cmk 141 ve yargıtay kararları

CMK 141 ve Yargıtay Kararları

İçindekiler Tablosu

CMK 141 (Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat İstemi)

Madde 141 – (1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,

c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan,

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,

e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,

f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,

g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,

h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.

(2) Birinci fıkranın (e) ve (f) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir.

(3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.

(4) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.

CMK Madde 141 Yargıtay Kararları

Davanın Hakim ve Savcının Eylemlerinden Ötürü Tazminat İstemine İlişkin Olduğu/Tazminat Koşullarının Oluşup Oluşmadığının Tespitinin Ceza Davasının Sonucuna Bağlı Olmadığına Dair CMK 141 Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ E. 2018/5456 K. 2018/12186 T. 17.12.2018

• KORUMA TEDBİRLERİ NEDENİYLE TAZMİNAT İSTEMİ ( Davanın Hakim ve Savcının Eylemlerinden Ötürü Tazminat İstemine İlişkin Olduğu/Tazminat Koşullarının Oluşup Oluşmadığının Tespitinin Ceza Davasının Sonucuna Bağlı Olmadığı – Tazminat Davasına Dayanak Teşkil Eden Soruşturma Dosyasında Davacı İle İlgili Kararların Alınmasını Sağlayan Cumhuriyet Savcısı Hakkında Belirtilen İddialarla İlgili Adli veya İdari Soruşturma Yapılıp Yapılmadığı/Yapılmışsa Sonucunun Ne Olduğu Araştırılıp Bu Kapsamda Belirtilen Konularla İlgili Görevli Cumhuriyet Savcısının Özel Amaçla Hareket Edip Etmediği Hususu Açıklığa Kavuşturulup Sonucuna Göre Karar Verilmesi Gerektiği )

• HAKİM VE SAVCININ EYLEMLERİNDEN ÖTÜRÜ TAZMİNAT İSTEMİ ( 466 S.K. Md.2 Uyarınca Tazminat İstemine Konu Davaların Esasıyla İlgili Verilen Kararların Kesinleşmesi veya Verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına İlişkin Kararların Kesinleşmesinden İtibaren Dava Açma Süresinin Başlayacağının Kabul Edildiği/Ancak Asıl Davanın Sonucuna Bağlı Olmayan ve Asıl Davada Verilecek Kararları Etkilemeyecek Talepler Yönünden Mutlaka Davanın Esasıyla İlgili Verilen Karar veya Hükmün Kesinleşmesi Zorunlu Olmayıp Asıl Davanın Sonucunu Beklemeye Gerek Bulunmadığı )

5271/CMK m.141/3,142

466/m.2

ÖZET : Dava, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.

Davacının dava dilekçesinde belirttiği iddialar, hakim ve savcının eylemlerinden ötürü tazminat istemine ilişkin olup, tazminat koşullarının oluşup oluşmadığının tespiti, ceza davasının sonucuna bağlı değildir. Bu kapsamda, tazminat davasına dayanak teşkil eden soruşturma dosyasında, davacı ile ilgili kararların alınmasını sağlayan Cumhuriyet savcısı hakkında, belirtilen iddialarla ilgili adli veya idari soruşturma yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise sonucunun ne olduğu araştırılıp, bu kapsamda belirtilen konularla ilgili görevli Cumhuriyet savcısının özel amaçla hareket edip etmediği hususu açıklığa kavuşturulup, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, davanın reddine dair karar verilmesi isabetsizdir.

DAVA : Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

5271 Sayılı CMK’nın tazminat istemenin koşulları başlığını taşıyan 142. maddesinde; “Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde” bulunulabileceği hükme bağlanmış, 466 Sayılı Kanun’un 2. maddesinde ise; “zarar veren işlemlerin yapılmasına esas olan iddialar sebebiyle haklarında açılan dâvalar sonunda verilen kararların kesinleştiği veya bu iddiaların mercilerince karara bağlandığı tarihten itibaren üç ay içinde,” uğranılan zararın tazmininin istenebileceği belirtilmiştir. 466 Sayılı Kanundaki bu düzenleme nedeniyle, tazminat istemine konu davaların esasıyla ilgili verilen kararların kesinleşmesi veya verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararların kesinleşmesinden itibaren dava açma süresinin başlayacağı kabul edilmiş, yerleşik uygulama bugüne kadar da bu şekilde sürdürülmüştür.

Ancak asıl davanın sonucuna bağlı olmayan ve asıl davada verilecek kararları etkilemeyecek talepler yönünden mutlaka davanın esasıyla ilgili verilen karar veya hükmün kesinleşmesi zorunlu olmayıp, 5271 Sayılı CMK 141/3. maddesinde düzenlenen hakim ve savcının eylemlerinden ötürü tazminat istemine dayalı talepler açısından da asıl davanın sonucunu beklemeye gerek bulunmamaktadır. Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

5271 Sayılı CMK’nın tazminat istemenin koşulları başlığını taşıyan 142. maddesinde; “Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde” bulunulabileceği hükme bağlanmış, 466 Sayılı Kanun’un 2. maddesinde ise; “zarar veren işlemlerin yapılmasına esas olan iddialar sebebiyle haklarında açılan dâvalar sonunda verilen kararların kesinleştiği veya bu iddiaların mercilerince karara bağlandığı tarihten itibaren üç ay içinde,” uğranılan zararın tazmininin istenebileceği belirtilmiştir. 466 Sayılı Kanundaki bu düzenleme nedeniyle, tazminat istemine konu davaların esasıyla ilgili verilen kararların kesinleşmesi veya verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararların kesinleşmesinden itibaren dava açma süresinin başlayacağı kabul edilmiş, yerleşik uygulama bugüne kadar da bu şekilde sürdürülmüştür.

Ancak asıl davanın sonucuna bağlı olmayan ve asıl davada verilecek kararları etkilemeyecek talepler yönünden mutlaka davanın esasıyla ilgili verilen karar veya hükmün kesinleşmesi zorunlu olmayıp, 5271 Sayılı CMK 141/3. maddesinde düzenlenen hakim ve savcının eylemlerinden ötürü tazminat istemine dayalı talepler açısından da asıl davanın sonucunu beklemeye gerek bulunmamaktadır.

Davacının 31/08/2015 havale tarihli dava dilekçesinde belirttiği iddialar, hakim ve savcının eylemlerinden ötürü tazminat istemine ilişkin olup, tazminat koşullarının oluşup oluşmadığının tespiti, ceza davasının sonucuna bağlı değildir. Bu kapsamda, tazminat davasına dayanak teşkil eden soruşturma dosyasında, davacı ile ilgili kararların alınmasını sağlayan Cumhuriyet savcısı hakkında, belirtilen iddialarla ilgili adli veya idari soruşturma yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise sonucunun ne olduğu araştırılıp, bu kapsamda belirtilen konularla ilgili görevli Cumhuriyet savcısının özel amaçla hareket edip etmediği hususu açıklığa kavuşturulup, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, davanın reddine dair yazılı şekilde karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, davacının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 17.12.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Tazminat Talebine Dayanak Teşkil Eden Ceza Davasında HAGB Kararı Verildiği – Bu Aşamada Davacı Açısından Doğan Bir Zararın Bulunup Bulunmadığının Tespiti ve Varsa Miktarının Hesaplanmasının Mümkün Olmadığı/Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararının Sonucunun Beklenmesi Gerektiği Hakkında Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2017/12-765 K. 2018/406 T. 4.10.2018

• GÖZALTINDA VE TUTUKLU KALINAN SÜRELER SEBEBİYLE AÇILAN TAZMİNAT DAVASI ( Tazminat Talebine Dayanak Teşkil Eden Ceza Davasında HAGB Kararı Verildiği – Bu Aşamada Davacı Açısından Doğan Bir Zararın Bulunup Bulunmadığının Tespiti ve Varsa Miktarının Hesaplanmasının Mümkün Olmadığı/Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararının Sonucunun Beklenmesi Gerektiği )

• UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMA SUÇU ( Davacının Haksız Yere Gözaltına Alındığı ve Tutuklandığı Gerekçesiyle Yakalama Tarihinden İtibaren İşleyecek Yasal Faiziyle Birlikte Maddi ve Manevi Tazminat Talebinde Bulunduğu – Davacı Hakkındaki Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararının Sonucu Beklenmeden Tazminat Talebinin Kabulüne Karar Verilmesinin İsabetsiz Olduğu )

• HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI ( Davacının Denetim Süresine Uyması Halinde Düşme Kararı Verileceği – Bu Süre İçinde Kasten Yeni Bir Suç İşlemesi Halinde Mahkumiyet Hükmünün Açıklanacağı ve Hükme Karşı Kanun Yoluna Başvurulduğu Takdirde Mahkumiyet Hükmünün Esastan Denetimi Sonucu Daha Fazla Cezaya Hükmedilebileceği Gibi Beraat Kararı da Verilebileceği/Tazminat Talebi Bakımından HAGB Kararının Sonucunun Beklenmesi Gerektiği )

2709/m.19,174

466/m.1

5237/m.188,192

5271/CMK m.141,144,223,231

5320/m.18

5395/m.23

ÖZET : Davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler sebebiyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesinin isabetli olup olmadığına ilişkin yapılan incelemede;

Davacının tazminat talebine dayanak teşkil eden ceza davasında, mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş, davacının denetim süresine uyması halinde düşme kararı verileceği; bu süre içinde kasten yeni bir suç işlemesi halinde ise mahkumiyet hükmü açıklanacak, bu hükme karşı kanun yoluna başvurulduğu takdirde davacı hakkında mahkumiyet hükmünün esastan denetimi sonucu daha fazla cezaya hükmedilebileceği gibi beraat kararı da verilebileceği açık olup; bu aşamada davacı açısından doğan bir zararın bulunup bulunmadığının tespiti ve varsa miktarının hesaplanması mümkün olmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın sonucunun beklenmesi gerektiği kabul edilmelidir.

Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler sebebiyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulması gerekmiştir.

DAVA : Davacının uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinden sonra, gözaltında ve tutuklu kaldığı günler karşılığında 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı Maliye Hazinesinden tahsili talebiyle açtığı davada, talebin kısmen kabulüyle 1.198,9 TL maddi, 2.500 TL manevi tazminatın 24.08.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair Hakkari Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.04.2010 tarihli ve 38-106 Sayılı hükmün, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 17.05.2012 tarih ve 15631-12429 sayı ile;

“Davalı ve davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Davacının tutuklanmasına esas alınan suçla ilgili 819 gün tutuklu kaldığı ve yapılan yargılama sonunda hükmedilen 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezasına dair mahkûmiyetle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu aşamadaki hükmün davacı bakımından herhangi bir sonuç doğurmadığı, deneme süresi sonunda davanın düşmesine karar verilmesi hâlinde fazladan tutuklu kalınan süreler için süresinde dava açılması hâlinde tazminat talep edilebileceği gözetilmeden yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi ise 15.01.2013 tarih ve 322-22 sayı ile;

“Tazminata konu ceza dosyasının içeriği incelendiğinde özetle; davacının 466 Sayılı Kanun uyarınca tazminat istemine esas teşkil eden Van 3. ACM’nin ( CMK 250 maddesiyle görevli ) 2008/337 Esas, 2009/113 Karar sayılı dosyasına dair olarak mahkemesince verilen cevaptan ve ekinde gönderilen kesinleşme şerhini içerir ilam ile onaylı belgelerden; davacı hakkında ‘teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapmak’ suçundan kamu davası açıldığı, Van DGM Başkanlığının 2000/103 Esas sırasına kaydedildiği, ilk olarak 2002/241 Karar sayılı kararı ile davacının mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 10. CD’nin 2006/6716-2600 E-K sayılı kararı ile bozulduğu; daha sonra Van 3. ACM’nin 2007/150 Esas, 2008/43 Karar sayılı kararı ile davacının yine mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın da Yargıtay 10. CD’nin 2008/7924-13701 E-K sayılı kararı ile bir kez daha bozulduğu; son olarak Van 3. ACM’nin 2008/337 Esas, 2009/113 Karar sayılı kararı ile davacının 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL APC ile cezalandırılmasına ve de hakkında verilen bu mahkûmiyete dair Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına ( HAGB ) karar verildiği ve de kararın temyiz/itiraz edilmeksizin 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği; kesinleşen kararın davacıya tebliğ olunmadığı, kesinleşen karardan davacının haberdar olduğuna dair dosyada bir belge bulunmadığı, tutuklukta kaldığı sürelerin başka bir cezasından mahsup edilmediği, dosyanın tefrik olmadığı, davacının yargılandığı davada CMK uyarınca görevlendirilen bir müdafi tarafından temsil edildiği anlaşılmıştır.

Değerlendirme

Bir davada, olayları açıklamak taraflara, nitelendirmek ise mahkemeye aittir. CMK’nın 231/5-son cümlesi uyarınca HAGB kararı, kurulan hükmün sanık hakkında hiçbir hukuki sonuç doğurmamasını ifade etmekte ise de, gerek 466 Sayılı Kanun yürürlükteyken gerekse 5271 Sayılı CMK 141. maddesi yürürlüğe girdiği zaman HAGB kurumunun yürürlükte bulunmadığı, 5 yıl içerisinde davacının başka bir suç işlemesi hâlinde verilen cezadan daha fazla bir ceza verilemeyeceği, CMK’da kıyas yapmanın da mümkün olduğu, bu sebeple davacının talebinin esastan değerlendirilmesi gerektiği; somut davanın 466 Sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği olayda 5271 Sayılı CMK 141-142 maddelerinin uygulama alanının bulunmadığı; davacı vekilinin talebinin bu çerçevede 466 Sayılı Kanun’un 1/7. maddesine dayandığı, bu maddede; ‘mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkum edilen kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar’ın bu Kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödeneceğinin düzenlendiği; bu maddeye göre koşullu salıverilme tarihinin değil toplam hükümlülük süresinin dikkate alınması gerektiği, davacının HAGB ile sonuçlanan davada tutuklu kaldığı sürelerin toplam 819 gün olduğu; eğer davacı hakkında HAGB kararı verilmemiş olsaydı kendisine verilen 1 Yıl ( =365 gün ) 6 Ay ( =180 gün ) 22 Gün hapis ve 20 TL APC’ye ( ödenmeyip yine hapse çevrildiğini düşünürsek; =1 gün ) dair olarak davacının toplam hükümlülük süresinin 568 gün olacağı, 466 Sayılı Kanun’un 1/7. maddesine göre, davacının gözaltında ve tutuklu kaldığı sürelerin hükümlülük süresinden fazla olacağı anlaşıldığından; 466 Sayılı Kanun’un 1/7. maddesi uyarınca davacının talebinin 819-568 = 251 gün üzerinden değerlendirilmesi gerektiği; bu itibarla davacının gözaltına alındığı 03.02.2000 tarihinden 23.08.2001 tarihine kadar geçen 568 günlük sürenin tazminat hesabından düşülmesi gerektiği, bu tarihe kadar cezaevinde geçirilen sürelerin haksız tutuklama sayılamayacağı, 24.08.2001 tarihinden haksız tutuklamanın başladığının kabulü gerektiği, 24.08.2001 tarihinden 02.05.2002 tarihine kadar geçen 251 günlük sürenin tazminat hesabında dikkate alınması gerektiği” gerekçesiyle bozma kararına direnmiştir.

Direnme kararına konu bu hükmün de davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2014 tarihli ve 297974 Sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 143-765 sayı ile; 6763 Sayılı Kanun’un 38. maddesiyle 5320 Sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 20.03.2017 tarih ve 156-2168 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR : Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler sebebiyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Davacının teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapma suçundan 03.02.2000 tarihinde gözaltına alınıp 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 4 gün gözaltında, 815 gün de tutuklu kaldıktan sonra 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 24.03.2009 tarih ve 337-113 sayı ile, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 Sayılı TCK’nın 188/3-4, 192/3, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 Sayılı CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair bu kararın 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği,

Davacı vekilinin, 09.12.2009 havale tarihli dilekçe ile, davacının haksız yere gözaltına alındığı ve tutuklandığı gerekçesiyle yakalama tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu,

Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.01.2010 tarih ve 337-113 Sayılı yazısında; sanığın aynı Mahkemenin 2008/337 esas sayılı dava dosyasında 03.02.2000-07.02.2000 tarihleri arasında gözaltında kaldığı, 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın sanık yönünden 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği, kesinleşmiş kararın sanığın kendisine tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebliğ belgesi ile sanığın kararın kesinleştiğinden haberdar olduğuna dair herhangi bir dilekçesinin ya da beyanının olmadığı, kesinleşmiş kararın sanığın vekiline 03.02.2009 tarihli dilekçesine istinaden elden verildiği, dosyanın tefrik edilmediği, sanığın tutuklu kaldığı sürenin başka bir cezadan mahsup edildiğine dair herhangi bir mahsup kararının olmadığı yönünde açıklamalara yer verildiği,

26.03.2010 tarihli bilirkişi raporunda; davacının 03.02.2000-02.05.2002 tarihleri arasında 819 gün tutuklu kaldığı, mahkûmiyet süresi toplamı olan 568 günün mahsubu sonucu sanığın haksız yere 251 gün tutuklu kaldığı, davacının istemeye hak kazandığı maddi tazminat tutarının 1.198,9 TL olduğu yönünde görüş bildirildiği,

Anlaşılmaktadır.

466 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca açılacak tazminat davalarının hukukumuza girişi ve hukuki niteliğine değinilmek suretiyle uyuşmazlık sağlıklı bir şekilde çözümlenebilecektir.

Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası, ülkemizde ilk kez 1961 Anayasası’nda düzenlenmiş, 30. maddesinde, yakalama ve tutuklamanın hangi hâllerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir” hükmü yer almıştır.

1961 Anayasası’nda yer alan bu düzenleme doğrultusunda, 15.05.1964 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 466 Sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun’un 1. maddesinde 7 bent hâlinde, tazminatı gerektiren hâller ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 466 Sayılı Kanun’un 1. maddesinin 8. bendinde yer alan, aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular ve suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası hâline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine dair hüküm 18.01.1991 tarihli ve 20759 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 3696 Sayılı Kanun ile kaldırılmıştır.

Haksız yakalanan ve tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası 1982 Anayasası’nda da sürdürülmüş ve 19. maddesinde yakalama ve tutuklama şartlarına işaret edildikten sonra maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan hüküm bu kez 17.10.2001 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 Sayılı Kanun’un 4. maddesiyle; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir” şeklinde değiştirilmiştir.

Devletimizin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinde de kişilerin özgürlüğünün hangi hâllerde sınırlandırılabileceği belirlenmiş ve maddenin son fıkrasında bu şartlara aykırı davranılması hâlinde mağdur olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğu esası kabul edilerek, bireyin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasının engellenmesi amaçlanmıştır.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 18. maddesiyle 07.05.1964 tarih ve 466 Sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun yürürlükten kaldırılmış ve 5271 Sayılı Kanun’un Yedinci Bölümünde, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat ana başlığı altında, CMK 141 ila 144. maddelerinde, tazminat isteme şartları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmiş ise de, 5320 Sayılı Kanun’un 6. maddesindeki; “ ( 1 ) Ceza Muhakemesi Kanununun CMK 141 ilâ 144. maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır.

( 2 )Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 7.5.1964 tarihli ve 466 Sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” hükmü uyarınca, 466 Sayılı Kanun hükümleri 1 Haziran 2005 tarihinden önce gerçekleşen işlemler yönünden uygulanmaya devam edecektir.

Davaya konu işlem tarihi itibarıyla uygulanması gereken 466 Sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun’un 1. maddesi;

“1. Anayasa ve diğer kanunlarda gösterilen hal ve şartlar dışında yakalanan veya tutuklanan veyahut tutukluluklarının devamına karar verilen;

2. Yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar kendilerine yazılı olarak hemen bildirilmeyen;

3. Yakalanıp veya tutuklanıp da kanuni süresi içinde hakim önüne çıkarılmayan;

4. Hakim önüne çıkarılmaları için kanunda belirtilen süre geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetlerinden yoksun kılınan;

5. Yakalanıp veya tutuklanıp da bu durumları yakınlarına hemen bildirilmeyen;

6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetlerine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen;

7. Mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkum edilen kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir” hükmünü içermektedir.

Kişilerin suçluluğu mahkeme kararı ile kesinleşmeden önce uygulanan yakalama ve tutuklama gibi koruma tedbirleri, bazen bir kısım zararların meydana gelmesine de neden olabildiğinden, hürriyetten yoksun kalanların haklarının teslim edilmesi amacıyla bu tedbirlerin uygulanması sonucu meydana gelen zararların tazminine yönelik olarak söz konusu düzenleme öngörülmüştür.

Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ile ilgili bazı temel bilgilerin de verilmesi gerekmektedir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesiyle kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 Sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesiyle 5395 Sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.

Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 Sayılı Kanun’un 562. maddesiyle 5271 Sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına dair suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 Sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna “sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez” cümlesi, 6545 Sayılı Kanun’un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç sebebiyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez” cümlesi eklenmiştir.

5560, 5728, 6008 ve 6545 Sayılı Kanunlar ile 5271 Sayılı CMK’nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;

1- ) Suça dair olarak;

a- ) Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,

b- ) Suçun Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,

2- ) Sanığa dair olarak;

a- ) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,

b- ) Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç sebebiyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına dair denetim süresi içinde işlenmemiş olması,

c- ) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

d- ) Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,

e- ) Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,

Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.

5271 Sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 Sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 Sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine dair yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise mahkeme hükmü açıklayacaktır. Hükmün açıklanması durumunda bu karara karşı kanun yoluna başvurulduğunda sanık hakkında mahkûmiyet hükmünün esastan denetimi sonucu daha fazla ceza tayin olunması ya da beraatine karar verilmesi mümkündür.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Davacının teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapma suçundan 03.02.2000 tarihinde gözaltına alınıp 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 4 gün gözaltında, 815 gün de tutuklu kaldıktan sonra 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 24.03.2009 tarih ve 337-113 sayı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 Sayılı TCK’nın 188/3-4, 192/3, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 Sayılı CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği, davacının vekili aracılığıyla denetim süresinin bitimini beklemeden tazminat talebinde bulunduğu davada;

Davacının tazminat talebine dayanak teşkil eden ceza davasında, hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Bu kapsamda, davacının denetim süresine uyması hâlinde düşme kararı verilecektir. Bu süre içinde kasten yeni bir suç işlemesi hâlinde ise mahkûmiyet hükmü açıklanacak, bu hükme karşı kanun yoluna başvurulduğu takdirde davacı hakkında mahkûmiyet hükmünün esastan denetimi sonucu daha fazla cezaya hükmedilebileceği gibi beraat kararı da verilebilecektir. Dolayısıyla bu aşamada davacı açısından doğan bir zararın bulunup bulunmadığının tespiti ve varsa miktarının hesaplanması mümkün olmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın sonucunun beklenmesi gerektiği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler sebebiyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- ) Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’nin 15.01.2013 tarihli ve 322-22 Sayılı direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler sebebiyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

2- ) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.10.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Davacının Gözaltı ve Tutukluluk Süresinin Diğer Bir Hükümlülüğünden Mahsup Edildiğinin Belirlenmesi Halinde Makul Bir Miktar Maddi ve Manevi Tazminata Hükmolunmasına Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ E. 2017/11776 K. 2018/7328 T. 3.7.2018

• MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ ( Davacının Gözaltı ve Tutukluluk Süresinin Diğer Bir Hükümlülüğünden Mahsup Edildiğinin Belirlenmesi Halinde Makul Bir Miktar Maddi ve Manevi Tazminata Hükmolunması/Bir Kısmının Mahsup Edildiğinin Belirlenmesi Halinde İse Mahsup Edilmeyen Kısma Dair Olarak Maddi ve Manevi Zarar Dikkate Alınıp Mahsup Edilen Kısım İçin de Makul Bir Miktar Maddi ve Manevi Tazminata Hükmedilmesi Gerektiği )

• FAİZ ( Dava Dilekçesinde Tarih Belirtilmeden Faiz Talebinde Bulunulmasına Rağmen Hükmolunan Maddi ve Manevi Tazminatlar İçin Dava Tarihi Yerine Gözaltına Alma Tarihinden İtibaren Faize Hükmedilmesinin İsabetsiz Olduğu )

• Vekalet ÜCRETİ ( Davacı Kendisini Vekili Marifetiyle Temsil Ettirmediği Halde Kararda Davacı Lehine Vekalet Ücretine Hükmedilmesinin Hatalı Olduğu – Maddi ve Manevi Tazminat İstemi )

• MİRASIN REDDİ ( Davacı Murisin Bir Kısım Varisleri Tarafından Mirasın Reddedildiğinin İleri Sürüldüğü ve Davacının Hüküm Tarihinden Önce Vefat Ettiği Anlaşılmakla Davacının Yasal Mirasçıları Davaya Dahil Edilip Davaya Devam Edip Etmeyeceklerinin Sorulması Gerektiği – Mahkemece Mirası Reddettiğini İleri Süren Varisler Yönünden Reddi Miras Kararının Sonucu Araştırılıp Bu Kararın Kesinleşen Mirasçılar Yönünden Davanın Husumetten Reddini Gerektirdiğinin Gözetilmemesinin İsabetsiz Olduğu )

5271/m.141

ÖZET : Dava, koruma tedbirleri nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacının gözaltı ve tutukluluk süresinin diğer bir hükümlülüğünden mahsup edilip edilmediği, mahsup işlemi yapıldığının tespiti halinde haklarında mahsup işlemi yapılmayan kişilerle tutukluluğu başka mahkumiyetinden mahsup edilenler arasındaki dengenin, hak ve nesafetin sağlanması gerektiği dikkate alınarak, davacının gözaltında ve tutuklu kaldığı sürelerin ne kadarının diğer hükümlülüğünden mahsup edildiği araştırılarak, tamamının mahsup edildiğinin belirlenmesi halinde makul bir miktar maddi ve manevi tazminata hükmolunması, bir kısmının mahsup edildiğinin belirlenmesi halinde ise mahsup edilmeyen kısma dair olarak maddi ve manevi zarar dikkate alınıp, mahsup edilen kısım için de makul bir miktar maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Dava dilekçesinde, tarih belirtilmeden faiz talebinde bulunulmasına rağmen, hükmolunan maddi ve manevi tazminatlar için dava tarihi yerine, gözaltına alma tarihinden itibaren faize hükmedilmesi,

Davacı kendisini vekili marifetiyle temsil ettirmediği halde kararda davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,

Davacı murisin bir kısım varisleri tarafından mirasın reddedildiğinin ileri sürüldüğü ve davacının hüküm tarihinden önce vefat ettiği anlaşılmakla davacının yasal mirasçıları davaya dahil edilip davaya devam edip etmeyeceklerinin sorulması gerektiği ayrıca mahkemece mirası reddettiğini ileri süren varisler yönünden reddi miras kararının sonucu araştırılıp, bu kararın kesinleşen mirasçılar yönünden davanın husumetten reddini gerektirdiğinin gözetilmemesi isabetsizdir.

DAVA : Davacıların tazminat taleplerinin bir kısmının kısmen kabulüne, bir kısmının ise reddine dair hükümler, davacı vekilleri, davalı vekili ile davacı ve davacı mirasçıları tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : I.Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davalı vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;

6100 Sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan ve 21.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5219 Sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değişik HUMK’un 427. ve ek 4. maddelerindeki temyiz sınırı ve hükmolunan tazminat miktarına göre hükmün kesin olması sebebiyle davalı vekilinin temyiz isteminin 1086 Sayılı HUMK’un 432. maddesi gereğince REDDİNE,

II.Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahkemece davacı lehine tazminat isteme şartlarının oluşmadığı gerekçeleri gösterilerek davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı yön bulunmadığından, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

III.Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahkemece davacı lehine tazminat isteme şartlarının oluşmadığı gerekçeleri gösterilerek davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı yön bulunmadığından, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

IV.Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davacı vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahkemece davacı lehine tazminat isteme şartlarının oluşmadığı gerekçeleri gösterilerek davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı yön bulunmadığından, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

V.Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davalı vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Davacı tarafça dava dilekçesinde, hükmolunacak tazminata dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinde bulunulduğu halde, hükmolunan maddi ve manevi tazminatlara gözaltı tarihinden itibaren faiz işletilmesi,

Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapmayı gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının b bendinde yer alan davacının gözaltına alındığı 31/01/2007 tarihinden” ibaresinin ”dava tarihi olan 21/09/2011 tarihinden” şeklinde değiştirilmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Vl.Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davalı vekili ve davacı vekilinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Her ne kadar CMK’nın 144/1-a maddesinin yürürlükten kaldırılması sebebiyle mahsup tazminata engel oluşturmayacak ise de, davacının gözaltı ve tutukluluk süresinin diğer bir hükümlülüğünden mahsup edilip edilmediği, mahsup işlemi yapıldığının tespiti halinde haklarında mahsup işlemi yapılmayan kişilerle tutukluluğu başka mahkumiyetinden mahsup edilenler arasındaki dengenin, hak ve nesafetin sağlanması gerektiği dikkate alınarak, davacının gözaltında ve tutuklu kaldığı sürelerin ne kadarının diğer hükümlülüğünden mahsup edildiği araştırılarak, tamamının mahsup edildiğinin belirlenmesi halinde makul bir miktar maddi ve manevi tazminata hükmolunması, bir kısmının mahsup edildiğinin belirlenmesi halinde ise mahsup edilmeyen kısma dair olarak maddi ve manevi zarar dikkate alınıp, mahsup edilen kısım için de makul bir miktar maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

İsabetsiz olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,

VlI.Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davalı vekili ve davacı varisinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davalı vekilinin tüm davacı varisinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- )Davacı muris, hakkında koruma tedbiri uygulanan döneme dair serbest meslek faaliyeti yürüttüğü ve gelir kaybı miktarının bu serbest meslek faaliyetine dair gelir beyannamesindeki kazancına göre hesaplandığında asgari ücrete göre yapılan hesaplamadan düşük olduğu bu sebeple davacının en azından temel ihtiyaçlarını karşılamasına imkân tanıyan net asgari ücret üzerinden hesaplama yapılarak maddi tazminata hükmolunması gerektiği dikkate alınarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca 16 yaşından büyükler için belirlenen net asgari ücret miktarları üzerinden hesaplanacak 1.047,54 TL’nin maddi tazminat olarak ödenmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden bilirkişi raporu esas alınarak, yazılı şekilde davacı aleyhine eksik maddi tazminata hükmedilmesi,

2- )Aynı konuda mükerrer olarak açılan tazminat dava dosyaları birleştirilerek, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin değerlendirilerek kısmen kabulüne karar verildiği, birleştirilen mükerrer tazminat davasının reddine karar verilerek davalı lehine vekalet ücretine hükmolunması,

Kanuna aykırı olup, davacı varisinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerle 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konularda, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden davacı hakkındaki hükmün birleştirilen tazminat davasının reddine dair B bölümünün hüküm fıkrasından çıkarılması, hükmün A bölümünün iki numaralı paragrafındaki maddi tazminat miktarının 1.047,54 TL’ye yükseltilmesi, suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

VllI.Davacılar hakkında kurulan hükme yönelik:

Davalı vekili ve davacılar vekiliinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Davacı tarafça dava dilekçesinde, hükmolunacak tazminata tutuklama tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinde bulunulduğu halde, hükmolunan maddi ve manevi tazminatlara gözaltı tarihinden itibaren faiz işletilmesi,

İsabetsiz olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapmayı gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının A ve B bendinde yer alan “davacının gözaltına alındığı 31/01/2007 tarihinden” ibaresinin ”davacının tutuklandığı 01/02/2007 tarihinden” şeklinde değiştirilmesi, suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

IX.Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davacı vekilinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahkemece davacı lehine tazminat isteme şartlarının oluşmadığı gerekçeleri gösterilerek davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı yön bulunmadığından, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

X. Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davacının temyiz istemlerinin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahkemece davacı lehine tazminat isteme şartlarının oluşmadığı gerekçeleri gösterilerek davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı yön bulunmadığından, davacının tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

XI. Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davalı vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Dava dilekçesinde, tarih belirtilmeden faiz talebinde bulunulmasına rağmen, hükmolunan maddi ve manevi tazminatlar için dava tarihi yerine, gözaltına alma tarihinden itibaren faize hükmedilmesi,

Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, davacı hakkındaki hüküm fıkrasının b bendinde hükmolunan maddi ve manevi tazminatların faize dair kısmında yer alan ”davacının gözaltına alındığı 31/01/2007 tarihinden” ibaresi yerine “dava tarihi olan 02/05/2011 tarihinden” ibaresinin yazılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

XII. Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davalı vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Dava dilekçesinde, tarih belirtilmeden faiz talebinde bulunulmasına rağmen, hükmolunan maddi ve manevi tazminatlar için dava tarihi yerine, gözaltına alma tarihinden itibaren faize hükmedilmesi,

Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, davacı hakkındaki hüküm fıkrasının b bendinde hükmolunan maddi ve manevi tazminatların faize dair kısmında yer alan ”davacının gözaltına alındığı 31/01/2007 tarihinden” ibaresi yerine “dava tarihi olan 02/05/2011 tarihinden” ibaresinin yazılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

XIII. Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davalı vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- ) Dava dilekçesinde, faiz talebinde bulunulmamasına rağmen, hükmolunan maddi ve manevi tazminatlar için gözaltına alma tarihinden itibaren faize hükmedilmesi,

2- ) Davacı kendisini vekili marifetiyle temsil ettirmediği halde kararda davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,

Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, davacı hakkındaki hüküm fıkrasının c bendinde hükmolunan manevi tazminatın faize dair kısmında yer alan ”davacının gözaltına alındığı 31/01/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte” ve “davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 3.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine” ibarelerinin hüküm fıkrasından çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

XIV. Davacı hakkında kurulan hükme yönelik:

Davacı varislerinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davacı varislerinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Davacı murisin bir kısım varisleri tarafından mirasın reddedildiğinin ileri sürüldüğü ve davacının hüküm tarihinden önce 27/11/2014 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakla davacının yasal mirasçıları davaya dahil edilip davaya devam edip etmeyeceklerinin sorulması gerektiği ayrıca mahkemece mirası reddettiğini ileri süren varisler yönünden reddi miras kararının sonucu araştırılıp, bu kararın kesinleşen mirasçılar yönünden davanın husumetten reddini gerektirdiğinin gözetilmemesi

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş olup, davacı varislerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün sair yönler incelenmeksizin bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 03.07.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

 Davacının Tutuklu Kaldığı Dönemde İş Yerinin Açık Olup Olmadığı Herhangi Bir Gelir Elde Edip Etmediği Araştırılarak Gerçek Gelirinin ve Dolayısıyla Kazanç Kaybının Belirlenmesi Gerektiğine Dair CMK 141 Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY CEZA GENEL KURULU E. 2015/12-518 K. 2018/293 T. 19.6.2018

• KORUMA TEDBİRLERİ NEDENİYLE TAZMİNAT İSTEMİ ( Davacının Tutuklu Kaldığı Dönemde İş Yerinin Açık Olup Olmadığı Herhangi Bir Gelir Elde Edip Etmediği Araştırılarak Gerçek Gelirinin ve Dolayısıyla Kazanç Kaybının Belirlenmesi/Bunun Mümkün Olmaması ya da Tespit Edilen Gelirinin Net Asgari Ücretten Az Olması Durumunda En Azından Temel İhtiyaçlarını Karşılayan İnsanca Yaşamasına İmkân Tanıyan En Düşük Asgari Ücretin Tamamı Üzerinden Belirlenecek Bir Miktarın Maddi Tazminat Olarak Belirlenmesi Gerektiği )

• VERGİ DAİRESİNE BİLDİRİLEN KAZANÇ MİKTARININ MADDİ TAZMİNATA ESAS ALINMASI ( Basit Ticari Usulde Kazanç Elde Eden Davacının Vergi Dairesine Daha Az Kazandığını Beyan Ettiği/Bu Miktarın Maddi Tazminata Esas Alınmasının İsabetsiz Olduğu – Koruma Tedbirleri Sebebiyle Tazminat Davalarında Vergi Dairesi ya da Başka Bir Kuruma Bildirilen Miktara Bağlı Kalınmasının Hak Adalet ve Nasafet İlkesine Uygun Olmayacağı )

• MADDİ TAZMİNAT HESABI ( Davacının Tutuklu Kaldığı Dönemde İş Yerinin Açık Olup Olmadığı Herhangi Bir Gelir Elde Edip Etmediği Araştırılarak Gerçek Geliri ve Dolayısıyla Kazanç Kaybının Belirlenmesi Gerektiği – Tespit Edilen Gelirinin Net Asgari Ücretten Az Olması Durumunda En Azından Temel İhtiyaçlarını Karşılayan En Düşük Asgari Ücretin Tamamı Üzerinden Belirlenecek Bir Miktarın Maddi Tazminat Olarak Takdir Edileceği )

5271/m.141

ÖZET : Dava, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; koruma tedbirleri sebebiyle hükmolunan maddi tazminat miktarının dosya içeriğine uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Davacının tutuklu kaldığı dönemde iş yerinin açık olup olmadığı, herhangi bir gelir elde edip etmediği araştırılarak, gerçek geliri ve dolayısıyla kazanç kaybının belirlenmesi, bunun mümkün olmaması ya da tespit edilen gelirinin net asgari ücretten az olması durumunda, en azından temel ihtiyaçlarını karşılayan, insanca yaşamasına imkân tanıyan en düşük asgari ücretin tamamı üzerinden belirlenecek bir miktarın maddi tazminat olarak belirlenmesi gerektiği kabul edilmelidir.

DAVA : Davacının haksız tutuklanma sonucu uğramış olduğunu ileri sürdüğü zarar sebebiyle 40.000 Lira maddi, 20.000 Lira manevi tazminatın, davalı hazineden tahsiline yönelik isteminin kısmen kabulü ile; 381,42 Lira maddi ve 2.400 Lira manevi tazminatın, tutuklandığı tarihten itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya yönelik talebin reddine dair Salihli Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.12.2012 gün ve 181-378 Sayılı hükmün, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 01.10.2014 gün ve 1413-19185 sayı ile;

“Maddi tazminat tutarının vergi kaydı üzerinden hesaplanmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır.

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin, maddi ve manevi tazminat miktarının az olduğuna; davalı vekilinin, tazminat şartlarının oluşmadığına, talebin yeterli şekilde delillendirilmediğine, tazminat miktarına dair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Maddi tazminat tayininde nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre, tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak bir şekilde, hak ve nasafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, davacı lehine bu ölçütlere uymayacak miktarda fazla manevi tazminata hükmolunması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Daire üyesi M. Albayrak; “Koruma tedbirleri sebebiyle zarar görenlere tazminat verilmesini öngören 5271 Sayılı CMK 141. maddesi, kişilerin uğradığı maddi ve manevi zararlarının Devlet tarafından karşılanacağını öngörmüştür. Yerleşmiş uygulamalarda; koruma tedbirleri sebebiyle maddi tazminat hesabında davacıların gerçek zararı tespit edilmeye çalışılmakta, bunun mümkün olmaması halinde ise kişinin en azından temel ihtiyaçlarını karşılayacak, insanca yaşamasına olanak tanıyan en düşük net asgari ücretin tamamı üzerinden belirlenecek miktarın maddi tazminat olarak hesaplanması gerekirken 46 gün süreyle tutuklu kalan davacı hakkında hükmedilen maddi tazminatında da bu ölçülere uymayıp az olduğu ayrıca manevi tazminatında faiz çarpanı nazara alındığında ( 5.000×1.3=6.500 Lirada ) çok olmadığını düşündüğümüzden sayın çoğunluğun maddi tazminatı normal ve manevi tazminatı fazla kabul eden görüşlerine katılmıyoruz” düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.12.2014 gün ve 87370 sayı ile;

“Mahkeme; davacının maddi zararını hesap ederken vergi levhasındaki vergi beyanını esas olarak, tutuklu kalınan 46 gün için toplam 381.42 Lira maddi tazminata hükmetmiştir. Koruma tedbirleri sebebiyle zarar görenlere tazminat verilmesini öngören 5271 Sayılı CMK 141. maddesi, kişilerin uğradığı maddi ve manevi zararlarının Devlet tarafından karşılanacağını öngörmüştür. Yerleşmiş uygulamalarda; koruma tedbirleri sebebiyle maddi tazminat hesabında davacıların gerçek zararı tespit edilmeye çalışılmakta, bunun mümkün olmaması halinde ise kişinin en azından temel ihtiyaçlarını karşılayacak, insanca yaşamasına olanak tanıyan en düşük net asgari ücretin tamamı üzerinden belirlenecek miktarın maddi tazminat olarak hesaplanması yapılmaktadır.

Bilindiği üzere ülkemizde gelir ve kurumlar vergisi gibi doğrudan vergilerin tahsilat miktarı, tüketim üzerinden toplanan KDV, ÖTV vb. vergilere göre oldukça düşük kalmaktadır. Kısacası kişiler doğrudan ödedikleri vergiden daha fazlasını temel ihtiyaç ve yaşam maddelerini satın alırken ödemektedirler. Somut olayda davacının gelir vergisi beyannamesine göre hesap edilen zarar haksız tutuklanma tarihi itibarıyla açıklanan TÜİK verilerindeki açlık sınırının dahi altındadır. Bu durumda davacının maddi zararı gelir vergisi beyannamesindeki bilgilere göre hesaplanamaz. Kaldı ki Yargıtay 12. Ceza Dairesi birçok kararında öğrenci ve hatta işsiz olup gelirini belgeleyemeyen kişilerin dahi zararlarını haksız tutuklama tarihi itibarıyla geçerli olan net asgari ücret miktarı üzerinden hesaplarken davacının maddi zararını belirtilen şekilde hesaplaması hukuka ve hakkaniyet ilkelerine aykırıdır” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.

CMK’nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 04.03.2015 gün, 23518-4082 sayı ve oyçokluğuyla, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR : İtirazın kapsamına göre inceleme davacı lehine maddi tazminata hükmedilmesine dair karar ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; koruma tedbirleri sebebiyle hükmolunan maddi tazminat miktarının dosya içeriğine uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosyada;

Davacı …’ın, Alaşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında basit cinsel saldırı suçundan sevk edildiği sulh ceza mahkemesince 15.06.2009 tarihinde tutuklanmasına karar verildiği, kırk altı gün tutuklu kaldıktan sonra yargılamayı yapan Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesince 31.07.2009 tarihinde serbest bırakılıp, 15.03.2012 gün ve 217-70 sayı ile yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebiyle beraatine karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği,

Hükmün sanık müdafiine tefhim edildiği, şikâyetçi Hatice Eren’e tebliğ edildiği,

Davacı vekilinin yasal süresi içerisinde mahkemesinden koruma tedbirleri sebebiyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu,

Mahkemece kolluk görevlilerine yaptırılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasına göre; evli, ilkokul mezunu, 1968 doğumlu olan davacının, tutuklandığı tarihte babasına ait evde kira ödemeden oturduğu, ilköğretimde öğrenci olan bir çocuğu bulunduğu, eşinin çalışmadığı, bakkal dükkânı işlettiği, aylık 1.000 Lira civarında kazanç elde edebileceği,

Davacının vekili aracılığıyla sunduğu dava dilekçesinde marketçilik yaptığını, aylık ortalama gelirinin 3.000 Lira olduğunu, ancak tutuklu kaldığı yaz aylarında tarım işlerinin yoğunluğu ve tarım işçilerinin alışveriş yapmaları nedenleriyle aylık kazancının 6.000 Liraya çıktığını, tutuklu kaldığı dönemde 9.200 Lira gelir kaybının olduğunu dile getirdiği,

Vergi levhasına göre; tutuklandığı yılda beyan olunan vergi matrahının 3.400; bu rakam üzerinden hesaplanan ve tahakkuk ettirilen vergi miktarının ise yıllık toplam 510 Lira olduğu,

Alaşehir Bakkal ve Bayiler Esnaf Odasınca gönderilen bakkal işletmesi basit usulde hesap özetine göre yıllık net gelirinin 2.985 Lira olduğu,

Serbest muhasebeci mali müşavir bilirkişi tarafından, davacının tutuklu kaldığı günlere tekabül eden kazanç kaybının, beyan edilen ve tahakkuk ettirilen vergi miktarı da göz önüne alınarak 381,42 Lira olarak hesaplandığı,

Yerel mahkemece yapılan yargılama neticesi davacının talebinin kısmen kabulüyle, 381,42 Lira maddi tazminatın, tutuklandığı tarihten itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalı hazineden alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat taleplerinin ise kısmen kabulüyle, 5.000 Lira manevi tazminata hükmolunduğu,

Anlaşılmıştır.

Haksız olarak yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası, ilk kez 1961 Anayasasında hüküm altına alınmış, otuzuncu maddesinde yakalama veya tutuklamanın hangi hâllerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre devletçe ödenir” düzenlemesine yer verilmiştir.

1961 Anayasasındaki bu hüküm doğrultusunda, 15.05.1964 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki 466 Sayılı Kanun’un birinci maddesinde yedi bent hâlinde tazminatı gerektiren hâller ayrıntılı olarak düzenlenmiş, aynı Kanunun birinci maddesinin sekizinci bendinde yer alan, aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular, suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası hâline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine dair hüküm, 10.01.1991 gün ve 3696 Sayılı Kanun ile kaldırılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin beşinci maddesinde de, kişilerin özgürlüğünün hangi hâllerde sınırlandırılabileceği belirlenmiş, maddenin son fıkrasında bu şartlara aykırı davranılması durumunda mağdur olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğu esası kabul edilmiştir.

Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan ve tutuklanan kişilere tazminat ödenmesi 1982 Anayasasında sürdürülmüş, ondokuzuncu maddesinde yakalama ve tutuklama şartlarına işaret edildikten sonra, son fıkrasında; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, devletçe ödenir” denilmiştir.

Bu hüküm, 17.10.2001 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 Sayılı Kanun’un 4. maddesiyle “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, devletçe ödenir” şeklinde değiştirilmiştir.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 18. maddesiyle 07.05.1964 gün ve 466 Sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun yedinci bölümünde “Koruma tedbirleri sebebiyle tazminat” başlığı altında CMK 141 ilâ 144. maddelerinde tazminat isteme şartları ve sonuçları yeniden ele alınmış, CMK 141. maddesinde hangi durumlarda tazminat talep edilebileceği, CMK 142. maddesinde tazminat isteminin şartları, 143. maddesinde tazminatın geri alınması, CMK 144. maddesinde ise tazminat istenemeyecek hâller düzenlenmiştir.

5320 Sayılı Kanun’un 6. maddesinin;

“1 ) Ceza Muhakemesi Kanununun CMK 141 ilâ 144. maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır.

2- ) Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 07.05.1964 tarihli ve 466 Sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” hükmü uyarınca somut uyuşmazlığın, davacının tutuklandığı tarih de göz önünde bulundurularak 5271 Sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda çözülmesi gerekmektedir.

Ceza Muhakemesi Kanununun “Tazminat istemi” başlıklı 141. maddesi;

“1 ) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a- ) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b- ) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,

c- ) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma istemi yerine getirilmeden tutuklanan,

d- ) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,

e- ) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,

f- ) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması sebebiyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,

g- ) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan,

h- ) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen,

i- ) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen,

j- ) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

k- ) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, devletten isteyebilirler.

2- ) Birinci fıkranın ( e ) ve ( f ) bentlerinde belirtilen kararları veren merciler, ilgiliye tazminat hakları bulunduğunu bildirirler ve bu husus verilen karara geçirilir.

3- ) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler sebebiyle tazminat davaları ancak devlet aleyhine açılabilir.

4- ) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.”

“Tazminat isteminin koşulları” başlıklı 142. maddesinde de;

“1 ) Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.

2- ) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.

3- ) Tazminat isteminde bulunan kişinin dilekçesine, açık kimlik ve adresini, zarara uğradığı işlemin ve zararın nitelik ve niceliğini kaydetmesi ve bunların belgelerini eklemesi gereklidir.

4- ) Dilekçesindeki bilgi ve belgelerin yetersizliği durumunda mahkeme, eksikliğin bir ay içinde giderilmesini, aksi hâlde istemin reddedileceğini ilgiliye duyurur. Süresinde eksiği tamamlanmayan dilekçe, mahkemece, itiraz yolu açık olmak üzere reddolunur.

5- ) Mahkeme, dosyayı inceledikten sonra yeterliliğini belirlediği dilekçe ve eki belgelerin bir örneğini devlet hazinesinin kendi yargı çevresindeki temsilcisine tebliğ ederek, varsa beyan ve itirazlarını onbeş gün içinde yazılı olarak bildirmesini ister.

6- ) İstemin ve ispat belgelerinin değerlendirilmesinde ve tazminat hukukunun genel prensiplerine göre verilecek tazminat miktarının saptanmasında mahkeme gerekli gördüğü her türlü araştırmayı yapmaya veya hâkimlerinden birine yaptırmaya yetkilidir.

7- ) Mahkeme, kararını duruşmalı olarak verir. İstemde bulunan ile Hazine temsilcisi, açıklamalı çağrı kâğıdı tebliğine rağmen gelmezlerse, yokluklarında karar verilebilir.

8- ) Karara karşı, istemde bulunan, Cumhuriyet savcısı veya hazine temsilcisi, istinaf yoluna başvurabilir; inceleme öncelikle ve ivedilikle yapılır” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu hükümler uyarınca koruma tedbirleri sebebiyle uğranılan maddi ve manevi her türlü zarar, tazminatla giderilebilecektir.

Maddi tazminat ile davacıların mal varlığında meydana gelen somut bir azalma ya da kazanç kaybı, ödedikleri avukatlık ücreti gibi masrafların karşılanması amaçlanırken, manevi tazminat ile kişinin sosyal çevresinde itibarının sarsılması, özgürlüğünden mahrum kalması sebebiyle duyduğu elem, keder, ıstırap ve ruhsal sıkıntıların bir ölçüde de olsa giderilmesi düşünülmektedir.

Maddi tazminatın konusu, hukuka aykırı bir koruma tedbirine maruz kalan kişilerin uğradıkları maddi zararlardır. Koruma tedbirleri sebebiyle tazminat davalarında karşılanması gereken maddi zarar; mal varlığının aktif değerlerinde meydana gelen azalma veya pasifinde, başka bir anlatımla borçlarında artma şeklinde oluşabilir.

Maddi tazminatın esasını oluşturan mal varlığında meydana gelen azalma veya gelir kaybının tespitinde objektif ölçü ve belgelere dayanılmalı, kişinin gözaltına alınması ya da tutuklanmasından önceki işine bakılmalıdır. Davacı işçi ya da memursa çalıştığı yerden, serbest meslek çalışanı ise ilgili meslek kuruluşundan sorulup, vergi kayıtları da incelenerek, sağlık durumu, çalıştığı işin niteliği, hafta sonu, dini ve milli bayramlarda çalışıp çalışmadığı araştırılıp sonucuna göre gerekirse bilirkişi marifetiyle maddi kaybı hesaplanmalıdır.

Herhangi bir işte çalışmayan kişilere verilecek maddi tazminatın hesaplanmasında gözaltında ya da tutuklu kaldıkları dönemdeki net asgari ücret göz önünde bulundurulmalı, serbest meslek sahibi olanların ne kadar kazanç elde ettikleri vergi dairesi veya ilgili meslek kuruluşundan sorulmalı, belli bir işyerinde çalışmayan, dolayısıyla aldıkları ücret ya da maaşı belirli olmayan kişilerin ise tarım veya sanayide çalışıp çalışmadıkları araştırılıp, bu alandaki asgari ücret üzerinden tazminat hesaplanmalıdır.

Tazminat hukukunun koruma tedbirleri sebebiyle tazminat davalarında da tatbiki gereken genel prensipleri uyarınca, davacının dava dilekçesinde uğradığını ileri sürdüğü tüm zararlarının niteliğini, miktarını ve buna dair delillerini açıkça göstermesi gerekmektedir. Davacı, maddi kaybının belirlenebilmesi bakımından herhangi bir işte çalışıyorsa buna dair maaş bordrosu ve benzeri bilgi ya da belgelerini ibraz etmeli, varsa tanıklarını göstermelidir.

Nitekim öğretide; “Yasa dışı yakalanan veya tutuklanan kimsenin mesleki uğraşısına göre uğrayacağı her türlü maddi kayıplarını maddi zarar olarak tarif edebiliriz. Bu zararın tespit edilmesindeki ölçüler objektif ölçülerdir. Örneğin, ticaret ya da tarımla uğraşan kimselerin uğrayacağı kazanç kayıplarını maddi zarar olarak sayabiliriz. Zararların saptanmasındaki ölçü, sübjektif takdir yerine belirli ölçü ve belgelerdir. Ödenecek maddi zarar, gerçek zararın karşılığı olacak, delillerle kanıtlanacak, gerektiğinde bilirkişiye tespit ettirilecektir. ‘Tutuklanmasaydım şu şekilde bir iş tasavvur ediyordum, sağlayacağı kâr şu oranda olacaktı’ şeklindeki soyut istekler karşılanmayacaktır.” ( M. Naci Ünver-A. Mümin Kavalalı, Yasa Dışı Yakalanan Veya Tutuklananlara Tazminat Verilmesi, Kazancı Yayınevi, İstanbul 1990, s. 42-43 ) “Maddi zarar, haksız olarak yakalanan veya tutuklanan kimselerin, yakalama ve tutuklama süresinde uğradıkları gelir kaybıdır. Ayrıca haksız işlem sebebiyle yaptıkları giderlerin de maddi zarar kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Avukat ücreti ve yol giderleri maddi zarar hesabında göz önüne alınır. Yakalanan veya tutuklanan kişi işçi ve memur gibi ücretli birisi ise, net ücret kaybı maddi zarar sayılır. Ancak kişi tekrar görevine iade edilmesi sebebiyle tüm ücret ve haklarını alacaksa, kendisine maddi tazminat ödenmez. Böyle bir durum yoksa belli bir işyerinde çalışan işçilerin hafta ve resmi tatillerde de çalışıp çalışmadıkları araştırılarak net gelir kaybının saptanması gerekir. Belirli bir iş yerine bağlı olarak çalışmayan işçiler için tarım veya sanayide çalışıp çalışmadıkları araştırılarak, tarım veya sanayi asgari ücreti üzerinden tazminata hükmolunur. Hafta ve bayram tatilleri hesaba dâhil edilmez. Brüt asgari ücretten vergi düşülerek hesap yapılması gerekir. İşsizlere de net asgari ücretten tazminat ödenir. Serbest meslek sahibi olanların, daha önce ne kadar kazanç sağladığı vergi dairesi veya meslek kuruluşu gibi yerlerden sorularak veya gerekirse bilirkişi dinlenerek gelir kaybının saptanması ve buna göre tazminata hükmedilmesi gerekir. Maddi zarar kişinin yakalandığı ya da tutuklandığı tarihten serbest bırakıldığı güne kadar olan gelir kaybıdır.” ( Osman Yaşar-Cengiz Otacı, Ceza Muhakemesi Kanunu, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 6. Baskı, c. 2, s. 1684 ) “Tazminat talebinde bulunan davacının sigorta, vergi gibi kaydı olması halinde ilgili kurumdan gerekli belgelerin getirtilerek gözaltı veya tutuklulukta geçen süre içindeki net gelir kaybının, çalıştırdığı iş yerinin tutukluluk süresinde faaliyetine devam edip etmediği gözetilerek hesaplanması, davacının herhangi bir kaydı olmaksızın çalıştığının belirlenmesi halinde, net asgari ücret üzerinden hesaplanarak bir miktarın maddi tazminat tayini gerekir.” ( Hülya Poyraz Giyik, Kanun Dışı Yakalama, Tutuklama, Arama Ve El Koymaya İlişkin Tazminat Davaları, Adalet Yayınevi, Ankara 2012, s. 71 ) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.

Koruma tedbirleri sebebiyle tazminat talebinde bulunulabilmesi için, zarar ile haksız işlem arasında uygun illiyet bağı bulunması, zararın da hukuka uygun bir gelire dair olması gerekmektedir. Örneğin tefecilik yapan ya da kumar oynayan birisinin, tutuklu kaldığı günler için belirtilen yollarla elde edeceği kazançtan yoksun kaldığını ileri sürerek açacağı tazminat davası kabul edilmeyecektir.

Ceza Muhakemesi Kanununun; “maddî ve manevî her türlü zararlarını devletten isteyebilirler” şeklindeki açık hükmü ile haksız fiil niteliğinde kabul edilen bu tür işlemlerin tâbi bulunduğu tazminat hukukunun genel prensipleri, istikrar kazanmış yargısal içtihatlar ve Maliye Bakanlığının koruma tedbirleri sebebiyle tazminat ödenmesi hakkındaki iç genelgesi uyarınca, zarar tazminatla giderileceğine göre, tayin edilecek maddi ve manevi tazminata faiz tahakkuk ettirilmesi ve talebe bağlı olarak, haksız ya da hukuka aykırı koruma tedbirlerinin uygulandığı veya sona erdiği tarihten veyahut dava ya da hüküm tarihinden itibaren kanuni faize de hükmedilmesi gerekmektedir.

Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;

Davacının tutuklandığı tarihte bakkal işlettiği, basit usulde ticari kazanç elde ettiği, davacı vekili tarafından vergi levhasının delil olarak sunulduğu, sosyal ve ekonomik durumunun araştırıldığı, ilgili meslek odasından kaydının bulunup bulunmadığı ve gelirinin ne olduğunun tespit edilmeye çalışıldığı, bilirkişiden rapor alındığı, ancak davacının bağlı bulunduğu vergi dairesine beyan ettiği gelirleri, sosyal ve ekonomik durumunun araştırılması sonucu tespit edilen kazancı ile dava dilekçesinde dile getirdiği gelirinin farklı olduğu, yerel mahkemece davacının tutuklu kaldığı dönemde iş yerinin açık bulunup bulunmadığı, dolayısıyla herhangi bir kazanç elde edip etmediği araştırılmadan, ne kadar kazanç elde ettiği vergi dairesi veya ilgili meslek kuruluşundan sorulmadan, aylık ve yıllık gelirine dair çelişki de giderilmeden bilirkişi tarafından vergi levhasındaki kazancı esas alınarak hesaplanan miktarda tazminata hükmolunduğu, oysa öncelikle tutuklu kaldığı dönemde iş yerinin açık olup olmadığı, buna bağlı olarak herhangi bir gelir elde edip etmediği araştırılarak, gerçek gelirinin ve dolayısıyla kazanç kaybının belirlenmesi, bunun mümkün olmaması ya da tespit edilen gelirinin asgari ücretten az olması durumunda, en azından temel ihtiyaçlarını karşılayan, insanca yaşamasına imkân tanıyan en düşük net asgari ücretin tamamı üzerinden belirlenecek bir miktarın maddi tazminat olarak belirlenmesi gerekmektedir.

Basit ticari usulde kazanç elde eden davacının vergi dairesine daha az kazandığını beyan etmesi sebebiyle bu miktarın maddi tazminata esas alınması da isabetli değildir. Zira; kamulaştırma davalarında, kamulaştırmaya konu taşınmazın sahibi tarafından tapuya veya vergi dairesine beyan edilen değeri üzerinden idare tarafından hesaplanan kamulaştırma bedeline itiraz edilmesi hâlinde, mahkemece resmi kayıtlarda geçen miktar esas alınıp dava reddedilmemekte, keşif yapılarak gerektiğinde tanık ve yerel bilirkişi dinlenip teknik bilirkişi marifetiyle taşınmazın gerçek değeri tespit edilerek kamulaştırma bedeli belirlenen miktara yükseltilirken, koruma tedbirleri sebebiyle tazminat davalarında vergi dairesi ya da başka bir kuruma bildirilen miktara bağlı kalınması hak, adalet ve nasafet ilkesine uygun olmayacaktır.

Bu nedenlerle, davacının tutuklu kaldığı dönemde iş yerinin açık olup olmadığı, herhangi bir gelir elde edip etmediği araştırılarak, gerçek geliri ve dolayısıyla kazanç kaybının belirlenmesi, bunun mümkün olmaması ya da tespit edilen gelirinin net asgari ücretten az olması durumunda, en azından temel ihtiyaçlarını karşılayan, insanca yaşamasına imkân tanıyan en düşük asgari ücretin tamamı üzerinden belirlenecek bir miktarın maddi tazminat olarak belirlenmesi gerektiği kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- ) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- ) Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 01.10.2014 gün ve 1413-19185 Sayılı bozma ilamından “Maddi tazminat tutarının vergi kaydı üzerinden hesaplanmasında bir isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır.” ibaresinin ÇIKARILMASINA ve bozma ilamına “Davacının tutuklu kaldığı dönemde iş yerinin açık olup olmadığı, herhangi bir gelir elde edip etmediği araştırılarak, gerçek geliri ve dolayısıyla kazanç kaybının belirlenmesi, bunun mümkün olmaması ya da tespit edilen gelirinin net asgari ücretten az olması durumunda, en azından temel ihtiyaçlarını karşılayan, insanca yaşamasına imkân tanıyan en düşük asgari ücretin tamamı üzerinden belirlenecek bir miktarın maddi tazminat olarak belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi” ibaresinin bozma nedeni olarak EKLENMESİNE,

3- ) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.06.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Karar veya Hükümlerin Kesinleştiğinin İlgilisine Tebliğinden İtibaren Üç Ay ve Her Halde Karar veya Hükümlerin Kesinleşme Tarihini İzleyen Bir Yıl İçinde Tutukluluk Nedeniyle Tazminat İsteminde Bulunulabileceğine Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ E. 2018/1972 K. 2018/5463 T. 14.5.2018

• KORUMA TEDBİRLERİ NEDENİYLE TAZMİNAT İSTEMİ ( Karar veya Hükümlerin Kesinleştiğinin İlgilisine Tebliğinden İtibaren Üç Ay ve Her Halde Karar veya Hükümlerin Kesinleşme Tarihini İzleyen Bir Yıl İçinde Tazminat İsteminde Bulunulabileceği – Davacı Hakkındaki Tazminat Davasına Esas Yapılan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu Soruşturma Dosyası Üzerinde Verilen Kararın Kesinleşip Kesinleşmediği Araştırılıp Tazminat İsteme Koşullarının Bulunup Bulunmadığının Değerlendirilmesi Gerektiği Gözetilmeden Eksik İnceleme İle Hüküm Kurulmasının İsabetsiz Olduğu )

• EKSİK ARAŞTIRMA ( Tazminat Talebinin Dayanağı Olan Ceza Dava Dosyasında Davacının Gözaltında Kalıp Kalmadığı Araştırılarak Yakalama ve Gözaltına Dair Belge ve Tutanakların Aslı ya da Onaylı Birer Suretinin de Dosya Arasına Alınması Gerektiği – Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat İstemi )

• MANEVİ TAZMİNAT ( Davacının Sosyal ve Ekonomik Durumu Üzerine Atılı Suçun Niteliği Ceza İnfaz Kurumunda Fazladan Kaldığı Süre Olayın Cereyan Tarzı ve Benzeri Hususlar İle Tazminat Davasının Kesinleşeceği Tarihe Kadar Yasal Faizi İle Birlikte Elde Edeceği Parasal Değer Dikkate Alınıp Hak ve Nasafet İlkelerine Uygun Makul Bir Miktar Olarak Tayin ve Tespiti Gerekirken Belirlenen Ölçütlere Uymayacak Miktarda Çok Fazla Manevi Tazminata Hükmolunmasının İsabetsiz Olduğu )

• FAİZ ( Dava Dilekçesinde Açıkça Yasal Faiz Talep Edilmediği ve Sonradan da Islah Suretiyle Bu Hususta Sözlü veya Yazılı Talepte Bulunulmadığı Dikkate Alınmadan Kabul Edilen Maddi ve Manevi Tazminat Miktarlarına Yasal Faiz Hükmedilmesinin Bozmayı Gerektirdiği – Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat İstemi )

• ZARAR TESPİTİ ( Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat İstemi – Hakkında Koruma Tedbiri Uygulanan Dönemde Davacının Kendi Adına vergi Mükellefi Olarak İşlettiği İşyerlerinde Maddi Zarar Olup Olmadığı Araştırılıp Maddi Zararın Belirlenmesi/Maddi Zararın Belgelendirilememesi Durumunda İse Geçerli Olan Net Asgari Ücret Üzerinden Kesinti Yapmadan Hesaplanacak Miktarın Maddi Tazminat Olarak Tayini Gerektiği )

5271/CMK m.141,142/1

ÖZET : Dava, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.

Tazminat davasının kararın kesinleşmesinden itibaren açılmasını öngören CMK’nın 142/1. maddesinde dava açma süresi en fazla kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süreye bağlanmış olup; dava dilekçesinde bahse konu soruşturma sonucunda ne karar verildiği, verilen kararın kesinleşip kesinleşmediği ve soruşturma aşamasında tefrik kararı verilip verilmediği, tefrik kararı verilmiş olması halinde neticesi, ayrıca davacı hakkındaki tazminat davasına esas yapılan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu soruşturma dosyası üzerinde verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşip kesinleşmediği araştırılıp, kesinleşmiş olması halinde kesinleşme tarihi tespit edilerek, tazminat isteme koşullarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi,

Tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında davacının gözaltında kalıp kalmadığı araştırılarak yakalama ve gözaltına dair belge ve tutanakların aslı ya da onaylı birer suretinin de dosya arasına alınmaması,

Davacı lehine hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, ceza infaz kurumunda fazladan kaldığı süre, olayın cereyan tarzı ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar yasal faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nasafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda çok fazla manevi tazminata hükmolunması,

Dava dilekçesinde açıkça yasal faiz talep edilmediği ve sonradan da “ıslah” suretiyle bu hususta sözlü veya yazılı talepte bulunulmadığı dikkate alınmadan, kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına yasal faize hükmolunması,

Davacının, gözaltına alındığı ve tutuklandığı dönem içerisinde vergi mükellefi olarak işlettiği işyerlerinin faaliyetlerinin devam edip etmediği araştırılıp işyerlerine ait işletme defteri ile benzeri kayıt ve belgelerin sözkonusu işyeri ve vergi dairesi müdürlüğünden getirtilerek konusunda uzman bilirkişi kurulundan rapor alınmak suretiyle, davacı hakkında koruma tedbiri uygulanan dönemde, davacının kendi adına vergi mükellefi olarak işlettiği işyerlerinde, maddi zarar olup olmadığı araştırılıp, maddi zararın belirlenmesi, maddi zararın belgelendirilememesi durumunda ise geçerli olan net asgari ücret üzerinden kesinti yapmadan hesaplanacak miktarın maddi tazminat olarak tayini gerekirken, bu hususları yeterince irdelemeyen bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne dair hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Gerekçeli karar başlığında “koruma tedbirleri sebebiyle tazminat” yerine “yakalama veya tutuklama sonrası kyo veya beraat kararı verilmesi halinde tazminat” ibaresine yer verilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım yanlışlığı, olarak kabul edilmiştir.

Davacı lehine tayin olunan maddi ve manevi tazminat miktarlarının toplamı üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesinin üçüncü kısmında yer verilen oranlar üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, bu miktarın altında kalacak şekilde maktu vekalet ücretine hükmolunması, temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- ) Tazminat davasının kararın kesinleşmesinden itibaren açılmasını öngören CMK’nın 142/1. maddesi, tazminat istemeye hak sahibi olan kimsenin soruşturma ve kovuşturmanın akıbetini ve kesin sonuca bağlanışını takip ederek dava hakkını gecikmeden kullanması öngörülerek düzenlenmiştir. Dava açma süresi en fazla kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süreye bağlanmıştır. İncelenen dosya kapsamına göre, dava açıldığında ve hüküm kurulduğunda henüz dava açma süresi başlamamış ise de, hükümden sonra tazminat davasına konu dayanak kararın kesinleşmiş olabileceği hususu dikkate alınarak, dava dilekçesinde, davacının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu 2013/24880 soruşturma sayılı dosyası kapsamında gözaltına alındığı belirtilmekle bahse konu soruşturma sonucunda ne karar verildiği, verilen kararın kesinleşip kesinleşmediği ve soruşturma aşamasında tefrik kararı verilip verilmediği, tefrik kararı verilmiş olması halinde neticesi, ayrıca davacı hakkındaki tazminat davasına esas yapılan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu 2014/44344 soruşturma sayılı dosyası üzerinde verilen 07/04/2014 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleşip kesinleşmediği araştırılıp, kesinleşmiş olması halinde kesinleşme tarihi tespit edilerek, tazminat isteme koşullarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,

2- ) Tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında davacının gözaltında kalıp kalmadığı araştırılarak yakalama ve gözaltına dair belge ve tutanakların aslı ya da onaylı birer suretinin de dosya arasına alınmaması,

Kabule göre;

1- ) Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, davacı lehine hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, ceza infaz kurumunda fazladan kaldığı süre, olayın cereyan tarzı ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar yasal faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nasafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda çok fazla manevi tazminata hükmolunması,

2- ) Dava dilekçesinde açıkça yasal faiz talep edilmediği ve sonradan da “ıslah” suretiyle bu hususta sözlü veya yazılı talepte bulunulmadığı dikkate alınmadan, kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına 20/12/2013 tarihinden itibaren yasal faize hükmolunması,

3- ) Davacının, gözaltına alındığı ve tutuklandığı dönem içerisinde vergi mükellefi olarak işlettiği işyerlerinin faaliyetlerinin devam edip etmediği araştırılıp işyerlerine ait işletme defteri ile benzeri kayıt ve belgelerin sözkonusu işyeri ve vergi dairesi müdürlüğünden getirtilerek konusunda uzman bilirkişi kurulundan rapor alınmak suretiyle, davacı hakkında koruma tedbiri uygulanan dönemde, davacının kendi adına vergi mükellefi olarak işlettiği işyerlerinde, maddi zarar olup olmadığı araştırılıp, maddi zararın belirlenmesi, maddi zararın belgelendirilememesi durumunda ise geçerli olan net asgari ücret üzerinden kesinti yapmadan hesaplanacak miktarın maddi tazminat olarak tayini gerekirken, bu hususları yeterince irdelemeyen bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm tesisi,

4- ) Dairemizce yapılan temyiz incelemeleri sırasında aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı olarak birden fazla davanın açıldığının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; hazine zararına yol açan mükerrer davalara dair ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı açılmış dava olup olmadığının ilgili birimlerden sorulup, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ( UYAP ) üzerinden de araştırılarak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden hükmün 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince, isteme uygun olarak, BOZULMASINA, 14.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Davacıya Tutuklu Kaldığı Döneme Dair Olarak Maaş Ödemesi Yapılıp Yapılmadığı ve Ödenmeyen veya Eksik Ödenen Maaşının Bulunup Bulunmadığının Sorulup Tereddüde Mahal Vermeyecek Şekilde Tespit Edilerek Kesinti Yapılmamış Olması Halinde Herhangi Bir Gelir Kaybının Bulunmadığı Dikkate Alınarak Bu Yöndeki Talebin Reddine Karar Verilmesi Gerektiğine Dair Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ E. 2017/8211 K. 2018/10 T. 8.1.2018

• KORUMA TEDBİRLERİ NEDENİYLE TAZMİNAT ( Davacıya Tutuklu Kaldığı Döneme Dair Olarak Maaş Ödemesi Yapılıp Yapılmadığı ve Ödenmeyen veya Eksik Ödenen Maaşının Bulunup Bulunmadığının Sorulup Tereddüde Mahal Vermeyecek Şekilde Tespit Edilerek Kesinti Yapılmamış Olması Halinde Herhangi Bir Gelir Kaybının Bulunmadığı Dikkate Alınarak Bu Yöndeki Talebin Reddine Karar Verilmesi Kesinti Yapılmış ve Geri Ödemesinin Yapılmamış Olması Halinde Yapılan Net Kesinti Tutarı Kadar Gelir Kaybı Tayini Gerektiği )

• TUTUKLANDIĞINDA ÖĞRETMEN OLAN DAHA SONRA MESLEKTEN ÇIKARILAN DAVACININ TAZMİNAT İSTEMİ ( Kesinti Yapılmış ve Geri Ödemesinin Yapılmamış Olması Halinde Yapılan Net Kesinti Tutarı Kadar Gelir Kaybı Tayini Gerekirken Davacının Tutuklu Kaldığı Döneme Dair Temmuz/2011 Dönemi Maaş Bordrosu Üzerinden Hesaplama Yapan Bilirkişi Raporunun Hükme Esas Alınması Suretiyle Eksik İnceleme ve Araştırma İle Karar Verilmesinin İsabetsizliği )

• HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT ( Nesnel Bir Ölçüt Olmamakla Birlikte Davacı Lehine Hükmedilecek Tazminatın Davacının Sosyal ve Ekonomik Durumu Üzerine Atılı Suçun Niteliği Tutuklanmasına Neden Olan Olayın Cereyan Tarzı Tutuklu Kaldığı Süre ve Tazminat Davasının Kesinleşeceği Tarihe Kadar Yasal Faizi İle Birlikte Elde Edeceği Parasal Değer Dikkate Alınıp Uygun Makul Bir Miktar Olarak Tayin ve Tespiti Gerekirken Belirlenen Ölçütlere Uymayacak Miktarda Çok Manevi Tazminata Hükmolunamayacağı )

5271/CMK m.141

ÖZET : Dosya içeriğine göre davacının tutuklandığında öğretmen olarak görev yaptığı ancak daha sonradan meslekten çıkarıldığının anlaşılmakla; davacıya tutuklu kaldığı döneme dair olarak maaş ödemesi yapılıp yapılmadığı ve davacının ödenmeyen veya eksik ödenen maaşının bulunup bulunmadığının ilgili kurumdan sorulup, tereddüde mahal vermeyecek şekilde tespit edilerek, kesinti yapılmamış olması halinde herhangi bir gelir kaybının bulunmadığı dikkate alınarak bu yöndeki talebin reddine karar verilmesi, kesinti yapılmış ve geri ödemesinin yapılmamış olması halinde yapılan net kesinti tutarı kadar gelir kaybı tayini gerektiği gözetilmeden davacının tutuklu kaldığı döneme dair Temmuz/2011 dönemi maaş bordrosu üzerinden hesaplama yapan bilirkişi raporunun hükme esas alınması suretiyle, eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi,

2-Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, davacı lehine hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar yasal faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nasafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda çok manevi tazminata hükmolunması, hatalıdır.

DAVA : Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne dair hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Gerekçeli karar başlığında “koruma tedbirleri nedeni ile tazminat” yerine “yakalama veya tutuklama sonrası kyo veya beraat kararı verilmesi halinde tazminat”, “suç, suç tarihi, suç yeri” ibarelerine yer verilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım yanlışlığı olarak kabul edilmiştir.

Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Dosya içeriğine göre davacının tutuklandığında öğretmen olarak görev yaptığı ancak daha sonradan meslekten çıkarıldığının anlaşılmakla; davacıya tutuklu kaldığı döneme dair olarak maaş ödemesi yapılıp yapılmadığı ve davacının ödenmeyen veya eksik ödenen maaşının bulunup bulunmadığının ilgili kurumdan sorulup, tereddüde mahal vermeyecek şekilde tespit edilerek, kesinti yapılmamış olması halinde herhangi bir gelir kaybının bulunmadığı dikkate alınarak bu yöndeki talebin reddine karar verilmesi, kesinti yapılmış ve geri ödemesinin yapılmamış olması halinde yapılan net kesinti tutarı kadar gelir kaybı tayini gerektiği gözetilmeden davacının tutuklu kaldığı döneme dair Temmuz/2011 dönemi maaş bordrosu üzerinden hesaplama yapan bilirkişi raporunun hükme esas alınması suretiyle, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,

Kabule göre ;

Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, davacı lehine hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar yasal faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nasafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda çok manevi tazminata hükmolunması,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince, isteme uygun olarak, BOZULMASINA, 08.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—————————————-

Davacıların Vasıfsız Bir İşçi Gibi Değerlendirilerek Tutuklu Kaldıkları Dönemde 16 Yaşından Büyükler İçin Geçerli Net Asgari Ücret Üzerinden Kesinti Yapmadan Hesaplanacak Miktarın Maddi Zarar Olarak Ödenmesine Karar Verilmesi Gereği Hakkında CMK 141 Yargıtay Kararı

T.C. YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ E. 2015/11440 K. 2016/10217 T. 15.6.2016

• KORUMA TEDBİRLERİ NEDENİYLE TAZMİNAT DAVASI ( Dava Adının 466 Sayılı Yasaya Göre Tazminat Olarak Yazılmasının Hatalı Olduğu – Tutuklanan Davacılar İçin Hükmedilen Manevi Tazminat Miktarının Az Olduğu/Suç Soruşturması Sonucu Tutukluluk Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Talebi/Hakkaniyet İlkesi/Makul Miktar )

• TAZMİNATIN HAKKANİYET ÖLÇÜSÜNDE MAKUL BİR MİKTAR OLARAK TAYİN EDİLECEĞİ ( Davacıların Sosyal ve Ekonomik Durumları ile Üzerlerine Atılı Suçun Niteliği ve Gözaltına Alınmalarına Neden Olan Olayın Cereyan Tarzı ve Tutuklu Kaldıkları Süre Gibi Hususların Gözetileceği – Belirlenen Manevi Tazminatın Az Olduğu )

• HAK VE NESAFET KURALLARI ( Makul Bir Miktar Tayin Edileceği – Objektif Kriterlerin Esas Alınması Gereği/Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davası/Tutuklu Kalınan Süre İçin/Suçun ve Olayın Niteliğinin Değerlendirileceği/Davacıların Sosyal ve Ekonomik Durumlarının Dikkate Alınacağı/Maddi ve Menevi Tazminat )

• MADDİ ZARARIN TESPİTİ ( Davacıların vasıfsız Bir İşçi Gibi Değerlendirilerek Tutuklu Kaldıkları Dönemde 16 Yaşından Büyükler İçin Geçerli Net Asgari Ücret Üzerinden Kesinti Yapmadan Hesaplanacak Miktarın Maddi Zarar Olarak Ödenmesine Karar Verilmesi Gereği – Tutuklu Kalınan Dönem/Maddi Zararların Tespiti )

• DAVACININ SEYYAR SATICI OLMASI ( Tutuklanmadan Önce Seyyar Satıcı Olarak Çalıştıklarını İddia Eden Davacıların Tutuklu Kaldığı Dönem İçerisinde Maddi Zararlarını Vergi Kaydı/Gelir Vergisi Beyannamesi Gibi İtibar Edilebilecek Bir Belgeyle İspatlayamadıkları – Vasıfsız İşçi Değerlendirmesi/Tazminat Davası )

5271/CMK m. 141,142/1

466/m. 1

ÖZET : Dava, tutukluluk nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.Manevi tazminat miktarı belirlenirken objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacıların sosyal ve ekonomik durumları, suçun niteliği, gözaltına alınmalarına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldıkları süre, faize hükmedilmemesi suretiyle tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacıların elde edeceği parasal değerler ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak bir şekilde, hak ve nasafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekir ve tutuklanmadan önce seyyar satıcı olarak çalıştıklarını iddia eden davacıların tutuklu kaldığı dönem içerisinde maddi zararlarını vergi kaydı, gelir vergisi beyannamesi gibi itibar edilebilecek bir belgeyle ispatlayamadıkları nazara alınıp, davacıların vasıfsız bir işçi gibi değerlendirilerek tutuklu kaldıkları dönemde 16 yaşından büyükler için geçerli net asgari ücret üzerinden kesinti yapmadan hesaplanacak miktarın maddi zarar olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Davacılar vekilinin 10.10.2014 tarihli dilekçesi ile müvekkili davacıların bir suç soruşturması sebebiyle tutuklu kaldıklarını, yapılan yargılama sonunda üzerlerine atılı suçtan beraatlerine hükmedildiğini belirterek CMK 141. vd. maddeleri gereğince maddi ve manevi tazminat istemlerine dair açılan davaların kısmen kabulü kararı, davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Tazminat davalarının dayanağı olan Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 2014/220 Esas – 2014/233 Karar sayılı ceza dava dosyasının incelenmesinde; sanıkların ( davacıların ) kasten öldürme suçundan, tutuklu kaldıkları, yapılan yargılama sonunda üzerlerine atılı suçtan beraatlerine hükmedildiği, hükümlerin temyiz edilmeksizin 10.7.2014 tarihinde kesinleştiği, tazminat davalarının 10.10.2014 tarihinde, CMK’nın 142/1. maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye açıldığı, kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu anlaşılmakla,

Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre, davacılar vekilinin ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- ) Manevi tazminat miktarı belirlenirken objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacıların sosyal ve ekonomik durumları, üzerlerine atılı suçun niteliği, gözaltına alınmalarına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldıkları süre, faize hükmedilmemesi suretiyle tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacıların elde edeceği parasal değerler ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak bir şekilde, hak ve nasafet kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, 1026 gün süreyle tutuklanan davacı … ile 1046 gün süreyle tutuklanan davacılar … ve … için hükmedilen manevi tazminat miktarlarının bu ölçülere uymayıp az tayini,

2- ) Tutuklanmadan önce seyyar satıcı olarak çalıştıklarını iddia eden davacıların tutuklu kaldığı dönem içerisinde maddi zararlarını vergi kaydı, gelir vergisi beyannamesi gibi itibar edilebilecek bir belgeyle ispatlayamadıkları nazara alınıp, davacıların vasıfsız bir işçi gibi değerlendirilerek tutuklu kaldıkları dönemde 16 yaşından büyükler için geçerli net asgari ücret üzerinden kesinti yapmadan hesaplanacak, davacı … için 24.994,42 TL’nin, davacılar … ve … için 25.530,30 TL’nin maddi zarar olarak ödenmesine karar verilmesi gerekirken, tutukluluk sürelerinin fazla hesaplanması sonucu maddi tazminatların yüksek belirlendiği bilirkişi raporu hükme esas alınarak maddi tazminatların fazla hesaplanması,

3- ) Davacılar yararına hükmedilen toplam tazminat miktarlarına göre karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca nisbi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi,

4- ) Dairemizce yapılan temyiz incelemeleri sırasında aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı olarak birden fazla davanın açıldığının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; hazine zararına yol açan mükerrer davalara dair ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı açılmış dava olup olmadığının ilgili birimlerden ve özellikle maliye hazinesinden sorulup, Ulusal Yargı Ağı Sistemi üzerinden de araştırılarak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

5- ) Gerekçeli karar başlığında, “Koruma tedbirleri sebebiyle tazminat” olan dava adının “466 Sayılı Yasaya göre tazminat” olarak yazılması,

SONUÇ : Kanuna aykırı olup, davacılar vekilinin ve davalı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 15.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

CMK Madde 141 ile İlgili Makalemiz

CMK 141 konusundaki hukuki makalemiz henüz yayınlanmamıştır. En kısa sürede buraya eklenecektir.

Bu makale faydalı mıydı?