halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu tck 216

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama

(12 Dakika Ortalama Okuma Süresi)

Halkın belirli bir bölümünün, diğer bir bölümüne karşı tahrik edilmesi veya kışkırtılması, belirli bir kesimin aşağılanması veya dini değerlerin aşağılanması TCK 216 düzenlemesinde halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu olarak yer almıştır.

Bu yazıda TCK 216 suçu ile ilgili en çok merak edilen soruları cevaplandırırken konunun dikkat edilmesi gereken noktalarına değineceğiz.

Sosyal medyanın yaygınlığından ötürü bu suç ile ilgili açılan soruşturma sayısı oldukça fazladır. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçu ile ilgili sürece bir şekilde taraf olmuş kişinin tecrübeli bir ceza avukatından hukuki yardım alması önemlidir. Ancak bir o kadar konu hakkında bilgi sahibi olmak da önemlidir. Bu nedenle yazımızı dikkatlice okuyunuz.

TCK 216 kanun maddesini okumak istemeyenler direk olarak aşağıda konu ile ilgili detaylı açıklamalarımıza geçebilir.
TCK 216

Aşağıda TCK 216 suçunun ve cezasının kanunda ne şekilde yer aldığına, bu cezaya artırıcı veya azaltıcı etki eden unsurlara, yargılama sürecinin nasıl ilerlediğine, mahkemenin verebileceği kararlara ve bu süreçte ne gibi sonuçlarla karşılaşılabileceğine değineceğiz. 

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçu ve Cezası Nedir? (TCK 216/1)

TCK 216/1 maddesinde halkın farklı özelliklere sahip bir kesiminin diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edilmesi fiili suç olarak düzenlenmiştir. Yani bir kesimi diğer kesime karşı kışkırtmak TCK 216/1 anlamında suçtur. 

Ayrıca burada kişinin cezalandırılabilmesi için kamu güvenliği bakımından açık ve yakın bir tehlikenin doğmuş olması şarttır. Aksi halde suç fiili işlenmiş olur ancak netice gerçekleşmediği için kişi hakkında cezaya hükmedilmez. Buradaki netice bir tehlikenin ortaya çıkmasıdır. Suçun aleni olarak işlenmesi durumunda genellikle bu şartın gerçekleştiğine hükmediliyor. Ancak bu kararlar her zaman hukuka uygun olmayabiliyor.

TCK 216/1 halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçuna örnek olarak şunları verebiliriz: Alevilere yönelik kin duyulmasına teşvik edecek cümleler sarf etmek bu suçu oluşturur. Yahut herhangi bir cemaate, vakıfa, vb. sosyal sınıfa karşı kin ve düşmanlığı artırıcı konuşmak bu suçu oluşturur. Uygulamada mahkemeler tahrik olarak genellikle; öç alma, şiddet uygulama teşviklerini mutlak olarak kabul ediyor. 

Tabi yukarıda bahsettiğimiz tehlikeli bir durumun ortaya çıkması da suçun gerçekleşmesi bakımından şarttır. Uygulamada buna dikkat edilmeden verilen kararlara karşı itiraz prosedürü işleterek olumlu sonuç alınması mümkündür.

Ancak belirtmemiz gerekir ki bu tarz bir topluluğa hakaret etmek aşağılamak, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme değil, halkın belli bir kesimini aşağılama (TCK 216/2) suçunu oluşturur. Buna birazdan değineceğiz.

Toplumun iki kesiminin birbirine karşı kışkırtılmasında bu kesimlerin bazı özellikleri ön plana çıkar. Kanunun genel olarak öne çıkardığı özellikler şunlardır:

  • Sosyal sınıf farkı
  • Irk farkı
  • Din farkı 
  • Mezhep farkı
  • Cinsiyet farkı
  • Bölge farkı

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu cezası nedir? → TCK 216/1 halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun yukarıda bahsettiğimiz şekilde işlenmesi durumunda alt sınırı 1 yıl ve üst sınırı 3 yıl olacak şekilde hapis cezasına hükmedilir. Belirtmemiz gerekir ki bu ceza kanunda öngörülen temel cezadır. Bu miktara artırıcı veya azaltıcı olarak birçok unsur etki eder. Yani 1 yıldan az veya 3 yıldan fazla bir ceza hükmü söz konusu olabilir. Bunlara aşağıda değineceğiz.

Halkı Aşağılama Suçu ve Cezası Nedir? (TCK 216/2)

Yukarıda halkın belirli bir kesimine karşı kin ve nefret söylemi ile insanları onlara karşı kışkırtmaktan bahsettik. TCK 216/3 ise halkın gene belirli bir kesiminin aşağılanması, onlara karşı hakaret etmek fiilleri suç olarak düzenleniyor. 

TCK 216/2’ye göre, halkın bir kesiminin; sosyal sınıf, ırk, din, mezhep yahut bölge bakımından farklılık taşıyor olması ve bu farklılığından ötürü alenen aşağılanması suçtur. Bunun için öngörülen ceza 6 ay ile 1 yıl arasında değişen hapis cezasıdır. Dikkat edilirse burada yalnızca aşağılama yeterlidir. Kamusal bir tehlike aranmaz. Ayırma bu aşağılama fiili alenen gerçekleşmelidir. 

Dini Değerlere Hakaret Suçu ve Cezası Nedir (TCK 216/3)

Yukarıda TCK 216/1 ve 216/2 düzenlemelerinde halkın bir kısmını diğerine karşı tahrik etme ve halkın belirli bir kesimini aşağılama fiillerinin suç olarak yer aldığından bahsettik. TCK 216/3 ise halkın belirli bir kısmının benimsemiş olduğu dini değerlerin aşağılanması suç olarak düzenleniyor.

Mahkeme bu tarz bir durumda yaygın olan anlayışa bakar ve buna hakaret edilmişse suçun işlendiğine hükmeder. Yani dini değerlerin ne olduğu konusunda o dinin referansları ne söylüyor olursa olsun bunu yorumlamak o dinin teolojisi ile ilgilidir.  Belirtmemiz gerekir ki Türkiye’de azınlık olan hristiyanlık, yahudilik vb. dinler de bu madde kapsamında müslümanlıkla birlikte korunur. 

Yukarıda TCK 216/1’de halkın bir bölümünü tahrik etmenin kamu güvenliği açısından problem doğurduğu zaman cezalandırılacağından bahsetmiştir. Bunun benzeri burada TCK 216/3’te de vardır. Buna göre dini değerlere hakaret eden kişinin bu fiili kamu barışını bozmaya elverişli olduğu zaman cezalandırılacaktır. Dikkat edilirse kamu barışının bozulmasına gerek yoktur. Elverişli olması yeterlidir.

Uygulamada dini değerlere yapılan hakaretin kamu barışını bozmaya elverişli olabilmesi için aleni olması gerektiği şartı aranıyor. Yani bu suç aleni olarak işlenmeli ki kamu barışını bozmaya elverişli olsun.

Dini değerlere hakaret etme cezası nedir? → Yukarıda bahsettiğimiz şekilde dini değerlere hakaret etme cezası 6 ay ile 1 yıl arasında değişen hapis cezasıdır. Bu miktar tabii ki kanunda yer alan temel cezadır. Buna artırıcı veya azaltıcı olarak etki edecek birçok unsur vardır.

TCK 216 Suçunda İnternetten Aşağılama ve Cezası (TCK 218)

Türk Ceza Kanunu madde 218 düzenlemesi uyarınca, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçunun yukarıda bahsettiğimiz tüm hallerinin basın ve yayın organları kullanılarak işlenmesi durumunda temel cezada 1/2 oranında artırım yapılır.

Esasen TCK 216 suçunun her işleniş şekli için aleniyet bir şekilde aranıyor. Yani aslında bu suçun aleni olarak işlenmesi cezayı artırıcı hal değil, suçun temel bir unsurudur. Ancak aleniyetin basın ve yayın yolu ile sağlanması durumunda ceza artırılır. 

Örneğin; sosyal medya yoluyla, gazetede köşe yazısı yoluyla, YouTube kanalı üzerinden bu suçların işlenmesi durumunda yarı oranında artırılmış cezaya hükmedilir.

Tablo 1: TCK 216 Suçunun İşleniş Şekli, Cezalar ve Kanuni Dayanağı

Suçun İşleniş Biçmi Kanuni Dayanak Öngörülen Ceza
Halkın bir bölümünü diğer bir bölümüne karşı kin ve düşmanlığa tahrik etme TCK 216/1 1 yıl ile 3 yıl arasında değişen hapis cezası
Halkın bir kesimini aşağılama TCK 216/2 6 ay ile 1 yıl arasında değişen hapis cezası
Halkın bir bölümünün benimsemiş olduğu dini değerleri aşağılama TCK 216/3 6 ay ile 1 yıl arasında değişen hapis cezası
Tüm bu suçların basın ve yayın yolu ile işlenmesi TCK 218 Temel cezada 1/2 oranında artırım

TCK 216 Suçunda Cezayı Azaltıcı Haller

TCK’da halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçlarına özel herhangi bir ceza indirimi nedeni öngörülmemiştir. Ancak Türk Ceza Kanunu genel hükümler kapsamında bu suçta ceza indirimi sağlayacak bazı nedenlerin varlığından bahsedebiliriz. 

Örnek olarak; yaş küçüklüğü, akıl zayıflığı, suçun olası kast ile işlenmesi, iyi hal indirimi, haksız tahrik, suçun kanuni unsurlarında hataya düşme vb. birçok nedene dayanılarak ceza indirimi yapılabilir. 

İfade özgürlüğü ise bir ceza indirimi nedeni değildir. TCK 216 soruşturmasına konu olan bir fiil ifade özgürlüğü kapsamında sayılırsa ceza indirimi değil beraat verilir. Bu saydığımız ceza indirimi hallerinden bir kısmına ve ifade özgürlüğü konusuna aşağıda değineceğiz.

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçunun Unsurları

TCK 216 suçunun unsurları oldukça önemlidir çünkü bu unsurların gerçekleşmemesi halinde mahkemenin vereceği karar beraat kararıdır. Savunmada bu hususların özellikle belirtilmesi gereklidir.

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun fiil unsuruna yani bu suçun ne şekilde işleneceğine yukarıda değindik. Diğer unsurları şu şekilde saymamız mümkündür:

  • TCK 216 suçu herkes tarafından işlenebilen genel bir suçtur. Suçun failinin diğer gruplardan birisine mensup olması gerekmez. Ancak bir kişi kendi mensup olduğu gruba yönelik öz eleştiri niteliğinde bir söylemde bulunursa örneğin mezhep içi bir fikirsel tartışma söz konusu olursa bu suç için gerekli unsur sağlanmamış olur. Bu suç kamu barışına karşı işlendiği için mağdur toplumu oluşturan kişilerin tamamı olarak görülür.
  • Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçu kasten işlenebilen suçlar arasında yer alır. Bu suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ancak TCK 216 suçunun olası kast ile işlenmesi mümkündür. Olası kast, failin bir suçu işlemeyi asıl hedef olarak görmemesi ama suçun işlenmesini kabul etmesi anlamına gelir. Yani fail suçu işlemeyi istemez ama ‘olursa olsun’ diyerek hareket eder. Niteliğine uygun düştüğü ölçüde TCK 216 suçunda olası kast hükümleri uygulanabilir. Olası kastla işlenen TCK 216 suçunda ceza indirimi yapılır. 
  • TCK 216/1’de yer alan halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu ve TCK 216/3’te yer alan dini değerleri aşağılama suçu neticeli suçlardandır. Buna göre kamu barışı ve güvenliğinin tehlikeye düşmesi söz konusu olmazsa bu suçlar işlenmiş olmaz. Ancak dikkat edilmelidir ki kamu güvenliğinin veya kamu barışının bozulması değil sadece tehlikeye düşmesi yeterlidir. TCK 216/2’de yer alan halkın bir bölümünü aşağılama suçu için böyle bir netice aranmıyor. Aslında yukarıda da belirttiğimiz üzere bu neticeler genel olarak, suçun alenen işlenmesi ile gerçekleşmiş kabul ediliyor.

İfade Özgürlüğü ve TCK 216 Suçu

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 26 hükmüne göre herkes düşüncelerini açıklamakta özgürdür. Herkes düşüncelerini istediği yolla istediği şekilde yayma hakkına sahiptir. Ancak aynı düzenleme uyarınca bu özgürlüklerin kullanılması; kamu düzeni, milli güvenlik, suçun önlenmesi vs. nedenlerle sınırlandırılabilir. Tabi bu sınırlandırma da kanunla yapılmak zorundadır.

TCK 216 suçu ile ifade özgürlüğü arasında çok ince bir çizgi vardır. Uygulamada kimi zaman mahkemeler TCK 216 ile ilgili bir yargılamada sanığın fiilini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirirken kimi durumda ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığına hükmediyor. 

Bu tamamen somut olayın özelliklerine, yapılan savunmaya ve ilgili mahkemenin olaya yaklaşımına bağlı oluyor. Ayrıca tekraren belirtmemiz gerekir ki ifade özgürlüğü TCK 216 suçunda bir ceza indirimi değil beraat nedeni olur. Esasen hukuka uygunluk nedeni kapsamında değerlendirilebilir.

Basının Haber Verme Hakkı ve TCK 216 Suçu

Yukarıda herkesin sahip olduğu düşünce hürriyetinden bahsettik. Bu hak gerçek kişilere ait olduğu gibi basın kuruluşlarına da aittir. Bununla birlikte 5187 sayılı Basın Kanunu madde 3 düzenlemesinde basına ayrı bir koruma daha sağlanıyor. Buna göre basın bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser oluşturma konularında özgürce hareket eder.

Basın özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin de sınırlı bir alan söz konusudur. Buna göre basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; milli güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliği ve buna benzer yüksek değerlerin korunması amacıyla sınırlandırılabilir.

İfade hürriyetinde olduğu gibi basın özgürlüğü ve TCK 216 suçunda özellikli bir yere sahiptir. Bu suç ile basın özgürlüğü arasında çok ince bir ayrım vardır. Bunun belirlenmesi mahkemelerce her zaman aynı yapılamayabiliyor. Burada yapılan savunma, somut olayın özelliklerinin yargılamaya ne şekilde yansıdığı vs. birçok unsur hükme etki eder. 

TCK 216 fiilinin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi durumunda da ceza indirimi değil beraat kararı söz konusu olur. Bu da bir hukuka uygunluk nedeni olarak görülüyor.

TCK 216 Suçunda Yargılama Süreci

Yukarıda TCK 216 suçu ile ilgili kanuni unsurlara, suçun nasıl işlendiğine ve öngörülen cezalara değindik. Şimdi bu suçla ilgili soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin işleyişine ve özelliklerine değineceğiz.

TCK 216 Suçunda Şikayet

Türk Ceza Kanununda yer alan bazı suçlardan ötürü savcılığın soruşturma başlatabilmesi için mağdurun veya bazı şikayet hakkına sahip kişilerin olayı şikayet etmesi gereklidir. Aksi halde kolluk işlem yapamaz, savcı soruşturma başlatamaz. Bu suçlara takibi şikayete bağlı suçlar diyoruz.

Bunların haricinde kalan suçlarda kimsenin şikayeti aranmadan işlemler yapılabilir. Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçu, takibi şikayete bağlı olmayan suçlardandır. Bu nedenle 6 aylık şikayet süresi burada söz konusu olmaz.

TCK 216 suçunda şikayetten vazgeçme → Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçunun şikayete bağlı bir suç olmadığını yukarıda izah ettik. Bu nedenle bu suçta herhangi bir şekilde şikayetten vazgeçme söz konusu olmaz. Yani şikayetten vazgeçmenin hukuki sonuçları burada doğmaz.

Bu Suçta Etkin Pişmanlık

TCK kapsamında bazı suçlar için etkin pişmanlık hükümleri düzenlenmiştir. Bu suçlarda failin suçu işledikten sonraki bazı davranışları ve savcılığa – mahkemeye yardımcı olmasına göre etkin pişmanlık indirimi uygulanır.

Ancak bir suç için etkin pişmanlık indirimi uygulanabilmesi için kanunda o suç düzenlemesinde etkin pişmanlığa yer verilmiş olmalıdır. TCK 216 suçu için etkin pişmanlık hükmü söz konusu olmadığından bu suçta etkin pişmanlık indirimi söz konusu olamaz.

Tabi buna rağmen failin mahkemeye yardımcı olması, yargılamayı kolaylaştırması takdiri olarak indirime neden olabilir. Buna aşağıda değineceğiz. 

TCK 216 Suçunda Uzlaşma ve Görevli Mahkeme

Gene bazı suçlardan ötürü yapılan soruşturmanın bitip yargılamaya geçmesi, o suçla ilgili uzlaşma yapılmasına bağlıdır. Genel olarak takibi şikayete bağlı suçlarda mağdur ile fail mahkeme aşamasından önce adliye eliyle görüştürülür. Ancak halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçu uzlaştırmaya tabi bir suç olmadığı için, iddianame hazırlandıktan sonra direkt olarak yargılamaya geçilir. Bu suçla ilgili yargılama asliye ceza mahkemesinde görülür.

TCK 216’da İyi Hal İndirimi

TCK 216 suçu için yukarıda bazı indirim nedenlerden bahsettik. İyi hal indirimi de bunlardan biridir. Uygulamada sıklıkla görülür. Bazen saygınlık indirimi olarak da adlandırılır. Ancak asıl olarak kanunda hakimin takdiri indirim hakkı olarak yer alır. 

TCK 216 suçu işleyen kişinin suçu işlerkenki, işledikten sonraki ve yargılama sürecindeki hal ve hareketleri, savcılık ve mahkemeye yardımcı olması, sosyal durumu vs. gözetilerek iyi hal indiriminden yararlandırılabilir. Bu indirimin miktarı 1/6’ya kadarlık bir orandır. 

Hakimin takdiri indirim hakkı aslında ayrıntılı bir konudur. Burada bunun tamamına değinmiyoruz. Konunun önemli ayrıntıları için “TCK 62 iyi hal indirimi” başlıklı yazımızı inceleyebilirsiiniz.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması veya Cezanın Ertelenmesi

Bir suç hakkında mahkemenin verdiği ceza hükmü 2 yıl veya altında olursa ve yargılanan kişi daha önce kasıtlı bir suçtan ötürü hapis cezasına mahkum edilmemişse mahkeme bu kişi hakkında HAGB veya cezanın ertelenmesi kararı verebilir. 

HAGB kararında kişiye 5 yıllık denetim süresi tanınır ve bu süre içerisinde herhangi bir kasıtlı suça karışmaması yükümü verilir. Cezanın ertelenmesi kararı verilirse denetim süresi 1 ile 3 yıl arasında değişir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında denetim süresi yükümlülüklere uygun geçirilirse kişi hakkında bu sürecin sonunda ‘sanki hiç suç işlememiş’ gibi sonuç doğar. Cezanın ertelenmesinde ise ‘cezası infaz edilmiş’ gibi sonuç doğar. Görüldüğü üzere HAGB, cezanın ertelenmesine göre daha avantajlı bir karardır.

TCK 216 halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçunda HAGB veya cezanın ertelenmesi kararı verilebilir. Bu tamamen hakimin takdirine ve diğer bazı unsurlara bağlıdır. Bununla ilgili ayrıntıları çok fazla olduğundan burada değinmiyoruz. Konunun diğer önemli ayrıntıları için “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” ve “cezanın ertelenmesi” başlıklı yazılarımızı inceleyebilirsiniz.

TCK 216 Suçu Cezası Adli Para Cezasına Çevrilir mi?

Bir suçun cezasının adli para cezasına çevrilmesinin bazı şartları vardır. Buna göre öncelikle ilgili hapis cezasının 1 yıl veya altında bir miktarda olması gerekir. TCK 216 suçunda bazı durumlarda bu cezanın 1 yılın altında kalması mümkündür. Bu nedenle halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu cezası, gerekli şartların oluşması halinde adli para cezasına çevrilebilir.

TCK 216 Suçu ile İlgili  Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yukarıda halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçu ile ilgili kanuni unsurlara ve yargılama sürecine değindik. Tüm bunların yanında bu suç ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Şimdi bunlara değineceğiz.

TCK 216 Suçunun Memurluğa Etkisi

Bazı suçları işlemek, memur olmaya veya memuriyete devam etmeye engel olur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu madde 48 düzenlemesi uyarınca bir kişi kasten işlediği bir suçtan ötürü 1 yıl veya üzerinde hapis cezasına mahkum olursa Devlet memuru olamaz. 

Ayrıca bazı suçlar özel olarak sayılmıştır ki bu suçlardan ötürü alınan ceza ne olursa olsun kişi devlet memuru olamaz. TCK 216 suçu bunlar arasında yer almaz.

Ancak belirttiğimiz üzere eğer 1 yılın üzerinde cezaya hükmedilirse TCK 216 suçu memuriyete engel olur.

TCK 216’dan Ötürü Tutuklama ve Adli Kontrol

Tutuklama ve adli kontrol birer koruma tedbiridir. Bir yargılamada tutuklama nedenleri mevcut ise o kişi tutuklanabilir. Ancak bunun ölçüsüz olacağı düşünülüyorsa adli kontrol kararı verilebilir. Her iki karar da kişinin hak ve özgürlüğünü kısıtladığı için ciddi bir denetimi vardır. Ancak uygulamada çoğu zaman ölçüyü aşan tutuklama kararı verildiğini görebiliyoruz.

TCK 216 suçu ile ilgili yargılamada tutuklama kararı verilmesi mümkündür. Bu karar çoğu zaman halkta oluşan infial dolayısıyla verilir. Ancak yeni Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre bu neden tek başına tutuklama için yeterli olmaz. 

Böyle bir durumda tutuklamaya itiraz prosedürü etkin bir şekilde işletilmelidir. Tutuklama nedenleri ve buna itiraz ile ilgili olarak ‘tutukluluğa itiraz’ başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama Yargılaması Ne Kadar Sürer?

TCK 216 ile ilgili başlatılan soruşturma ve kovuşturmanın ne kadar süreceği ile ilgili net bir bilgi vermek zor olur. Çünkü uygulamada bu sürecin 5 – 6 ay içinde sonuçlandığı olabiliyor. Bazı durumlarda ise yıllarca sürebilir. Bu tamamen; somut olayın özelliklerine, sanığın ve davaya müdahil olanlara, mahkemenin ve savcılığın durumuna vs. bağlıdır. Bununla birlikte bir ceza avukatından hukuki yardım almak sürecin hızlanması bakımından olumlu sonuç doğurur.

Savunma Dilekçesinin Önemi

TCK 216 suçu, yukarıda ayrıntılı olarak bahsettiğimiz üzere sınırları çok net olan bir suç değildir. Bu nedenle diğer yargılamalardan farklı bir süreç söz konusu olur. Buna bağlı olarak savunma dilekçesinin hazırlanmasında oldukça dikkatli olmak gerekir. Çünkü haklı iken haksız konuma düşme ihtimali TCK 216’da diğer suçlara göre daha fazladır. 

Bir savunma dilekçesi hazırlanırken idari amire durum anlatılır gibi yazılırsa o dilekçe hukuken hiçbir sonuç doğurmaz. Kanunun aradığı unsurlara, delil durumuna, olayın oluş biçmine göre hukuki zeminde bir dilekçe hazırlanmalıdır. Bunun için tecrübeli bir ceza avukatından yardım almak büyük önem taşır.

Sonuç

Yukarıda halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçu ile ilgili olarak bilinmesi gereken temel meseleleri ve konunun önemli ayrıntılarını yazdık. Aslında burada kanuni düzenlemeler ve uygulamadaki işleyişi size sunmuş olduk. 

Bunun yanında bilinmelidir ki her somut olay kendine has özellikler barındırdığı için her somut olaya kendine has bir hukuki çare üretilmelidir. Mevcut olay mevzuatın çok farklı yerlerindeki düzenlemelere göre çözülmesi gereken bir olay olabilir. Bunların ihmal edilmesi durumunda ciddi hukuki problemler çıkar. 

Bu şekilde hatalı yahut ihmal edilen işlemlerden kaçınmak için deneyimli bir ceza avukatından hukuki yardım almak önemlidir. 

TCK 216 halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçu

TCK 216 Emsal Yargıtay Kararları

ÖNEMLİ!: Aşağıdaki emsal Yargıtay kararlarını okuyarak yukarıda yazılan detayların uygulamada karşılaşılan hallerini ve bu konularda Yargıtay hakimlerinin ne yönde karar verdiklerini öğrenebilirsiniz.

Belli Bir Kesime Karşı Tahrik Edici Sözlerin Sarf Edilmesi, İfade Özgürlüğü TCK 216

“Şiddeti, silahlı direnmeyi veya ayaklanmayı teşvik eden ifadeler dışında, devletin veya toplumun bir kesiminin hoşuna gitmeyen incitici, rahatsız edici, ürkütücü, bilgi ve düşünceler ifade özgürlüğü kapsamında olup somut olayda, işlenen bir suçu ya da işlediği suç nedeniyle bir kişiyi övücü, yüceltici, sempatikleştirici nitelikte bulunmayıp, bir hükümlü hakkında kendi değer yargısını açıklayan sanığın eyleminde Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının 90/5. maddesi uyarınca uygulanması gereken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gözetildiğinde yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığından yapılan yargılama sonucunda beraate hükmedilmesi gerekir.” (Yargıtay 8.CD., 22.10.2013 2013/13431, 2013/25192). 

TCK 216 Belli Bir Kesime Karşı Tahrik Edici Unsurların Oluşmadığı, Hakaret 

“Devlet hastanesi acil servisinde hekim olarak görev yapan katılanın olaydan birkaç ay önce annesini muayene ederken gerekli dikkat ve özeni göstermediğini iddia ederek şikayet için hastaneye giden sanığın, önceki olaydan dolayı duyduğu kızgınlıkla söylediği sözlerin doğrudan doğruya katılana yönelik olup katılana hakaret etme kastıyla hareket ettiği, halkın belli bir kesimini aşağılama suçunun yasal unsurlarının olayda gerçekleşmediği gözetilerek eylemin TCK 125. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır” (Yargıtay, 8 CD., 05.12.2013, 2012/7743, 2013/28454).

Yakın Bir Tehlikenin Varlığından Söz Edilemeyeceği 

“Sanığın, bazı resmi kurumların yapmış oldukları açıklamalar ve uygulamalarına yönelik eleştiri mahiyetindeki “Basına ve Kamuoyuna” başlıklı basın açıklamasının bütünü gözetildiğinde, geçmiş olaylara ve gelecekte yaşanabileceklere yönelik görüş açıklaması niteliğinde bulunduğu, konuşma sonrasında herhangi bir olay yaşanmadığı gibi yakın bir tehlikenin varlığından da söz edilemeyeceği, AİHS’nin 10. maddesi ve AİHM’nin yerleşik içtihatları birlikte değerlendirildiğinde sanığın eyleminin şiddet içermeyip, ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığından atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi kanuna aykırılık teşkil eder” (Yargıtay HGK,29.02.2012, 2010/7607, 2012/6296). 

Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama Suçunda Düşünce Özgürlüğü

“T.C. Anayasa’sının 13, 14, 25, 26, İHAS’nin 9/2, 10/2, 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, objektif ve tarafsızlıktan uzak, incitici, sayginlığı zedeleyici, rahatsız edici fakat şiddet içermeyen ve şiddet kışkırtıcılığı bulunmayan, yakın tehlikeye neden olmayan beyanlar da düşünce özgürlüğü kapsamında olup suça konu sözlerin söylendiği yer ve zaman gözetildiğinde yakın tehlikeye neden olmadığı cihetle mahkemece mevcut kanıtlar  değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle suçun yasal unsurları oluşmadığından verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, o yer C.Savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi (ONANMASINA), 24.10.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi” (Yargıtay 8.CD., 24.10.2011, 2011/12722, 2011/11522). 

TCK 216 Fiilinde Yakın ve Somut Bir Tehlikenin Saptanmaması 

“Olay akşamı, çalıştığı salonda yapılmakta olan bir düğün sırasında, “oy Kürdistan, Kürdistan adı ne kadar tatlı, dünya alem biliyor, biz savaş yapıyoruz senin için” şeklinde sözler içeren Kürtçe şarkı söyleyen sanığın bu eyleminin şarkının söylendiği ortam ile türkücü olan sanığın etkinliği, düğünün bir olay meydana gelmeden sona erdiği gözetildiğinde kamu güvenliği açısından açık, yakın ve somut bir tehlikenin saptanamaması karşısında, suçun unsurlarının oluşmadığı, AİHS’nin 10. maddesi ve AİHM’nin yerleşik içtihatları dikkate alındığında olayın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin gerektiği gözetilmeden, soyut tehlikeden ve sanığın eylemi ile bağlantısı belirlenemeyen terör olaylarından bahisle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırıdır” (Yargıtay 8.CD., 28.12.2011,2011/14850, 2011/18205). 

Suçtan Doğrudan Zarar Görmeme, Katılma Hakkı 

“Suçun niteliği itibariyle, doğrudan zarar görmeyen müştekinin halkı din farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçundan açılan davaya katılma hakkı bulunmadığından yerel mahkeme tarafından CMUK’un 315. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, müşteki vekilinin temyiz isteğinin reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan temyiz dilekçesinin reddine ilişkin kararın istem gibi (ONANMASINA), 14.12.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi” (Yargıtay 8.CD., 14.12.2009, 2007/8048, 2009/15768). 

Irk veya Bölge Farklılığı Gözeterek Halkı Birbirine Karşı Kamu Düzeni İçin Tehlikeli Olabilecek Bir Şekilde Kin ve Düşmanlığa Açıkça Tahrik 

“Sanığın, ilçe merkezindeki AKP ilçe binası önünde DEHAP’lı bir gruba yaptığı basın açıklamasında “Ulusal ve uluslararası hukuk gereği olarak KADEK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit durumuna son verilmeli, İmralı cezaevi kapatılmalıdır. Yeniden gerginlik ve çatışma ortamına yol açmamak için askeri operasyonlara son verilmeli ve karşılıklı ateşkes sağlanmalıdır.” şeklindeki sözleri ile terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın durumunu tecrit olarak değerlendirmekte olup, güvenlik güçlerince teröre karşı yürütülen mücadeleye son verilmezse ülkenin tekrar çatışma ortamına sokulacağı şeklinde tehdit içeren sözler sarf ederek ve terör örgütünün Türkiye Cumhuriyetine eşit bir güç gibi algılanmasına neden olabilecek şekilde karşılıklı ateşkesten bahsetmek suretiyle ırk veya bölge farklılığı gözeterek halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde kin ve düşmanlığa açıkça tahrik suçunu işlediği anlaşıldığından mahkumiyeti yerine yazılı gerekçeyle beraatine karar verilmesi yasaya aykırıdır ” (Yargıtay 8.CD., 10.11.2009, 2007/8169, 2009/14021). operasyon-

Dini ve Kutsal Değerlere Hakaret TCK 216/3

“Sanığın, “Dünden Bugüne Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin Analizi, Misyonerler Arasında 6 Ay” başlıklı kitap yazarak yayınladığı ve kitapta katılanların mensubu bulunduğu dinle ilgili olarak “Kutsal kitabı yakından incelediğimizde; Hıristiyanların sergiledikleri birçok melanetin kaynağı da ortaya çıkıyordu.” “…Hıristiyanlar tecavüz ettikleri annenin bebeğini öldürüp, kıyma yapıp aynı anneye yediriyorlardı. Bunları da kutsal kitaplarından aldıkları güç ve ilham ile yapıyorlardı.” “…Kutsal kitabın Tanrısının fidyeci, rüşvetçi, obur özelliklerini hayretler içerisinde yine kutsal kitaptan okuyorduk.” “…Yalancı İsa” “..Hıristiyanların kutsal kitaplarının hangi sayfasını açarsanız açın karşınıza İsa’nın yalanı, yalanları çıkıyor “.Vallahi Dallas bile mukaddes kitaptan çok daha mahsundu” “Yahudilerin kutsal kitaplarının hangi sayfası açarsanız açın bir başka anlamsızlık bir başka melanet fışkırıyor” “O Kutsal kitap fahişeliği ve zinayı teşvik ediyor “…Kutsal kitap denilen rezillik abidesi” “…Kutsal kitap mı yoksa haramilerin anı defteri mi” “..Hıristiyanlığın sapık öğretileri ile yetişen papazların…” ” Kutsal kitaplardaki melanetler, çelişkiler ve şeytanı bile isyan ettirecek rezillikler bitmek tükenmek bilmiyordu.” “…Hıristiyanlığın hiçbir zaman ve hiçbir dönemde sevgi dinî değil, kin, nefret ve ahlaksızlık abidesi olduğunu bir kere daha kanıtlıyordu “..Sonuç olarak Hıristiyan İnancına göre ana karninda kazanılan günahkârlıktan kurtulmanın tek yolu İsaʼnın “…Hıristiyanlara göre İsa Allah’ın oğludur diyen katiller, hırsızlar, sapıklar dolandirıcı ve her türlü melaneti taşıyanların ise gideceği yer tam yol cennet!..” “Hiç böyle sapık, böyle iğrenç, bir inanç olur mu?..” “…İsaʼnın tam bir iblis olduğuna karar vereceklerdi.” biçiminde küçültücü değer yargılarını içeren ifadelere yer verildiği ve sanığın eyleminin, 765 sayılı TCY’nin 175/3 madde ve fıkrası ile suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nin halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama başlıklı 216. maddesinin 3. fıkrasına temas ettiğinin anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCY’nin 7/2 ve 5252 sayılı Yasanın 9/3. madde ve fıkraları uyarınca 765 sayılı TCY ile 5237 sayılı TCY’nin ilgili bütün hükümlerinin olaya ayrı ayrı uygulanıp karşılaştırılması suretiyle sanık yararına olan yasa belirlenerek hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, eylemin suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’de karşılığı bulunmadığından suç oluşmadığı biçiminde yerinde olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi kanuna aykırı bulunmuştur” (Yargıtay 4.CD., 13.02.2008, 8084/1478).

Somut Tehlikenin Meydana Gelmemesi, TCK 216 Fiilinin İfade Özgürlüğü Kapsamında Değerlendirilmesi

“765 sayılı Yasanın 312. maddesinde fiilin suç olması için sadece sanık tarafından söylenmesi ve yazılması yeterli görüldüğü halde, 5237 sayılı TCK’da belirtilen hususlar yeterli görülmeyip “… bu nedenle açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” unsuru aranır hale gelmiştir. Gerçekleşen fiilin diş dünyada meydana getirdiği etki ve tepki gözetilmekte, açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkması “halinde” suç sayılmaktadır. Yasanın gerekçesinde açıkça belirtildiği gibi buradaki tehlike “somut” tehlike olduğu yönünde bir kuşku bulunmamaktadır. Söz konusu suçun oluşması için kamu güvenliğinin bozulması tehlikesinin somut olgulara dayalı olarak ortaya çıkması gerekir. Her olayda, somut tehlikenin varlığı aranmalıdır. 

Ayrıca, Anayasanın 25, 26 ve 90’ıncı maddeleri gereğince iç hukukumuzun bir parçası sayılan AÍHS. 9 ve 10’uncu maddeleriyle güvence altına alınan düşünce ve ifade hürriyetinin sınırlarının aşılıp aşılmadığı yönünden de değerlendirme yapılmalıdır. T.C. Anayasasının 26 ve İHAS’nin 10. maddeleri, düşünce hürriyetinin resmi makamların müdahalesi olmadan haber veya bilgi almak veya vermek serbestliğini de kapsadığı gibi haber alma, öğrenme özgürlüğünün özel bir şekilde önemsendiğini hatırlatmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10. maddede garanti altına alınan düşünceyi açıklama özgürlüğünü vurgulayan bir çok kararında hemen hemen ortak bir ifade kullanarak bu özgürlüğün demokratik toplumun başlıca temel taşlarından olup, kişinin ilerleyip gelişmesinin yasal koşullarından birini teşkil edeceğini ve bu özgürlüğün sadece zararsız sayılan haber ya da fikirler bakımından değil, aynı zamanda, devlet yahut halkın bir bölümü için aykırı, kural dışı veya endişe verici cinsten olanları da içerebileceğini, demokratik toplumun vazgeçemeyeceği ve açık fikirliliğin gereği olduğunu kabul etmiştir. 

Somut olayda; davaya konu bildiri bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, içeriği itibariyle toplumda hiç bir tepki meydana gelmediği, açık ve yakın bir tehlikenin mevcut olmadığı, bu nedenle ifade özgürlüğü kapsamında kalıp 5237 sayılı TCK’nın 216. maddesindeki tanımlanan suçun unsurlarının oluşmadığı ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı biçimde mahkûmiyetine karar verilmesi yasaya aykırılık teşkil eder” (Yargıtay 8.CD., 04.06.2012 2010/12318, 2012/18956).

TCK 216 Suçunun Sübuta Ermemesi 

“Oluşa, davaya konu tek sayfadan ibaret “Y.. De.. Ge..” adlı derginin özel 128. sayısı ve tüm dosya içeriğine göre; sanığın eyleminde, işlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi övme veya halkı kanunlara uymamaya tahrikin söz konusu olmadığı gibi, resimdeki insan figürünün elindeki nesnenin de ne olduğunun duraksama ve kuşkuya yer verilmeksizin anlaşılmaması karşısında sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi yasaya açıkça aykırıdır” (Yargıtay 8.CD., 12.11.2007, 9246/7574)

Bu makale faydalı mıydı?