cmk 147 ve yargıtay kararları

CMK 147 ve Yargıtay Kararları

İçindekiler Tablosu

CMK 147 (İfade ve Sorgunun Tarzı)

Madde 147 – (1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.

b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.

c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir

d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.

e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.

f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.

g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.

h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.

i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:

  1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.
  2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.
  3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.
  4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.
  5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.

 

CMK Madde 147 Yargıtay Kararları

Sanığın 5271 S.K. CMK 147 Hükmündeki Hakları Konusunda Bilgilendirilmeden Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğuna Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2015/15-202 K. 2019/508 T. 27.6.2019

• KAMU MALINA ZARAR VERME SUÇU ( Yerel Mahkemece Sanığın Hazır Bulunduğu Oturumda Sorgusuna Geçilmeden Önce İddianamelerin Okunmadığı ve Atılı Suçlar İle İlgili Olarak 5271 S.K. CMK 147 Hükmündeki Hakları Konusunda Bilgilendirilmediği Anlaşıldığından Savunma Hakkının Kısıtlanması Sonucunu Doğuran Bu Usule Aykırılıklar Nedeniyle Yerel Mahkeme Hükümlerinin Bozulmasında Zorunluluk Bulunduğu )

• SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI ( Yerel Mahkemece Sanığın Hazır Bulunduğu Oturumda Sorgusuna Geçilmeden Önce İddianamelerin Okunmadan ve Atılı Suçlar İle İlgili Olarak 5271 S.K. CMK 147 Hükmündeki Hakları Konusunda Bilgilendirilmeden Hüküm Kurulmasının Bozmayı Gerektirdiği – Kamu Malına Zarar Verme ve Kamu Malına Zarar Vermeye Teşebbüs Suçları )

• İFADE VE SORGUNUN TARZI ( Sanığa Kamu Malına Zarar Verme ve Kamu Malına Zarar Vermeye Teşebbüs Suçları İle İlgili Olarak 5271 S.K. CMK 147 Hükmündeki Hakları Konusunda Bilgilendirilmeden Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğu/Savunma Hakkının Kısıtlanması )

5237/m.152

5271/CMK m.147/1,176/1,191/3

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi/m.6/1-3

ÖZET : Dava, kamu malına zarar verme ve kamu malına zarar vermeye teşebbüs suçlarına ilişkindir.

Sanık hakkında kamu malına zarar verme ve kamu malına zarar vermeye teşebbüs suçundan ayrı ayrı düzenlenen iddianamelerin Yerel Mahkemece sanığın hazır bulunduğu oturumda sorgusuna geçilmeden önce okunmadığı ve atılı kamu malına zarar verme ile kamu malına zarar vermeye teşebbüs suçları ile ilgili olarak CMK 147. maddesindeki hakları konusunda bilgilendirilmediği anlaşıldığından, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılıklar nedeniyle Yerel Mahkeme hükümlerinin, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasında zorunluluk bulunmaktadır.

DAVA : Sanık … hakkında kamu malına zarar verme ve kamu malına zarar vermeye teşebbüs suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın kamu malına zarar verme suçundan TCK’nın 152/1-a, 53 ve 63. maddeleri uyarınca iki kez 1 yıl hapis cezası, kamu malına zarar vermeye teşebbüs suçundan aynı Kanun’un 152/1-a, 35, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve aynı Kanun’un 6/1-h maddesi yollamasıyla 58/9. maddesi uyarınca hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Kozluk Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.04.2012 tarihli ve 146-61 Sayılı hükümlerin sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 11.11.2014 tarih ve 28046-18533 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.12.2014 tarih ve 179031 sayı ile;

“…Sanığın 06.01.2010, 09.02.2011 ve 14.02.2011 tarihinde işlediği suçlar bakımından itiyadi suçlu kabul edilemeyeceği ve TCK’nın 58/9. maddesinin uygulanamayacağı,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 03.02.2015 tarih ve 4-1893 sayı ile; itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR : İtirazın kapsamına göre inceleme sanık …’ın 06.01.2010 ve 09.02.2011 tarihlerinde işlediği kamu malına zarar verme suçları ile 14.02.2011 tarihinde işlediği kamu malına zarar vermeye teşebbüs suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; TCK’nın 6. maddesinin ( h ) bendinde yer alan “İtiyadi suçlu deyiminden; kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla işleyen kişi, …anlaşılır” hükmü karşısında, sanığın;

1- ) 06.01.2010 tarihinde işlediği kamu malına zarar verme suçundan bir yıldan fazla süre geçtikten sonra aynı nitelikteki ikinci suçu 09.02.2011 tarihinde işlemesi nedeniyle her iki suç, 2- 09.02.2011 tarihinde işlediği kamu malına zarar verme suçundan sonra aynı nitelikteki ikinci suçu 14.02.2011, üçüncü suçu 24.02.2011 tarihinde işlemesi nedeniyle 09.02.2011 ve 14.02.2011 tarihinde işlediği suçlar,

Bakımından sanık hakkında TCK’nın 58/9. maddesinin uygulanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, 09.02.2011 ve 14.02.2011 tarihlerinde işlediği suçlardan dolayı sanık hakkında açılan kamu davalarına ilişkin iddianameler okunup atılı suçlarla ilgili yasal hakları da hatırlatılmadan sorguları yapılmak suretiyle 5271 Sayılı CMK’nın 176/1, 191/3-b-c ve CMK 147. maddelerine aykırı davranılıp davranılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya içeriğinden;

Kozluk Cumhuriyet Başsavcılığınca; sanığın, 06.01.2010 tarihinde işlediği kamu malına zarar verme suçuna ilişkin olarak 16.07.2010 tarihli ve 391-132 sayılı; 09.02.2011 tarihinde işlediği kamu malına zarar verme suçuna ilişkin olarak 22.03.2011 tarihli ve 74-36 sayılı; 14.02.2011 tarihinde işlediği kamu malına zarar vermeye teşebbüs suçuna ilişkin olarak ise 22.03.2011 tarihli ve 73-35 Sayılı iddianameler ile kamu davası açıldığı, açılan kamu davalarının sanığın savunması alınmadan Kozluk Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2010/146 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, birleşen bu dava dosyasına ilişkin olarak Yerel Mahkemece 06.10.2011 tarihinde yapılan oturumda hazır bulunan sanığa söz konusu iddianameler okunmadan ve yasal hakları da hatırlatılmadan sanığın savunmasının alındığı anlaşılmaktadır.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 176. maddesinin birinci fıkrasında iddianamenin çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğ edileceği hükme bağlanmış, aynı maddenin son fıkrasında da iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması gerektiği belirtilmiştir.

CMK’nın “İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı 147. maddesinin 1. fıkrasının ( a ), ( b ), ( c ), ( d ), ( e ), ( f ) ve ( g ) bentleri;

” ( 1 ) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

a- ) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.

b- ) Kendisine yüklenen suç anlatılır.

c- ) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.

d- ) 95. madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.

e- ) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.

f- ) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.

g- ) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Aynı Kanun’un “Duruşmanın başlaması” başlıklı 191. maddesinin 3. fıkrasında ise;

“Duruşmada, sırasıyla;

a- ) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,

b- ) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur,

c- ) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve CMK 147. maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,

d- ) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır.” düzenlemelerine yer verilerek, sanığın sorgusu yapılmadan önce iddianamenin ve iddianame yerine geçen belgenin okunması gerektiği belirtilmiştir.

AİHS’nin 6/1. maddesinin 1. cümlesinde; “Herkes, gerek medeni hak veya yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…”,

Aynı maddenin 3. fıkrasında ise; “Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:

a- ) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek…” hükümleri yer almaktadır.

A. yargılama; yalnızca davanın erken sonuçlandırılması olmayıp, sanık ile katılana tüm haklarını tamamen kullanma imkanı sağlanarak yargılamanın en az giderle ve en kısa zamanda sonuçlandırılması olduğundan, modern hukuk sistemlerinde sözlülük, doğrudanlık ve yüz yüzelik ilkeleri kabul edilmiştir.

Kanun koyucu da, CMK’nın 176. maddesinde iddianamenin çağrı kağıdı ile birlikte sanığa tebliğini ve savunması hazırlanmasına imkan sağlanmak üzere tebliğ ile duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunmasını öngörmüş, ayrıca 191. madde ile sanığın üzerine atılı suçu ayrıntılarıyla öğrenmesi ve savunma hakkını en iyi şekilde kullanması için iddianamenin okunması zorunluluğunu getirmiştir. Sözkonusu düzenlemeler savunma ve yapılan isnadı öğrenme hakkı kapsamında olup, sanığın hakkındaki suçlamalardan haberdar olması ve daha etkili savunma yapması amaçlanmaktadır.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 04.06.2013 tarihli ve 1401-277 Sayılı ile Ceza Genel Kurulunun 04.02.2014 tarihli ve 2013/8-112-38 Sayılı kararlarında da benzer hususlara işaret edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;

Sanık hakkında kamu malına zarar verme suçundan düzenlenen 22.03.2011 tarihli ve 74-36 Sayılı ve kamu malına zarar vermeye teşebbüs suçundan düzenlenen 22.03.2011 tarihli ve 73-35 Sayılı iddianamelerin Yerel Mahkemece sanığın hazır bulunduğu 06.10.2011 tarihli oturumda sorgusuna geçilmeden önce okunmadığı ve atılı kamu malına zarar verme ile kamu malına zarar vermeye teşebbüs suçları ile ilgili olarak CMK 147. maddesindeki hakları konusunda bilgilendirilmediği anlaşıldığından, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuran bu usule aykırılıklar nedeniyle Yerel Mahkeme hükümlerinin, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasında zorunluluk bulunmaktadır.

Bu nedenle, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- ) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,

2- ) Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 11.11.2014 tarihli ve 28046-18533 Sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3- ) Kozluk Asliye Ceza Mahkemesi’nin 12.04.2012 tarihli ve 146-61 Sayılı hükümlerinden sanığın 09.02.2011 ve 14.02.2011 tarihlerinde işlediği suçlar nedeniyle verilen mahkûmiyet hükümlerinin sanığın savunma hakkının sınırlanması isabetsizliğinden, itiraza konu olan her üç mahkûmiyet hükümleri bakımından diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

4- ) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 27.06.2019 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Usulüne Uygun Sorgu Yapılmadan Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmamasına İlişkin Maddeye Yanlış Anlam Verilerek Eksik Kovuşturma ile Hüküm Kurulması Yasaya Aykırı Olduğundan Kanun Yararına Bozma Talebi Yerinde Olduğuna Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ E. 2019/394 K. 2019/606 T. 4.2.2019

• KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMA SUÇU ( Sanığın Hakkında Derhal Beraat Kararı Verilme Koşullarının Oluşmadığı – Sanığın Usulüne Uygun Sorgusu Yapılmadan Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmamasına İlişkin Maddeye Yanlış Anlam Verilerek Eksik Kovuşturma ile Hüküm Kurulması Yasaya Aykırı Olduğundan Kanun Yararına Bozma Talebi Yerinde Olduğu/ Bozma Nedenine Göre Sanığın Savunması Alınarak Hukukî Durumunun Yeniden Değerlendirilmesi Gerektiği )

• USULÜNE UYGUN SORGU YAPILMAMASI ( Yapılmadan Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmamasına İlişkin Maddeye Yanlış Anlam Verilerek Eksik Kovuşturma ile Hüküm Kurulması Yasaya Aykırı Olduğundan Kanun Yararına Bozma Talebi Yerinde Olduğu – Bozma Nedenine Göre Sanığın Savunması Alınarak Hukukî Durumunun Yeniden Değerlendirilmesi Gerektiği/Kullanmak İçin Uyuşturucu Madde Bulundurma Suçu )

• KANUN YARARINA BOZMA ( Kullanmak İçin Uyuşturucu Madde Bulundurma Suçu/Sanığın Hakkında Derhal Beraat Kararı Verilme Koşullarının Oluşmadığı – Sanığın Usulüne Uygun Sorgusu Yapılmadan Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmamasına İlişkin Maddeye Yanlış Anlam Verilerek Eksik Kovuşturma ile Hüküm Kurulması Yasaya Aykırı Olduğu/Sanığın Savunması Alınarak Hukukî Durumunun Yeniden Değerlendirilmesi Gerektiği )

5237/m.191

5271/CMK m.147, 191, 193

ÖZET : Dava, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçuna ilişkindir. Hakkında derhal beraat kararı verilme koşulları oluşmayan sanığın usulüne uygun sorgusu yapılmadan sanığın duruşmada hazır bulunmamasına ilişkin maddeye yanlış anlam verilerek, eksik kovuşturma ile hüküm kurulması, yasaya aykırı olduğundan kanun yararına bozma talebi yerindedir. Bozma nedenine göre sanığın savunması alınarak hukukî durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekir.

DAVA : Adalet Bakanlığı’nın, 11/01/2019 tarihli yazısı ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanığın mahkûmiyetine dair Küçükçekmece 1. Çocuk Mahkemesi’nin 25/04/2016 tarihli ve 2016/56 esas, 2016/159 Sayılı kararının kanun yararına bozulmasına yönelik talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 21/01/2019 tarihli yazı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

KARAR : A- ) Konuyla İlgili Bilgiler:

1- ) Şüpheli hakkında, 18/08/2014 tarihinde işlediği iddia olunan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verildi.ği, ancak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a ) bendi uyarınca “…tedbirin gereklerine uygun davranmamakta ısrar ettiği…” gerekçesiyle kamu davasının ertelenmesi kararı kaldırılarak, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan kamu davası açıldığı,

2- ) Yapılan yargılama sonucunda, Küçükçekmece 1. Çocuk Mahkemesi’nin 21/12/2015 tarihli ve 2015/730 esas, 2015/754 Sayılı kararı ile sanığın TCK’nın 191/1, 31/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, CMK’nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verildi.ği,

3- ) Bu karara karşı Cumhuriyet savcısı tarafından “sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunmadığı” gerekçesiyle itiraz edildiği ve Bakırköy 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nin 22/01/2016 tarihli ve 2016/84 değişik iş sayılı kararı ile itirazın kabul edilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verildi.ği,

4- ) Bunun üzerine yapılan yargılama sonucunda Küçükçekmece 1. Çocuk Mahkemesi’nin 25/04/2016 tarihli ve 2016/56 esas, 2016/159 Sayılı kararı ile sanığın TCK’nın 191/1, 31/3 ve 62/1. maddeleri uyarınca 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 51/1. maddesi gereğince hapis cezasının ertelenmesine ve 1 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verildiği, hükmün yasa yolu incelemesinden geçmeksizin kesinleştiği,

5- ) Sanığın denetim süresi içinde işlediği iddia edilen kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesini müteakip aynen infaz kararı verilme koşullarının Mahkemece değerlendirilmesi için dosyanın yeniden ele alındığı, ancak hükümde yer alan hukuka aykırılıklar nedeni ile kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu,

Anlaşılmıştır.

B- ) Kanun Yararına Bozma Talebi:

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, ” 1-5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir” şeklindeki 193/2. maddesi karşısında, usulüne uygun şekilde sanık sıfatıyla sorgusu yapılmayan suça sürüklenen çocuk … hakkında mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde savunma hakkının kısıtlanması suretiyle mahkûmiyetine karar verilmesinde;

2- ) Suç tarihinin 18/08/2014 olması nedeniyle, suç tarihinden sonra 28/06/2014 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6545 Sayılı Kanun’un 7/3. maddesiyle anılan Kanun ile değişiklik öncesi haliyle 5237 Sayılı Kanun’un 191. maddesinin uygulanma imkanı bulunmadığından, 5237 Sayılı Kanun’un 7/2. maddesi gereğince lehte aleyhte kanun değerlendirmesi yapılarak 6545 Sayılı Kanun değişikliği öncesi haliyle 5237 Sayılı Kanun’un 191. maddesinin sanığın lehine olduğundan bahisle hüküm kurulması sonucunda eksik ceza tayininde,

3- ) Kabul ve uygulamaya göre de, suça sürüklenen çocuk hakkında kısa süreli hapis cezasına hükmedildiği ve adli sicil kaydına göre de daha önceden hapis cezasına mahkum edilmediğinin anlaşılması karşısında, 5237 Sayılı Kanun’un 50/3. maddesinde yer alan amir hüküm gereğince hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezasının anılan Kanun’un 50/1. maddesinde yer alan seçenek yaptırımlardan birisine çevrilmesinin yasal zorunluluk olduğu gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” denilerek, Küçükçekmece 1. Çocuk Mahkemesi’nin 25/04/2016 tarihli ve 2016/56 esas, 2016/159 Sayılı kararının bozulması istenmiştir.

C- ) Konunun Değerlendirilmesi:

Hakkında derhal beraat kararı verilme koşulları oluşmayan sanığın Ceza Muhakemesi Kanununun CMK 147 ve 191. maddeleri uyarınca usulüne uygun sorgusu yapılmadan CMK’nın 193. maddesinin 2. fıkrasına yanlış anlam verilerek, eksik kovuşturma ile hüküm kurulması, yasaya aykırı olduğundan kanun yararına bozma talebi bu nedenle yerinde görülmüş olup, bozma nedenine göre sanığın savunması alınarak hukukî durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden, kabule göre ileri sürüldüğü anlaşılan diğer bozma talepleri inceleme dışı tutulmuştur.

SONUÇ : Açıklanan nedenlere göre; sanığın mahkûmiyetine dair Küçükçekmece 1. Çocuk Mahkemesi’nin 25/04/2016 tarihli ve 2016/56 esas, 2016/159 Sayılı kararının 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA, aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının (b ) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dosyanın Adalet Bakanlığı’na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 04.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Suça Sürüklenen Çocukların Yapılan Sorgularında 5271 S. CMK 147. ve 191. Md. Yasal Hakları Hatırlatılmadan Hatırlatılmış Olsa Bile Bu Husus Tutanağa Yazılmadan Sorgusu Yapılarak Savunma Hakkının Kısıtlandığına Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ E. 2016/17798 K. 2018/13391 T. 14.11.2018

• HIRSIZLIK VE İŞYERİ DOKUNULMAZLIĞINI BOZMA ( Suç Tarihinde 12-15 Yaş Grubunda Olan Suça Sürüklenen Çocuğun T.C.K.’nın 31/2 Md. Uyarınca İşlediği Suçlar İçin Fiilin Hukuki Anlam ve Sonuçlarını Algılayıp Algılamadığı veya Davranışlarını Yönlendirme Yeteneğinin Yeterince Gelişip Gelişmediği Hususunda Uzman Raporu Alınacağı )

• SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI ( Hırsızlık ve İşyeri Dokunulmazlığının İhlali – Suça Sürüklenen Çocukların Yapılan Sorgularında 5271 S. CMK 147. ve 191. Md. Yasal Hakları Hatırlatılmadan Hatırlatılmış Olsa Bile Bu Husus Tutanağa Yazılmadan Sorgusu Yapılarak Savunma Hakkının Kısıtlandığı )

• YAŞ KÜÇÜKLÜĞÜ ( Suç Tarihinde 12-15 Yaş Grubunda Olan Suça Sürüklenen Çocuğun T.C.K.’nın 31/2 Md. Uyarınca İşlediği Suçlar İçin Fiilin Hukuki Anlam ve Sonuçlarını Algılayıp Algılamadığı veya Davranışlarını Yönlendirme Yeteneğinin Yeterince Gelişip Gelişmediği Hususunda Uzman Raporu Alınacağı – Hırsızlık ve İşyeri Dokunulmazlığını Bozma )

• DURUŞMADA HAZIR BULUNACAKLAR ( Hırsızlık ve İşyeri Dokunulmazlığının İhlali – Suça Sürüklenen Çocuk İçin 5271 S. C.M.K.’nın 150/2. Md. Uyarınca Zorunlu Olarak Görevlendirilen Müdafiinin Hükmün Esasını Oluşturan Kısa Kararın Açıklandığı Son Oturumda Hazır Bulundurulmadan Hüküm Kurularak Aynı Kanun’un 188/1. Md. Aykırı Davranılarak Savunma Hakkının Kısıtlandığının Gözetileceği )

• UZMAN RAPORU ( Hırsızlık ve İşyeri Dokunulmazlığının İhlali – İşyeri Dokunulmazlığını Bozma Suçları Yönünden de Uzman Hekim Raporu Alınması Gerektiği Gözetilmeden Hırsızlık Suçlarının Hukuki Anlam ve Sonuçlarını Algılama ve Davranışlarını Yönlendirme Yeteneğinin Olduğuna İlişkin Rapor İle Yetinilerek Hüküm Kurulmasının Bozma Nedeni Olduğu )

5237/m.31/2,141

5271/CMK m.147,150/1,188/1,191

ÖZET : Dava; hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığını bozma suçlarına ilişkindir. Müştekiye karşı işlediği eylem sırasında suç tarihinde 12-15 yaş grubunda olan suça sürüklenen çocuğun TCK’nın 31/2 maddesi uyarınca işlediği hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığı bozma suçları için, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediği hususunda uzman raporu ile, suça sürüklenen çocuk hakkında ise işlediği işyeri dokunulmazlığını bozma suçları yönünden de uzman hekim raporu alınması gerektiği gözetilmeden, suça sürüklenen çocuğun işlediği işyerinden hırsızlık suçlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olduğuna ilişkin rapor ile yetinilerek eksik soruşturma sonucu hüküm kurulması isabetsizdir. Suça sürüklenen çocukların yapılan sorgularında, 5271 Sayılı CMK 147 ve 191. maddelerindeki yasal hakları hatırlatılmadan, hatırlatılmış olsa bile bu husus tutanağa yazılmadan sorgusu yapılarak savunma hakkının kısıtlanması suretiyle 5271 Sayılı CMK 147 ve 191 maddelerine aykırı davranılması yasaya aykırıdır. Suça sürüklenen çocuk için 5271 Sayılı CMK’nın 150/2. maddesi uyarınca zorunlu olarak görevlendirilen müdafiinin hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı son oturumda hazır bulundurulmadan hüküm kurularak aynı Kanun’un 188/1. maddesine aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması bozma nedenidir. Duruşmaya katılmamasına karşın, gerekçeli karar başlığında Cumhuriyet savcısı isim ve sicilinin yazılması isabetsizdir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü :

KARAR : I- ) Suça sürüklenen çocuk … hakkında, müştekiler …, … ve…’e karşı hırsızlık, işyeri dokunulmazlığını bozma ve mala zarar verme suçuna yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca itiraza tabi olduğu, bu kararların temyizi mümkün olmadığından, CMK’nın 264. maddesine göre de, kanun yolunun ve merciinin belirlenmesinde yanılma, başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağından, suça sürüklenen çocuk müdafiinin dilekçesi itiraz niteliğinde kabul edilerek itirazın merciince incelenmesi için dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,

II- Suça sürüklenen çocuk … hakkında müştekiler …, …, …, …, …’a karşı ve suça sürüklenen çocuk … hakkında müşteki M. B. ‘a karşı mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde;

Suç tarihi itibariyle 12-15 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocukların eylemlerine uyan TCK’nın 151/1, 31/2. maddelerinde tanımlanan mala zarar verme suçu için öngörülen cezanın üst sınırına göre, aynı Kanun’un 66/1-e ve 2. maddelerinde belirtilen 4 yıllık asli dava zamanaşımı süresinin zamanaşımını en son kesen işlem olan 26/05/2014 tarihli mahkumiyet tarihinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuklar müdafilerinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan, 1412 Sayılı CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, suça sürüklenen çocuklar hakkında açılan kamu davalarının 5271 Sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca zamanaşımı nedeniyle DÜŞÜRÜLMESİNE,

III- Suça sürüklenen çocuk … hakkında müştekiler …, …, …, … ve …’a karşı hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığı bozma suçları ile suça sürüklenen çocuk … hakkında müştekiler …, …, …, …, …, …, … ve …’a yönelik hırsızlık, işyeri dokunulmazlığını bozma ve mala zarar verme suçları ile müşteki …’a karşı hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde;

1- ) Müşteki …’a karşı işlediği eylem sırasında suç tarihinde 12-15 yaş grubunda olan suça sürüklenen çocuk …’in, TCK’nın 31/2 maddesi uyarınca işlediği hırsızlık ve işyeri dokunulmazlığı bozma suçları için, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediği hususunda uzman raporu ile, suça sürüklenen çocuk … hakkında ise işlediği işyeri dokunulmazlığını bozma suçları yönünden de uzman hekim raporu alınması gerektiği gözetilmeden, suça sürüklenen çocuğun işlediği işyerinden hırsızlık suçlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olduğuna ilişkin rapor ile yetinilerek eksik soruşturma sonucu yazılı şeklide hüküm kurulması,

2- ) Suça sürüklenen çocukların yapılan sorgularında, 5271 Sayılı CMK 147 ve 191. maddelerindeki yasal hakları hatırlatılmadan, hatırlatılmış olsa bile bu husus tutanağa yazılmadan sorgusu yapılarak savunma hakkının kısıtlanması suretiyle 5271 Sayılı CMK 147 ve 191 maddelerine aykırı davranılması,

3- ) Suça sürüklenen çocuk … için 5271 Sayılı CMK’nın 150/2. maddesi uyarınca zorunlu olarak görevlendirilen müdafiinin hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı 26/05/2014 tarihli son oturumda hazır bulundurulmadan hüküm kurularak aynı Kanun’un 188/1. maddesine aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

4- ) Duruşmaya katılmamasına karşın, gerekçeli karar başlığında Cumhuriyet savcısı isim ve sicilinin yazılması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 14.11.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

CMK 147’deki Savunma Hakkının Sınırlandırılması Niteliğinde Olan Usule Aykırılıklar Sebebiyle Yerel Mahkeme Hükmünün Bozulmasına Karar Verilmesi Gerektiğine Dair Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararı

T.C. YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2017/7-1188 K. 2018/167 T. 17.4.2018

DAVA : 5015 Sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanık …’un 5015 Sayılı Kanun’un Ek 5/1, TCK’nun 62/1, 51/1-3-7-8, 52/2 ve 54/4. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine, hak yoksunluğuna ve suça konu kaçak akaryakıtın müsaderesine dair Van 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.05.2014 tarihli ve 509-252 Sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 16.10.2017 tarih ve 9321-7704 sayı ile;

“…Sanık … yönüyle yapılan temyiz incelemesinde;

Temyiz incelemesine konu bu dosyaya dair suç tarihinin 03.07.2011, iddianame düzenleme tarihinin ise 21.11.2012 olduğu, Dairemizin 2014/30668 Esasi ile 15.11.2016 tarihinde bozulmasına karar verilen Van Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/552 Esasa sayılı dosyasına dair suç tarihinin 19.06.2012, iddianame düzenleme tarihinin ise 18.12.2012 olduğu, sanığın anılan dosyadaki eylemi ile temyiz incelemesine konu dava dosyasındaki eyleminin benzer suç vasfına yönelik olduğu gözetilerek,

Sanığın anılan dosyadaki eylemleri ile temyiz incelemesine konu dava dosyasındaki eyleminin benzer suç vasfına yönelik olduğu gözetilerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2014 gün ve 2013/7-591 Esas, 2014/171 Karar sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği şekilde, suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun nitelği, olayların oluş ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diger tüm özelliklerin birlikte değerlendirilmesiyle eylemin TCK.nun 43. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesi için söz konusu dosyalar birleştirilmek suretiyle yargılama yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunn takdiri gerektiğinin gözetilmemesi,” isabetsizliğinden hükmün sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiş,

Daire Üyesi Dr. B. Karakaş; “Sanık petrol istasyonu sahibi olup, kaçak akaryakıt satışı yapmaktadır. 03.07.2011 tarihli eyleminden sanra 19.06.2012 tarihli eylemini gerçekleştirmiştir. İki suç tarihi arasında 11 ay 19 gün bulunmaktadır. Sayın çoğunluğun bozma kararında belirtildiği gibi iddianame ile hukuki kesinti oluşmamış ise de iki suç arasındaki süre çok uzun zaman aralığında iddianamelerin geç düzenlenmesinden ileri geldiğinden, sanığın kastının yenilendiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun bozma nedenine katılmıyorum” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.11.2017 tarih ve 299991 sayı ile;

“Van 1. Asliye Ceza Mahkemesince 2012/509 esas, 2014/252 karar sayılı 06.05.2014 karar tarihli hüküm yüksek Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 16.10.2017 gün ve 2017/7704 karar sayılı ilamı ile incelenmiş ve yerel mahkeme hükmü sanık … yönünden bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.

Yüksek Daire çoğunluğu bozma kararında ‘Temyiz incelemesine konu bu dosyaya dair suç tarihinin 03.07.2011, iddianame düzenleme tarihinin ise 21.11.2012 olduğu, Dairemizin 2014/30668 esası ile 15.11.2016 tarihinde bozulmasına karar verilen Van Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/552 esasa sayılı dosyasına dair suç tarihinin 19.06.2012, iddianame düzenleme tarihinin ise 18.12.2012 olduğu, sanığın anılan dosyadaki eylemi ile temyiz incelemesine konu dava dosyasındaki eyleminin benzer suç vasfına yönelik olduğu gözetilerek,

Sanığın anılan dosyadaki eylemleri ile temyiz incelemesine konu dava dosyasındaki eyleminin benzer suç vasfına yönelik olduğu gözetilerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2014 gün ve 2013/7-591 esas, 2014/171 karar sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği şekilde, suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun nitelği, olayların oluş ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diger tüm özelliklerin birlikte değerlendirilmesiyle eylemin TCK’nun 43. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesi için söz konusu dosyalar birleştirilmek suretiyle yargılama yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunn takdiri gerektiğinin gözetilmemesi,…’ şeklindeki kabulüyle iki suç arasında TCK 43 anlamında müteselsillik olabileceğini kabul etmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ilamda değinilen 2014/171 karar sayılı kararında iki suç arasında müteselsilliğin kabulü için hukuki veya fiili kesinti olmaması gerektiği kabul edilmiştir. Hukuki kesintinin iddianame tanzimi ile oluşacağı, fiili kesintinin ise iki suç arasında geçen ve suç işleme iradesini yenilemeye muktedir makul bir süre olacağı değerlendirmesine yer verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında makul sürenin fiilen kaç günlük, aylık ve sair süreyi ifade ettiğine kararında açıklama getirmediği görülmektedir. Ancak makul süreyi ‘suç işleme iradesinin yenilenmesine imkan verecek’ ibaresi ile soyut ve genel bir tanımlamaya tabi kıldığı görülmektedir. Daireler arasındaki makul süre uygulaması da suçların niteliğine, işleniş şekline, suçun konusunu oluşturan emtianın edinim tarzına ve sair nedenlere göre belirlenebilmektedir. Bu süre uzun bir zaman dilimini ifade etmediği gibi suçun konusunu oluşturan emtianın (kaçakçılıkta kaçakçılığa konu eşyanın, kullanma amacı dışında uyuşturucu bulundurma suçlarında suçun konusunu oluşturan uyuşturucunun) edinilmeleri farklı zamanlarda vücut bulmuşsa da müteselsilliğe konu olamayacağı, kısaca iradenin yenilendiği ve yeni suçun oluştuğu kabul olunmaktadır.

İtirazımıza konu olayda iki suç tarihi arasında 11 ay 19 gün gibi bir yıla yakın süre geçmiştir. Geçen süre itibarıyla tek başına suç işleme iradesinin yenilendiğini kabul etmek gerekir. Bu kabule göre yerel mahkeme mahkumiyet hükmünün onanması gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 Sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 06.02.2017 tarih, 13227-10255 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR : Sanık … hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar yapılan itirazın reddine karar verilmesi, sanık … hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü ise Özel Dairece onanması suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığın farklı bir tarihte işlediği iddia edilen benzer nitelikteki eylemi sebebiyle aynı mahkemenin farklı esasında yargılaması yapılması sonrası Özel Dairece bozulmasına karar verilen hükme dair dava dosyasının sonucunun araştırılarak, sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma olanağının tartışılması gerekip gerekmediğinin belirlenmesine dair ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, istinabe suretiyle sorgusu yapılan sanığa CMK’nun 196/2. maddesi gereğince, sorgusundan önce ifadesini asıl mahkemesinde vermek isteyip istemediği sorulmadan ve suça konu maddi olay ile ilgili savunması alınmadan hüküm kurulmasının isabetli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya kapsamından;

Van 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, savunmasının tespit edilememesi sebebiyle sorgusunun yapılması için CMK’nun 98. maddesinin 3. fıkrası gereğince hakkında yakalama emri düzenlenen sanığın, 25.06.2013 tarihinde Samsun ilinde yakalanması sonrası aynı gün yakalama emri ve ekleri uyarınca sorgusu yapılmak üzere Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesine getirildiği ve 5271 Sayılı CMK 147. maddesindeki haklarının hatırlatılmasından sonra sorgusuna başlanıldığı, sorgusundan önce sanığa CMK’nun 196. maddesinin 2. fıkrası gereğince ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediğinin sorulmadığı, ayrıca suça konu maddi olay ile ilgili savunması tespit edilmeden, CMK’nun 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verildiği, devamında sanıktan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını isteyip istemediğine dair beyanı sorularak sorgunun bitirildiği, davaya bakan mahkemede yapılan duruşmalarda da sanığın maddi olaya dair savunmasının alınmadığı anlaşılmıştır.

Uyuşmazlığın çözümü bakımından, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı kuralı ve istisnaları ile sanığın duruşmadan bağışık tutulmasını düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunundaki hükümlere değinilmesi faydalı olacaktır.

Sanık hazır olmaksızın duruşma yapılamayacağı kuralını düzenleyen 5271 Sayılı CMK’nun “Sanığın duruşmada hazır bulunmaması” başlıklı 193. maddesinin 1. fıkrası; “Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir” hükmünü amir olup, bu kuralın istisnai halleri ise;

Aynı maddenin ikinci fıkrasında; “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir”,

194. maddenin 2. fıkrasında; “Sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmezse, önceden sorguya çekilmiş ve artık hazır bulunmasına mahkemece gerek görülmezse, dava yokluğunda bitirilebilir”,

195. maddesinde; “Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır”,

200. maddesinin 1. fıkrasında; “Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir”,

204. maddesinde; “Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak, sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır”,

Şeklinde gösterilmiştir.

Uyuşmazlık konusunun çözümüne ışık tutan “Sanığın duruşmadan bağışık tutulması” başlıklı 196. maddesi ise uygulanma tarihi itibarıyla;

“(1) Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir.

(2) Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur.

(3) Sorgu tutanağı duruşmada okunur.

(4) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak sorgu yapılır.

(5) Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer sebeplerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastahane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir.

(6) Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir” biçiminde düzenlenmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında, mahkemece sorgusu yapılmış olmak şartıyla sanığın veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hallerde müdafiinin istemi ile duruşmada hazır bulunmaktan vareste tutulabileceği kabul edilmiş, beşinci fıkrasında ise hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer sebeplerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın sorgusu yapılmış olmak şartıyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebileceği düzenlenmiştir.

Her iki fıkrada da sanığın sorgusunun yapılmış olması hali bağışık tutulmanın şartı olarak belirtilmiş, ancak sanığın sorgusunun ne şekilde yapılacağı hususunda iki fıkrada da her hangi bir açıklamaya yer verilmemiş olup bu konu maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.

Bu düzenlemeye göre, alt sınırı beş yıldan az hapis cezasını gerektiren bir suçtan yargılanan sanığa, sorgusundan önce ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulduktan sonra istinabe suretiyle sorguya çekilebileceği, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı ise sanıkların sorgusunun mutlaka yargılamayı yapan mahkemece yapılması zorunludur.

Sorgusundan önce sanığa, ifadesini yargılamayı yapan mahkeme huzurunda vermek isteyip istemediğinin sorulmaması veya sorulması üzerine duruşmadan bağışık tutulmak istemediğini belirtmesine karşın istinabe ile alınan ifadesiyle yetinilmesi savunma hakkının sınırlanması sonucunu doğuracaktır.

Sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi, yükümlülük yönü olmakla birlikte öncelikle kendisi açısından bir hak olup bu hak adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, sanığın en azından kendi kendini savunmak hakkı bulunduğu belirtilmekle, mahkeme huzurunda doğrudan savunmasını yapabilmesi için duruşmada hazır bulunma hakkının varlığı da zımnen kabul edilmiştir.

Kendisi yönünden hak olarak düzenlendiği kabul edilen bir hususta sanığın bu hakkı ne şekilde kullanacağı konusunda hiçbir insiyatifinin olmadığının kabulü halinde hakkın varlığından da söz edilemeyecektir.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 12 Şubat 1985 tarihli Colozza ve Rubinat/İtalya ile 25 Kasım 1997 tarihli Zana/Türkiye kararlarında, sözleşmeyle garanti altına alınan bir hakkın kullanılmasından vazgeçilmesinin, bunun açıkça söylenmesiyle mümkün olabileceği belirtilmiş olup, buna göre sanığın esas mahkemesinde ifade verme hakkından feragat etmesinin ancak sanığa açıkça bu hususun sorulmasıyla mümkün olacağı vurgulanmıştır.

Ceza Genel Kurulunun 14.02.2012 tarih ve 248-37 ile 22.11.2011 tarihli ve 192-241 Sayılı kararları başta olmak üzere süre gelen bir çok kararında da; “Sorgusundan önce sanığa, ifadesini yargılamayı yapan mahkeme huzurunda vermek isteyip istemediğinin sorulmaması veya sorulması üzerine duruşmadan bağışık tutulmak istemediğini belirtmesine karşın istinabe ile alınan ifadesiyle yetinilmesi savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracağından mutlak bir bozma nedeni olduğu” sonucuna ulaşılmıştır.

Öte yandan, kendisine hatırlatılan yasal haklarını anladığını ve savunmasını yapacağını söyleyen sanığın, yüklenen suç ile ilgili savunması tespit edilmeden, ek savunması sorulduğunda alınan soruşturma aşamasındaki ifadelerine atıfta bulunan beyanının usulüne uygun alınmış bir savunma olarak kabul edilip edilemeyeceğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.

5271 Sayılı CMK’nun “Duruşmanın başlaması” başlıklı 191. maddesi;

“(1) Sanığın ve müdafiinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmaya başlanır. Sanık, duruşmaya bağsız olarak alınır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar.

(2) Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılırlar.

(3) Duruşmada, sırasıyla;

a-) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,

b-) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur,

c-) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve CMK 147. maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,

d-) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır.”

Aynı Kanunun “İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı CMK 147. maddesi ise;

“(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

a-) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine dair soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.

b-) Kendisine yüklenen suç anlatılır.

c-) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.

d-) 95. madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.

e-) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.

f-) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.

g-) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.

h-) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.

i-) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:

1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.

2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.

3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.

4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.

5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.” şeklinde düzenlenmiştir.

Görüldüğü gibi, ifade ve sorgu şüpheli ve sanık bakımından bir yükümlülük olmakla beraber, aynı zamanda bir haktır. 5271 Sayılı CMK 147 ve 191. maddelerinde belirtilen yasal hakları kendisine hatırlatılan ve “açıklamada bulunmama” hakkını kullandığına dair bir beyanda bulunmayan, diğer bir deyişle haklarını anladığını ve yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildiren sanığın, suça konu maddi olay ile ilgili savunmasının tespiti amacıyla sorgusuna başlanacaktır. Yüklenen suç ile ilgili sanığın sorgusu yapılmadan, soruşturma evresindeki ifadelerine atıfta bulunması ve mahkeme tarafından da iddia konusu eylemin aydınlatılması açısından hiçbir soru yöneltilmemiş olması durumunda, usulüne uygun sorgu yapıldığından söz edilemez. Bu savunmalara dayanılarak hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir. İddia konusu eylem ile ilgili savunması tespit edilmeden alınan ek savunmaya dair beyanların da CMK 147 ve 191. maddelerinde anlamını bulan sorgu niteliğinde olduğunun kabulü mümkün değildir.

Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;

5015 Sayılı Kanun’un Ek 5/1. maddesinde düzenlenip iki yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezası öngören petrol kaçakçılığı suçundan yargılanan ve savunmasının tespiti için hakkında yakalama emri düzenlenen sanığın, davanın görüldüğü Van 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin yargı çevresi dışında Samsun’da yakalanmasını müteakip Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan sorgu aşamasında, beyanı alınmadan önce sanığa ifadesini asıl mahkemesinde vermek isteyip istemediği hususunun sorulmadığı, yine yasal haklarının hatırlatılması üzerine, “haklarını anladığını ve savunmasını yapacağını” söyleyen sanığın, yargılamaya konu suça dair maddi olay ile ilgili savunması tespit edilmediği anlaşıldığından, savunma hakkının sınırlandırılması niteliğinde olan bu usule aykırılıklar sebebiyle yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; “Dosya kapsamında çözümlenmesi gereken bir ön sorun bulunmadığı ve işin esasına geçilmesi gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1-) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE,

2-) Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 16.10.2017 tarihli ve 9321-7704 Sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3-) Van 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 06.05.2014 tarihli ve 509-252 Sayılı hükmünün, istinabe suretiyle sorgusu yapılan sanığa CMK’nun 196. maddesinin 2. fıkrası gereğince, sorgusundan önce ifadesini asıl mahkemesinde vermek isteyip istemediğinin sorulmaması ve suça konu maddi olay ile ilgili usulüne uygun sorgusu yapılmayan sanık hakkında yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliklerinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

4-) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.04.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

—————————————-

Sanığın Savunması Alınmadan Hüküm Kurulmasının Esaslı Usul Hatası Olduğuna Dair CMK 147 Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ E. 2017/7860 K. 2018/1341 T. 8.2.2018

• KULLANMAK İÇİN UYUŞTURUCU MADDE BULUNDURMA SUÇU ( 5320 S. Kanun’a Eklenen Geç. 7. Md. 3. Fıkrası Uyarınca Sanık Hakkında Yargılamaya Devam Edilmesi Ancak CMK 147-191 Md. Uyarınca Sorgusu Yapıldıktan Sonra Hüküm Kurulması Gerektiği )

• SORGU ( Kullanmak İçin Uyuşturucu Madde Bulundurma Suçu – Mahkemece Sanığın Hiç Bir Aşamada Savunması Alınmadan Mahkumiyetine ve 6545 S. Kanun’la 5320 S. Kanun’a Eklenen Geç. 7. Md. 2. Fıkrası Uyarınca Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Karar Verilmesinin Yasaya Aykırı Olduğu )

• SANIĞIN SAVUNMASI ALINMADAN HÜKÜM KURULMASININ ESASLI USUL HATASI OLDUĞU ( Kullanmak İçin Uyuşturucu Madde Bulundurma Suçu – 5320 S. Kanun’a Eklenen Geç. 7. Md. 3. Fıkrası Uyarınca Sanık Hakkında Yargılamaya Devam Edilmesi Ancak CMK 147-191 Md. Uyarınca Sorgusu Yapıldıktan Sonra Hüküm Kurulması Gerektiği )

5237/m.191/2

5320/m.Geç.7/3

5271/CMK m.147,191

ÖZET : Dava; kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçuna ilişkindir. Somut olayda 6545 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile birlikte sanık hakkında uygulanması gereken kanun maddesinin 5320 Sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 3. fıkrası olduğu, bu fıkrada yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191. maddesinde tanımlanan suç sebebiyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi kararı verilmiş olup da bu yükümlülükleri ihlal eden kişilerin yargılanmasına devam olunur.” şeklindeki düzenleme uyarınca sanık hakkında yargılamaya devam edilmesi, ancak CMK 147-191 maddeleri uyarınca sorgusu yapıldıktan sonra hüküm kurulması gerekirken, esaslı bir usul hatası yapılarak sanığın hiç bir aşamada savunması alınmadan mahkumiyetine ve 6545 Sayılı Kanun’la 5320 Sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi, yasaya aykırı olup kanun yararına bozma talebi bu sebeple ve değişik gerekçe ile yerindedir.

DAVA : Adalet Bakanlığı’nın, 28/11/2017 tarihli yazısı ile kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan sanık … hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 66. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 06/02/2015 tarihli ve 2014/778 esas, 2015/233 Sayılı kararının kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 12/12/2017 tarihli yazı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı.

Dosya incelendi.

Gereği Görüşülüp Düşünüldü:

KARAR : A- ) Konuyla İlgili Bilgiler:

1- ) 21/10/2012 tarihinde işlediği iddia edilen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu sebebiyle sanık hakkında İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 25/04/2013 tarihli ve 2013/481 esas, 2013/777 Sayılı kararı ile TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik kararı verildiği ve kararın yasa yoluna başvurulmadan kesinleştiği,

2- ) Bu kararın infazı sırasında, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin ihlal edildiğinin bildirilmesi üzerine, mahkemece yargılamaya devam edilerek, İstanbul 66. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 06/02/2015 tarihli ve 2014/778 esas, 2015/233 Sayılı kararı ile sanığın 5560 Sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191/1 ve 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 Sayılı Kanun’la 5320 Sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın yasa yolu incelemesinden geçmeksizin kesinleştiği,

Anlaşılmıştır.

B- ) Kanun Yararına Bozma Talebi:

Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, “Dosya kapsamına göre, her ne kadar mahkemesince sanık hakkında zorunlu olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verileceği ve sanığın savunmasının alınmasının sonuca etkili olmayacağı gerekçeleriyle, sanığın savunmasının alınması yönündeki ara karardan dönülerek mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir” şeklindeki 193/2. maddesiyle “ ( 1 )Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır.” şeklindeki 195/1. maddesinde belirtilen ayrık durumların somut dava dosyasında gerçekleşmediği ve usulüne uygun şekilde sanık sıfatıyla sorgusu yapılmayan sanığın mahkumiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek, İstanbul 66. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 06/02/2015 tarihli ve 2014/778 esas, 2015/233 Sayılı kararının bozulması istenmiştir.

C- ) Konunun Değerlendirilmesi:

Sanık hakkında İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 25/04/2013 tarihli kararı ile 5560 Sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca hükmedilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının infazı sırasında, sanığın yükümlülüklerine uygun davranmadığının mahkemesine bildirilmesi üzerine, mahkemece aynı maddenin 5. fıkrası uyarınca yargılamaya devam edildiği, ancak “sanık hakkında 6545 Sayılı Kanun’la 5320 Sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca zorunlu olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verileceği ve bu sebeple sanığın savunmasının alınmasının sonuca etkili olmayacağı” gerekçeleriyle, sanığın savunması alınmadan mahkûmiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de,

Öncelikle, mahkemece sanık hakkında zorunlu olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması gerektiğine dair görüşe gerekçe olarak gösterilen 6545 Sayılı Kanun’la 5320 Sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrasında yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191. maddesinde tanımlanan suç sebebiyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi tedbiri uygulanmayan kişilerle ilgili olarak 191. madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.” şeklindeki düzenlemenin somut olayda uygulama yeri bulunmadığı, zira sanık hakkında daha önce İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 25/04/2013 tarihli kararı ile 5560 Sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik kararı verildiği ancak sanığın yükümlülüklerine uygun davranmadığı, bu durumda sanık hakkında 6545 Sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal imkan bulunmadığı, her ne kadar mahkemece “sanık hakkında verilen ilk tedavi ve denetimli serbestlik kararına dair yargılama esnasında sanığın savunmasının alınmadığı için bu kararın yok hükmünde olduğu ve bu sebeple sanık hakkında daha önce tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış sayılacağı” gerekçesine dayanılmış ise de, mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş bir kararın her hangi bir yasa yolu incelemesinden geçmeden mahkemenin kendisi tarafından yok sayılamayacağı, tedavi ve denetimli serbestlik kararının usulüne uygun olarak sanığa tebliğ edildiği ve herhangi bir kanun yolu başvurusu olmaksızın kesinleştiği,

Bu açıklamalar ışığında, somut olayda 6545 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile birlikte sanık hakkında uygulanması gereken kanun maddesinin 5320 Sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 3. fıkrası olduğu, bu fıkrada yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191. maddesinde tanımlanan suç sebebiyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi kararı verilmiş olup da bu yükümlülükleri ihlal eden kişilerin yargılanmasına devam olunur.” şeklindeki düzenleme uyarınca sanık hakkında yargılamaya devam edilmesi, ancak CMK 147-191 maddeleri uyarınca sorgusu yapıldıktan sonra hüküm kurulması gerekirken, esaslı bir usul hatası yapılarak sanığın hiç bir aşamada savunması alınmadan mahkumiyetine ve 6545 Sayılı Kanun’la 5320 Sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi, yasaya aykırı olup kanun yararına bozma talebi bu sebeple ve değişik gerekçe ile yerindedir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlere göre, sanık hakkında 6545 Sayılı Kanun’la 5320 Sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair İstanbul 66. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 06/02/2015 tarihli ve 2014/778 esas, 2015/233 Sayılı sayılı kararının 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA; aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının ( b ) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığı’na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 08.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

 İlk Celse Dışında Tüm Duruşmalarda Hazır Bulunan Sanığın İddianame Okunmadan Yasal Hakları Hatırlatılmadan ve Savunması Alınmadan Yakalama Emrinin Yerine Getirilmesi Sırasında Tespit Edilen Savunma ve Ek Savunmasıyla Yetinilerek Hüküm Kurulamayacağına Dair Yargıtay Kararı

YARGITAY 13. CEZA DAİRESİ E. 2014/1644 K. 2014/31520 T. 11.11.2014

• SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI ( İlk Celse Dışında Tüm Duruşmalarda Hazır Bulunan Sanığın İddianame Okunmadan Yasal Hakları Hatırlatılmadan ve Savunması Alınmadan Yakalama Emrinin Yerine Getirilmesi Sırasında Tespit Edilen Savunma ve Ek Savunmasıyla Yetinilerek Hüküm Kurulamayacağı – Savunma Hakkının Kısıtlanmaması Gerektiği )

• YAKALAMA EMRİ YERİNE GETİRİLİRKEN ALINAN SAVUNMAYA DAYANILARAK HÜKÜM KURULMASI ( İlk Celse Dışında Tüm Duruşmalarda Hazır Bulunan Sanığın İddianame Okunmadan Yasal Hakları Hatırlatılmadan ve Savunması Alınmadan Yakalama Emrinin Yerine Getirilmesi Sırasında Tespit Edilen Savunma ve Ek Savunmasıyla Yetinilerek Hüküm Kurulamayacağı – Savunma Hakkının Kısıtlanamayacağı )

• TAKDİRİ İNDİRİM ( Olumsuz Tavır Sergilediğine Dair Hakkında Tespit ve Değerlendirme Bulunmayan Pişmanlığını Dile Getirerek Hakkında Beraat Kararı Verilmesini İsteyen Sabıkasız Sanık Hakkında Takdiri İndirim Sebeplerine İlişkin Hükümlerin Uygulanması Gerektiği )

• HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ ( Sabıkasız Sanığın Beraat İsteminin Reddinin ve Ertelenmemenin Gerekçelerinin Açıklanmadığı – Zararı Tazmin Etmeyerek Pişmanlığını Ortaya Koyacak Tutumu Göstermediğinden Bahisle Takdiri İndirim Nedenleri ve Hapis Cezasının Ertelenmesine İlişkin Hükümlerin Uygulanmamasına Karar Verilemeyeceği )

5237/m. 51, 62

5271/CMK m. 98, 147, 191, 230

ÖZET : Yargılama aşamasında ilk celse dışında tüm duruşmalarda hazır bulunan sanığın, iddianame okunmadan, yasal hakları hatırlatılmadan ve savunması alınmadan, çıkarılan yakalama emrinin yerine getirilmesi sırasında tespit edilen savunma ve ek savunmasıyla yetinilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması yasaya aykırıdır.

Olumsuz tavır sergilediğine dair hakkında tespit ve değerlendirme bulunmayan, pişmanlığını dile getirerek hakkında beraat kararı verilmesini isteyen sabıkasız sanığın cezasından takdiri indirim yapılmasına yer olmadığına karar verilmesinin, yeniden suç işlemeyeceğine kanaat gelmediği yönündeki olumsuz sonuca nasıl ulaşıldığının ve cezasının ertelenmemesinin gerekçeleri açıklanmadan sanığın isteminin reddine dair dayanaklar gösterilmeden, zararı tazmin etmeyerek pişmanlığını ortaya koyacak tutum ve davranışı göstermediğinden bahisle, sanık hakkında takdiri indirim nedenleri ve hapis cezasının ertelenmesine ilişkilerin uygulanmaması hukuka aykırıdır.

DAVA : Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

KARAR : 1- )Yargılama aşamasında ilk celse dışında tüm duruşmalarda hazır bulunan sanığın, yargılandığı mahkemede iddianame okunmadan, yasal hakları hatırlatılmadan ve savunması alınmadan, CMK.’nın 98. maddesi gereğince çıkarılan yakalama emrinin Pendik 1. Sulh Ceza Mahkemesince 13.03.2011 tarihinde yerine getirilmesi sırasında tespit edilen savunma ve ek savunmasıyla yetinilmek suretiyle 5271 sayılı CMK 147 ve 191. maddelerine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması,

2- )Yargılama aşamasında ilk celse dışında tüm duruşmalarda hazır bulunan, olumsuz tavır sergilediğine dair hakkında tespit ve değerlendirme bulunmayan, pişmanlığını dile getirerek hakkında beraat kararı verilmesini isteyen sabıkasız sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nın 230. maddesine aykırı olarak; sanığın cezasından takdiri indirim yapılmasına yer olmadığına karar verilmesinin, yeniden suç işlemeyeceğine kanaat gelmediği yönündeki olumsuz sonuca nasıl ulaşıldığının ve cezasının ertelenmemesinin gerekçeleri açıklanmadan sanığın isteminin reddine dair dayanaklar gösterilmeden, zararı tazmin etmeyerek pişmanlığını ortaya koyacak tutum ve davranışı göstermediğinden bahisle, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 62 ve 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık N ve müdafiinin temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 11.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Sanığa Ek Savunma Hakkı Verilmeden veya Adli Sicil Kaydı Okunmadan Hakkında Tekerrür Hükmünün Uygulanamayacağına Dair CMK 147 Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ E. 2013/12795 K. 2013/15217 T. 27.6.2013

• İDDİANAMENİN OKUNMAMASI ( Sanığa İddianemenin Okunmaması ve Yasal Hakları Bildirilmeden Usulüne Uygun Şekilde Sorgusunun Yapılmamasının Hukuka Aykırı Olduğu )

• YASAL HAKLARIN BİLDİRİLMEMESİ ( Sanığa İddianemenin Okunmaması ve Yasal Hakları Bildirilmesi Gerektiği )

• SORGU ( Sanığa İddianemenin Okunmaması ve Yasal Hakları Bildirilmeden Usulüne Uygun Şekilde Sorgusunun Yapılmamasının Hukuka Aykırı Olduğu )

• EK SAVUNMA HAKKI ( Sanığa Ek Savunma Hakkı Verilmeden veya Adli Sicil Kaydı Okunmadan Hakkında Tekerrür Hükmünün Uygulanamayacağı )

• TEKERRÜR ( Sanığa Ek Savunma Hakkı Verilmeden veya Adli Sicil Kaydı Okunmadan Hakkında Tekerrür Hükmünün Uygulanamayacağı )

5237/m.58

5271/CMK m.147, 191

ÖZET: Sanığa iddianame okunmadan ve yasal hakları bildirilmeden usulüne uygun şekilde sorgusunun yapılmaması hukuka aykırıdır.

Sanığa ek savunma hakkı verilmeden veya adli sicil kaydı okunmadan hakkında tekerrür hükmünün uygulanarak savunma hakkının kısıtlanması hukuka aykırıdır.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : 1- )Sanığa iddianame okunmadan ve yasal hakları bildirilmeden usulüne uygun şekilde sorgusu yapılmamak suretiyle 5271 Sayılı C.M.K.nun 147 ve 191. maddelerine aykırı davranılması,

2- )Sanığa ek savunma hakkı verilmeden veya adli sicil kaydı okunmadan hakkında 5237 sayılı T.C.K. 58. maddesinin uygulanarak savunma hakkının kısıtlanması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan sebeplerle isteme uygun olarak BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 27.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Sanığın Suçunu Kabul Etmediği Şeklindeki Yasal ve Yeterli Olmayan Gerekçelerle Takdiri İndirim Hakkı Uygulanmasına Yer Olmadığına Karar Verilemeyeceğine Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ E. 2011/31970 K. 2012/15894 T. 16.4.2012

• HÜKÜM FIKRASININ İÇERECEĞİ HUSUSLAR ( Sanık Hakkında Uygulanan Yasa Maddesinin Yanlış Yazıldığı)

• SUSMA HAKKI ( Sanığın Suçunu Kabul Etmediği Şeklindeki Yasal ve Yeterli Olmayan Gerekçelerle Takdiri İndirim Hakkı Uygulanmasına Yer Olmadığına Karar Verilemeyeceği)

• TAKDİRİ İNDİRİM HAKKI ( Susma Hakkı Bulunan Sanığın Suçunu Kabul Etmediği Şeklindeki Yasal ve Yeterli Olmayan Gerekçelerle 5237 S.K. Md.62’nin Uygulanmasına Yer Olmadığına Karar Verilemeyeceği)

5271/CMK m.147, 231, 232

5237/m.62

ÖZET : Sanık hakkında uygulanan yasa maddesinin yanlış yazılması ve CMK 147. maddesi gereğince susma hakkı bulunan sanığın ‘suçunu kabul etmediği’ şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle TCK’nin 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi hukuka aykırıdır.

DAVA : Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı konusu; sanığın suç işleme hususundaki eğilimi ile birlikte; daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi şartları ile birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiği düşünülmeden “şartları oluşmadığından CMK’nin 231. maddesinin kanunen ve takdiren uygulanmasına yer olmadığına” denilmek suretiyle yeterli görülmeyen gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-Sanık hakkında uygulanan yasa maddesinin TCK’nin 86/3-e maddesi olarak yazılması gerekirken, TCK’nin 87/3-a olarak yazılması suretiyle 5271 sayılı CMK’nin 232/6. bendine aykırı davranılması,

3-CMK 147. addesi gereğince susma hakkı bulunan sanığın ‘suçunu kabul etmediği’ şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle TCK’nin 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.04.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Susma Hakkı Kapsamında “Suçlarını Kabul Etmediği” Biçimindeki Yasal Olmayan Gerekçe İle Takdiri İndirim Uygulanmasına Yer Olmadığına Karar Verilmesinin Yasaya Aykırı Olduğu

T.C. YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ E. 2007/8281 K. 2009/3700 T. 2.3.2009

• İFTİRA ( Sanığın Köy Muhtarı Olan Mağdurun Sıfat ve Hizmetinden Dolayı İftira Suçunu İşlediğinin Anlaşılması Karşısında 765 S. TCK’nun 273. Md. Uygulanmayarak Eksik Ceza Belirlendiği )

• KÖY MUHTARI OLAN SANIK ( Sanığın Köy Muhtarı Olan Mağdurun Sıfat ve Hizmetinden Dolayı İftira Suçunu İşlediğinin Anlaşılması Karşısında 765 S. TCK’nun 273. Md. Uygulanmayarak Eksik Ceza Belirlendiği )

• TEKERRÜR ( En Ağır Cezayı İçeren Sulh Ceza Mahkemesinin İlamı Yerine Asliye Ceza Mahkemesinin İlamı Gözetilerek Tekerrür Uygulaması Yapılmasının İsabetsizliği )

• SUSMA HAKKI BULUNAN SANIK ( “Suçlarını Kabul Etmediği” Biçimindeki Yasal Olmayan Gerekçe İle Takdiri İndirim Uygulanmasına Yer Olmadığına Karar Verilmesinin Yasaya Aykırı Olduğu )

5271/CMK m.147

765/m.273

ÖZET : 1- Sanığın köy muhtarı olan mağdurun sıfat ve hizmetinden dolayı iftira suçunu işlediğinin anlaşılması karşısında 765 sayılı TCK.nun 273. maddesi uygulanmayarak eksik ceza belirlenmesi,

2- Tekerrüre esas bulunan ve 10 ay hapis cezası olmak üzere en ağır cezayı içeren Osmaneli Sulh Ceza Mahkemesinin ilamı yerine, Osmaneli Asliye Ceza Mahkemesinin ilamı gözetilerek tekerrür uygulaması yapılması,

3- CMK 147. maddesine göre susma hakkı bulunan sanığın “suçlarını kabul etmediği” biçimindeki yasal olmayan gerekçe ile takdiri indirim uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi, yasaya aykırıdır.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Sanığın köy muhtarı olan mağdurun sıfat ve hizmetinden dolayı iftira suçunu işlediğinin anlaşılması karşısında 765 sayılı TCK.nun 273. maddesi uygulanmayarak eksik ceza belirlenmesi,

2- Tekerrüre esas bulunan ve 10 ay hapis cezası olmak üzere en ağır cezayı içeren Osmaneli Sulh Ceza Mahkemesinin 2000/99 esas, 2001/28 karar sayılı ilamı yerine, Osmaneli Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/64 esas 2004/106 karar sayılı ilamı gözetilerek tekerrür uygulaması yapılması

3- CMK 147. maddesine göre susma hakkı bulunan sanığın “suçlarını kabul etmediği” biçimindeki yasal olmayan gerekçe ile takdiri indirim uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanık Z. K.’un temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, bozmadan sonra 5320 sayılı Yasanın 8/1. Maddesi aracılığıyla 1412 sayılı Yasanın 326 /son maddesinin gözetilmesine yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02.03.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Muhammet Olan Adının Mehmet Olarak Yapılmasının Yasaya Aykırılığına Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ E. 2006/2880 K. 2006/8747 T. 22.11.2006

• YENİ ADLİ TIP KRİTERLERİ ( Gösterir Raporun Alınmasından Sonra Eski ve Yeni Kanunun Bütün Hükümleri Olaya Ayrı Ayrı Uygulanıp Lehe ve Aleyhe Olan Yasanın Saptanması Gerektiği )

• LEHE VE ALEYHE YASANIN SAPTANMASI ( Yeni Adli Tıp Kriterlerine Göre Rapor Alınmasından Sonra Eski ve Yeni Kanunun Bütün Hükümleri Olaya Ayrı Ayrı Uygulanıp Saptanması Gereği )

• SANIĞIN KİMLİĞİNİN TESPİTİ ( Muhammet Olan Adının Mehmet Olarak Yapılmasının Yasaya Aykırılığı )

5237/m. 86, 87

5271/CMK m. 147, 191

ÖZET : 1-Müşteki hakkında düzenlenen rapordaki bulgulara göre, 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK. hükümleri ve yeni Adli Tıp Kriterlerine göre yeniden değerlendirilmesini gösterir raporun alınmasından sonra eski ve yeni kanunun bütün hükümleri olaya ayrı ayrı uygulanıp, lehe ve aleyhe olan yasanın saptanması ve her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkan verecek şekilde kararda gösterilmesi gerekir.

2-Sanık ( MUHAMMET ) ( E.A )’ın kimlik tespitinin Mehmet olarak yapılması, Yasaya aykırıdır.

DAVA : DAVA : Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1-Müşteki hakkında düzenlenen rapordaki bulgulara göre, 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK. hükümleri ve yeni Adli Tıp Kriterlerine göre yeniden değerlendirilmesini gösterir raporun alınmasından sonra eski ve yeni kanunun bütün hükümleri olaya ayrı ayrı uygulanıp, lehe ve aleyhe olan yasanın saptanması ve her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkan verecek şekilde kararda gösterilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,

2-Sanık ( MUHAMMET ) ( E.A )’ın kimlik tespitinin Mehmet olarak yapılması suretiyle CMK 147. ve 191 . maddesine muhalefet edilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş Sanığın müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı Bozulmasına, 22.11.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

CMK Madde 147 ile İlgili Makalemiz

CMK 147 konusundaki hukuki makalemiz henüz yayınlanmamıştır. En kısa sürede buraya eklenecektir.

Bu makale faydalı mıydı?