine göre feshedilemez. Taraflardan birinin sözleşmeyi bu süre içinde feshetmesi halinde sözleşmeyi fesheden, diğer tarafa 24 aylık sürenin kalan miktarı tutarında bir tazminatı aylık taksitler halinde 24 ayın sonuna kadar ödemeyi peşinen kabul ve taahhüt eder” şeklinde düzenlemenin bulunduğu, davacının iş akdinin feshi sebebiyle açılan işe iade davasının yargılaması neticesinde İstanbul 18. İş Mahkemesi’nin 19/08/2014 tarihli 2012/273 Esas 2014/548 Sayılı kararla davacının işe iadesine karar verildiği, kararın kesinleştiğinin görüldüğü, davacının davalı Şirkette sözleşme hükümlerinde de belirtildiği üzere aylık 10.000 USD ücret aldığı, her ne kadar davacı tarafça 12 maaş jestiyon prim olduğu iddia edilmiş ise de, davacı tarafça bu hususun ispat edilemediğinin dikkate alındığı, ayrıca davacıya aylık ücret yanında araç tahsisi, sağlık sigortası, cep telefonu tahsisi ve 350,00 TL benzin ücreti ödenmesi sebebiyle aylık ücretine 500 USD daha eklendiği, neticeten davacının taraflar arasındaki iş sözleşmesi gereğince bakiye 14 aylık süre yönünden tazminat alacağının bulunduğunun kanaatine varıldığı, dava dosyasına sunulan uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 24/10/2016 tarihli bilirkişi raporunun esas alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D- ) Temyiz:

Kararı taraflar avukatları temyiz etmiştir.

E- ) Gerekçe:

1- )Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- )Belirsiz alacak davası 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile öngörülen ve alacaklıya bazı avantajlar sağlayan yeni bir dava türüdür. Sözü edilen hükme göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir”. Şu hale göre davanın açıldığı tarihte alacak miktarının belirlenmesi imkansız ise belirsiz alacak davası açılabilir. Öte yandan alacaklı tarafından alacağın miktar veya değerinin tam olarak belirlenmesi beklenemez ise yine belirsiz alacak davası açılabilir.

Belirsiz alacak davası ise mevcut yasal düzenleme çerçevesinde üç değişik şekilde açılabilir. ……. ( tahsil talebi ile ) davası niteliğinde belirsiz alacak davasının açılabileceği HMK 107. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında öngörülmüştür. Tespit niteliğinde belirsiz alacağı tespit davası ise aynı maddenin 3. fıkrasına dayanmaktadır. Maddenin gerekçesine göre ise alacaklı kısmi eda külli tespit davası da açabilir. Her bir dava türünün farklı özellikleri bulunmaktadır.

Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılmasının ardından, alacağın yargılama sırasında belirlenmesi üzerine HMK 107/2. maddesine göre miktarın arttırılması mümkün değildir. Zira sözü edilen hüküm, belirsiz alacak davasının miktar belirtilmesi yoluyla eda davası biçiminde açılması halinde uygulama alanı bulabilir. Ancak belirsiz alacak tespit davasında yapılan yargılama ile alacak belirlendikten sonra, davanın tamamen ıslahı suretiyle alacağın tahsili talep edilebilir.

Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılması ve ardından ıslahla eda davasına dönüştürülmesinin, davanın belirli bir miktar üzerinden açılmasından farkı, faiz başlangıcı noktasında kendisini gösterir. Belirsiz alacak davası tespit davası olarak açıldığında faiz başlangıcı, alacakların rakam olarak talep edildiği ıslah tarihi olmalıdır. Belirsiz alacak davası ile kesilmiş olan zamanaşımı yargılama sırasındaki işlemler ve hakimin her kararı ile kesileceğinden ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı defi sonuca etkili değildir.

Somut uyuşmazlıkta; davacı davasını kısmî eda külli tespit davası olarak açmıştır. Tahsil amaçlı belirsiz alacak davası olarak açılmayan işbu davada bozmadan sonra yapılan usulî işlem talep artırımı olmayıp ıslahtır. Kaldı ki davacı 29.02.2016 tarihli dilekçesiyle müddeabihi ıslah yoluyla artırdığını belirtmiştir. Davacının bozmadan sonra yaptığı ıslah HMK.nun 177/1. maddesinin “Islah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir” hükmüne ve her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK.nın değiştirilmesine gerek olmadığına dair 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı YİBK aykırı olup, Mahkemece bu dilekçeye değer verilerek hüküm kurulması hatalıdır.

3- )Taraflar arasında kararlaştırılan ve sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi koşuluna bağlı olan cezai şartın hesabı uyuşmazlık konusudur.

Dosyada mevcut taraflar arasındaki iş akdinin “ücret ve ödeme zamanı” başlıklı 5. maddesinde her ne kadar davacının ücretinin net 10.000,00 TL. olduğu belirtilmişse de aynı maddenin sonraki fıkralarında ücretin eklerinden bahsedilmesine karşın bu eklerin neler olduğunun belirtilmemesi karşısında talep edilen alacağın hesaplanmasında esas alınacak ücretin belirsiz olduğu açıktır.

Davacı işçi, temel ücretinin yanında performans ile bağlantılı olarak 12 maaş jestiyon primi verildiğini, çalıştığı dönemde kendisine ….marka bir aracın tahsis edildiğini, her ay 350,00 TL. benzin ücreti verildiğini,…..ı ile sağlı sigortasının yapıldığı ve cep telefonu hattı ile sınırsız konuşma hakkının verildiğini iddia ederek aylık kazancın hesabında bunların esas alınmasını istemiştir. Davalı işveren cevap dilekçesinde ücretin eklerine dair bahse konu iddiaya karşı bir savunma yapmamıştır.

Davacı iddiasını ispat için kayıtlar yanında tanık deliline de dayanmış ve süresi içinde tanık isimlerini dosyaya bildirmiş, yargılama safhasında da yazılı olarak ücretin eklerinin ispatı için tanık dinletme talebinde bulunmuştur.

Mahkemece tanık dinlenilmemiştir.

Yargılamada iki farklı bilirkişiden toplam 3 hesap raporu aldırılmış, her raporda bu alacağın miktarının farklı belirlendiği ve bu farkın ise kabul edilen ücretin eklerinden ( jestiyon primi ve araç bedeli vs. ) kaynaklandığı görülmüştür. Karar gerekçesinde ise hükme esas alınan bilirkişi raporuna atıf yapılarak sadece jestiyon prime dair bir değerlendirme yapılmıştır. Mahkemece eksik araştırma ve yetersiz gerekçeyle sonuca gidilmiştir.

Mahkemece yapılacak iş, ücretin eklerine dair uyuşmazlığın açıklığa kavuşturulması için tarafların delilleri toplanmalı, gerekirse yeniden bir bilirkişi raporu alınarak yeterli ve denetime elverişli bir gerekçeyle sonuca gidilmesidir.

4- )İş sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartın indirimi hususu da çözüme kavuşturulmalıdır.

Davacı, iş sözleşmesinin 13. maddesinde düzenlenen tazminat talebinde bulunmuştur.

Sözleşmenin 13. maddesinde, iş sözleşmesinin personelin işe başladığı 01.01.2012 tarihinden geçerli olmak üzere belirsiz süreli olarak kurulduğu, taraflarca sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 24 aylık süre içinde feshedilemeyeceği, taraflardan birinin bu süre içinde feshetmesi durumunda ise, 24 aylık sürenin kalan miktarı tutarında karşı tarafa tazminat ödeyeceği kararlaştırılmıştır.

Uyuşmazlığın esasını teşkil eden taraflar arasındaki sözleşme asgari süreli olup, tazminatın dayanağı olan sözleşme maddesi ise sözleşmenin süresinden önce feshi koşuluna bağlı cezai şart düzenlenmesidir.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 182. maddesinde tarafların kural olarak cezanın miktarını serbestçe belirleyebilecekleri açıklandıktan sonra, son fıkrasında da hakimin aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indireceği hüküm altına alınmıştır.

Davacının çalışma süresi, tazminat hesabına esas alınan ücret miktarı ve süresi nazar-ı itibara alındığında talep edilen tazminat tutarı fahiş olup, Mahkemece bu miktarın indirimsiz olarak hüküm altına alınması isabetsizdir.

5- )Dosya içeriğine göre; iş güvencesine tabi olan davacının davalı işverene karşı işe iade davası açtığı, bu davada işe iadesine ve mali sonuçlarına karar verilip bu kararın kesinleştiği, davalı işverence de işe başlatılmayıp tarafına hüküm altına alınan 4 aya kadar boşta geçen süre ücreti ve diğer hakları ile 4 aylık iş güvencesi tazminatının ödendiği anlaşılmaktadır

Asıl uyuşmazlık davacının asgari süreli sözleşmesinin, süresinden önce feshine bağlı olarak talep ettiği cezai şart alacağının 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 21/ son maddesi kapsamında nasıl ele alınması gerektiğine ilişkindir.

Davacı işe iade davasında mahkemenin geçersiz saydığı fesihten sonra işe başlatılmamıştır. Bu durumda işe iadeye dair mahkeme kararının sonucu olarak işe başlatılmayan davacının dört aylık sürede çalışması devam ediyormuş gibi hak ve alacaklarının belirleneceği açıktır. Mahkeme karar gereği olarak ortaya çıkan bu hukukî sonucun resen gözetilmesi gereklidir.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen cezai şart ile 4857 Sayılı İş Kanunu’nda düzenlenen geçersiz feshe dair normlar farklı hukukî menfaatleri korumaya matuf olup, bu sebeple davacının işe iade davasının sonuçlarından yararlanması cezai şarta dair talebini ortadan kaldırmayacaktır.

Mahkemece yapılacak iş, davacının işe iade davasına dair mahkeme kararının hukukî sonuçlarını da gözeterek cezai şart alacağının hesabında 4 aylık boşta geçen süre mahsup edilerek belirlenmesinden ibarettir.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 1.630.00 TL.duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, davacı yararına takdir edilen 1.630.00 TL.duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgililere iadesine, 16.01.2018 tarihinde 2 numaralı bozma sebebi açısından oyçokluğuyla diğer sebepler açısından ise oybirliğiyle karar verildi.

KARŞI OY

HUMK 107. maddesine göre davacı, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını veya değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde belirsiz alacak davası açabilecektir.

Belirsiz alacak davası açan davacının dava dilekçesinde belirttiği talep sonucu ”geçici talep sonucu”dur. Davacının alacağının belirleyebildiği kadarını belirttiği bu geçici talep sonucunu daha sonra ”kesin talep sonucu”na dönüştürebilecek, arttırabilecektir.

Belirsiz alacak davasının amaçlarından birisi, davanın başında talep sonucunu tam olarak belirleyemeyen davacının yüksek yargılama giderine mahkum olma riskinin giderilmesidir. Bu dava davacının alacağı tahkikat aşamasında belirlenmesinden sonra talep etmesine imkan sağlayarak bu riski ortadan kaldırmaktadır. Belirsiz alacak davası davacının gereksiz masraf yapmasına, ikinci bir dava açmasına ve çelişik hüküm verilmesine engel olmaktadır. Bu durum usul ekonomisine de uygun olup ikinci bir dava açılmasına ya da aynı davada ıslah yoluna başvurulmasına, dolayısıyla da zaman ve masraf yönünden tasarrufa neden olmaktadır.

Dava açılırken tahsili gereken harç da geçici talep sonucu üzerinden tahsil edilecek, ancak dava sonra asıl talep sonucu bildirildiğinde eksik olan harç tamamlanacaktır. Harcın tahsilini hakim kendiliğinden sağlayacak ve alacak belirli hale geldikten sonra eksik olan harç tamamlanmaz ise hakim belirlenen kesin talep sonucuna göre değil, geçici talep sonucuna göre karar verecektir.

Davacı, dava dilekçesinin konu ve sonuç bölümünde alacağının 6100 Sayılı HMK 107. maddesi uyarınca davalı ile imzalanmış olan 29/12/2011 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinin haksız feshi sebebiyle uğradığı zararlara yönelik tutarın belirlenmesini ve fazlaya dair hakkını saklı tutarak 5.000 USD’nın TL karşılığı 11.275.00 TL’nin faizi ile tahsilini istemiştir.

Külli tespit, kısmi eda nitelikli bu talepten sonra yargılama sırasında alacak miktarının tamamının belirlenmesi sonrasında ise harcını da yatırarak 29/02/2016 tarihli dilekçeyle talep miktarını 528.677,00 TL olarak belirlemiştir. Anılan dilekçenin talep konusu ve sonuç bölümünde ıslah olarak bildirilen bu talep dava dilekçesindeki açıklamalar ile birlikte yorumlandığında talep arttırımı niteliğinde olup ıslah olarak nitelenemez ve HMK 107. maddesinin 3. fıkrasına dayanılarak açılan bu davada talep artırımını engelleyici bir düzenleme bulunmadığı gibi yasa maddesinin gerekçesinde de buna engel bir açıklama bulunmadığından Dairemiz sayın çoğunluğunun bozma kararımızın ( 2 ) numaralı bendindeki görüşüne katılamıyorum.

HMK Madde 107 ile İlgili Makalemiz

HMK 107 konusundaki hukuki makalemiz henüz yayınlanmamıştır. En kısa sürede buraya eklenecektir.

Bu makale faydalı mıydı?